İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 28.03.2003, 04:44
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Abd Yenİlecek....

ABD YENİLECEK!

TEŞHİS DOĞRU DA...

“Ancak silâhla çözülebilecek problemlerle karşı karşıyayız!”

Avaz avaz böyle bağırmaya başladı Perinçek... Önümüzdeki günlerde, özellikle seçimden sonra –tabi seçim yapılabilirse-, Türkiye’nin çözmesi gereken öyle problemler var ki, bu problemlerin çözümü ancak silâhla olabilir diyor ve ekliyor: Yeniden Kuvayı Milliye’ye, yeni Mustafa Kemal’lere, yeni bir Kurtuluş Savaşı vermeye ihtiyacımız var...

Nedir Perinçek gibi bir Allah’sızı vatan kurtarıcılığına mecbur bırakan? Vatanı kurtarmak için bir millî hareket, millî birlik çağrıları yapmaya zorlayan? Türkiye’nin ancak silâhla çözebileceği sorunları nelerdir?

Birincisi, Avrupa’nın, güvenlik politikaları doğrultusunda, NATO’nun imkânlarını kullanmak istemesi. Bu durumda TC ordusu da doğrudan AB’ne bağlanacak ve TC generalleri doğrudan AB’nden emir almaya başlayacaklar.

İkincisi, Kıbrıs meselesi...

Üçüncüsü, Irak...

Teşhis doğru, her biri hayatî öneme haiz meseleler ve meselelerin çözümü de ancak silâhla olabilecek cinsten... Öyle veya böyle, evvelâ şu hakikati başa alarak konuşalım ki Perinçek her kim olursa olsun ve söylediklerini hangi gaye ile söylüyor olursa olsun, önümüzdeki günlerde söz sırasını silâhlar almaya başlayacak... Söz sırasını silâhların alacağını gören “cins cins ahbesin çocukları”, kendi zaviyelerinden bir takım hazırlıklara girişmiş bulunurlarken, diğer taraftan da müslüman Anadolu ahalisi olarak, bizlerin, böyle bir hazırlık içerisinde olmamamızı beklemek aptallık olur... Zira oyun, asıl itibariyle bizim üzerimizde oynanacak... Silâhların asıl hedefini müslüman Anadolu ahalisi teşkil edecek... Tezgâhlar bizim üzerimize kurulacak ve akıtılacak olan bizim kanlarımız üzerinden iktidar çekişmeleri yaşanacak... “Kürt meselesi”nde olduğu gibi, yine Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla Çerkeziyle müslüman Anadolu evlatlarının kanları paraya ve iktidara tahvil edilmeye çalışılacak... Oynanacak oyun açık ve net, ama bu defa oyuna gelen olmayacağımız gibi, oyuna getiren olacağız... Emperyalistlerin başımıza ördükleri çoraplar, “Mekr-i İlâhî” sayesinde ters yüz olup kendi başlarına geçmeye başladı, bu defa da öyle olacak Allah’ın izniyle.

PROBLEMİN KAYNAĞI
Problemin kaynağı, Batı yönünde dümen kırmış Laik TC’nin kendisi... Hâdiselerin tekâmülü neticesi 80 yıllık işbirlikçi nizâm artık fonksiyonel olmaktan çıkmış, emperyalizmin bölgesel projelerine bizzat bu nizâm-nizâmsızlık engel teşkil etmeye başlamış, Batı’ya dümen kıran işbirlikçi unsurlarla efendileri arasındaki bu sürtüşme her geçen gün şiddetini artırmaya başlamış, iktidarı elinde bulunduran işbirlikçiler, aldatılmış karı psikolojisi içerisinde, bir türlü boşanmaya razı olmuyorlar... Mahkemelerin yapacağı bir şey yok... İşin sonu karakolda bitecek...

Problemin kaynağı aynı kalmakla ve işbirlikçi yapılanmanın vazifesini icra edemez oluşuyla birlikte, bölgede yeni bir nizâmlama ihtiyacı hisseden emperyalizm, taşların yerinden oynamasıyla birlikte yükselecek “harbî” muhalefeti –silâhlı direnişi; yani anti-emperyalist savaşı; yani yarım kalmış, bitmemiş Kurtuluş Savaşı’nın devamını- yanlış yönlere ve hedeflere kanalize etmek açısından –aynen Millî Mücadele’de olduğu gibi- işbirlikçilerini-ajanlarını millîlik kisvesi altında aramıza katmak istemektedir.

Emperyalizmin müdahalesine karşı aldatılmış karı psikolojisi yaşayanlarla, ajanlarını ve bu iki kutbun “vatan – millet - sakarya” yaygaralarına kapılan kimi samimî unsurları birbirinden çok iyi ayırdetmemiz gerekmektedir. Zira, yarım kalmış olan “Kurtuluş Savaşı”mızın bu ikinci raundunda, ittifak kurabileceğimiz kimi unsurları da içinde barındırmaktadır bu yapı... “İttifak kurabileceğimiz” derken, bu kavramı, “güvenerek dayanmak” kavramından ayrı tutmak lâzım, zira Lenin’in burjuvalara güvenmekte ne kadar büyük yanılgıya düştüğü malûm... “Gayesine ermemiş sevaş, bitmemiştir!” Anadolu’nun işgâline karşı, Hilâfeti kurtarmak maksadıyla ayaklanan müslümanların gösterdiği direniş karşısında o gün şaşıranlar, bu gün daha büyük şaşkınlıklara uğrayacaklar, uğramaktalar. 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı’na, Efendi Hazretleri’nin verdiği destek malûm. Bu destek, Müslüman Anadolu ahalisinin kurtuluş için mücadele etme niyet ve azmine verilmiş olan bir destekti. Mücadeleye liderlik edenler açısından, mücadelenin akıbetinin malûm olmasına nazaran, desteğin devam etmesinin sebebi bu mücadele azim ve kararlılığında aranmalıdır. Bu azim ve kararlılık, o günden bu güne hiç sönmeden devam edegelmiş, ve bu gün İBDA’ya vücut vermiştir. O günden bu güne, laik rejimle müslüman Anadolu ahalisi her karşı geldiğinde, Anadolu tercihini öncüsünden yana yapmış; kurtuluşa dair mücadele azim ve kararlılığı hiçbir zaman kaybedilmemiştir. Bu azim ve kararlılığın, kâfirin baskısı ile yokedilmek istenmesi, kimi iç ihanetlerle pörsütülmeye çalışılması ve ajanlar eliyle gayesinden saptırılmaya çalışılmış olmasına rağmen, bu gün dipdiri ve her zamankinden daha güçlü, dimdik ayakta, düşmanına toslayacağı ve alnının ortasından vurup yere sereceği vakti beklemektedir.

*
İşte, silâhla halletme zorunluluğu olan meseleler:

IRAK
TC Ordusu, ABD’nin Irak operasyonu akabinde bölgede kurulacak bir Kürt devletine müdahale edeceğini açıklıyor. Bu açıklama karşısında Barzani, “Sokaklarımız Türklere mezar olur” diyerek meydan okuyor, ipler ve sinirler geriliyor.
TC ordusu Irak’ta bir Kürt devletinin kurlmasını iztemiyorsa, Anadolu topraklarında ABD’nin cirit atmasını engellemeli en başta. Bunu engellemedikten ve İncirlik’ten kalkan her uçak ya da helikopter, kurulacak Kürt devletine tuğla taşıyor, Kürt devletinin kurulmasına TC’nin kendisi göz yumuyor olduktan sonra... Bu şartlar altında K.Irak’a müdahale etmek, ABD’ne de “gel beni arkamdan vur” demek değil de ne? Böyle bir durumda, mehmetçiği cepheye sürmek, vatana ihanettir... Zira, tehlikenin ortaya çıkması beklenmemeli, tehlikenin aslına yönelmelidir... Asıl tehlike yirinde durduğu müddetçe, ondan varit tehlikelerle tek tek uğraşmaya kalkmak, hainliktir. Sonu gelmez kan akışıdır, kardeşin kardeşi kırmasıdır. Bu kan akışı ve kardeşler arası kırımdan da birileri cukkayı doldurmaya devam eder gider... Silah ve modernizasyon ihalelerinin sonu gelmek bilmez.

İşin içinde bir de TC’nin, ABD ile aynı safta Irak’a karşı saldırması planları da var. Tabiî bu durumda TC ile PKK müttefik oacaklar. Bizim için bir mahzuru yok da, bu laik generaller bunu nasıl izah edecekler? Daha doğrusu şu ân içinde bulundukları durumu dahî izaha kaabiliyetleri var mı acaba? Öyle ya müttefikimin müttefiki, müttefikimdir, dolayısıyla TC ve PKK şu ân nedir?

Anadolu’dan NATO ve ABD üsleri kalkmadıkça, daha başımıza çok işler gelir... Üsleri kaldırmak şöyle dursun, bir de yeni üsler açılmakta... İstanbul’a konuşlandırılan NATO Acil Müdahale Gücü gibi... ABD gemilerine Türk kara sularında takip hakkı tanınması gibi, egemenlik hakkını devredici keyfiyete haiz işbirlikçi tutumlar... Yunanistan buna “hayır” derken, bizimkiler “seve seve” (SS-1) dediler. “Seve seve” (SS-1) demeselerdi, (SS-2) planı devreye girecekti ya, mecburen kaçınılmaz olan karşısında direnmek yerine zevk almayı tercih ettiler...
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 28.03.2003, 04:46
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Gelinen son aşamada, TC tercihini hangi yönde kullanacak? Direnecek mi, yoksa mutad olduğu üzere laik ahlâkının gereğini mi yapacak? Zira bu sefer mesele sırf bir zevk ve safahat davası olmaktan çıkmış, iktidardaki kuklalar açısından bir varoluş problemi hâline gelmiştir. Onların tepkisi bu noktada. Aralarına katılan ajanlar da, “Ne olur ne olmaz, bu ortamda ikinci bir Kurtuluş Savaşı patlarsa, içlerinde adamımız olsun” hesabı aralarına sokuşturulmuş ve işin çığırtkanlığını, bağımsızlık edebiyatını yapmayı üzerlerine almışlar, bu çığırtkanların hoş sadalarına aldanan kimi iyi niyetli saflar da bu av partisinde avlanmak için koşuşturmaya başlamışlar. Ajanlar bir yana, iyi niyetli saflar ve iktidar derdine düşenler arasından aklı başına gelenler çıkabilir, çıkacaktır. Bunlar da kavgaya, gerçek kurtuluş savaşı verenlerin saflarına dahil olacaktır.

AGSP – AB
Avrupa güvenlik ve Savunma Politikası... Kurulmakta olan AB ordusuna dair... AB ordusu, kurulma aşamasında ve tam teşekküllü faaliyete geçebilmek için NATO imkânlarını kullanmak istiyorlar. Malûm, NATO’ya TC’de dahil... Yani bu imkanların kullanılmasına müsaade etmesi gerekenler arasında TC’de bulunuyor. Fakat arada bir pürüz var, AB’nin kullanacağı NATO gücü içerisinde bizim de olmamıza rağmen, TC AB’ne üye olmadığı için, bu kullanım üzerinde söz sahibi olamayacak. Yani adamlar mehmetçiğe en pis işleri yaptıracaklar ve gıkımız çıkmayacak. Generalleri emir erleri olarak kullanacaklar. Cıngar da burada kopuyor. TC buna yanaşmıyor, AB bastırıyor, ABD iknaya çabalıyor... Çok yakında Balkanlardaki NATO Barış (!) güçleri çekilecek ve yerini AB ordusuna devredecek. Tabi TC, AB’nin NATO imkânlarına müsaade etmediği için, bu devir işi tehlikeye girebilir... Zaten her geçen gün karışmakta olan Balkanlar, bu boşlukta patlar da, Avrupa bu karışıklığı bir daha zor durdurur. AB için tehlike bu kadar büyük. Bu yakın tehlike, tabi bir de AB sürecinin tehlikeye girmesi gibi stratejik riskler de var. (SS) planları burada da devreye sokulacak... Akıbeti göreceğiz.

KIBRIS
TC’nin yıllardır çözemediği Kıbrıs. Daha doğrusu çözüme dair gerçek bir uluslararası politika yürütmekten aciz kaldığı ve bu acziyet saikiyle de dünyada yalnız kaldığı... Denktaş’ın tek başına direnişi olmasa, Kıbrıs şimdiye teslim edilmişti ya... TC’nin Kıbrıstaki çözümsüzlüğü, bizzat kendi varlığından kaynaklanmakta. İslâm’a karşı bir varoluş belirten TC adına bağımsız politika üretilmeye kalkındığında ise, İslâmcı politikalar taklit edilmek zorunda kalınmakta. Bunu, önce Üstad’ın Kıbrıs hakkında kaleme almış olduğu aşağıdaki yazıyı okuduktan sonra gösterelim.

"KIBRIS’IN MANASI"

Aslonda dâva, Kıbrıs’ta 1 metre 70 santimboylu Türk’ü kurtarmak değil, başı Arş’a doğru yükselen minareyi kurtarmaktır.
“İlk defa Hazret-i Muaviye’nin Adaya götürdüğü ve onun işaret direği minareyi ufuklara hakim kıldığı mâna... Asırlar sonra İkinci Selim devri ve muhafazasını Türk’ün eline teslim ettiği yine o mâna...

“Batı adamı bin yıldır o mânanın karşısında olmuş ve hep karşısında olacaktır. Fakat bu mâna onun için tehlikeli bir aksiyona girişmedikçe sulhçu göründükçe ve rekabetler arası çevik bir taktik kullandıkça, bugünkü (pasif) ve tabî mânadan çok daha fazla itibar kazanacak ve İslâm dünyasının kilit noktasını elinde bulundurmak gibi, ayrıca siyasî bir dayanak belirtici kıymet temsil edecektir.

“Şimdi minarenin merkezleştirdiği mâna etrafında bu mânaya bağlı biri bize dönse de dese ki:

“- <>

“Ne cevap verebiliriz?

“Cevabı hazır:

“Bazen merkezde kararan bir mâna, muhitte aydınlanabilir. Merkez muhite vücut verdiği kadar muhit de merkeze mihrak olmak tamamlığını ihtar eder. İçiçe birbirini doğuran, besleyen ve oluşturan iki müessir... Bu müessirleri, kendi mücerret keyfiyetleri kadar, müşahhas bir Kıbrıs meselesi de alevlendirebilir. Bu bir hikmet noktasıdır; ve kavramak lâzımdır ki, dâvaya hak ve istihkak kazanmak ve muazzam bir faide getirmek için, minarenin temelinde yatan Türk ruh köküne inmek şarttır.

“Kıbrıs’ı İslâm ve Arap dünyasının her an uğraması muhtemel bir emperyalizma saldırısına karşı, batmayan bir uçak gemisi halinde İslâm düşmanlarına üs vazifesi görmekten korumak lâzımdır.

“Kıbrıs’ın mânası bu kadardır.

“Dâva, ırk ve kavim hakkının çok üstündedir.”

(Kavgam -Necip Fazıl- 2, Salih Mirzabeyoğlu, sh: 245-246)

Şimdi, Üstad’ın “Kıbrıs’ı İslâm ve Arap dünyasının her an uğraması muhtemel bir emperyalizma saldırısına karşı, batmayan bir uçak gemisi halinde İslâm düşmanlarına üs vazifesi görmekten korumak lâzımdır.” cümlesini başa aldıktan sonra, Adnan Akfırat’ın 28 Temmuz 2002 tarihli Aydınlık dergisindeki yazısına göz atalım, ki Akfırat’ın bu sözleri “millî hükümet” kurmaya talip İP’nin bu konudaki resmî politikasını da yansıtmaktadır: “Uluslar arası hukuk planında haklı olmak sorunu çözmüyor. (...) Kıbrıs sorunu salt Türkiye açısından anlatıldığında sonuç alınmadığı görülüyor. Ama Asya’nın güvenliği açısından anlatırsak, başarı kazanabiliriz. Kıbrıs’ın düşmesi, Batı’nın Asya’ya saldırısı için önemli bir kapı açacaktır. Bu meseleyi Çin, Rusya ve İran’a anlatmaka gerekmektedir. Kıbrısta süre çok kısılmıştır.”

Bu güne kadar neredeydiler? Çünkü onlar için Batı hep “cici”ydi.

TC’nin, dıştan gelen tazyikler içerisinde çözmesi gereken meselelerin başında bu üç hadise gelmekte. Bu problemlerin çözümü TC için muhâl.

İçeri ile alakalı olarak da, İMF politikalarını uygulamaktan vazgeçmek ve borç ödememek mecburiyeti karşısında kalınacaktır. Kalınacaktır, zira borç ödememek artık ideolojik bir tercih olmaktan çıkmış, ödenmeyecek hâle gelen borçlar, matematiksel olarak borç ödemenin ertelemesini gündeme getirmiştir. Derviş ilk geldiğinde de vadesi gelen bir kısım borçlar, uzun vadeli senetlerle değiştirilerek borç ertelemesine gidilmişti. Kullandırılmayan madenlerimiz, ekmesi yasaklanan çiftçilerimiz, üç kuruş maaşa mahkum edilen memurlarımız, işsizlik, içtimai buhran, kapanan kepenkler, üç kuruşa yabancıların eline geçmesi sağlanan müesseseler... Emperyalizmin boyunduruğunu kırmak için silâhtan başka çarenin kalmadığı günlerin arefesindeyiz. Emperyalistler ve onların işbirlikçileri yenilecek.

Batıcılar Batı’ya, tüm iktidar İslâm’a.
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 09.10.2007, 16:07
 
Fazılbey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.04.2007
Mesajlar: 380
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Nakkaş


Uykuyla uyanıklık arasında ne sanat


El verişli kumaşa resim çiziyor nakkaş


Avucumda o mânâ incecik iki kanat


Renkten renge süzülür görünür yavaş yavaş



1986
Salih Mirzabeyoğlu

Fazılbey isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:32 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git