|
Bismillah... "İslam İslam'dır" dendiğinde...
Belki de bu çarpık duruma binaen birilerine İslam'ı beğendirmek mümkün olmuyor. 'Ilımlı'sını da istemiyor 'ılımsız'ını da, 'modern' olanını da istemiyor 'geleneksel' olanını da... Adama 'İslamlardan İslam beğen' desen, söyleyecek yeni sözü de yok. Bekliyor ki dışarıda bir kavram daha üretilsin ve kendisine servis edilsin. İslam'ı bu kadar yaban tanımlara mahpus hale getirip bir de hepsine itiraz şerhi koyunca, bu kadar yazar, gazeteci, aydın hakkında bir algı hatası da oluşuyor. Belki de geniş bir kitle şöyle diyor: 'Bu insanların İslam'ın filan çeşidiyle falan türüyle değil, İslam'ın kendisiyle problemi var!' Haydi şimdi çık çıkabilirsen bu kördüğümün içinden.
İslam hakkında sürekli yazı yazan, ya da hemen her TV kanalına çıkıp konuşan insanların kendileri için oluşturduğu imaj negatiftir çoğu kez; ancak bunun farkında değiller. Zira bu kişilere 'İslam İslam'dır; ılımlısı ılımsızı olmaz' dediğinizde de sonuç değişmiyor. Yanlış tanımlar üzerine yapılan doğru eleştiriler de güme gidiyor o zaman. Tıkanmanın iyice hissedilir hale geldiği bu noktada tanımlar hep dışarıdan yapılınca meseleyi içeriden görmek ya da her iki bakış açısını da kuşatacak bir nazar-ı küll ile hadiseyi ihata etmek mümkün olmuyor. İşte tam bu noktada kör dövüşünü andıran bir demagoji yığınağı inşa ediliyor ve mesele, feci bir medeniyet krizine doğru sürükleniyor.
Buraya kadar yapılan özetin özetine bakarak diyebilirsiniz ki: 'Tamam yaban kavramlarla yeni oluşum ve değişimler doğru analiz edilemiyor; asli öneri nedir ki boşlukta dolaşa dolaşa yorgun düşecek müphem bir çembere teslim olmayalım?' Çıkış yolu var aslında: Üzerine kafa yorulan kavramlar şayet bizim düşünce dünyamıza yönelikse bu kavramların bizdeki doğru karşılıklarına bakıp onların açılımlarını güncellemek gerekiyor, bu bir. İkincisi, sosyal bilimlerin ürettiği anlayışları bizdeki farklılığı gözeterek bir daha okumak şart; çünkü sosyal yapılardaki farklılık kes-yapıştır kolaycılığını reddediyor.
Aksi takdirde bu kadar karışık kafadan bu kadar hırıltılı ses çıkmasını yadırgamayalım. Sonuçta olacağı budur. Mesela İslam'ın kendi kelimeleri, terimleri, mecazları, teşbihleri, temsilleri... vardır; o çerçevede oluşan kavramları da vardır. İslam dünyasındaki tefekkür burçlarının uzun bir zamandan beri delik deşik olduğu aşikar; ancak devasa bir yazılı kültürle karşı karşıya olduğumuz su götürmez bir gerçek. Oradan başlanacak bazı fikrî girişimler olduğuna şüphe yok. Kes-yapıştır türünden yapılan analizler, toplumu bir deli gömleğine mahkum ediyor. Ve toplum medya yoluyla dayatılan her role direniyor hatta isyan ederek sezgisinin gücünü konuşturuyor. O yüzden vatandaş gazetecinin yorumlarına güvenmiyor, gazeteci de ona 'bidon kafa' diyebiliyor.
Koca koca adamlar fırlıyor ekranlara, başlıyor İslam hakkında konuşmaya. 'İyi de güzel kardeşim bu konuştuklarının hepsi tevehhüm gücüyle oluşturulmuş hayali bir tecessümden öte bir şey ifade etmiyor' diyemiyorsunuz. Deseniz de anlamıyor zaten. Bilmem hangi sosyoloğun bilmem hangi hipotezine binaen kesilen ahkamı tartışılmaz bir nassmış gibi görüyor. Diyemiyorsun ki gerçeğin tamamını anlamak için başkasının resmettiği manzarayı sadece bir pencereden teyit etmek yetmez. Zaten bu yaban bakışla ve çarpık açıyla manzaranın tamamı gözükmez; çünkü bahse medar olan toplum da onun mizaç ve karakteri de bambaşka gerçekleri işaretliyor. Dönelim meselenin aktüel boyutuna. Türk medyası döndü dolaştı yine aynı yere geldi; her meseleyi inanç çerçevesinde tartışıyor şimdi. İtiraf etmek zorundayım ki bizim medya, kendi toplumunun dinini maalesef iyi bilmiyor; bu kafayla öğrenmesi de mümkün görünmüyor. İslam hakkında konuşuluyorsa öncelikle İslam'ın kendi ürettiği kavramlara yönelmek gerekiyor. İslam kendi içinde aşırılığa da itidale de isimler vermiş mesela. İşin doğrusu; Kur'an'dan, hadisten, icma ve kıyas kültüründen süzülen devasa bir terminoloji var karşımızda; ancak kütüphanelere sığmaz bu muhteşem zenginliğe tenezzül (!) eden yok. 'Sırat-ı mustakim nedir, ölçüleri nelerdir' deseniz cevap alabilir misiniz mesela? Bu çerçevede ifrat, tefrit, fırak-ı dalle, hidayetin mertebeleri gibi kavramları peşi peşine sıralasanız kim anlar ayrıntılarda yatan büyük farkları? Kendi medeniyet atlasımıza dair tarama sözlüğüne ulaşmak meselenin daha ilk basamağıdır, sonrasında çok daha iç içe girmiş halkalar var ki bu toprakların aydını bu kavram zenginliğine henüz ulaşabilmiş değil. Biraz da bu nedenle temel meselelere çözüm üretmekte kifayetsiz kalıyor.
vesselam
|