| Kürt Kimliği Bismillah..
Bir televizyon kanalında sözüm ona bir bilim adamı ulusalcılık adına "Kürtlerin kimliği yoktur" dedi. "Etnos" kelimesinden yola çıkarak etnisitesinin farkında bulunanın kimliğe ulaşamayacağını söyledi. Sözlerinin mefhumu muhalifi ile kimliğin ancak kültürle söz konusu olabileceğini belirtti.
Sırf Kürtlerden oluşan köyler, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ilçeler, kentler yok mu? İnkarı kabil olmadığına göre bu insanların bir arada yaşamayı becerdiklerinde şüphe yoktur. Kültür "hayat tarzı" olarak da tarif edildiğine göre bir toplumun hatta topluluğun kültürsüz olmasına imkan yoktur. Kültürün olduğu yerde de kimliğin bulunması gayet tabiidir. Ayrıca bir delil aramak cahilliktir.
Kimliği belirleyen üç ana unsur vardır: din, coğrafya, tarih. Din bir milletin vicdanını dokumakta, ona şahsiyet üniforması giydirmekte en büyük etkendir. Hayatın düzenlenmesinde de birinci faktördür. Coğrafi özellikler, şartlarını bütün yaratıklara olduğu gibi insanlara da dikte ettirir; kutuplarda yaşayan insanla ekvatorda yaşayan insan farklı bir hayat üslubu kurmak zorunda kalır. Tarih toplumların hafızasıdır; zaman içinde edinilen tecrübe en önemli rehberdir.
Zannedildiği gibi dünyada kök itibarıyla çok fazla millet yoktur. Fakat her canlı organizma gibi milletler de zaman içerisinde değişirler. Kürtlerle aynı kökten geldiğimize inanıyorum; inanıyorum değil, bunu biliyorum. Fakat tarihi akışta dilimiz farklılaşmıştır. Keza Bulgarlarla da aynı kökten geldiğimize şüphe yoktur. Onlarla da dilimiz farklılaşmıştır. Bir de Bulgarlar Hıristiyanlığı kabul ettiklerinden aramızda kimlik ayrılığı husule gelmiştir. İşte, bilim bu dillerin niçin farklılaştığını izah etmelidir; ediyor da... Fakat kim okuyor, kim dinliyor. Yeryüzünde İngilizce konuşan pek çok millet var; dil belirleyici olsaydı hepsini aynı milletten sayardık. Dil kimliği oluşturan bir unsur değildir; ancak kimliği ifade aracıdır. Dil değişik kimlikleri ortadan kaldırmaya yetmez; yetseydi, tarihin karanlık zamanlarından beri Arapça konuşan halkları bütünleştirirdi. Bütünleştirmedi; çok değişik coğrafi şartlar aralarına dillerinin gideremeyeceği ayrılıklar koydu. Türkler ve Kürtler ayrı kökten gelmiş olsalardı dahi bin yıldan beri aynı dini, aynı coğrafyayı, aynı tarihi paylaşıyorlar. Dolayısıyla birinin kimliği ne ise diğerininki de odur.
Kimlikler üç yerde müşahede edilir: mabetlerde, mezarlıklarda, muhataralı evliliklerde. Şam'daki Emeviye Camii ile Süleymaniye'yi karşılaştırınca aralarındaki farklılıklar barizdir; zira bunları yapan milletlerin kimlikleri farklıdır. Oysa Pötürge'nin sırf Türklerin yaşadığı köyündeki bir camii ile Edirne'nin bir tane Kürt'ün bile yaşamadığı bir köyündeki camii mukayese edersek, hiçbir farklılık bulamayız. Kimlikler sadece mabedin mimarisini etkilemekle kalmaz; mabetler karşısındaki tavırları da belirler. Bayezid Camii'nde yazları Arapların uyuduğuna rastlarız; fakat ne bir Türk ne de bir Kürt onların yaptığı gibi camide uyur. Mezarlıklara ve türbelere bakarsak, Arap mezarlığı ile türbelerinin bizimkilerden farklı olduğunu görürüz. Fakat bizim mezarlık ve türbelerimizi Türk-Kürt olarak ayırt etmek mümkün değildir.
İki ayrı millete mensup kişilerin evliliklerine muhataralı evlilik diyoruz. Jivkov döneminde Bulgaristan'daki Türklerin ad değiştirmeleri gündeme geldiğinde üç yüz bin civarında Türk'le Bulgar evliydi. Bunların yüzde doksan altısı boşandılar. Toplumda estirilen farklılık rüzgarları değişik kimlikli insanları birbirinden kopardı. Kırk yıldan beri politikacılarımız, sözde bilim adamlarımız ve aydınlarımız "Kürt kimliği", "Türk kimliği" diye bağırıyorlar. Elimizde istatistikî bilgi yok; fakat en azından iki milyonun üzerinde Türk ve Kürt evlidir. Bu kadar tahrike rağmen "sen Kürt'sün" yahut da "sen Türk'sün, seninle durmam" isnadıyla açılmış bir dava adliyeye intikal etmemiştir.
Neden? Türk'le Kürt'ün kimliği aynıdır da ondan. Sahip olduğumuz coğrafyada yaşamak istiyorsak, en azından son dönem tarihimizi birazcık bilmeliyiz. Lozan'da biz de İngilizler de Musul ve Kerkük'ten vazgeçmek istemedik. Biz halk oylaması yapılmasını talep ettik. Çünkü biliyorduk ki o bölgede yaşayan Türkler ve Kürtler kendilerini bir hissetmektedirler ve bizi tercih edeceklerdir. Bunu İngilizler de bildiklerinden Milletler Cemiyeti'ni devreye sokmaya çalışıyorlardı. Nihayet şartlar izin vermediği için İngilizler isteklerini gerçekleştirdiler. Bu yıllarda Lawrence'in, hükümetine verdiği bir rapor var: Onda "Türk'ü ve Kürt'ü ayırmak için yüz yıl çalışmamız gerekir" diyor. Aradan doksan yıl geçti ve bakın ne hale geldik. Tarihi bilirsek, birbirimizin boğazını sıkan ellerimizin nereden idare edildiğini idrak ederiz.
Mehmed Niyazi-ZAMAN.
vesselam |