Konjonktürel hukuk... Konjonktürel hukuk
Zekâsı ile bir millete değer katan insanlar vardır. Kahramanlığı ile bir millete değer katan insanlar vardır. Bir de olgun tavrı, ince üslubu ile bir millete değer katan insanlar vardır. Adalet eski Bakanlarımızdan Sayın Oltan Sungurlu da hiç şüphesiz bunlardan biridir. Gösterişten uzak, yapıcı konuşmalarıyla bende hep saygı uyandırmıştır.
Hafta içinde katıldığı Genç Bakış programında kendisini dinlerken hem kendisine bir "Millet Adamı" olarak sevgi ve saygım arttı, hem de ürperdim. Ülkemin en saygın hukukçu devlet adamlarından biri dönüp dolaşıp "hukukun konjonktürelliğinden" söz ediyordu. Türkçesi: Hukuk şartlara, toplum içindeki dengelere bağlı olarak dalgalanır. Mutlak anlamda şu kişi veya topluluğun hakkı diye bir şey yoktur. Öz Türkçesi: Hakkın temeli güçtür. Gücü hesaba katmadan hak, hukuk gibi sözler sarf etmek netice vermez.
Sayın Bakan'a itiraz edecek değilim. Bana bilmediğim bir şeyi söylüyor da değildi. Sadece ürperdim ve üzüldüm. Nizâm'ül-mülk'ün Siyasetnâme'sinde geçen bir meseli hatırladım. Kitabı açtım ve dilini değiştirmeden not ettim: Gazneli Mahmud bütün gece şarap içmiş ve sabah şarabını da nûş eylemiş idi. Sultanın sipahsâları Ali Nüviştekin dahi bu mecliste hazır bulunarak bütün gece içmiş ve hiç uyumamıştı. Güneş kuşluk zamanına geldikte, başı döndü, ifrat şaraptan rahatsızlık hissederek hanesine gitmek üzere izin istedi. Sultan: "Aydın günde bu hal ile gitmek doğru değildir. İkindi namazına kadar burada istirahat et. O zaman ayık olarak gidersin. Zira muhtesib seni bu halde görürse, hâd vurur. Şeref ve haysiyetin haleldar olur. Benim kalbim bundan rencide olur, ama bir şey söyleyemem" dedi.
Ali Nüviştekin elli bin adamın sipahsâları ve zamanının şeci ve mübariz nâmdarı idi. Muhtesibin böyle bir harekette bulunacağını hatırından geçirmedi. Yüreği daraldı ve seraskerliği tuttu: "Elbet giderim" dedi. Ve hizmetkârlarından mürekkep azim bir alay ile ata binip hanesine teveccüh etti. Muhtesib yolda ona rast gelerek, böyle serhoş görünce, atından indirip bîmahaba elile anı döğdü. O derecede ki, Ali Nüviştekin toprağı dişledi. Askerleri bu hali görmekle beraber hiç kimse bir söz söyleyemedi. Ertesi gün Ali Nüviştekin sırtını açıp pare pare olduğunu Sultan'a gösterdi. Mahmud güldü ve: "Bir daha serhoş olarak evden dışarı çıkmamak üzere tevbe et" dedi.
Bu meseli nakleden Nizam'ül-mülk, sözünü şöyle bağlıyor: "Tertib-i mülk ve kavaid-i siyaset muhkem olursa, adalet işi zikrettiğimiz vech ile tatbik edilir." Yani bir ülkede devlet düzeni ve siyaset kuralları sağlam ise, adalet işte böyle uygulanır. Seraskere bile torpil geçilmez. Muhtemeldir ki, gücüne aldanıp yasaya uymakta ayak direyen Ali Nüviştekin'in yoluna muhtesibi o saatte gönderen bizzat Sultan Mahmud idi!
Peki, bir yerde "tertib-i mülk ve kavaid-i siyaset muhkem" değilse, kendinde güç vehmedenler hiçbir ilke ve kural tanımıyorlarsa, toplumun kendini temsil gayesiyle seçtiği yöneticilere ne yapmak düşer? Nasıl davranmalıdırlar? İşte Karacaoğlan'ın cevabı:
Gam kasvet çekme divane gönlüm
Her zaman da dünya başa dar olmaz
Yıkılıp düşene gülme sakın sen
Yiğit düşüp kalkmayınca bell'olmaz
Evet, Ak Parti kurmayları ve tüm üyeleri için hakiki yiğitlik dönemi başlamıştır. Parti olup olmadıklarını, yiğitliklerinin çap veya derecesini asıl şimdi göreceğiz. Millet onlara daha bir yaşına basmadan iktidar imkânı verdi. Bunu az çok iyi değerlendirdiklerinden, ikinci bir fırsat daha tanıdı. Fakat reşit olup olmadıklarının asıl sınavı şimdi başlıyor.
yeni şafak / Mustafa Özel |