Üyelik tarihi: 05.11.2007 Teşekkür etti: 5
12 Teşekkür 7 Mesaja aldı
| "O" biçim demokrasi "O" Biçim Demokrasi!
Baki Aytemiz  Demokrasi, bulunmuş en ideal yönetim biçimi olarak, insanın, insanca yaşayabilmesi için en ideal yönetim biçimi, en ideal rejimdir.
Tabiî böyle bir ifade ya da tarif, demokrasinin aslında bir iktidara gelme biçimi olmasına nazaran bir tarafı eksik kalır. Demokrasiyle beraber yönetim biçimi ya da rejim kelimelerinin birlikte kullanımı, demokrasinin mekanik bir iktidara geliş biçimi olmadığına da işaret eder ki o zaman o rejimin tarifinin de yapılması gerekir. Demokrasi, Batı kültür ve medeniyeti içinde o medeniyetin teamülleri içinde işleyebilecek bir sistemdir ki, demokratik sistemi bizim gibi ülkelerde tatbik etmeye kalktığınızda ortaya çok net bir garabet çıkar. Makarnadan demokrasi gibi�
Demokrasi bir teamül rejimi� Yüzyıllara dayalı yönetenler ve yönetilenler çekişmesi-savaşında milyonlarca insanın kellesine mal olarak yerleşebilmiş bir teamül� O teamülün mümkün olması için ayrıca Batı�nın diğer ülkeleri sömürmesinden elde ettiği zenginlik de gerekmekte. Yani hem Batı�nın kendi içindeki iktidar mücadeleleri ile oluşacak bir takım demokratik teamüller lâzım olduğu gibi, diğer yandan da Batı�nın sömürü teamülüne de ihtiyaç hasıl olmakta.
Hem içtimai-siyasî teamüllerin oluşmamış olması, hem de iktisadi olarak sömüren değil de sömürüle bir ülke oluşumuz sebebiyle, bizdeki demokrasiler makarnadan olmaya ve de öyle kalmaya mahkûmdur.
Bizim kendi tarihi köklerimizde, Batı medeniyetindeki gibi, yönetenlerle yönetilenler arasında bir iktidar mücadelesi olmamış, yönetenlere karşı halk tabanından öylesi bir iktidar-rejim değişikliği talebiyle karşı duruş ve isyan çıkmamıştır.
Bunun başlıca sebebi de, bizdeki idarecilerle halk arasındaki çelişkilerin, idare edenlerin halkla olan bağları ve irtibatlarındaki dönemsel kopukluğun, her daim düzeltilebilir zıtlaşmalardan öteye geçmeyecek derecede olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun yanında, Batı medeniyetinin şairleri sınıflar arası amansız kapışma ve boğazlaşmayı resmederken, bizim medeniyetimizde, �padişahımın devri öyle bir devirdi ki, insanların tek derdi, âşıkların kavuşamamasıydı!� türünden resmedişlere sıkça rastlamak mümkündür.
Demokrasi, insanca yaşamanın değil, sınıflar arası güç mücadelesinin, o mücadele neticesinde her sınıfın kendi hakkını arayabileceği temsil zeminini sağlamasının rejimidir ve her ân güçlü olanın zayıf olanı ezerek yeniden totaliter bir idare tesisi etmesi gayet mümkündür. Ve zaten pratikte olan budur.
Profesyonel siyasetçi ve bürokratlardan oluşan oligarşik zümrelerin eline geçmiş olan Batı demokrasilerinde, bir Batılının ifâde ettiği üzere, �seçimler, bir şeylerin değişmesinin değil, bilakis değişmemesinin garantisidir ve seçimler yapıldığı müddetçe, bu oligarşik zümrelerin iktidarı da devam edip gidecektir.�
İktidar fiilî olarak uluslararası sermayenin eline geçmiş, milletler bu uluslararası sermayenin desteklediği klikler tarafından idare olunmaya başlamıştır. Bu sultaya karşı çıkılması, �demokratikleştirme�yi icbar ederek, Amerika�nın Irak�a yaptığı türden demokratikleştirme operasyonlarına maruz kalmayı göze almak gerekmekte�
İşin ironik tarafı bir yana, uluslar arası sermayenin dümen suyundan çıkamayan iktidarlar, böyle bir teşebbüsün kendilerine ne derece pahalıya patlayacağını, bunun bedelini çocukların canlarıyla ödeyeceklerini Saddam örneğinde yaşayarak gördüler. Demokrasinin ne �cici� şey olduğu apaçık meydana çıktı.
İşin bir diğer yönü de, Batı standartlarında sömüren değil de sömürülen bir ülke olduğumuzdan, halkın açlığı, millî iradenin tecellî zemini diye takdim edilen �sandık�ın makarna kolileri ve kömür çuvalları arasında kaybolmasını getirdi. Demokrasi palavraları, makarna ve kömür yığınları arasında karbona endeksli bir ucubeye dönüşüverdi.
Bir tarafta, insanın insanca yaşamasının en iyi rejimi olarak takdim edilen demokrasi, diğer yanda bu kömür ve makarna çuvalları arasında tecelli ettiği söylenen şey�
Tabi bütün bunlar işin maddî boyutuna dair olan şeyler. Diğer yandan demokrasinin bir kültür ve medeniyet ortamın malı ve o ortamının teamülleri ile varolabileceği hakikati de var ki, neticede iş, demokrasinin tesis edilebilmesi için, önce o ortamın tesisi gibi bir durum da söz konusu. Bu da kültür emperyalizmi denilen şeye, içeriden gönüllü kapıyı açmakla eş bir ihanetten başka bir şey değil.
Söze, �Laiklik olmazsa demokrasi olmaz!� denilerek başlanılan her yerde, laikliğin demokrasinin olmazsa olmaz şartı görüldüğü üzerinde ittifak da kuruluveriyor. Bu, neticede cici demokrasi için laik olunması gerektiğini de söylemek demek. O hâlde bir kez daha ortaya çıkıyor ki, demokrasi kendi başına ele alınabilecek ve bizim kendi dünya görüşümüz, inanç sistemimiz içinde uygulayabileceğimiz bir şey değil, bilâkis, Batılılaştırılmamızın, Batı sistemine entegre edilmemizin, sömürülen olarak yerimizin sabitlenmesinin bir manivelası görevini üstleniyor.
Demokrasi yoluyla, Batı�nın içtimai hayatındaki bütün sapıklıklar, bütün çarpıklıklar da �olabilir� �hoş görüsü� içerisinde hayatımıza zerk edilip, haramlar helâl kılınıyor. Ve demokrasi ayağına, bütün bu pislikleri hoş görmemiz, yapılanlara seyirci kalmamız isteniyor. Demokrasi adına, kötüyü yasaklamanın iyiliği emretmekten daha üstün oluşunu unutmamız isteniyor.
Demokrat olacaksak laikleşeceğiz, laikleşeceksek de dinimizin içtimai hayata dair emir ve yasaklarını bir kenara bırakarak, �Kızıl deni� lakaplı Avrupalı parlamenter Bendit�in dediği gibi, �homoseksüel bir belediye başkanımız olmasına� alışacağız� Eh o zaman, �belediyeleri kimseye bırakmam� diyen AKP�lilere büyük iş düşüyor, önce Bendit�in istediği kıvamda homoseksüelleri yetiştirmeleri gerekmekte�
Bu işin ön açıcılığı da demokrasi fedaisi Fett.ş ve Fett.ş oğlanlarına düşer...
İktidar olabilmek için demokrasi fedailiğine soyunan, sonrada laikliğe kapı aralamak adına �Ilımlı İslâm� projesinin gönüllü ajanlığını yapanlara müjde. Fettoş, nasıl ki Allah Resûlü�ne inanmayanların da cennete gidebileceğini söylediyse, ibnelerin de cennetle müjdelendiğini çok yakında ilân edecek!
Nasıl mı?
"O" biçim ağabeycim, o biçim! |