Üyelik tarihi: 11.07.2007 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Davanın temel felsefesi yine laiklik. Birinci tezim şu: Onlar, laikler gerçekte laikliğe de uymadılar. Osmanlı’nın çöküşünde modernleşme önemliydi. Batı hayranlığı bu çöküşün baş aktörüdür. Kendi öz kaynaklarımız yerine Batı Leviathan’ı ve ulus devlet kavramlarının yerleşmesi din dışı reformculuk ateşini alevlendirdi.
Ancak, modernleşme demek çatışan sınıflar demekti. Oysa İslami bir toplumda bu istenmeyen birşeydi. Aynı süreç, gariptir ki, cumhuriyette de devam edecekti, Batı gibi oldular, ama sınıfsız kaynaşmış bir kitle olarak! Cumhuriyetin hep Osmanlı’yı tersyüz etmiş bir aynısı olduğunu söylerim.
Çatışmadan kaçıyorlardı ama bunu suyun altına ittirdikçe daha fazla yüzeye sıçradı. Bölücü ve gerici isyanlar. Merkezle çevrenin çatışması. Gelişen işçi sınıfı ve sol ideolojilerin dinsiz çıkışına karşı devletin dini etkinliğe başvurmasıyla tarafsızlığını yitirmesi hep Batı laikliği gelişiminin tersine gidişlerdi. Dinin, hem merkezden uzaklaşması hem denetim altına alınmak istenmesi cumhuriyet tarihi boyunca irtica teriminin her gün tartışılması ve demokrasinin askerlerce hep tartaklanması sonucunu doğurdu.
Laikliğin dinsizleşme doğrultusuna düşürülmesiyle, daha fazla dindarlaşma isteklerini siyasetçiler ve tarikatlar yönetti . Resmi görevlilerle sivil halkın zıtlaşmasında din hep birinci planda oldu. Askeri yapının hep laik seçkinci yapıda olması. Memur sınıfının modernleşmeyle sivilleşmeden çok bürokratik bir hazineden geçinmeliler sınıfı oluşturmasına halkın tepkisi.
2. İkinci tezim ise: Hem İslam ülkesi hem laik olunmaz. Teokraside devlet dine bağlıdır, Tibet gibi. Krallıkta ve monarşide din devlete bağlıdır, İngiltere gibi. Laiklikte ise ikisi ayrıdır, ABD, Belçika gibi.
Laiklik taraftarları, devletin din konusunda tarafsız, nötr olması gerektiğini söylerler. Memurlar bir dine mensup olabilir ancak hiçbir din gösterisinde bulunamaz derler.
Türkiye’de Tanzimat devrinde her alanda ikilik başladı, sonunda Batılılaşma kazandı.
Laiklik taraftarları, laikliğin iki yönünden söz ederler. İlki, devletin dinin etkisinden korunması, ikincisi dinin siyasetten korunması. ancak denge korunamamış, hep bunlar birbirine karışmıştır. Bu sebeple hiçbir İslam ülkesinin laik olduğu söylenemez. Türkiye İslam ülkeleri arasında tek laik ülkedir, cümlesi büyük bir yalandır.
Laik, din ve ruhbanlıkla ilgisi olmayan demektir, ama bu tanım dinsizlik gibi bir anlama gelir. Dinle ilgisiz demek dinsiz demek değildir, ancak hem dinle ilgisiz olup hem dine baskı yapılırsa bu dinsizlik anlamına gelir. Dinin kendi gelişimine mani olan, onu bozan ve isyan ettiren de laik devlettir. Devlet, hem dinle ilgim yok der, hem de dini teşkilatı kurar, dinde reforma kalkışırsa bu dinsizliktir.
İslam toplumları laiklikten habersizdi. Yunan-Latin köklerinden gelen ve demos denilen siyasi topluluk iki sınıfa ayrılıyordu ve laikoi/laici ve klerikoi/clerici zıtlaşması Hıristiyanlık ve Musevilik için geçerliydi. Oysa İslam toplumlarında ruhban sınıfı ile halk ayrımı yoktu. Ruhani ve cismani diye ikilik yoktu. İşte laikos sıfatından Fransızcaya giren laik kelimesi böylece dillere girdi.
Laiklik denilen sistemi felsefi olarak tanımlayan düşünürlere bakıldığında, laikliği insan aklına ve ilerlemeye iman etmeye kadar götürdüler, dine karşı tarafsızlık giderek düşmanlığa yöneldi.
Laikliği siyasi olarak tarif edenler ise, bunu liberalizmin kaynağı yaptılar. Demokrasinin gereği oldu. Dini dışarda bırakan hukuk ve ekonomi sistemleri buna yaslandı. Devlet, dine dayanan kanunlar yapamaz, dinlerin iç işlerine karışamazdı. Tabii uygulamada, özellikle İslam toplumlarında bunlar aynen uygulanmadı. Laiklik bir ideoloji, bir siyaset tarzı haline geldi. Demokrasinin temeli, gitgide hoşgörüsüz bir siyaset oldu. Buna mukabil hala, laiklik deyince din ile devlet işlerinin ayrılması diye, kandırıcı, zararlı, tanımsız bir tanım yaparlar.
Kavramın tarihine bakıldığında, sekülarizmin gelişimiyle birlikte doğduğu açıktır. Roma sekülaristti. Sonra Hıristiyan Avrupa geldi. Onu da yıkan bireycilik, çağdaşlaşma, uluslaşma bugüne damgasını vurdu. Milli kiliselerin doğup, Papalıktan ve krallıklardan ayrılan özerk kiliselerin ve burjuva devrimleriyle işçi sınıfı devrimlerinde temel felsefe sekülarizm, yani dinden bağımsız, aklın egemenliğine dayalı gelişme. Milliyetçilikte, demokrasi ve liberalizmde temelde bu fikir vardı. Osmanlı, kavramı ladini diye karşıladı, yani dinsiz. Ama, cumhuriyet kavramı varlığının temel nedeni haline getirdi, laikliğe iman etmiş bir milliyetçilikle birleştirdi. Cumhuriyet, protestan ülkelerdeki din ile devletin iki ayrı varlık, iki özerk alan şeklindeki kavramından ziyade, devletin dini egemenliği altında tuttuğu Katolik ülkelerdeki kavramı abartarak kullandı. Bizans imparatorluğundaki gibi, dini denetleyen ve yöneten bir devlet, yani sezaropapism. Bunun adı cumhuriyetçilik, radikalizm, devletçilik, elitizm, halkçılık, milliyetçilik olarak görülür. 6 Ok bunu ifade eder.
(Altındal, Duverger, Kubalı, Sinanoğlu, Daver, Özek, Bayur, Poroy, Başgil, Taplamacıoğlu, Mardin...)
__________________
"emrolunduğun gibi dosdoğru ol-Kuran, Hud:112"
|