![]() Üyelik tarihi: 05.11.2007
Mesajlar: 327
Teşekkür etti: 5
12 Teşekkür 7 Mesaja aldı
| Serdar Akinan:Kırılma noktasındayız!.. ![]() Serdar Bey, özellikle Akşam’da yayınlanan yazınızdan başlamak istiyoruz. “Kansız olmaz” diyorsunuz. Ne kansız olmaz, niçin kansız olmaz? Herkesin farklılıkları dışlayarak vatanseverlik ortak paydası üzerinden tesis ettiği müştereklik...Yazıda da aslında temellendirmeye çalıştım. Türkiye Cumhuriyeti adını verdiğimiz şu andaki rejimin kurucu felsefesi var. Her ne kadar darbelerle kesintiye uğrasa da nihayetinde bir temel anayasa var. Yani bir temel fikriyat var. O temel fikriyat, biraz kafayı çalıştırıp, biraz tarih okursak 88 yıl önce 90 yıl önce hangi siyasi, ekonomik, ideolojik çatışmalar üzerine gelişti ve bunun karşısında kim nasıl durdu? Bu emperyalist paylaşımda bir grup insan bir araya gelip, neyi nasıl değiştirdi ve çok ciddi kan döküldü. Hepimizin, kendini Türk olarak tanımlayan herkesin atalarının, dedelerinin hatta çok da uzağa gitmeye gerek yok, kanını döktüğü, her şeyimizi verdiği bir süreçte o metin ortaya çıktı. Ben ona o çerçevede bakmıyorum. Yani gerçekten bu felsefi bir yaklaşımdır ve tam bağımsızlığı savunan bir yaklaşımdır. Evet, dolayısıyla şu andaki AKP iktidarının da ortaya çıkış şartlarına, son beş yıldır büyük bir “başarıyla” sergiledikleri performansın temel etkilerini eğer değerlendirirsek ben bu son türban konusunda attıkları adımla temel, ruh sorunu olduklarını düşünüyorum. Bunun ben tam tersi Türkiye’nin o günkü yani 80-90 yıl önceki şartlarla bugünkü zamanın durumunu kavramak adına söylüyorum böyle bir uyum sağlanabilir ama bunu AKP gibi kendini İslâmcı diye çevrelere sunan ve bir yandan da aslında doğrudan işbirlikçi olanların bu kadar basit yapamayacağını düşünüyorum. O yüzden de tarihe bakın, bu işler hep kanla olur, kanla olacak diyorum. Tam bu noktada Sayın Genelkurmay Başkanı Amerika’da bir açıklama yapmıştı. Biz bunu kapaktan vermiştik. “1919 şartlarındayız” demişti. Çok önemli bir açıklama. Sizin yazınıza paralel değerlendirdiğimiz vakit daha bir ehemmiyet arz ediyor. Bu söz üzerine ne diyeceksiniz? Bunu söyleyen Büyükanıt mıydı? Evet... Ben öncelikle bir çok insandan farklı olarak şu andaki komuta kademesine bel bağlanmasını, herhangi bir şekilde onlardan medet umulmasını, sözleriyle değil yaptıklarıyla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani e-muhtıra veren de bunlar. Dolayısıyla ciddiye almıyorum, ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Kişi her zaman kendisinin etrafına bakmalı diye düşünüyorum. Türban hadisesini anladığım kadarıyla anti-emperyal mücadeleyi sulandırmak maksadıyla ortaya atıldığını düşünüyorsunuz. Yanılıyor muyuz? Evet. Yani Amerikan’ın varlığını, işgalini meşrulaştırmak ve anti-emperyal ruhu sulandırmak maksadıyla “İslâmcı” hükümet tarafından bilinçli olarak ortaya atıldığını düşünüyorsunuz. Şimdi bu sizin söylediğiniz cümledeki kavramlara teker teker bakalım. Ne İslâmcı bu hükümet... Ne de bize anti-emperyalist diye sundukları şeyler anti emperyalist, bizatihi emperyalizmin kendileri bunlardır bence. Çok açıktır bu çok nettir. Tartışacak bir şey yoktur. Sadece kimlerle yatağa girdiklerine bakmak gerekir diye düşünüyorum. Yani görünen köy kılavuz istemez. Sevr’de kim bize neyi dayattıysa aynı ideolojiler, Amerika’sı, İngiltere’si, AB’si, aynı yapı sonuçta karşımızda. Bunlar da gücünü oradan alıyor. Yani bugün İsrail’in yaptıklarını bunlar açık açık tel’in edebiliyorlar mı? Bunu söyleyebiliyorlar mı? İsrail siyonisttir, şeytandır diyebiliyorlar mı? Diyorlardı gençliklerinde, demiyorlar şimdi. Ben bu bir turnusol kağıdıdır diye düşünüyorum. Dolayısıyla milli bir politika olmadıklarını düşünüyorum. Milli olmadıklarını düşünüyorum, samimi de bulmuyorum. Peki yüzde 87 Amerikan düşmanlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence en büyük paradoks burada. Çünkü birey bazında bence bireyde bir çürüme oldu, bir bozulma oldu. Yani Kemalist ideolojinin en büyük yanlışlarından biri kültürel taşlarımızdan birini çekmesi oldu. Yani nasıl ki o çağın gereğine göre kaçınılmaz bir şekilde diyanet denen kurum o cemaatlerin bir takım tasavvufî hareketlerin eline ikram edildiyse, o ister istemez bireyi çürüttü. Mesela ben imam hatiplere karşı değilim. Niye değilim? Çünkü o kadar önyargılı olmamak gerekir diye düşünüyorum. Ben kendi çocuklarımdan, kızlarımdan görüyorum, özel okullarda okuyorlar ve ideolojik olarak, hayata duruş olarak bir bozulma içindeler. Disiplin algısı içinde değiller. Ha... İmam-hatip bunu ne ölçüde verir, bilmiyorum ama bu kadar önyargılı değilim. Bir yandan da tabi, imam hatiplerin yetiştirdiği kuşakların bugün Ankara’nın yönetim kadrolarında olduğunu düşünürsem de oradan da bir hayır beklemiyorum. Açıkçası nereden bir ümit göreceğiz, nereden bir çıkış yolu bulacağız bilmiyorum ama bir şekilde de o yolun kendi kendine açılacağını düşünüyorum ben. Çünkü o maya bu topraklarda var diye düşünüyorum. Yine Tayyip Erdoğan’ın Madrid’de veya Batı’da yapmış olduğu bir açıklama var. “Biz batının ahlaksızlığından başka hiçbir şey almadık” diye. Ve buna dair çok güzel bir yazınız vardı. Şimdi asıl ahlaksızlığı yapan bence o yüzde 87 dediniz ya, o cümleyi tam bitiremedim onu biraz açayım. Aslında tam olarak örtüşüyor bu ikisi. O yüzde 87 bir yandan Amerika’ya karşı, Amerika’nın bu bölge için, Müslümanlar için, Türkler için bir tehlike olduğunu görüyor, hissediyor. Irak’ta bir milyon insanı öldürdü, Bosna’da öldürdü, tecavüz etti, Afganistan, Pakistan... Yani bunlar bizim kardeşlerimizi öldürdüler. Şaka değil!.. Aynı adamlar günü geldiği vakit, orada kültürel bir bozulma var belki bilemiyorum ama anlamak gerekir, o bireyi incelemek gerekiyor. Adeta bir sadaka kültürüyle, kredi kartı borcu... Bu televizyonların çok büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani 90’lı yıllardan itibaren o kadar çok televizyon, o kadar çok eğitimsizlik, içi boşaltılmış bir eğitim sistemi, insanları öylesine bir köleleştirme sürecine soktu ki körü körüne, o Marx Weber’in tespiti vardır, yığınlar, sadece kendi geleceklerini düşünen şuursuz kitleler... O hale getirilmiş olduğunu düşünüyorum. Ve sorduğu vakit görüyor, “evet Amerika bir tehdittir, Müslümanları öldürüyor, yarın bir gün bu adamlar beni de öldürebilir” diye düşünüyor fakat sandığa gittiği vakit de “benim iki ay sonra kredi kartı borcum var, ben aç kalırım” korkusuyla o mührü oraya vuruyor. Ben bunu bu kadar açık görüyorum. Ama bıçak kemiğe dayandığında evet ekmek önce gelir ama ekmekten önce gelen şeyler de olabilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla eğer birleştirirsek her ikisini, ben bir yandan çok ümitsiz gibi gözükmekle beraber hâlâ bu toprakların mayasına inanıyorum. 1 Mart tezkeresinde siz gazeteciydiniz ve o süreci çok daha yakın takip ettiniz. 1 Mart tezkeresinin hemen öncesinde Yaşar Yakış ki kendisi o zaman Dışişleri Bakanıydı, “Bağdat’a ilk bomba düşer düşmez paramızı isteriz” şeklinde bir açıklaması vardı. Fakat bu çok unutturulmak istenen bir şey, çok fazla insanların görmediği, bilmediği, duymadığı, en azından unutturuldu. Buna siz ne diyorsunuz? Bunların ne ilk ne de son bu tür ifşaatları. Benim “Neo-Takiyye” diye bir kitabım var. orada mesela ısrarla bunu yazıyorum. Hakikaten sadaka ister gibi gidip öteki mahallelerde köpeklik yapan bir anlayış bu. Gidip Beyaz Saray’da “bana üç lira ver, beş lira ver.” Ali Babacan bu pazarlığı yaptı mı, yapmadı mı? Karşılığında bir şey istendi mi, istenmedi mi? İlla yazılı metinlere bakmak gerekmiyor. O bomba nereye düşüyordu acaba... onu düşünüyor mu bu insanlar bilmiyorum. Tarih, Allah’tan bir yandan da yazılı bir tarih, çok güçlü bir şekilde geliyor. Bunları yazacak diye düşünüyorum. “Camiler kışlamız müminler asker” diyen Tayyip Erdoğan’ın Irak’ı işgal eden Amerikalı askerlerin memleketlerine dönmesi için dua eden bir insan haline gelmesini, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela 28 Şubat bu mânâda bir kırılma noktası olabilir mi? Aynı şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın birkaç aylık cezaevi macerasından çıkar çıkmaz ilk mülakatını Zaman Gazetesi’ne vermesini, orada yapmış olduğu ifşaatları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kere hazin buluyorum ama bence sanıldığından daha uzak Fethullah Gülen cemaatine. Abdullah Gül daha yakın diye düşünüyorum. Bir çok gösterge var. Uzun uzadıya anlatmak fırsatım olmaz ama hep yazılarımda da bunu savunuyorum. Yani o büyük bir operasyondu. Tayyip Erdoğan’ın cezaevi sürecinde nasıl yetiştiğine, hangi süreçlerden, hangi eleklerden o noktaya geldiğine bakarsak, ilişkisini çok iyi kuran, birey düzeyinde, partisine son derece hakim, son derece karizmatik ve yakın çevresi tarafından bence çok çok kötü istikamette götürülen, yönlendirilen bir kimse olarak görüyorum. Ama aynı şeyi Abdullah Gül ile ilgili söyleyemeyeceğim. Abdullah Gül çok açık bir şekilde, özellikle Cumhurbaşkanlığı sürecinde bence Tayyip Erdoğan’la ayrı düşmüştür. Ben 1994 yılında Washington DC’de görevliyken, Star’ın temsilcisiyken orada bir think thank’de, kapalı bir toplantıda yaptığı konuşmayı çok iyi hatırlıyorum. Orada Abramowizt’in gözlerinin içine bakarak bir grup think thank’teki Amerikalıya, Musevi’ye, ki o zaman Erbakan’ın en yakınlarındaydı, “Bizim muhalefette değil, iktidarda ne yaptığımıza bakın. Yeni bir yüzyıl kuruluyor, duvar yıkılmış, tek kutuplu bir dünya ve sizin bu coğrafyada ılımlı İslâm projesine ihtiyacınız var. Biz her türlü desteği veririz” dediğini çok iyi hatırlıyorum. Bu konuşmayı kulaklarımla duydum, gözlerimle gördüm. Yani o günden bugüne grafiğe bakıyorum... İstikrarlı... Çok istikrarlı, o yüzden de “başarılı” buluyorum. Peki yakın zamanda Tayyip Erdoğan’ın Madrid’de yaptığı bir konuşma var. Zaten türban tartışmasını Madrid’de başlattı. Kimse o Madrid’deki toplantıyı sorgulamadı. O toplantı “Medeniyetler İttifakı” toplantısıydı. Ve “İslâm’ın bozulan imajını” düzeltme amacına matuf olarak Recep Tayyip Erdoğan oradaydı. Bu medeniyetler ittifakı, biraz öce bahsettiğiniz ılımlı İslâm, Abdullah Gül’ün 1994’te vermiş olduğu söz, Fetullah Gülen hareketi, parçaları birleştirdiğimiz vakit nasıl okumamız gerekiyor? Dediğim gibi makro bir plân var. Kimileri buna Büyük Ortadoğu Projesi, kimisi GOP diyor Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ama nihayetinde bu coğrafyada Sevr’le çizilen ve bir türlü bitirilemeyen bir hesap var. Bunu sadece enerji havzalarının kontrolü olarak okumamak gerekiyor. Bundan ibaret değil. Değil, kesinlikle değil. Bu sadece ayaklarından bir tanesi. Yani küresel düzeyde Amerika’nın bu askeri, endüstriyel, ticari kompleksinin ayakta kalmasına dair bir yapı değil bu. Ötesi de var. Ha, bunu da kimileri Evanjelizme götürüyor, Siyonizme götürüyor, bir çok yere götürebilirsiniz. Bir din savaşı şeklinde de okuyabilirsiniz. Ama birkaç ayağı olduğunu düşünüyorum. Eskiden ben buna çok komplovâri yaklaşırdım. Şimdi bakıyorum benim çok suçladığım, kendimi de revize ediyorum bu anlamda, çok gerçeklik payı taşımaya başladığını düşünüyorum. Hazin olan şey şu: Doğdukları andan itibaren, bulundukları çevre itibarıyla Türkiye’deki o milli mücadelede İslâmcı kanatta, İslâmcı damardan gelen tâ Milli Nizam’dan bu yana gelen ve sistemle sorunu olan ve bunda da samimi bir sorunu olan yani Erbakan’ın üzerinde görebileceğimiz yapının yani hakikaten anti-emperyalist, anti-Batı yapının içinden çıkan bu kuşağın, bu bir kuşak çünkü, çeşitli belediyelerde, bürokraside, eğitimde, sanayi dünyasında, iş dünyasında gördüğümüz bir sürü insan, on binlerle ifade edebileceğimiz kadın veya erkek bunlar artık paraya tamah eden, paranın nereden geldiğini sorgulamaksızın muazzam ekonomik güce kavuşmuş ve ahlâksızlaşmış bir yapı haline geldiler. Bence hazin olan şey bu!.. İslâm’ın profanlaştırılması, sekülerleştirilmesi olarak okuyabilir miyiz? Evet. Yani “ılımlı İslâm” diye bir proje sundular ve kulaklarından ağızlarını fışkıracak kadar da dolara boğuldular. Bunların Suudi Arabistan’daki o rejimle, Arap ülkelerindeki o üst yapılarla ne farkı var diye düşünüyorum. Yani o petro-dolarlarla aynı kirli sermaye. Bunu bir samimiyet terazisine vurduğunuz vakit, öbür tarafta kan var. Bu çok acı bir şey. Ve bunu kendi vicdanlarıyla nasıl hesaplaşıyorlar, inanın anlamakta zorlanıyorum. *********** “İki Taraf da Türbanı Kullanıyor” Serdar Bey, Türban yazınızda geçtiği gibi türban taraftarlığı bir yandan anti emperyalist ruhu sulandırırken laiklerin türban karşıtlığı ne anlama geliyor? Yani orada gizlenen, örtülen bir şey olabilir mi? Sahte kutuplaşmalar mı var acaba? Tabii ki var. Türban karşıtları dediğiniz o mitingleri yapan, Tandoğan’dan başlayıp, İzmir... Ve milyonlarca insan toplandı, gayet de büyüktü. Ben baktığım vakit o tarafta da şunu göreceğim. Buna Ömer Taşpınar “anakronik” diyor, yani çağın gerisinde kalan. Cüneyt Arkın filmlerinde kolunda kol saatiyle Battal Gazi’yi oynaması gibi “anakronik” bir yapı olduğunu söylüyor. “Çağın ruhunu yakalayamamış kitleler” diyor. Bir açıdan haklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kemalizm 80 yılda ciddi bir takım erozyonlara uğradı. Bizim sorunlu olduğumuz iki ana damar var. Nedir? Birisi etnik sorun diğeri İslâmî sorun. Türban bunlardan çok küçük bir örnek, sembolik bir değer taşıyor. Bugün bizim yapmamız gereken şey, cumhuriyeti kuran kadronun temel felsefesini yakalamaktı. Aslında bu tam bağımsızlığı savunan ve anti emperyalist bir hareketti. O çağa göre bir takım adımlar atması gerekiyordu ve attı. Bugün o kadroları doğru okuyan yapının -bunu sol da yapabilir illa sağın yapması gerekmiyor- İslâm’la ilgili bizim derdimizi, türbanı mı serbest bırakıyorsun? Bırak. O kitleleri asıl bence şu anda ciddi bir şekilde kullanıyorlar. Tıpkı diğer taraf gibi. Her iki tarafında aslında bulaşacağı ortak bir zemin fazlasıyla var. Batıcılık... Batıcılıktır. Temel zemin budur. Bunun tek şeyi bizim dibi bulmamız. Yani ancak ekonomik olarak durgunluktan sonra belki bir çöküşten sonra iki taraf bir araya gelecek. Dediğim gibi kanlı olacak derken ben bunu söylüyorum. Bu kaçınılmaz bir sona doğru gidiyor. Hem öteki uca fırlatılan Kürtler gibi, hem öteki uca fırlatılan İslâmcılar gibi. O tarafta tamamen kutuplaşmış, atomize olmuş, daha doğrusu yoğunlaşmış, yoğurulmuş bir vaziyette. ********** “Türban Tuzaktır” yazınızda “Türban tuzağına düşmeyen Türkiye’nin önünü açar” dediniz. Bunu biraz daha açar mısınız? Şu; demin söylediğim cümle aslında tam da o. “Türban tuzağı” dediğim şey o, yani İslâmcılar da bu tuzağa düşüyor bence, aynı şekilde laikçi Kemalistler de düşüyor. Her iki tarafında uzlaşması gereken şey, birinci mesele bu. İkinci mesele türban meselesinde olduğu gibi Kürt meselesi... Yani bizim şunu yapmamız gerekiyor bir an önce. Sen etnik kimlik mi yazdırmak istiyorsun? Buyur yazdır etnik kimliğini. Arkasından referandum yapalım. Bugün Türkiye’de yüzde otuz mu yazdıracak etnik kimliğine Kürt. Aynı yüzde otuz ertesi gün referanduma gidelim ve diyelim ki “Peki, sadece Kürtler oy kullanacak ve kim ayrılmak istiyor?” Bakalım o zaman ne çıkacak? Bize dayatılan ve bize sunulan bir takım sembol üzerinden çarpışmanın, çatışmanın tamamen ben temelsiz olduğunu düşünüyorum. Vahim olan en tepedeki üst kadroların bunu kullanıyor olması. İşte İslâmcıların bazıları, AKP’liler, bir takım sol aydınlar... Türban tartışmalarının başladığı ve oylanacağı günden bir gün önce Amerika bir açıklama yapmıştı. Afganistan’daki hadiselerden dolayı Amerika, Amerika’nın vermiş olduğu mücadelede müttefiklerinin bu mücadeleye omuz vermesi gerektiğini söylüyordu ve Türkiye’yi göreve davet ediyordu. Yani bir yandan türban tartışması yapan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin içerisinde milletin ayranını kabartırken öbür taraftan Amerika’yla işbirliği yaparak orada Müslümanların kanına ortak oluyor. Hadiseyi böyle okuyabilir miyiz? Tabii canım tabii... Hep ısrarla bunu yazıyorum. Çünkü siz bu adamları her ne şekilde eleştirirseniz eleştirin onları zedeleyemiyorsunuz, sarsamıyorsunuz. Ama bu lafı kurduğunuz vakit ne kadar rahatsız ettiğini biliyorum. Çünkü doğrudan vicdanlarına ateş ediyorsunuz. Diyorsun ki “Sen busun! Sen aslında Müslümanları öldüren küresel şebekenin yerli işbirlikçisisin.” Tanım budur, bu kadar basit. Peki bunun hiç bire bir reaksiyonunu gördünüz mü? Yani bu ifade edildiği vakit AKP hükümetinden veya yetkililerinden... Eskiden o çevreden bir takım arkadaşlarım vardı. Konuşuyorduk, eleştiriyorlardı. Son zamanlarda, son birkaç aydır hiçbir şekilde artık aranmıyorum. Yani tamamen... Tecrit duvarı örüldü yani... Evet, ama hiç umurumda değil. Çünkü duvarın bu tarafı daha kalabalık bence. Biz buradayız... (Gülüşmeler) Ergenekon’a dair çok güzel tespitleriniz olmuştu, son yapılan operasyonlara dair. Ergenekon operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kere ben anti-emperyalist mücadele veren grupların pasifize edildiğini düşünmüyorum. Tam tersi bu operasyon son derece ufak bir operasyon, anlamsız, mânâsız bir operasyon. Tahrik edilerek alana çıkartılmak, ışık altına sokulmak istendiğini düşünüyorum. Benim gazeteci olarak görüşüm, hissiyatım, bu bir örgütlenme yapısı içinde olmayan kolektif bir bilinç. Onu yazmaya çalıştım. Türkiye’nin her bir kasabasında, köyünde yüzde 87’den olan var ve aslında o Ergenekondur diye düşünüyorum. Bugün kredi kartı borcu vardır. Yarın başka bir şeyi vardır. Bıçak kemiğe dayandığında her şeyi bir kenara itip, gereğini yerine getirir. Bu % 87’dir... Ben buna böyle inanıyorum. Hakikaten böyle inanıyorum. Mesela o operasyonda, Susurluk’ta adı geçen birinin yanında mahkeme çıkışında bir avukat vardı. Fuat Turgut Bey... “Biz Fetullah Gülen’i sevmediğimiz için, Abdullah Gül’ü sevmediğimiz için terörist ilan edildik!..” demişti. Ben şöyle söyleyeyim; dünyanın hangi ülkesinde bu kadar anlatıldığı kadar operasyonlar yapmış, büyük suikastler ve cinayetler işlemiş bir yapı -çoğu emekli asker- iki milyon dolar para bulmaya çalışıp, bir tane glog alıp ortalığı karıştıracaklar. Sadece gülüyorum buna... Bir parça bu işten anlayan biri olarak, böyle bir organik yapılanma olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir inanış olduğunu düşünüyorum. O da % 87’lerdedir belki bu ülkede... O da hakikaten anti-emperyalisttir. Bu ülkenin kanında var; doğasında var. Bugün sokağa çıkın, kim açsa, kim kendini rahatsız hissetmiyorsa, kim kendini huzursuz hissediyorsa, kim kendini borçlu hissediyorsa, bu topraklarda özgür yürüyemiyorsa, “o aslında Ergenekon”dur diyorum ben. Akşam gazetesinde manşetten vermiştiniz. “Ülkücüler emekli subaylara saldırdı!..” diye... Evet, bizimle ilgisi yok. Akşam verdi onu... Yaratılmaya çalışılan bir kaos ortamı... Hrant Dink cinayetini nasıl değerlendiriyorsunuz? Küreselci ve ulusalcılar arasındaki örtülü bir çatışma olarak görülebilir mi? Vallahi, çok açık bence... Danıştay baskınından ve Şemdinli’den sonra başlayan süreçte çok net bir biçimde, emniyet içinde örgütlenmiş; Fetullah yapılanmasının ne oranda güçlü olduğunu görmek mümkün... Ben bir parça zekâmla, bunların tamamen psikolojik harekât olduğunu düşünüyorum. Hrant Dink öldürüldü. Başka cinayetler de oldu bu ülkede... İsmailağa camiinde cinayet oldu mesela... Evet, bir sürü cinayet oldu. Bunları alt alta koyduğunuz vakit, -hep ben suyun öteki tarafına bakmaya çalışıyorum- hiçbir zaman öyle olmadığını düşünüyorum. Mutlaka arkasında başka bir şeyin olduğunu düşüyorum. Yasin Hayal emniyetin istihbarat elemanı... Bu gerçek mi gerçek... Peki hangi emniyetin?.. O bilgiler net bir biçimde ortaya saçıldı. Değil mi?.. Baktığınız vakit, bu kadar açık gözüken bir şeyi, kalkıp başka şekilde yorumlamak insan zekasıyla alay etmektir. Hakarettir... Evet. Amerika’nın son durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Annapolis toplantısı, medeniyetler arası ittifak v.b peş peşe sıralanan toplantılar zinciri oldu biliyorsunuz. Onun yanında Asya’da patlayan kriz... Pakistan’daki hadiseler... Amerika nasıl bir süreç yaşıyor sizce? Bu Bretton Woods anlaşması var meşhur... Altın yerine doların ikâme edilmesi... O tarihten bu yana Amerika karşılıksız para basan tek ülke... Dünyanın en borçlu bireyleri, amerikan bireyleri... Kişi başı gelirleri 50 bin dolarlar da ve dünyadaki herkes biliyor ki, bu sürdürülebilir bir yapı değil. Kendi Amerikan başkanları yüzyıl önce, “Askerî, ticarî, endüstriyel kompleksin önünü alamazsak, bizim değil dünyanın başına bela açar” diyor. Biz çok önemli, tarihî bir süreçteyiz, diye düşünüyorum. Bir kırılma noktasının eşiğindeyiz. İki hafta önce Putin’in çıkıp da, “silahlanma yarışına tekrar başlıyoruz” mealini gelen lafını doğru okumak lazım. Çin’in bundan 5-6 yıl sonra hangi düzeyde olacağını ve toplam rezerv miktarının 1.3 trilyon dolar civarında olduğunu, Rusya’nın Çin, işte Hindistan, Şanghay Beşlisi diye adlandırılan yapının nereye doğru gittiğini görmek lazım. Ben diyorum ki, 2001 yılında Amerika bir darbe yapıldı. Sessiz bir darbe yapıldı ve Neo-Conlar o darbeyle iş başına geldiler. Bu “Project of new America” diye bir metin yazdılar. O metnin altına imza atanların tamamı, bu İkinci Körfez Savaşı’nı, işgalini yapan ekiptir. Eli kanlı bir ekiptir... Ruh hastası bir ekip... Neo-Takiyye kitabımda uzun uzun yazdım. Aslında bizimkilerinde yatağa girdiği ekip buydu. Dick Cheney, Rumsfeld’lerden bahsediyorum. 28 Şubat süreci de bundan ayrı düşünülemez. Kemal Derviş’in gelmesi de ayrı düşünülemez. ama şunu da söylemeye çalışıyorum; Amerika da bir “üst akıl” var ve bu ekonomiden bağımsız değil... ve bu üst akıl bence hakikaten bir kırılmaya doğru gidiyor. Bunu şöyle adlandırıyorlar son dönemde; yeni bölgeselci bir yapılanmaya doğru gidecek... İki kutuplu gene olmayacak ama yeni bölgeselci bir yapılanma olacak, diye düşünüyorlar. Bence burada dünyanın en kritik 7 tane boğazını tutan İslâmcı ülkelerin, müslümanların süratle pozisyon alması lazım. Ama Ekmeleddin İhsanoğlu’nun başında olduğu yapıyla olacak bir şey değil... Dünya ticaretinin % 95’i bu boğazlardan geçiyor ve bu boğazların tamamı müslümanların kontrolünde... Kimin kontrolünde bakıyorsunuz? Aslında Amerika’nın kontrolünde, Batı’nın kontrolünde... Ben İhvan-ı Müslim’i çok önemsiyorum. Serdar Bey, bu yeni bir plân değil, yüz yıllık bir plân... Wilson Prensipleri ve peşinden gelenler... Evet, bravo... Ama bu kırılmaya doğru gidiyor. Onu söylemeye çalışıyorum. Biz onun sanki arifesindeyiz. Bu kırılmanın arifesinde, Amerika bataklıktan kurtulmak için üsleri ve üslerini elinde bulunduran işbirlikçilerine daha bir işlevsellik addediyor. Amerika varını yoğunu ortaya koyarak, AKP hükümetine destek veriyor. Türkiye’deki sanal, sunî ve maddî iyileştirmeyi de bu şekilde okuyabilir miyiz? Aynen öyle... En son Afganistan’a asker istediler... Soros’un dediği gibi, “en büyük ihraç malzememiz askerimizdir” diyor. Tabi ki asker isteyecek. Kalabalık bir ülke bu; deneyimli bir ülke; profesyonel bir ordu; bölgenin en iyi ordusu... Ama daha önemlisi hakikaten bugünkü gidişata bakıp, ne oranda bu kadar temel şeyler oluyor ki ekonomimiz nerden nereye geldi. Bizim 440 milyar dolar borcumuz var. Cari açığın nerede olduğu belli ve gayri safi milli hasılası 4.8 milyar dolar şu ânda yanılmıyorsam... 2001 krizi 5 milyar dolar olduğunda çıkmıştı. Ciddi bir borç yüküyle yürüyoruz. Bu sıçramak gibi... Havaya sıçrarsınız istersen, Michael Jordan ol, bir buçuk metre zıplarsın ama inmeme gibi bir şansın yok... Bu yapı, AK Parti’de olsa, mak parti de olsa inmek zorunda ve dibe vurmak zorunda... Bunun kaçarı-göçeri yok... Bu yapı bunu destekliyor ve biz kırılma noktasındayız. Kırılma noktasına dair bir öngörünüz var mı? Sürece dair mi?.. Amerika seçimleri mesela... Obama mı gelir; Mac Cain mi gelir bilmiyorum. Ama açık olan bir şey var; bu seçimlerde demokratlar ve cumhuriyetçiler mutlaka bu yapıyı değiştirecek. Bu seçimlerden sonra sandığımızdan farklı olarak, AKP’liler Washginton’a gittiğinde muhatap bulamayabilirler... Veyahut o yaptıkları anlaşmalar çerçevesinde muhatap bulamayabilirler diye düşünüyorum... Sıkıntılı olan şu; 5 Kasım’da Başbakan Waşhington’a gittiğinde ondan iki gün önce Pakistan’da Müşerref görevini uzatmıştı; adeta ikinci bir darbe yapmıştı. Washington deprem geçirmiş gibiydi. Siyaseten sallanmış vaziyetteydi. Yani orada Amerika’ya Pakistan istihbaratı üzerinden, Afganistan’da her türlü pisliği yapan Müşerref’in Amerika gibi bir ülkeyi nasıl salladığını gördüm. Orada eyvallahı yok... “Ben ancak bunlarla başa çıkarım, yaptım” dedi ve yaptı. Amerika saçını, başını yoluyor. Bugünkü psikoloji de bizimkiler gidip, “ne gerekirse yapmaya hazırız” şeklinde bir hava verdiler. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir özgüvensizlik olamaz. Gaziantep’teki hadisede, 4 müslüman yargısız infaza tabi tutuldu. Bu söylediğinize paralel değerlendirdiğimizde, esasen Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin son derece pervasız davrandığını söylemek mümkün... Yani gecenin 3’ünde kapılar kırılıyor; komşulara “işte PKK’lıları almaya geldik” diye bütün mahalle boşaltılıyor ve 13 saat boyunca dört müslümanla çatışılıyor. Ve dört müslüman orada, yargısız infaza tutuluyor. Orada söylenilen gerekçe şu: “İşte, polis kapıyı aç” dedi. “Açılmadı, ateş açıldı...” Bunu söyleyen kim? Polis... Şahit kim? Yine polis... Türkiye’de kaç tane adam sorgusuz sualsiz, Sabiha Gökçen havaalanında uçaklara bindirilip yurt dışına gönderiliyor?.. O rakamı biliyor muyuz? Ben yüzlerle ifade ediyorum... Hakezâ Adana İncirlik üssünden... Yüzlerle ifade ediyorum. Luay Sakka’yı CIA ajanları sorgulamış... Ben biliyorum. Avukatıyla konuştum... Osman Karahan Bey’le... Evet... Nerede ve ne zaman oluyor bu? AK Parti iktidardayken oluyor... “İslâmcı” hükümette... Abdullah Gül, Salih Mirzabeyoğlu ile yakındı diyorsunuz. Nereden, nereye... Dergimizde Gaziantep, türban ve Ergenekon operasyonlarını, “ortak düşmanın ortak operasyonu” şeklinde ifade etmiştik. “Ortak düşman” tesbitini nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK’ya ilişkin mi?.. Amerika’nın “Ortak Düşman” olduğuna dair... Güney Amerika’dan Asya’ya kadar... Çok kutuplu bir yükselme var. Güney Amerika pratiğini çok iyi okumak lazım... Chavez’in başlattığı o yapının, hem de enerji havzalarının üzerine bulunan bir yapının halk desteğiyle nereden nereye geldiğini doğru okumalıyız. Arjantin örneği bize o ânlamda çok iyi oturuyor. Aynı şekilde Çin’in yapısı, bugün bu global-finansal kırılganlığı ve şu ân içinde olduğumuz süreç, bu kırılgan yapının çöküşüdür. Şu ân o sürecin içindeyiz. Bunun kimse farkında değil... Dibe vuruyoruz... Bu bir ciddi sistem değişikliği demektir. Rejim, küresel-finansal sistem değişiyor. AK Parti burada varlığını, finansal-küresel sistemin bölgesel siyasî uzantısı olarak pozisyonlamıştı kendini... Ben diyorum ki, “O sistem çöküyor.” Dolayısıyla bunların küçük bir cephe olarak çökmeme şansı yok, varolamaz da... Bu kaçınılmaz... “Ortak düşman”, kaçınılmaz olarak, evet!.. 11 Eylül’le başlayan bir süreç var. Ve bu süreçten sonra hemen herkesin hem fikir olduğu bir husus var; ortada bir kaos var. Bu kaosun tesbitinde hem fikir olduğumuzda peşpeşe üç soru ortaya çıkıyor; bu kaos kontrol altına alınabilir mi? Bu kaos yönetilir mi? Bu kaostan sonra kim, nereye ve ne şekilde nizam tesis edecek? O kadarını öngöremiyorum ama ben bu konularda, son zamanlarda şöyle düşünmeye başladım; belki de bütün bu kırılma, ekonomik çöküş, bütün bu siyasî çöküşe misâlen bütün dünyanın her tarafında küresel bir ateş yanıyor ve bunları birileri yakıyor. Bu gidişatta bunu da daha da arttırıcı süreci getiriyor. Doğru mu?.. Geçenlerde, -biz genelde hep Bilderberg’i biliriz ötesinde başka toplantılarda yapılmış- ve son derece saygın ekonomistler şöyle bir hesap yapıyorlar; 4-5 milyar insan ve toplam kaynak... Bunun çıkışı olmadığını görüyorlar. Ve diyorlar ki, “Biz bu sayıyı azaltmadığımız müddetçe, radikal bir şekilde ne küresel bir barış sağlanabilir ve bu çatışmalara çözüm bulabiliriz ne de hızla bozulan doğal kaynaklarımızı adil bir şekilde dağıtabiliriz. Bu nüfus oranlarıyla devamı mümkün gözükmüyor.” Bunu bir yerde okumuştum. Bakıyorum gidişat çok büyük çatışmalara doğru gidiyor ve bütün bunlar kurgu olabilir mi? O kadarını bilemiyorum. ama hayırlı bir yere gitmediği ve nihayetinde de fillerin tepiştiği ve çimenlerin ezildiği bir yapı olduğunu düşünüyorum. Allah sonumuzu hayretsin!... Serdar Bey, medya hakkında konuşacak olursak 5 Kasım’dan önce Cengiz Çandar, “Amerika öyle yada böyle bir güç” diye yazıyordu. 5 Kasım’da, “ortak düşman” tespitinden sonra Çandar, “Amerika süper güç!..” demeye başladı. Ve bir furya başladı. Amerikancı medya furyası... Amerikancı medya her zaman vardı. 1920’lerden bu yana, işte Ali Kemallerden bu zamana kadar yok muydu mandacılar?.. Hep vardı. Demokrat parti zamanında, darbeler zamanında... Bugün de fazlasıyla var. Bugün de var ve olmaya da devam edecek diye düşünüyorum. Konumuzla pek fazla alakâlı olmasa da, sizin yakînen takip ettiğiniz, birçok İsrailli yetkiliyi programınıza çıkarmıştınız. Neo-Con’ları... Esasında gözden kaçırmamamız gereken bir şey var; evet, “ortak düşman” Amerika ama bunların ardında da İsrail var. Tabi... doğru bakmak lazım... Tam HAMAS liderinin Türkiye’ye geldiği süreci çok iyi takip ettiniz. Biz de sizden öğrendik. Mesela o süreci nasıl ifade ediyorsunuz? Hamas Türkiye’ye geldiğinde kimse sahiplenmedi. Ortada kaldı. Genel merkeze arkadan girdi. İşte otelde ağırlandı. Ellerine, yüzlerine bulaştırdılar. Orada dönen neydi?.. Ben şöyle okuyorum onu....Bunlar Amerika gidip şunu da söylüyorlar; “Siz burada makro plân yaptınız. Ama siz bölgeyi bilmezsiniz.” Bunu satıyorlar. Bunu çok iyi biliyorum. Washington’a gidip, “Biz bölgeyi biliyoruz. Biz bugün Bağdat meclisinden istediğimiz maddeyi oylatırız. Bu güce sahibiz. Biz bugün Kuzey Irak’taki Kürdistan’da muhalefete hakimiz.” diyorlar. Bunu satıyorlar. “Biz Ortadoğu’da barışı yönetiriz, biz Suriye’yle ve İran’la yakınız...” Şimdi şöyle düşünün; siz hükümet başkanısınız... Türkiye gibi bölgesel bir gücün başındasınız. Açtınız telefonu, diplomatik kanallarla dediniz ki, “Biz geleceğiz.” Veya Halid Meşal’e, “Atla, gel!... Sana uçağımı gönderiyorum.” Adam gelmeyecek mi?.. Gelecek... Ama bunları komik olarak değerlendiriyorum. Karşılığı yok. Ne oldu? Bir karşılık alabildik mi?.. Birde ellerine-yüzlerine bulaştırdılar. Fatura daha da ağır ödediler. Tabi, Amerika’da ters tepti. Amerika, “Siz teröristle nasıl oturup konuşursunuz?” dedi... Bunlar, “Efendim biz öyle yapmaya çalışmadık” diye kendilerini anlatmaya çalıştılar. Komedi... Neresinden bakarsan farksız... Serdar Bey, teşekkür ederiz. Bu güzel röportaj için... Ben teşekkür ederim... BARAN Dergisi 59. Sayısı’ndan (21 - Şubat 2008) |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 259
Teşekkür etti: 5
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| " Euzübillahi mineşşeytanirraciym bismillahir rahmanirrahiym.
__________________ |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 12.07.2007
Mesajlar: 1.471
Teşekkür etti: 107
32 Teşekkür 27 Mesaja aldı
|
Gene bana bin bir mana buLunacaktır ama bende doğruya doğru var arkadaşım..Kızacak gücenecek bir şey yok!!MiLLi oLmadıkLarı apaçık meydandaççHem İsa'ya yanaşmakLa hem Musa'ya yanaşmakLa oLmuyor işte..Bizim kime ümmet oLduğumuz kesin ve açıktır...SeLamLar..
__________________ | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Yenilgi Yenilgi Büyümek ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.08.2007
Mesajlar: 776
Teşekkür etti: 17
49 Teşekkür 39 Mesaja aldı
|
Şimon peresle el sıkışan bir adamın ve bunu mecliste konuşturan adamın ne islam davası olur kardeşim... Başörtüsünü savunuyorum gibi gözükmek değildir islam davası islam davası DÜNYA DA Kİ hiç bir müslümanın kanının akmaması için uğraşabilmektir islam davası... Bu şuuru yakalamaktır islam davası. Başörtüsünü savunmaktır islam davası ama 5 sene boyunca bunu görmeyip zemin müsait değil edebiyatlarına yatıp 5 sene milleti uyutan ve 5 sene sonra çene altından bağlama yasasını getirdiği halde kapanmaya maruz kalan AKP bunu 20 saenedir bildiği halde böyle olucağnı gördüğü halde anayasal hukuksal hiç bir önlemi almayan AKP nin neyi islam davası. BUNUN İÇİN FEDAKARLIK YAPABİLMEKTİR MESELE... ÇENE ALTINDAN BAĞLAMA SERBESTLİĞİ İSLAM DAVASI DEĞİL ŞEKİL DAVASIDIR. YANİ ŞUUR DEĞİL ŞEKİLCİLİKTİR.... İSLAM DAVASI KURULMUŞ D-8 LERE LİDER OLUP BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN AĞABEYİ OLUP ÜMMETLE BİRLİK OLABİLMEKTİR İSLAM DAVASI İSLAM DAVASI BOP EŞBAKANI OLMAK DEĞİLDİR...BOP EŞBAŞKANI OLUP AFGANİSTANDA IRAK TA MÜSLÜMAN ÖLMESİNE VESİLE OLMAK DEĞİLDİR İSLAM DAVASI. ÖYLE HER ŞEYE ATLAYIP YOK KAFİRLE MÜSLÜMANIN DAVASIYMIŞ YOK İSLAM DAVASIYMIŞ GİBİ ŞEYLERİ SÖYLEREK BİZLERİ MÜSLÜMANLARIN YANINDA OLMAMAK GİBİ SAÇMA SÖYLEMLER ÜRETMEYİN. AKP ANAYASAL VE HUKUKSAL AÇIDAN GEREKLİ GÜCÜ VARKEN ADIM ATMAYARAK TARİHTEN DFERS ALMAYARAK SONUNU HAZIRLAMAK ÜZEREDİR. İnş. Kapanmazda hangi dava olduğunu bu mahiyette görürüz hep beraber Allah ın verdiği iki gözle.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! n.f.k | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 259
Teşekkür etti: 5
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| " Lahavlevelakuvvete illabillahilaliyyül aziym."
__________________ |
| | |
| İttihad-ı İslam ![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.04.2005 Yaş: 43
Mesajlar: 1.805
Teşekkür etti: 140
84 Teşekkür 57 Mesaja aldı
| Ömer kardeşim,tüm saydığın eylemleri Tayyip bey yapsa idi,yine sizlere yaranamazdı...Ben böyle bir izlenim ediniyorum... Erbakan hocam ile Tayyip bey'i hiçbir zaman kıyaslamadım...Çünki ikisi de farklı bir metod ile bu halk için çalıştılar ve çalışıyorlar...Her ikisi de övgüyü ve saygıyı hakediyorlar...Aramızdaki fark sizin çelişki diye gördüklerinizi bizler farklı versiyon olarak alglıyoruz...
__________________ |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.12.2006
Mesajlar: 70
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| serdar akinan basörtüsüne türban diyor hicbirsey demiyorsunuz erdogani elestirdi diye sak sakliyorsunuz iki yüzlülük yapmayin,yok simon pereze el vermiste yok meclisde konusturmusda milliciler türkiye siyasetinden silindiniz bencilliginizden, savasta hersey mübahtir bak ahmedi necada gidip cecen gardaslarmizin katili putine el veriyor deli gaddafinin cadirinda elpence durmuyor. AKP yi sevmezdim ama yobaz laikler ve milliciler yüzünden fanatik ettiniz pesssssssssss |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Serdar Akinan : Hıyaneti Vataniye | Battal | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 11 | 11.06.2008 12:24 |
| Serdar Akinan : Haysiyetsizleştirilmek | Battal | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 10.06.2008 20:09 |
| Süreç neye gebe? -Serdar Akinan- | Battal | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | ||