Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Recai Kutan’ın Mahalli İdareler Hamle Toplantısı Konuşma Metnidir.
Muhterem GİK üyelerim, Belediye başkanlarım, İl Başkanlarım, İl Müfettişlerim, Dava Kardeşlerim…
Basınımızın değerli temsilcileri…
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Mahalli idareler hamle toplantımıza hoş geldiniz. İnşallah bugün “Bismillah” diyerek, önümüzdeki yerel seçimlerin startını veriyoruz. Türkiye’de efsane hizmetleriyle belediyecilikte çığır açan Milli Görüş kadroları inşallah bu seçimlerde iktidara gelecek, milletimizde özlediği hizmetlere yeniden kavuşacak. Konuşmamın başında, Milli Görüş efsanesini gerçekleştiren, eski ve yeni belediye başkanlarımızı ve meclis üyelerimizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bu hayırlı hamlemize değinmeden önce bir üzüntümü ifade ederek başlamak istiyorum. Maalesef efsane hizmetleriyle milletimizin gönlünde taht kurmuş, 54. Hükümet Başbakanı, Milli Görüş lideri, Muhterem Necmettin Erbakan haksız ithamlar neticesinde ev hapsine mahkum edilmiştir. Üzgünüz. Ancak üzüntümüz kendi adımıza değildir. Ülkemiz adına, milletimiz adına, tüm İslam âlemi adına üzgünüz.
Erbakan hayatını bu topraklara adayan bir dava insanıdır.
Yüreği mazlum milletler için çarpan bir sevda insanıdır.
Ülkemizde ağır sanayi hamlesini başlatan O’dur. Kars’tan, Edirne’ye dumanı tüten fabrikalarda O’nun emeği, O’nun alın teri vardır.
Evi ekmek, mahsulü bereket gören insanlarımızın tebessümünde onun çabası vardır.
Erbakan, sadece bu ülkenin değil, tüm mazlumların, mağdurların sesi ve umudu oldu. 82 yaşında… Ve Ömrü boyunca Hakkın hâkim olduğu, bütün insanlığın huzur bulduğu bir dünyanın mücadelesini verdi.
Bunun için D-8’leri kurdu. Açıkça söylüyorum. Hala milletimizin efsane olarak nitelendirdiği 54’üncü Hükümet 2 yıl daha iktidarda kalsaydı, Türkiye bugün ekonomisiyle, sanayisiyle, refah düzeyiyle dünyanın en güçlü ve en müreffeh ülkelerinden biri olurdu. Muhterem Erbakan 2 yıl daha Başbakan olarak hizmet verseydi, bugün ne Afganistan işgal edilirdi, ne de Irak.
Bu olmamalıydı. Muhterem Erbakan’a bu yapılmamalıydı. Elbette bizler bu millete hizmet etmenin bir bedeli olduğunu biliyoruz. Erbakan bu bedeli ödedi, ödemeye de devam ediyor. Bu uğurda hapse atıldı. Engellendi, yasaklandı, partileri kapatıldı. Ancak hiçbir zaman yılmadı. Bundan sonra da yılmayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Bu toprakların yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Muhterem Necmettin Erbakan yaptıklarıyla milletimizin gönlündeki yerini çoktan almıştır.
Önemli olanda budur.
Ömrünü ülkesine ve insanlığa adamış bir devlet adamına reva görülen bu muameleyi ve bu muamele karşısında sessiz kalanları da tarih yargılayacaktır.
DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARIM
Bilindiği gibi ülkemiz Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan dava nedeniyle yeni bir demokrasi sınavıyla karşı karşıyadır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcılığı tarafından AKP hakkında açılmış olan kapatılma davasının iddianamesini değerlendirmiş ve parti hakkında açılan kapatma davasını oybirliği ile, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül hakkındaki hususu ise oy çokluğuyla görüşmeye karar vermiştir.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; bu dava parlamenter demokratik sistem açısından son derece kaygı vericidir.
Siyasi partilerin bir takım faraziyelerle, bu kadar kolay kapatma tehdidi altında bırakılması demokrasinin serpilip gelişmesine engel olmaktadır. Laikliği koruyalım derken, demokrasi çiğnenmekte, Milli İrade ihlal edilmektedir.
Her şeyden önce bir siyasi parti hakkında kapatma davası açılabilmesi, ancak o partinin terör ve şiddet eylemlerine karışması halinde söz konusu olmalıdır. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler, en az dernekler kadar güvence altına alınmalıdır.
Bu arada bazı çevreler kapatma davası açıldıktan sonra Anayasa’da parti kapatılmasını zorlaştıracak şekilde değişiklik yapılmasını etik bulmamaktadır. Oysa bizce asıl etik olmayan husus, Türkiye’de siyasi partilerin faaliyetini yasaklayan hükümlerin mevcudiyetinin hala yürürlükte olmasıdır.
DEĞERİ DAVA ARKADAŞLARIM
Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşundan bugüne kadar 24 tane siyasi parti kapatıldı. Parti kapatmanın ne demek olduğunu en iyi biz biliriz. Çünkü Milli Görüş olarak geçmişte 4 tane siyasi partimiz kapatıldı. Şu yakamda gördüğünüz rozette 5 tane yıldız var. Artık Rozetimizde yıldız koyacak yer kalmadı. Bu demokrasi adına, düşünce özgürlüğü adına son derece düşündürücü bir durumdur.
Türkiye’nin biran evvel bu demokrasi ayıbından kurtarılması şarttır. Bu nedenle bir kez daha tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını, aydınları demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz. TBMM’yi bu konuda gerekli yasal ve Anayasal düzenlemeleri acilen hayata geçirmek üzere göreve davet ediyoruz.
KIYMETLİ KARDEŞLERİM
Parti kapatma konusundaki bu demokratik tepkimizi ortaya koyduktan sonra, bir gerçeği de huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. AKP’li arkadaşlar maalesef Fazilet Partisi’nin kapatılmasını fırsat bilip Milli Görüş hareketini bölerken bir takım iddialarda bulunmuşlardı. “Yenilik” gibi “Değişim” gibi, bazı allı-pullu ama içi boş kelimelerin ardına sığınmışlardı.
“Artık devir değişti. Sistemle kavga ederek bir yere varılamaz. Parti kapattırmak marifet değil” diye yola çıkmışlardı.
“Biz uzlaşarak yürüyeceğiz. Ürkütmeden, yavaş yavaş hedeflerimizi gerçekleştireceğiz” diyorlardı.
Hatta daha da ileri gidip; “Erbakan kafasıyla olmuyor. Biz arabayı duvara toslamayacağız” diyorlardı.
Değiştiklerini ispat etmek için; “Milli görüş gömleğini çıkardık” “Biz değiştik” diyerek şirinlik gösterisi yapıyorlardı.
“İslam birliğini savunmayı” hayalcilik, “Amerika’ya direnmeyi” ise marjinallik olarak görüyorlardı.
Merak ediyorum: acaba şimdi oturup düşünüyorlar mı!
Oturup düşündükçe gerçeği anlayabiliyorlar mı!
Sorunun şirinlik gösterileri ile çözülebilecek kadar basit olmadığını kavrayabiliyorlar mı!
Arabayı duvara toslamanın, “Erbakan kafası” ile bir alakası olmadığını görebildiler mi!
Duvara toslamamak için ‘değişelim’ demenin hiçbir faydası olmadığını fark edebildiler mi!
Şimdi burada durup AKP yöneticilerine bir ağabey olarak seslenmek istiyorum!
Yanlış yaptınız! Yanlış yaptınız!
Değişmek yerine değiştirmeliydiniz…
Bu millet sizi Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunlukla iktidara getirdi. 6 yıldır neyi değiştirdiniz? AB kriterlerini hayata geçirme konusunda sergilediğiniz irade ve cesaretin onda birini, Türkiye’yi ayıplı demokrasiden kurtaracak düzenlemeleri yapmak için gösterseydiniz, bugün Türkiye bu tartışmaları yaşıyor olmazdı. Siz de Anayasayı mı değiştirelim, Referanduma mı gidelim diye kara kara düşünüyor olmazdınız.
DEĞERLİ İL BAŞKANLARIM, BELEDİYE BAŞKANLARIM
Biz Türkiye’nin tam demokratik bir ülke olmasını talep ediyoruz. Herkes için adalet, herkes için özgürlük, herkes için refah istiyoruz. “Benim oyum ile bir çobanın oyu bir olamaz” diyen hastalıklı zihniyetin arzuladığı seçkinci demokrasi, tarihin çöplüğündeki yerini almalıdır.
Devlet ve devletin kurumları da vatandaş için vardır. Devleti vatandaşın rakibi ve terbiyecisi gibi görme alışkanlığından vazgeçilmedikçe, bu ülkede insan hakları, özgürlük ve demokrasiden söz edilemez. Aksi durumda ülkeyi çeteler, mafya örgütlenmeleri bir ağ gibi örer.
Nitekim son günlerde çete yapılanmaları ile ilgili olarak basına yansıyan haberler tam anlamıyla dehşet vericidir. Deşifre edilen ilişkiler ağı Türkiye’nin nasıl bir ortama sürüklenmek istendiğini gözler önüne sermektedir.
Yapılması gereken ilk iş devletin tüm kurum ve kuruluşlarını, yasa dışı örgütlerden, yapılanmalardan temizlemek ve adalet mekanizmasının sağlıklı ve süratli biçimde işlemesini sağlamaktır. Ancak bu operasyonlar yapılırken, masum insanların onuru ile oynamamak, kamuoyunun vicdanını sızlatacak muamelelerden uzak durmak şarttır.
DEĞERLİ DAVA KARDEŞLERİM
Maalesef ekonomi ve dış politikada da çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Ekonomi derinden gelen büyük bir krizin içine sürükleniyor. İnsanlarımız hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı içinde perişan. Borçlanma ve işsizlik Cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamlarına ulaşmış durumda.
Öte yandan coğrafyamızda BOP, BİP gibi küresel planlar adım adım devreye sokuluyor. Haritalar yeniden çiziliyor. İslam ülkeleri kan ve gözyaşına boğuluyor. Filistin’de, Irak’ta kadın, yaşlı, çocuk on binlerce masum, haçlı postallarının altında can veriyor, şehit oluyor.
İşte böyle bir dönemde bölgenin en güçlü ve stratejik ülkesi olan Türkiye, maalesef kendi iç çekişmeleriyle uğraşıyor. Sözde irtica yaygaralarının, laiklik paranoyalarının esiri ediliyor. Gücünü, stratejisini, enerjisini bu küresel oyunları bozmak yerine, kayıkçı kavgalarına harcıyor.
En vahimi de ülkemizin en fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde kutuplaşmalara gidiliyor. Devlet kurumları arasındaki uyumun en fazla önem kazandığı bir dönemde, uyumsuzluk ön plana çıkıyor.
Maalesef görünen odur ki, bu kutuplaşma ve gerginliklerin başında laiklik tartışmaları gelmektedir. 50 yıldır sözde irtica yaygaralarıyla, laiklik kavgalarıyla, yatıp kalkıyoruz.
Demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olan partiler, laiklik bahane edilerek kapatılıyor. Laiklik bahanesiyle başörtülü avına çıkılıyor. Laiklik bahanesiyle kız öğrencilere üniversiteler yasaklanıyor. Laiklik adına evler basılıyor, Kur’an kursları kapatılıyor.
Bütün samimiyetimle bir kez daha sesleniyorum:
Gelin şu laikliği adam gibi, evrensel manasıyla tanımlayıp uygulayalım. Gelin bu gerginlikleri, kutuplaşmaları, huzursuzlukları bir kenara bırakalım. Kimse bu milletten korkmasın. Bu devlet, bu cumhuriyet milletin malıdır. Onu nasıl seviyorsa, öyle yaşatacaktır.
Aksi takdirde bu sığ ve kısır tartışmalarla, geçmiş 50 yılımızı olduğu gibi, gelecek 50 yılımızı da kaybederiz.
AZİZ DAVA KARDEŞLERİM… KIYMETLİ ARKADAŞLARIM
Maalesef bu sığ tartışmalar yüzünden ilk kaybetmeye başladığımız da gençliğimiz oluyor.
Gazeteleri okuyor, televizyonları izliyorsunuz. Gün geçmiyor ki annesini en hunhar bir şekilde katleden bir kızın, ailesini yok eden bir gencin haberi eksik olmasın.
Tehlikenin farkında mısınız!
“Cennet anaların ayakları altındadır diyen” bir nesilden “annelerini acımasızca kesen” bir nesile dönüşüyoruz.
Peki neden? Ne oluyor bize, gençlerimize?
DEĞERLİ ARKADAŞLAR
Maalesef sorunun temelinde ahlaki ve manevi tahribat vardır. Ve bu tahribat korkunç bir noktaya ulaşmıştır. Yeşilay Derneği’nin hazırladığı bir rapor bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Bu rapora göre ülkemizde alkole başlama yaşı 11’e, uyuşturucuya başlama yaşı ise 12’ye kadar düşmüştür.
1930 yılında kişi başına düşen alkol miktarı 1 litre iken, maalesef bugün tam 20 katı artarak, 20 litreye yükselmiştir.
Daha da acısı Türkiye'de uyuşturucu kullanımında yüzde 300’lük bir artış olmuştur.
Peki tablo bu kadar vahimken, iktidarın getirdiği çözüm ne? 19 olan Uyuşturucu Tedavi Merkezi’nin sayısını 28'e çıkarmak!
Açık ve net olarak söylüyorum; Milli Görüş’ü dinlemezseniz, Milli Görüş’ün uyarılarına kulak vermezseniz; 28 değil, 128 tane de açsanız bir şey değişmez. Niye? Çünkü Milli Görüş bu ülkede tam 40 yıldır, “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyor. “Bir ülkenin en büyük gücü; topu-tüfeği değil, imanlı-inançlı gençliğidir” diye haykırıyor.
Şimdi huzurlarınızda soruyorum:
Acaba bu vahim tablo karşısında; İmam Hatiplerin kapısına kilit vuranların vicdanı sızlıyor mu!
Kur’an öğrenimini sınırlayıp-yasaklayanların vicdanı sızlıyor mu!
İçkili yerlerin, okul ve camilere uzaklığını 200 metreden, 100 metreye indirenlerin vicdanı sızlıyor mu!
Avrupalı olacağız diye kilise tamir ederken, Kur’an Kursu yıktıranların vicdanı sızlıyor mu!
Soruyorum:
Eşcinsel derneklerine izin verirken, Milli Gençlik Vakfı’nı kapatanların vicdanı sızlıyor mu!
Gençliğimiz, geleceğimiz avuçlarımızın arasından kayıp giderken, hala başörtüsüyle uğraşanların vicdanı sızlıyor mu!
Herkese sesleniyorum. İktidarına, muhalefetine, hepsine haykırıyorum:
ALLAH AŞKINA BİR KEZ OLSUN BİZE KULAK VERİN.
Bir kez olsun oturup; neden 40 yıldır ‘önce ahlak ve maneviyat” diye feryat ettiğimizi düşünün.
Düşünün ki; bu millete yazık etmeyin. Geleceğimizi yok etmeyin. Unutmayın; bu topraklar bize bir miras değil, ecdadımızın canları pahasına bıraktığı kutsal bir emanettir.
Bilerek ya da bilmeyerek bu emanete hıyanet etmeyin.
AZİZ VE MUHTEREM DAVA ARKADAŞLARIM
Konuşmamın sonuna yaklaşıyorum. İnşallah bu toplantımız ülkemizin, İslam âleminin ve bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak. Çünkü konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi bu toplantıyla “bismillah” diyerek yerel seçimler için hamlemizi başlatıyoruz.
Milli Görüş 1969’dan bu yana genel yönetimlerde, parlamentoda, milletimize büyük hizmetler yaparken, bir yandan da yerel yönetimlerde devrim yapmıştır. Her türlü güçlüğe rağmen belediyecilikte yeni bir çığır başlatarak, Milli Görüş efsanesini gerçekleştirmiştir.
Milli Görüş’ün yerel yönetimlere ilk adımını atışı, daha 1970 yılında Nevşehir Acıgöl belediye başkanlığı ile başlamıştır. 1984 mahalli seçimler sonucunda Van ve Urfa illeriyle 15 ilçenin belediye seçimlerini kazanmıştır.
1989 yılında yapılan yerel yönetim seçimlerin de, 5 büyük ilde belediye başkanlığını kazanarak yerel yönetimlerde Türkiye’de büyük bir devrim yaptı. Efsanevi hizmetleriyle, sadece Türkiye’de değil dünya çapında ün salmaya başladı. Bu 5 il, Konya, Şanlıurfa, Van, Kahramanmaraş ve Sivas illeriydi. Bu illerde yapılan parlak hizmetlere, 1992 yılında yapılan ara yerel seçimlerde, İstanbul’un Esenler, Bağcılar, Güngören, Bahçelievler, Kâğıthane, Beykoz, Tuzla ilçelerinin de katılmasıyla Milli Görüş belediyeciliği bütün Türkiye’yi etkiledi.
Bu başarılarının sonucu olarak 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde, Milli Görüş başta İstanbul, Ankara, Konya, Kayseri, Erzurum ve Diyarbakır Büyükşehirleri olmak üzere nüfusumuzun yüzde 65’inin yaşadığı pek çok il, ilçe ve beldede belediye başkanlıklarını kazandı.
Yerel yönetimlerin en büyük partisi oldu. Belediyecilikte açılan yeni çığır, başarılı hizmetleriyle bütün milletin gönlünü fethetti. Ve artık, belediyecilik hizmeti deyince herkesin aklına Milli Görüş gelmeye başladı.
1989’dan itibaren başlayan Milli Görüş belediyeciliği devrimi, belediyelerin merkezi yönetimlerin başaramadığı hizmetleri dahi ne kadar büyük bir gayretle başardıklarını, halkın her türlü ihtiyacını karşılamak hususunda ibadet aşkıyla nasıl çalışılabileceğini ortaya koydu.
Bütün bu deneyimler, milletimize gerek genel yönetimde ve gerekse yerel yönetimlerde kurtuluşun, beklenen ve özlenen hizmetlerin ancak ve ancak Milli Görüş ile yapılabileceğini göstermiş bulunmaktadır.
Bu belirttiğimiz gerçekler, tesadüfî olaylar değildir. Çok mühim temel sebeplerin, doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Sağlanan bu başarılar, kişisel değildir. Yöneticilerin benimsediği ilkelerden kaynaklanmaktadır. Milli Görüş’ün içerdiği ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler ancak böyle başarılı çalışmaların altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, benzer başarıyı sağlayamazlar.
Nitekim şu anda az sayıdaki Saadet Partili belediyelerin ortaya koyduğu başarıyı, AKP’li, Milli Görüş gömleğini çıkarmış belediye başkanları gösterememektedir.
Çünkü şahısların başarı veya başarısızlıkları, inandıkları ilke ve kurallardan kaynaklanır. Hakkı üstün tutan ilkelere inanan ve ibadet aşkıyla çalışanlar, ülkelerine ve insanlığa büyük hizmetler yaparlar. Milli Görüşçüler başarılıdır. Çünkü Milli Görüş’ün temelinde sevgi, şefkat, barış, kardeşlik ve herkesin mutluluğunu istemek vardır. İnsanların mutluluğu, Saadet Partisi’nin programında belirtilen 5 şartın yerine gelmesiyle gerçekleşir:
1-Barış
2-Hürriyet
3-Adalet
4-Refah
5-İzzet ve onur.
Bu 5 şart ise, ancak Milli Görüş zihniyetinin hakim olmasıyla gerçekleşebilir. Taklitçi ve işbirlikçi görüşlerle, bu şartların gerçekleşmesi mümkün değildir.
İbadet aşkıyla çalışan Milli Görüşçü belediyelerin gerçekleştirdiği üstün hizmetleri ana hatlarıyla şu şekilde ifade edebiliriz:
• Milli Görüş, belediyelerle halkı bütünleştirdi
• Hizmet anlayışını değiştirdi. Belediyenin kapısını halka açtı. Ve belediyenin her zaman halkın ve haklının yanında olmasını sağladı.
• İmar, parselasyon planları ve hizmetlerinde yeni bir çığır açtı.
• Şehirlerin altyapı sorunları bir bir çözümlendi. Kentler, köy görünümünden kurtarılarak gelişmiş ülke kentleriyle yarışır hale getirildi.
• Şehirlerin su sorunu çözümlendi. Musluklardan hava değil sürekli su akar oldu. İstanbul, Ankara ve diğer birçok şehir, Milli Görüş ile su soruna kesin ve kalıcı çözüm üretti.
• Halk ekmek projeleriyle, ucuz ekmek üretildi. Ve dar gelirliler desteklendi.
• Aşevleri kuruldu. İftar çadırı geleneği, başlatıldı.
• Kimsesizler için yurtlar ve bakım evleri kuruldu. Belediye, kimsesizlerin belediyesi oldu.
• Rüşvet, iltimas, yolsuzluk ve hizmetlerde ayrımcılık tarihe karıştı.
• Kültür merkezi, kütüphaneler, konferanslar yapıldı. Milli, manevi ve tarihi değerler ihya edildi. Halk ile bütünleşilerek, sosyal yardımlaşma ve dayanışma yaygınlaştırıldı.
• Belediyeler kültürel faaliyetlere önem verdi. Kültürel ve tarihi eserler neşredildi.
• Şehirlerin yeşil dokusu geliştirildi. Parklar yapıldı. Temizlik ve çevre anlayışında, Milli Görüş belediyeciliği bir marka haline geldi.
• Belediyeler, ucuz konut edinmeyi teşvik etti. Kooperatifleşme özendirilerek, arsa ve altyapı desteğiyle fakirlerin mesken sahibi olmalarına imkân hazırlandı. On binlerce insanımız, konut sahibi oldu.
MUHTEREM DAVA ARKADAŞLARIM
Tablo ortadadır. Bundan önce olduğu gibi bundan sonrada umut sizlersiniz, Milli Görüştür. Kırılanı onarmak, döküleni toplamak yine bize düşecek. Bu yüzden inancımızı, kararlılığımızı asla yitirmedik yitirmeyeceğiz. Evet: haksızlığa uğradık. Hapse atıldık. Partilerimiz kapatıldı, Üzerimize tanklar sürüldü. Yasaklar getirildi. Engeller çıkarıldı.
Kan kustuk ama kızılcık şerbeti dedik.
Bu millete sevgimizden, bu topraklara bağlılığımızdan dolayı öfkemizi içimize attık.
Çünkü bu milletin aslı biziz… Tarihi, inancı, değeri biziz. Bize küsmek yakışmaz. Bize yorulmak yakışmaz. Yine koşturacağız, kapı kapı dolaşıp gerçekleri anlatacağız. Önce önümüzdeki yerel seçimler olmak üzere o efsane hizmetlerimize yine bıraktığımız yerden başlayacağız.
Çünkü başka çare yoktur.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi muhabbetle kucaklıyorum.
Allah (CC) gayretimizi daim kılsın.
Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Allah’a emanet olun.