| Afganistan’a Gidilmeyecek,Iraktaki yağmacı çete kabul edilmeyecek Afganistan’a Gidilmeyecek
Irak’taki Yağmacı Çete Kabul Edilmeyecek!
Osman Halid
“O onu tanıyor, bu bununla görüşmüş” şeklinde sürdürülen “Ergenekon” soruşturmasının Perinçek, Selçuk ve Alemdaroğlu’yla tavan yaptığı bir sırada hastalıklı ruh, “Uluslararası Terör Örgütü”nün üst düzey yöneticisi Dick Cheney topraklarımızı kirletti.
ABD Savunma Bakanı’ndan sonra istediklerini alamamış olacaklar ki, “Uluslararası Terör Örgütü” bu sefer de Dick Cheney’i gönderdi.
Geçen haftalarda teröristbaşı Amerikan yetkililerinin hükümete 80 kişilik bir liste verdikleri biliniyor. “Bağımsız” olduğu söylenen bir ülkede böyle bir görüntünün ne mânâya geldiğini takdirlerinize bırakıyor ve şu soruyu sormaktan kendimizi alamıyoruz:
Öyle veya böyle, o sebeple veya bu sebeple anti-amerikancı tutumlarıyla temayüz etmiş bu seksen kişiye Amerika’nın isteği doğrultusunda ne yapılacak?
Öldürülecekler mi?
Tutuklanacaklar mı?
Yoksa İncirlik işgal-terör üssünden uçaklara bindirilip Guantanamo’ya mı götürülecekler?
“Uluslararası Terör Örgütü”nün üst düzey elemanı ilk önce kendi vatanına ihanet etmiş Barzani teröristiyle görüştü. Daha sonra Afganistan’a akabinde Türkiye’ye geldi.
Takip ettiği rotaya baktığımızda dahi Türkiye’den ne istediğini ve Büyük Doğu coğrafyasındaki gezintisinin sebebinin ne olduğunu hemen anlayabiliriz.
1-Kukla Irak yönetiminin meşruiyetini sağlamak...
2- Siyonist kukla yapılanmayı kuvvetlendirmek ve Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın samimilerinin birleşmesini engellemek...
3- Afganistan’da sıkışan kıçını kurtarmak için Türk ordusunu Amerika’nın ANZAK’ı yapmaya çalışmak...
Türkiye’nin, Afganistan’a muharip asker istemekle birlikte, ayrıca Irak’ın kuzeyindeki kukla yönetim başta olmak üzere Bağdat’ta teşkil edilmeye çalışılan yağmacı çetenin “Irak Devleti” olarak meşruiyetini kabul etmesi...
Amerika’nın kendisi için hayati önem arzeden bu hususu kabul ettirmek için Türkiye’ye geldi çetebaşı!
“Ergenekon” saldırısını, Amerika’nın İslâm coğrafyasında düştüğü kötü durum ve bu durumdan kurtulmak için Türkiye’den talep ettiği hususlarla birlikte düşünmemiz gerekir. İçine düştüğü kötü durumdan kurtulmak için her talebinin karşısında rahatsız edici bir takım anti-emperyalist unsurların kendini göstermesi, Amerika açısından Türkiye’deki anti-amerikancı unsurlardan temizlenmesini şart kılmıştır.
Bunu Büyük Doğu’da yapmayı düşündüğü daha sonraki saldırılarda sorun çıkmasın diye “Ergenekon” saldırısıyla tedbir alma gayreti olarak değerlendirebiliriz.
Bu açıdan bakıldığında “vatan sevmez liberal çapulcu” statükocularının psikolojik desteğiyle yürütülen “Ergenekon” saldırısının TSK’yla da doğrudan alâkalı olduğunu görebiliriz. Nasıl mı?
Elde edilen sözde bilgi ve belgeler, Amerikan politikalarına direnç göstermeye çalışan ordu içindeki bir takım unsurlara karşı şantaj malzemesi olarak kullanılmak suretiyle bu unsurlar etkisizleştirilmeye çalışılmakta!..
Daha açık bir ifadeyle bahsettiğimiz bu unsurlar etkisizleştirilerek “Küreselci, Amerikancı” subayların önü açılmak istenmektedir. Yani Amerika, epey bir müddet kendisine sorun çıkarmayacak kadroları askerî hiyerarşinin tepelerinde görmek istiyor.
1 Mart Tezkeresi’nin görüşüldüğü günlerde “Uluslararası Terör Örgütü”nin Savunma Bakanı Wolfovitz Türkiye’ye geldiğinde yaptığı görüşmeler sonrası orduyla alâkalı şu açıklamayı yapmıştı:
“Üst kadrolarla işi bitirdik!” Wolfovitz’in bu açıklamasından Amerika’ya sorun çıkaranların daha çok general seviyesinin altındaki subaylar olduğu anlaşılıyor. “Alt kadrolar”ın bir çoğuyla işi bitiremeyen Amerika, artık “işi bitirme” derdinde!..
Org. Büyükanıt’tan sonra Genelkurmay başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı’na Amerika tarafından epey itibar edildiğini bilmeyen yok.
Amerika’nın Afganistan’a Türk askeri istemesine, bilindiği üzere Org. Yaşar Büyükanıt red cevabı vermişti. Ruh hastası Dick Cheney’e ne cevab verildiğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Fakat şu an için Amerika’nın bu talebine hangi sebeple red cevabı verildiği noktasında bazı kafa karıştıran noktalar var:
Afganistan’a asker göndermemenin karşılığı, Irak’ın kuzeyindeki siyonist yapılanmanın kabulü ise durum vahim! O zaman Amerika’nın Afganistan için zorlamasından filan bahsedilemez. Irak’ın kuzeyindeki kukla yapılanmanın kabulü karşılığında asker gönderilmiyor demektir. Bu da Ankara’daki kuklalarla Amerika arasındaki bir anlaşmaya delalet eder. Yok, eğer “Afganistan’ın gerçek sahibi Taliban’dır; şu anda da Taliban düşman işgaline ve sömürüye karşı bir istiklâl savaşı vermektedir. İstiklâl savaşı vermiş bir ordunun genelkurmay başkanı olarak ben de, ülkesinin istiklâli için savaşan insanlarla savaşmak için asker göndermem!” deniliyorsa, bu iradî karar doğru olmakla birlikte eksiktir.
Bu kararın doğrusu, teröristbaşı Amerika’nın dayattığı şeklin tersi olmalı!
Nedir onun dayattığı;
“Bağdat’ta oluşturulan çapulcu çete ile birlikte Irak’ın kuzeyindeki kukla yönetimini kabul edeceksin. Ayrıca Afganistan’da beni kurtarmak için muharip asker göndereceksin!”
Bunun karşılığı ise şu olmalı:
“Afganistan’a muharip asker göndermeyeceğim gibi, kukla yönetimin varlığını da kabul etmeyeceğim! Benim için meşru olan, ülkesini işgalden kurtarmak için ‘İstiklâl Savaşı’ veren Irak Silahlı Mücahid Kuvvetleri’dir; yani Irak devletinin işgale karşı direnen meşru hükümeti...”
“Matruşka” açılmaya devam ediyor. O her açıldığında da kafalar “karışıyor.” Zihnî altyapının eksik olduğu bu kafalar eski alışkanlıklarla hadiseleri seyretmeye devam ettikçe daha çok tren geçecek.
Biz, aylar evvelinden sahte kutuplaşmalara dikkat çekerek esas kutuplaşmanın kimler ve hangi merkezler arasında olması gerektiğini izah etmeye çalıştık.
“Ergenekon” kapsamında Perinçek, Selçuk ve Alemdaroğlu üzerinden yapılan son hamle, Yasadışı Fetullah-Talabani-Barzani terör örgütünün aleyhine olacak!
Gerçi onlar, “bu saldırıyı yapmazsak aleyhimize olacak” düşüncesiyle hareket ettiler, ama netice her halükârda değişmeyecek.
“Muktedir” olmayan iktidardaki hainler hangi kesimden olursa olsun sonlarının geldiğini hissediyorlar. Köpekler depremi herkesten önce hisseder malûm...
Nihai hesaplaşmanın arefesinde bu savaşın gerçek taraflarını hâlâ görmemekte ısrar edenler savaşın “mağdurları” ve “mağlupları” olacaklardır. Bir türlü demokrasi oyunundan vazgeçemeyen ve demokrasi çemberinden kendisini kurtaramayıp diğer taraftan da “kurtuluş”tan bahsedenler de kaybedecek!
Mevcut düzeni kabul ederek bir İSTİKLÂL SAVAŞI verildiği nerede görülmüş?
Büyük Doğu’nun Kurtuluşu, dünya çapında verilecek bir “İstiklâl Savaşı”yla mümkün!...
------------ |