Üyelik tarihi: 28.02.2007 Teşekkür etti: 21
21 Teşekkür 16 Mesaja aldı
| saidi nursi kimi mujdelemis 23 Mart 1960’da Ebed-i âleme göç eden çağımızın büyük mütefekkirlerinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri’ni vefatının 43. yılında rahmetle anıyoruz! BEDİÜZZAMAN HZ.’LERİNİN İŞARET ETTİĞİ CEMAAT Mensup olduğumuz İslamî hareket bundan seneler öncesinden gerçek İslam âlimleri tarafından da anılmakta idi. Bu yazımızda hareketimizle ilgili olarak Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri’nin sözleri ve risalelerini bir kez daha gözden geçireceğiz. 13.8.1983 tarihinden 75 sene önce yani 23 Temmuz 1908 senesinde, İstanbul’un Ayasofya’sı yakınında Mısır’dan teşrif buyuran El-Ezher Üniversitesi’nin bir profesörü Bediüzzaman Said-i Nursi Hz. ile görüşmüş ve kendisine aynen şu soruyu sormuş: „Sizin hâlen Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’de mevcud bulunan hürriyet ile Avrupa’daki hürriyet (medeniyet) hakkında görüşünüz nedir?“ Bediüzzaman Said-i Nursi profesörün sualine (şu anda meydana gelmiş hareketimizi ve ilanı yapılan Hilâfet Devletini doğrudan doğruya işaret edercesine) şöyle cevap veriyor: „Ben şunu söyleyebilirim: Osmanlı Devleti Avrupa’ya gebe kalmıştır. Ya er ya da geç bunu doğuracaktır. Avrupa medeniyetiyse Osmanlı’dan gebedir. Er-geç doğurup bunu meydana getirecektir!“ Değerli okuyucular! Buradaki doğum mecazi anlamda kullanılmıştır. Avrupa’dan doğacak olan, Avrupa’da meydana gelecek olan İslamî harekettir, Hilâfet hareketidir! Görüldüğü gibi 23 Temmuz 1908 tarihinde İstanbul’da Bediüzzaman içinde bulunduğu bu mübarek harekete işaret etmiştir. Hicrî 1400 ve 1411: Yine Bediüzzaman Hazretleri, hicrî ve miladî bir kaç tarihe daha işaret etmektedir. Örneğin Hicrî 1401, miladî 1981 tarihinde inançsızlarla mücadele zamanının başlayacağına işaret ediyor. Bu tarihte bilindiği üzere Merhum Halîfet’ül-Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) büyük davanın tohumunu atmak için Almanya’ya hicret etti. Said-i Nursî Hazretleri hicrî 1411, miladî 1991 tarihine de işaret ediyor. Said-i Nursi, cifir hesabıyla bu tarihleri hesapladığı ve gaybı da Allah’dan başkası bilemediği için elbette hata etmiş olabilir. Ve hicrî 1412’de Anadolu Federe İslam Devleti ilân edilmişti. Yine Merhum, Mehdi’nin Hicri 1400 yıllı başında göreve başlaması gerektiğini vurguluyor. Ve diyor ki, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şakirdleri olabilir. Böylelikle Said-i Nursî Hazretleri hicrî 1400 yıllarında cereyan etmiş olan hareketimizin mümessillerine burada da işaret ediyor. Yine Merhum Said-i Nursi, „Sikke-i Tasdik-i Gaybi“ isimli kitabının 85. sayfasında şöyle diyor: „Hicrî 1414 yılına işaret: Bediüzzaman Tevbe Suresi’nin „Yuridune en yutfiu nurellahi...“ ayet-i kerime’sini tefsir ederken, bu ayet-i kerime’nin Sevr anlaşmasına, İslam düşmanlarının Kur’an nurunu söndürmek için harekete geçtikleri tarihe parmak bastığını belirtmektedir. Bediüzzaman bu tefsirin son kısmında şöyle diyor: „Eğer şeddeli „mim“ dahi şeddeli „lam“lar gibi bir sayılsa, o vakit binikiyüzseksendört eder. O tarihte Avrupa kâfirleri Devlet-i İslamiyye’nin nurunu söndürmeğe niyyet ederek on sene sonra Rus’ları tahrip edip Rus’un doksanüç muhareb-i meşumesiyle Âlem-i İslam’ın parlak nurunu muvakkat bir bulut perde ettiler.
Fakat bunda Risail’in-Nûr şakirdleri yerinde Mevlana Halidin (k.s.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli „lam“lar ve „mim“ ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazreti Mehdi’nin şakirdleri olabilir. Her ne ise bu nurlu ayetin çok nuranî nükteleri var.“ Burada dikkat çekici husus şudur: Eğer şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa o zaman Hicri 1414, Rumi 1419 tarihi karşımıza çıkmaktadır! Ey Hz. Mehdi’nin Şakirdleri: Bediüzzaman Hazretleri’nin bundan seneler önce kalp gözüyle ve Allah’ın yardımıyla işaret ettiği tarih, hicrî 1414 yılı, İslam ümmetinin yeniden vahdeti açısından önemli bir tarihtir. Niye? Çünkü hatırlarsınız, bu tarihte, yani 26 Ramazan 1414’e tekabül (8 Mart 1994)’de Merhum cennetmekân Halife-i Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu Ramazan ayında, bin aydan daha hayırlı olan Leyle-i Kadir’de Peygamber minhacı üzere Hilâfet-i İslamiyye’yi ilan ve ihya etmiş ve dünya müslümanlarının daha fazla İmam’sız ve Halife’siz kalmalarına son noktayı koymuştu. Bediüzzaman Hazretleri’nin Kudsî Cemaatın Üç Büyük Vazifesini Bildiriyor: „Birincisi: Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Âl-i Resul’ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyetine ve seyyidler cemaati yapacağına Rahmet-i İlahiyye’den bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazreti Mehdi’nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir proğram yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şâkirdlerdir. Ne kadar da az olsalar, mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile Şeâir-i İslamiye’yi ihya etmektir! Âlem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı İlâhiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır. Üçüncü vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok Ahkâm-ı Kur’aniye’nin zedelenmesiyle ve Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasiyle O zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlariyle ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.“ (Emirdağ Lahikası, c. 1, s. 261, Tenvir Neşriyat, İst.) Allah Resulü bir hadis-i şerif’inde şöyle buyurmaktadır: „Bir takım insanlar çıkacak ve Mehdi (a.s.) için ortam oluşturacaklardır!“ (İbn-i Mace) İşte görüldüğü gibi Merhum Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri bir çok söz ve eserlerinde mensubu olmakla daima gurur ve şeref duyduğumuz bu Peygamber hareketine işaret etmiş ve İslam güneşinin batıdan yani Avrupa’dan doğacağını müjdelemişti. Ne mutlu bu Peygamber davasına mensup olup zorlu yolda azim ve cesaretle yürüyen bizlere!.. Cenab-ı Hakk, ümmetin beklediği ahir zaman Mehdi’sine ortam hazırlayan bu mübarek cemaattan bizleri ayırmasın ve ayaklarımızı sabit kılsın!
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |