İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 20.05.2008, 04:14

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.368
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Yazar Yusuf Kaplan: Seküler misyonerlik gençliği tehdit ediyor

Yazar Yusuf Kaplan: Seküler misyonerlik gençliği tehdit ediyor
Mehmet Baydemir / haber@anadolugenclik.com.tr
nTürkiyedeki eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitim sistemimiz, gençlerimize nasıl bir kimlik veriyor? Felsefi ve derinlikli eğitimin verildiğinden söz edilebilir mi? Bu konudaki fikriniz nedir?
Belki de Türkiyenin temel sorunu, eğitim sorunudur. Eğitim sorununu üç ana başlık altında alabiliriz. Birincisi resmî eğitim kurumlarının verdiği eğitim anlayışı. İkincisi, cemaatlerin, çeşitli özel kurumların ve vakıfların türlü şekillerde gerçekleştirdikleri eğitim, insan yetiştirme, toplumu yönlendirme faaliyetleri. Üçüncüsü de, medyanın kimlik inşa etme, zihin ve davranış kalıpları oluşturma çabası.


nHocam klasik eğitim anlayışının dışında bir yaklaşım sizin yaklaşımınız. İşin içine sivil kurumları, cemaatleri ve medyayı da katmanız ilginç...
Şimdi bu üç eğitim kaynağının veya alanının buluştukları en temel sorun şudur: Bu eğitim kurumu da, Türkiyede İslâmın dışında, İslâmî ideallerden uzaklaştırılmış, İslâmın sunduğu zihin, duyuş, davranış biçimlerinden kopuk, tarih ve medeniyet bilinci yok edilmiş bir kuşak yetiştirmeyi eksene alıyorlar. Tabiî burada bazı cemaatleri ve sivil toplum kuruluşlarını bunun dışında tutmak gerekiyor. Söylemek istediğim şey şu: Türkiyedeki bu üç eğitim alanı da, Türkiyede iddiaları olmayan, rüyaları yok edilmiş, medeniyet ufku, tarih şuuru ve kültürel kimliği ve aidiyet duygusu yok edilmiş bir kuşak yetiştiriyor. Oysa bu bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felâkettir.


nPekiyi, neden böyle bir şey söz konusu? Bunun nedenleri neler?
Her şeyden önce, Türkiye büyük bir medeniyet buhranı yaşıyor. Tanzimatla birlikte, bu toplumun iddiaları, rüyaları, tarih ve medeniyet kurucu iradesi ve dinamizmi yok edildi. Türkiye, medeniyet değiştirilmeye zorlandı. Türkiyenin medeniyet değiştirmesi, sonunda din değiştirmesiyle sonuçlanacaktır. Türkiyede uygulanan ve adına modernleşme, çağdaşlaşma denilen proje, Türkleri İslâmdan uzaklaştırma projesidir.


nHocam, sizin Türkiyenin kendi kendini sömürgeleştirdiğine dair bir teziniz var. Bunu biraz açar mısınız?
Türkler, bu toplum İslâmdan nasıl uzaklaştırılabilirdi? Önce iddialarını, tarih yapıcı ve medeniyet kurucu iddialarını terketmek sûretiyle. Peki bu nasıl başarılacaktı? Elbette ki, Şark Meselesinin ikinci ayağını da devreye girdirmek sûretiyle.


nŞark Meselesinden bahsettiniz. Nasıl bir şey bu?
Şark Meselesinin birinci ayağı, Osmanlıyı, dolayısıyla İslâmı Avrupadan uzaklaştırmaktı. Batılılar Osmanlıyı durdurarak bunu başardılar. Şark Meselesinin ikinci ayağının hedefi, Türkleri İslâm kültüründen uzaklaştırmaktı. 1908 yılından itibaren Türkiyede yapılan şey bu işte. Üstelik de bunu eğitim sistemimiz aracılığıyla yapıyoruz büyük ölçüde. Türkiye, önce tavandan sekülerleştirildi; sonra da tabandan sekülerleşme süreci başlatıldı; toplum sekülerleştiriliyor. Dikkat edin, bunu bizzat bizim elitlerimiz yapıyor. Kendi iddialarımızı, rüyalarımızı, ideallerimizi bizim elitlerimiz yok ediyorlar. İşte Türkiyenin kendi kendini sömürgeleştirmesi dediğim şey bu. Türkiye, dünyada sömürgeleştirilemeyen üç ülkeden biridir. Türkler, dünya tarihinin yapılmasında son iki bin yıldan bu yana kilit rol oynuyorlar. Bu iki bin yıl zarfında, Asyanın içlerinden Avrupanın içlerine iki kez giden millet biziz. İlk bin yılda, sadece yaktık, yıktık ve yok ettik. Ama Müslüman olduğumuzdan sonraki ikinci bin yılda ise, Avupaya medeniyeti biz götürdük; var ettik.


Türkiyenin toparlanabilmesi için yeniden Osmanlı ruhu ve misyonuyla donanması gerekiyor. Hatta dünya tarihinin bundan sonra nasıl şekil alabileceği Türkiyenin vereceği iki karara bağlı olarak şekillenecek. Eğer Türkiye, sekülerleşme, yani kendi kendini sömürgeleştirme, yani İslâmdan uzaklaştırma projesini devam ettirerek, iddialarını terketmeyi sürdürecek olursa, dünyada kaosun ve felâketlerin sorumlusu olacak. Eğer Türkiye, tam tersi bir yol izleyerek, medeniyet iddialarına yeniden sahip çıkarsa, tarihin yapılmasında kilit rol oynayacak yeniden. Böylelikle, Batı hâkimiyeti çatırdayacak; dünyanın modern tarihte ilk kez, adaletin, hakkaniyetin ve barışın hâkim olduğu yere doğru gitmesi mümkün olabilecek. İşte Batılılar bunu bizden bile çok iyi idrak ettikleri için Türkiyenin yeniden bir medeniyet iddiasına sahip olmaması için, Türkiyeyi ABye tıkamaya çalışıyorlar. Türkiyedeki seküler, sömürge kafalı elitlerse, tam da Batılıların istediği gibi hareket etmekte, Türkiyenin İslâmî ruhunu ve iddialarını yok etmekte bir sakınca görmüyorlar. Dolayısıyla Türkiyedeki asıl tehlike Türkiyenin içerden teslim edilmesi ve teslim alınmasıdır. D-8 Projesi, Türkiyenin içerden teslim edilmesini önlemeye, Türkiyenin yeniden medeniyet iddialarını hayata ve harekete geçirmeye dönük olarak geliştirdiğimiz, Cumhuriyet tarihimizin en büyük projesidir. Türkiyenin yeniden dünya tarihinin yapılmasında tarihî bir rol oynamasını sağlayacak, bunun yollarını açacak, imkânların oluşturacak en büyük proje D-8 Projesi olduğu için Erbakanın önü kesilmiş, eli kolu bağlanmış, Türkiyenin geleceğinde oynayabileceği roller yok edilmiştir, yok edilmeye çalışılmaktadır.

nGünümüz gençliğinde akıl almaz bir yozlaşma, manevi tahribat söz konusu… Gençliğin bu hale gelmesinde etkili olan nedir? Ahlaki yozlaşmadan nasıl kurtarabiliriz gençliğimizi?
Bunun nedeni, sekülerleşmedir. Türkiyede bir hıristiyan misyonerliği tehlikesi yoktur; asi tehlike, sekülerlik misyonerliği tehlikesidir. Sekülerlik misyonerliği, bu toplumu İslâmdan, İslâmî iddialardan, ideallerden, kimlikten uzaklaştırma çabasıdır. Sekülerlik misyonerliği, Türkiyenin omurgasını, yani ruhu çökertmiştir. Oysa ruhunu yitiren, omurgası çöken, iddiaları, rüyaları, idealleri olmayan bir genç kuşağın varolduğu bir toplum varlığını bile sürdüremez. Türkiyedeki eğitim sistemin yaptığı şey budur. Türkiyedeki medya rejimin yaptığı şey budur. Medyanın üstlendiği ve fütursuzca yerine getirmeye çalıştığı bu sekülerlik misyonerliği, Türkiyenin güvenliğiyle ilgili varlığını ve ruhunu sürdürebilmesiyle ilgili stratejik bir mesele hâline gelmiştir.


nGençler, hem sivil kuruluşlarda hem de siyasi partilerde kendilerini ifade edebiliyor mu? Siyasi partiler gençlerin fikri gelişimine katkı sağlayabiliyor mu?
Sivil toplum kuruluşlarının bazı çalışmaları var bu konuda; ama bunlar yeterli değil. Ayrıca bunların amaçları, hedefleri, bu hedeflerin nasıl gerçekleştirilebileceği iyi belirlenmiş değildir. Oysa uzun vadeli düşünmemiz 50-100 sene sonrasına yönelik köklü projeler hazırlamamız gerekiyor. Ayrıca siyasi partiler gençliğe hiç bir ruh, ideal, heyecan verecek bir proje geliştiremiyorlar. Burada, Saadet Partisini ve Büyük Birlik Partisini dışta tutmak gerekiyor. Saadet Partisi, daha Millî Nizamdan bu yana Türkiyede İslâmî duyarlılığı gelişkin bir gençliğin yetiştirilmesi için en ciddî faaliyetleri gösteriyor. Sivil toplum kuruluşlarının ve cemaatlerin gençlikle ilgili uzun soluklu, öncü bir kuşak yetiştirmeye dönük köklü faaliyetleri çok az. Hâlâ binalara yatırım yapılıyor. İnsana yatırım ihmal ediliyor. Mesela, bu bağlamda hayatî önem arzeden yapılması gereken çalışmalardan biri şudur: Belli alanlarda yetenekli genç arkadaşların doktora çalışmaları yapmaları teşvik edilmeli, bunlara burslar ayarlanmalıdır.


nSiz bir öncü kuşaktan bahsediyorsunuz. Öncü kuşaktan kastınız nedir?
Vahyin verdiği müthiş bir imkan var bizim için. Bizim kaynağımız ve imkânımız Kitap. Kitapla doğrudan ilişkiye geçmemiz gerekiyor. Bunun için de Hz. Peygamberle doğrudan ilişkiye geçmemiz gerekiyor. Hz. Peygamberi anlayamadığımız sürece Kitabı anlayamayız. Son yıllarda, Hz. Peygamberi (sav) devre dışı bırakmaya, hadisleri hayatımızdan çıkarmaya dönük bazı sinsi çalışmalar var. Oysa Hz. Peygamber, yaşayan Kurândır. Eğer Hz. Peygamberi devre dışı bırakır da, kendi kafamıza göre Kitab´ımızı anlamaya kalkışırsak, o zaman kelle sayısı kadar din-kitap anlayışı ortaya çıkar. İşte bu İslâmın protestanlaştırılması projesidir. Bu durumda biz Kurana nasıl gideceğiz? Temelde Hz. Peygamberi anlamamız, Onun konumunu belirlememiz lazım, öncü kuşak için. Peygamberimiz bir beşer ve beşere gönderilen mesajın aracısı. Hayatıyla kendinden sonra gelenlerin, ümmetinin ne yapacağını, nasıl yapacağını da gösteriyor. Kuran sadece inzal edilmiş bir kitap değil, aynı zamanda tenzil edilmiş bir kitap. Kuran-ı Kerimin 23 seneye yayılarak tenzil edilmesi doğrudan beşere indirilmesiyle ilgili. Yani 23 senede hayata aktarılacak. Peygamberimizin buradaki rolü bize şunu söylüyor: Aslında bu süre bir kuşaklık bir zaman dilimi. Bir kuşaklık zaman diliminde dinin tamamlandığına dair bir tecrübe. Hz. Peygamberin -önce tek başına- vahyi hayata geçirmesi 23 sene alıyorsa, bence aynı vahyi bizim yeniden hayat geçirebilmemiz için yine bir kuşaklık zaman dilimi yeter. Peygamber olmadığımız için yükümüz ağır değil. Burada öncü kuşak düşüncesiyle zamanı Mekke-Medine dönemleri üzerinden yeniden kurmamız lazım. Mekanı yeniden bir imkan üretecek şekilde düzenlememiz gerek. Mekke döneminde karşımıza çıkan şey şu: Mekke döneminde bir Müslüman tipi, şahsiyeti oluşturuluyor; yani İslâm Mekke döneminde hayat buluyor, insanın hayatına aktarılıyor. Medine döneminde o hayat, farklılık bütünü de oluşturabilecek bir tecrübe üretiliyor ve İslâm hayat oluyor, hayatın kendisi oluyor.


nÖncü kuşakın temelini bu ayrımdan başlatıyoruz yani…
Evet "öncü kuşak"ı buradan kurabiliriz. Vahiy öncesi dönem vahiy sonrası dönemden vahyin anlaşılması açısından daha önemlidir. Peygamberimiz, 40 yıllık süreçte ilâhî kaynak tarafından peygamber olarak hazırlandı, yetiştirildi; onun için doğrudan hayatın içine girdi. Vahiyden önceki ismi El Emin. Vahiyden sonraki ismi El Mümin. Eminle mümin arasındaki ilişki çok önemli. Hz. Peygamberin (sav) üç önemli özelliğini görüyoruz. Öncü kuşak tipinin ilk üç özelliği bunlar: 1) Çağının tanığı, şahidi olması. 2) Özne (işi yapan) olması. 3) Öncü olması. Vahiyle birlikte bunlar Elçilikte toplanıyor, devam ediyor. Bunu açalım: Burada vahiyden sonra şekillenen alim-arif-hakim figürlerinin oluşumuna tanık oluyoruz. Peygamberimizin çağının tanığı olmasını sağlayacak iki özelliği var: Birincisi çağının en gözde mesleğini ve en iyi tanıyabileceği mesleği yapıyor: ticaret. O dünya, ticaret kervanlarıyla var olan bir dünya. Ticaret kervanlarıyla hem kendi ortamını, hem de içinde yaşadığını dünyayı, farklı iktidarları tanıyor. Kimler var: Bizans, Sasaniler, Yemen Krallığı var. Hz. Peygamber, Şama Bahreyne ve Yemene gidiyor. Gittiği yerlerdeki tüccarlardan özellikle Hindistandan gelenlerden Çinde muazzam bir medeniyet olduğunu öğreniyor. İlim, Çinde bile olsa ona gidiniz alınız hadisini tersinden anlıyoruz bazen, yanlışlıkla. Çin, diyor; yani tarihsel bir şeyden insanlık tarihinin ulaştığı bir şeyden bahsediyor. Ticaret dedik, hayatın yüzde doksanı ticaret üzerinden belirleniyor. Ticaret, insanı, insanın dünyayla irtibatını kavrayabilmenin en iyi yolu. Yani orada insan tipini, insanın parayla ve iktidarla ilişkisini -gücünü zaaflarını- tanıyor. Peygamberimiz, orada kendi kişiliğini kurarak bir dil de kurmuş, sunmuş oluyor dünyaya. Sonra Hılful Fudul anlaşmasında bizzat öncülük yapıyor. O dönemin kilit isimleriyle birlikte, kendisi 19 yaşlarında, orada öncülük yapıyor. Tüm bunlar elçilikle birlikte öncü kuşak meselesinde Hz. Peygamberde karşımıza çıkıyor âlim-ârif-hakîm figürü olarak.


nHocam, bu süreçte öncelikle önemli olan faaliyet alanı nedir şu anki durumunda Türkiyenin?
Akademide ve medyada varlık gösteremediğimiz sürece yokuz. Akademiyi ve medyayı dönüştürmemiz lazım! Kuranın asıl, Hz. Peygamberin de usül olduğu ilkesinde hareket ederek bir dil kurmamız lazım.


nBir sosyal bilimci olarak ideal bir genç profilinden ne anlıyorsunuz? Bu ideal genç, hangi vasıflarla donanmalıdır? Bu ideal gencin ufuk boyutu üzerine neler söylemek istersiniz?
Her şeyden önce, ideal genç profilinde bulunması gereken en öncelikli özellik veya nitelik, özgüven meselesidir: İdeal bir genç, özgüveni olan bir gençtir; özgüveni olan bir kişi ise, ahlâk ve sorumluluk sahibi, asalet ve şahsiyeti gelişmiş, reaksiyoner değil aksiyoner, parazit ya da asalak değil, ahlâk, asalet ve adâlet sahibi bir kişidir; yani nesne (tanımlanan, belirlenen, tüketen) değil, özne (tanımlayan, belirleyen, üreten) bir kişidir. Dolayısıyla böyle bir kişi, zaafları imkânlara dönüştürmenin; imkânları da çoğaltmanın yollarını keşfetmesini bilir; bunun yollarını her hâl ve şartta bulmaya çalışır. Özgüveni olmayan kişiler, bırakınız ufuk sahibi olabilmeyi, önlerini bile görmekte zorlanırlar. Kişiyi özgüven sahibi yapan en önemli şey, âidiyet bilinci, kimlik duygusu, medeniyet ve tarih şuurudur. Hz. Mevlânânın pergel metaforu, özgüven sorunu ile ufuk meselesini neden birlikte düşünmemiz gerektiği konusunda bize çok önemli ve zihin açıcı şeyler söyler. Bir ayağınız sağlam, muhkem ve sarsılmaz bir şekilde buraya yani İslâma basacak; diğer ayağınızla ise tüm dünyalara, ufuklara, kültürlere ve medeniyetlere açılacaksınız. Pergel metaforu bu işte. Eğer bir ayağınızı sarsılmaz ve muhkem bir şekilde buraya, İslâma basamazsanız, o zaman, ayaklarınız birbirine dolaşmaya ve sizi sendeletmeye başlar; ayakta bile duramazsınız.


nPeki Hocam, ideal gencin büyük ufuklara açılması, sizce nasıl olabilir, neler yapmalıdır?
İdeal gencin büyük ufuklara açılabilmesinin yolu ve sırrı, yine pergel metaforunda gizlidir: Bu da, medeniyet perspektifine sahip olabilmekle kesbedilebilecek bir şeydir. İdeal genç, yerküreyi önüne koyup, yerküreyi adım adım, karış karış dolaşabilen genç demektir. Hem Kurânı, hem Hz. Peygamberin hayatını, hem İslâm tarihini, hem de özlü bir şekilde medeniyetler tarihini anlayabilmek için günümüz düşünürlerinin anlaşılabilir eserlerini mutlaka okumalı ve oradan esaslı bir medeniyet perspektifi kazanmaya çalışmalıyız.


nHocam burada bu düşünürlerden ve yazarlardan bazılarının isimlerini ve kitaplarını verebilir misiniz? Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Önce Sezai Karakoçun eserlerini bilinçli ve sistematik bir şekilde okuması gerekir. Mesela her ideal Müslüman genç, önce Sezai Karakoçun Diriliş Neslinin Âmentüsü başlıklı kitabını okumalıdır. Sonra, İslâmın Dirilişi, ardından da İnsanlığın Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ ve İlham (üç cilt), İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü şimdilerde yayımlanan Çıkış Yolu başlıklı kitaplarını okumalıdır. Ardından Yunus Emre ve Mevlânâ ile ilgili kitaplarını, sonra da Edebiyat Yazıları başlıklı kitaplarını mutlaka okumalıdır. Karakoçtan sonra Nurettin Topçunun İsyân Ahlâkı, İradenin Davası, Kültür ve Medeniyet, Necip Fâzılın Çöle İnen Nur, İdeolocya Örgüsü ve Çile, Mehmet Âkifin Safahat başlıklı kitapları okunabilir. Daha sonra da Rasim Özdenörenin Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler başlıklı kitabının mutlaka okunmasını öneririm. Ondan sonra Cemil Meriçin sırasıyla Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa, Kültürden İrfana, Mağaradakiler, Işık Doğudan Gelir başlıklı kitapları ile günlükleri ve sosyoloji notları ve son olarak bir hazine olan Kırk Ambarı okunabilir. Bu arada Nuri Pakdilin Biat başlıklı kitapları, günlükleri ve diğer deneme ve özellikle Umut başlıklı oyunu (piyesi) okunabilir.


Bu ön ve zorunlu okumalar, bize hem bir özgüven duygusu, hem de medeniyet perspektifi kazandıracak, böylelikle bizim Kurânı ve Hz. Peygamberin hayatını daha dolu dolu anlamamızı ve anlamlandırma, yorumlama ve günümüzün sorunlarını kavrama kabiliyetleri geliştirmemizi kolaylaştıracaktır. Bu okumaların yanı sıra yerli ve yabancı klasik romanlar, hikâye ve şiir kitapları okunmalıdır. Burada Tanpınar, Ahmet Hâşim ve Yahya Kemalin deneme, şiir ve romanlarına öncelik verilebilir. Bu arada dergilerle dost olunmalı, dergilerle kurulan dostluklar aslâ aksatılmamalıdır. Dergiler her zaman canlı birer mekteptir. Günlük tutulmalı, denemeler yazılmalı, kitap eleştirileri, film eleştirileri yazarak yazı hayatına da girilmeye çalışılmalıdır. İyi bir okuyucu olmak, dergilerle, kitaplarla ve yazı ile kalıcı ilişki kurmakla mümkündür. Mutlaka en az bir edebiyat-sanat dergisi; bir kültür-düşünce dergisi ve bir de düzeyli siyâset dergisi takip edilmelidir.

Ancak bundan sonradır ki, hem özgüven sahibi, hem de ufuk çizgisi gelişmiş ideal bir genç olma yolunda adım atmak mümkün olabilir. İşte o zaman dünyayı anlama çabası, ideal bir genci dünyayı değiştirme çabasına iter. Dünyayı değiştirmek de, önce kişinin kendi nefsini her zaman terbiye etmesini, bir Müslüman olarak kendisini önemsemesini ama her zaman kendisini oto-kontrole ve oto-kritiğe tabi tutmasını gerçekleştirebilmesiyle imkân dahiline girebilir.

www.anadolugenclik.com.tr
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 22.05.2008, 09:31

 
Üyelik tarihi: 22.05.2008
Mesajlar: 61
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Yusuf Kaplan'ın yazılarını okumak zor olsa da yararlıdır.
serefsan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yusuf Kaplan kimdir? M. Ali Saral Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 2 12.01.2005 19:09
Yusuf Kaplan// Muhafazakar Demokrasi Ahmet76 Özgün Yazılarınız 0 12.01.2004 13:18
Sevebilmek, özleyebilmek..../Yusuf Kaplan Morpheus Özgün Yazılarınız 0 21.10.2003 21:18
Türkiye'yi yok etmek! // Yusuf Kaplan Ahmet76 Özgün Yazılarınız 0 18.08.2003 13:02
Yusuf Kaplan Ahmet76 Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 0 17.08.2003 20:42


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:42 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49