![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 17
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Türban tartışmasının siyasi seyri ve MHP TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma 22 Ocak 2008 Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Son günlerde ortak milli ve manevi değerlerimiz etrafında yapılan tartışmalar, siyasi ve sosyal bünyemizdeki kronik rahatsızlıkların boyutlarını çok acı bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye’nin ortak değerler manzumesi etrafında yıllardır süregelen istismar ve gerilim politikalarının milli birliğimizin siyasi, sosyal ve kültürel temelleri üzerindeki ağır tahribatı bir kere daha gözler önüne serilmiştir. Bu değerler üzerinden siyasi karaborsacılığı ve istismarı varlık sebebi olarak kabul eden çatışmacı siyaset anlayışı ve geleneğinin bugün de inatla sürdürülmek istendiği bütün çıplaklığıyla görülmüştür. Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen başörtüsü sorunu üzerindeki tartışmaların izlediği mecra ve seyir, bunun ibret verici son göstergesi olmuştur. Bugünkü grup toplantımızda, bu konudaki son gelişme ve tartışmalar üzerindeki görüşlerimizi bütün açıklığıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli Milletvekilleri, Bu konudaki değerlendirmemize, 60. Hükümet Programı görüşmeleri sırasında 3 Eylül 2007 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığım konuşmada dile getirilen bazı temel görüşleri kısaca hatırlatmakla başlamak istiyorum.
- Türkiye’nin sorunlarının ortak akıl ve sağduyunun rehberliğinde Meclis’in çatısı altında çözülebileceği, - Bunun için, ilk önce, sorun alanları ve dinamikleri hakkında, iktidar ve muhalefetiyle bütün siyasi partilerin üzerinde buluşabileceği asgari bir müşterek zemininin oluşturulmasını hayati önem taşıdığı ve - Bu yoldaki ortak çabalarda hareket noktamızın, doğru tespit ve teşhislere dayalı, dürüst ve objektif bir değerlendirme yapmak olduğunu samimiyetle ifade etmiştik.
- Türkiye’nin içine sürüklendiği çok tehlikeli cepheleşme süreci ve - Siyasi ve sosyal bünyemizle ilgili yapısal hastalıklar olduğunu belirtmiştik.
- Türk milletinin “laik-dindar”, “ilerici-gerici” ayrımına dayalı kamplara bölünerek buna dayalı iki Türkiye tablosu çizilmesinin çok tehlikeli sonuçlar doğuracağını, - Bu gerginlik denklemini aşarak bu süreci durdurmanın siyaset kurumunun önündeki en öncelikli görev ve sorumluluk olduğunu, - Siyasi partilerin varlık nedenlerinin bu olduğunu anlamaları gerektiğini ve - Kronik gerginlik kaynağı haline gelen toplumsal huzursuzluk konularının, Türk toplumunu kucaklayacak bir sağduyu ve hoşgörü ortamı yaratılması yoluyla gündemden çıkarılması amacıyla bu yönde milli bir mutabakata varılması için herkesin ortak çaba göstermek sorumluluğuyla karşı karşıya bulunduğu ifade etmiş ve bu konuda samimi telkin ve uyarılarda bulunmuştuk. Son dönemde laiklik, din ve vicdan özgürlüğü ve Yüksek Öğretim Kurumlarında başörtüsü sorunu ekseninde yaşanan tartışmalar, bu konulardaki temennilerimizin karşılık bulamadığını göstermiştir. Bu hassas konuları siyasi amaçları uğruna sürekli kaşıyan iki karşıt zihniyetin ayrıştırıcı siyasi istismar politikalarını terk etmeye niyetli olmadıkları anlaşılmaktadır. Çatışmacı anlayışların toplumsal huzursuzluk konularını kangrene dönüştürerek bilinçli ve hesaplı bir şekilde çözümsüzlük ortamına ittiği bir gerçektir. Bu gerginlik ve çatışma denkleminin bir ucunda dini inançları ve başörtüsü sorununu siyasi istismar bayrağı haline getiren AKP yer almaktadır. Diğer kutup ise bu konulardaki dışlayıcı anlayışlarını mutlak doğrular ve gerçekler olarak Türk toplumuna kabul ettirebilmek için Cumhuriyetin temel ilkeleri üzerinden siyaset yapan cephedir. Manevi değerler üzerinden ucuz istismar siyaseti yapan AKP, bugünkü tartışmaların odağında olan başörtüsü sorununu çözmek için beş yılı aşan iktidar döneminde hiçbir çaba sarfetmemiştir. AKP bu süreyi herkesi şikâyet etmekle ve yakınmakla geçirmiş, sürekli bahane ve mazeret üretmiştir. Yeni Anayasa tartışmalarıyla siyasi gündeme yeniden taşınan bu konuda Sayın Başbakan ve AKP yöneticilerinin çelişkili ve tutarsız beyanları, siyasi irade zaafiyeti ve zihin bulanıklığı içinde bulunduklarını göstermiştir. İspanya’da başörtüsünün siyasi bir simge olabileceğini söyleyen Başbakan Erdoğan, dini-siyasi simge zemininde yeni bir tartışma başlatarak, bu konuda toplumsal uzlaşma zeminini torpillemeyi amaçlayan bir tutum içine girmiştir. Başörtüsü sorununun yeni Anayasa ile çözüme kavuşturulacağını ifade eden Sayın Başbakan, ertesi gün farklı bir söylemle ortaya çıkmış ve sorunun yeni Anayasa süreci beklenmeden bir cümle ile süratle çözülebileceğini belirtmiştir. Çok kısa bir zaman dilimi içinde yaşanan bu gelişmeler, AKP’nin bu soruna iyi niyetle çözüm üretmek yerine, mağdur-mazlum eksenli siyasi istismar kapısının açık tutulmasından medet umduğu tespitlerini güçlendirmiştir. Sayın Başbakan’ın bu konudaki göstermelik hassasiyetinin lafta kalması, mikrofon ve kameralar önündeki söylemlerden Meclis zemininde somut adım atılması aşamasına hala geçememiş olması bu bakımdan çok manidardır. Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Türk toplumu içten içe kemiren toplumsal sorunlara makul ve meşru çözümler bulunmasını ilke edinen Milliyetçi Hareket, bu konuda istismar ve çatışma zemini hazırlama niyet ve işaretlerinin ortaya çıkması üzerine, başörtüsü sorununun kalıcı bir çözüme kavuşturulması amacıyla somut bir çıkış yolu önermiştir.
- Bu hususların ele alınmasında çerçevenin iyi çizilmesi ve kavramların doğru yerlerine konulması şarttır. - Bu tartışmalarda, ön yargılardan uzak, sağlıklı ve gerçekçi bir bakış açısı geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Milliyetçi Hareketin görüş ve yaklaşımı şu ilke ve esaslara dayanmaktadır.
Bu konuda şüphe, endişe ve tereddüt duymaya gerek bulunmamaktadır.
- Laiklik, bu anlamda, çağdaşlaşmanın ve milli birlik ve bütünlüğün de güvencesidir. - Laiklik, dinsizlik değildir. Devletin bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olması ve hepsine saygı göstermesidir. - Laiklik, sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olarak da görülmemelidir. Bunun ötesinde, din ve vicdan özgürlüğünün gerçek anlamda kullanılmasının şartlarını hazırlayan da laik düzendir. - Laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü, birbirlerini tamamlayan, birbirlerinden güç alan ve anlam kazanan iki temel değerdir. - Bunlardan birisinin olmadığı veya örselendiği bir düzende, diğerinin de içi boşalacak ve anlamı kalmayacaktır. Her iki değerin bir arada yaşaması, toplum ve devlet hayatımızın vazgeçilmez bir gereğidir. - Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün teminatıdır. Laik ve demokratik olmak için de din ve vicdan özgürlüğü vazgeçilmez bir gerektir. - Din ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterdiği ve bunun için gerekli ortamı ve şartları hazırladığı ölçüde bir devlet laik ve demokratik sayılabilecektir. - Din bir vicdan meselesidir. Herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu Anayasamızla güvence altına alınmıştır. - Din ve vicdan özgürlüğünün baskı altına alınması, hukuk dışı yollarla sınırlandırılması, laik ve demokratik devletlerde kabul edilmeyecek meşruiyet temeli olmayan müdahalelerdir. - Hak ve özgürlüklerin, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya bu yollarla bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılması, hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasıdır. - Kutsal din duygularının devlet işlerine ve siyasete kesinlikle karıştırılamayacağı, dinin veya din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma amacıyla istismar edilemeyeceği Anayasa’nın amir hükümleridir.
- Türkiye’de, her devirde, dinin özünden uzaklaşarak karanlık hevesler peşinde koşan, Türkiye'yi geçmişe ve geriye götürme özlemi duyan Cumhuriyet'in temel değerleriyle kavgalı insanlar olmuştur. - Burada kavramlar doğru yerlerine oturtulmalı ve bunların marjinal azınlık grupları olduğu unutulmamalıdır. - Türkiye Cumhuriyeti devleti, bütün kurumlarıyla ve hukuk düzeni içinde bunlarla mücadele edecek, bu karanlık emellere tabiatıyla geçit vermeyecektir. - Bu noktada, kendi özel hayat alanında ve ruh dünyasında dinini yaşamak ve inançlarının icaplarını yerine getirmek isteyen temiz Müslümanların rencide edilmemesi, hor görülmemesi ve dışlanmaması hayati önem taşımaktadır. - İstemeden de olsa böyle bir ortam hazırlanması büyük bir haksızlık, adaletsizlik ve günah olacaktır.
-Başörtüsü sorununun çözüm imkânlarının araştırılmasında hareket noktası, sorunun gerçek niteliği ve boyutlarını objektif ölçülerle ortaya koymak ve sorunu anlaşılır kılmak olmalıdır. - Çözümsüzlüğün temel nedenleri ve kaynaklan da aynı şekilde dürüst bir şekilde ortaya konulmalıdır.
- Türkiye'de başörtüsünün dinin bir vecibesi olduğuna inanan veya gelenek ve göreneklerine göre başörtüsü takan insanların varlığı sosyolojik bir gerçektir. - Başörtüsünü siyasi ve ideolojik bir simge olarak gören, bu sorunu siyasi ve diğer amaçlarla kullanan insanların ve çevrelerin bulunduğu da aynı şekilde bir vakıadır. - Yüksek Öğretim kurumlarında başörtüsünün laiklik ilkesine aykırı olduğunu, bunun Cumhuriyetin temel ilkelerine meydan okuma aracı haline getirildiğini düşünen çevrelerin bulunduğu da bîr vakıadır. Bu konudaki Yüksek Mahkeme kararları da bilinmektedir,
- Çözümün ön şartı, bu konunun istismar düşünce ve niyetlerinin gölgesinden ve ipoteğinden kurtarılmasıdır. Siyaset, başörtüsünden elini çekmelidir. - Başörtüsü, siyasi ve ideolojik bîr simge olarak görülmemeli ve kullanılmamalıdır. Bu şekilde düşünen ve hareket edenler, bu sakat yaklaşımı terk etmelidir. - Bu konuyu ekonomik geçim kapısı olarak gören çevreler de, bundan vazgeçmelidir. - Başörtüsünün ve dini inanç ve anlayışlar nedeniyle başörtüsü takılmasının, tek başına devlete ve rejime tehdit oluşturmayacağı da kabul edilmelidir. - Bu konudaki polemik üslupları ve dışlayıcı-suçlayıcı söylemler değiştirilmelidir.
TBMM, bu konuda geniş çaplı bir ortak anlayışın şartlarını, zeminini ve ortamını hazırlamak için öncülük yapmalıdır.
- Siyasal ve toplumsal huzuru amaçlamalı ve - Milletle devleti karşı karşıya getirmeyecek, yeni gerilim ve çözümsüzlüklere yol açmayacak ve hukuk düzeni içinde bulunacak, Adil ve hakkaniyete uygun bir çözüm olmalıdır. Değerli Milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu hassas konulardaki yaklaşımına yön veren temel mülahazalar bunlardır. 22 Temmuz seçimlerinden sonra da belirttiğimiz gibi Milliyetçi Hareket; - Kısır çekişmelerin ve gerginliklerin tarafı olmayarak Türkiye’nin sorunlarının çözümüne, değişmeyen ilke ve inançları doğrultusunda yapıcı katkılarda bulunmayı ve, - Ortak değerlerin çatışmasını değil kucaklaşmasını esas alan sevgi, kardeşlik ve birlikteliği amaçlayan milletle barışık ve sorumlu bir siyaset anlayışının kök salmasına yardımcı olmayı, Siyasi sorumluluk ahlakının bir gereği olarak kendisine ilke ve rehber edinmiştir. Başörtüsü sorununa toplumsal uzlaşıyla çözüm bulunmasının çerçevesini ortaya koymak için yaptığımız somut öneri bu düşünce ve anlayışın bir sonucu olmuştur.
- Bu amaçla Anayasa’nın Genel Esaslar hakkındaki Birinci Kısmının kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesinde bir değişiklik yapılması ve eğitim, adalet ve yargı gibi kamu hizmetlerinin sunulmasında, bu hizmetleri alanlar bakımından hukuki eşitliğe aykırı uygulamalar yapılamayacağının hükme bağlanması önerilmiştir. - Önerimiz sadece kamu hizmeti alanları kapsamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında kamu görevi yapanlar, kamu hizmeti verenler kılık-kıyafet düzenlemelerine uyacaklardır. - Başörtüsü sorunu, esas itibariyle yüksek öğrenim gören gençlerimizin kılık-kıyafet sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Milliyetçi Hareket’in çözüm önerisinin odağında da, yüksek öğretim hakkından bu nedenle yararlanamayan kızlarımız bulunmaktadır. - Yüksek öğrenim kurumlarında kılık-kıyafet meselesi, bu konudaki ilkenin Anayasa hükmü olarak yer almasından sonra, ayrıntılı biçimde yasal bir düzenlemenin konusu olacaktır. Bu suretle isteyenin istediği kıyafetle yüksek öğretim kurumlarına girmesinin önü açılacaktır. - Kamu hizmetlerinden yararlanılmasında eşitlik ilkesinin, kanun önünde eşitliği düzenleyen Anayasa’nın 10. maddesi içinde vurgulanarak Anayasal dayanağa kavuşturulmasına yönelik Milliyetçi Hareket’in önerisi, böyle bir yasal düzenlemeden sonra bunun Anayasaya aykırılığının ifade edilmesi durumunda, konunun eşitlik ilkesi de esas alınarak daha dengeli bir yoruma kavuşturulabileceği düşüncesinden kaynaklanmıştır. - Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığını düzenleyen 11. maddesi burada önem taşımaktadır. Bu madde, Anayasa hükümlerinin yargı organları ve idare makamlarını bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu emretmektedir. - Yüksek öğrenim dışındaki eğitim kurumlarındaki mevcut uygulama bundan etkilenmeyecek, aynen sürdürülecektir. Başörtüsü serbestisi ilk ve orta öğretimi kapsamayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin toplumsal bünyemizi zehirleyen ve siyasi istismar kapısı haline getirilen bu sorunu gündemden çıkartmak için ortaya koyduğu yaklaşımın amacı ve kapsamının bu esaslar ışığında anlaşılması, yersiz endişe ve tereddütlerin giderilmesi bakımından yerinde ve gerekli olacaktır. Değerli Milletvekilleri, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu konuda ortaya koyduğu somut bir öneriye dayanan bu iyi niyetli katkısı, başta AKP olmak üzere siyasi partilerimizin değerlendirmesine sunulmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi, herkesin azami sağduyu ile hareket ederek, toplumsal huzuru ve dayanışmayı esas alan bir anlayışla bu sorunun makul bir sonuca kavuşturulmasının ilk adımını atmıştır. Bu konuda samimi ve kararlı olduğumuzdan ve bunun arkasında sonuna kadar duracağımızdan kimse kuşku duymamalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 70 milletvekili, bu Anayasa değişikliği teklifinde bulunmak için gerekli asgari sayının altındadır. Ancak bu çerçevede bir çözüm önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne geldiğinde, Milliyetçi Hareket 70 milletvekili ile orada olacak ve bunu destekleyecektir. Şimdi herkes bir samimiyet, ciddiyet, iyi niyet ve kararlılık imtihanıyla karşı karşıyadır. Zaman, ucuz siyasi mülahaza ve hesaplarla hareket etmek zamanı değil, Türk toplumunu kucaklayacak hoşgörü ve basiret anlayışıyla siyasi kararlılık ve irade sergileme zamanıdır. Gelinen bu noktada siyasi manevralara ve felaket tellallığına yer olmadığını herkes anlayarak tarihe ve millete karşı sorumluluğunun gereklerini demokratik meşruiyet anlayışı içinde yerine getirmelidir. Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Bu konuda ortaya koyduğumuz yapıcı yaklaşım karşısında gösterilen bazı tepkilerin üzücü ve esef verici olduğunu buradan belirtmek isterim.
- Ancak, bunu yaparken asgari siyasi ahlak ve nezaket ölçülerinin kaçırılmaması da aynı şekilde asgari bir yükümlülüktür. - Milliyetçi Hareket Partisi’ne karşı yersiz ve mesnetsiz itham ve yakıştırmalarda bulunulmasının anlaşılabilir ve mazur görülebilir yanı yoktur.
- Her fırsatta laiklik ilkesini tartışmaya açmak ve yeni bir tanıma kavuşturmak için zemin yoklayan AKP ile bu konudaki temel farkımız, vicdanı ipotek altında olmayan her namuslu insanın kabul ve teslim edeceği bir gerçektir. Bu bakımdan şerefli siyasi geçmişinde ve geleneğinde hiçbir kırılma olmayan; milli ve manevi değerleri istismar şaibesi bulunmayan Milliyetçi Hareket’in AKP’nin koltuk değneği olduğunu söyleyebilmek, bir cehaletin ve siyasi hesabın ürünü değilse, olsa olsa tedavi kabul etmez Türk Milliyetçiliği düşmanlığıyla izah edilebilecek bir hezeyandır. - Milliyetçi Hareket’in siyasi duruşu hakkında “sapla samanı karıştırarak” yorum yapanların bu gerçekleri çok iyi anlamaları kendileri açısından ahlaki bir vecibe olarak görülmelidir.
- PKK terörünün siyasi taleplerini karşılamak ve etnik bölücülüğün meşruiyet kazanmasının önünü açmak için atılmak istenen adımlar karşısında, - Kuzey Irak’ta ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin hayati milli çıkarlarının ayaklar altına alınması girişimlerinde ve - Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin milli birliğini zedeleyecek dayatmalarına karşı çıkılmasında, MHP’nin ve kendilerinin nerede durduklarını, nasıl bir milli duruş sergilediklerini hatırlamalarını ve bunun ışığında kimin AKP’nin meşruiyet açığını karşılamak için bu zihniyete payandalık yaptığını, Türkiye’ye karşı hazırlanan tezgâhlarda kimin amaçlarına hizmet ettiklerini ve hangi oyunlarda kendilerini ucuz bir piyon olarak kullandırdıklarını çok iyi düşünmelerini tavsiye ederim. Değerli Milletvekilleri,
- Milliyetçi Hareket Partisi’nin her türlü siyasi faaliyetinin meşruiyetçi bir çizgide, hukuk ve ahlaka uygun olarak yürütülmesi de değişmeyen şiarımızdır.
-Anayasa’nın üstünlüğü ilkesini düzenleyen 11. madde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu açıkça hükme bağlamıştır. - Siyasi partilerin faaliyetlerinde uyacakları esaslar keza Anayasa’da ve kanunlarda belirlenmiştir. Siyasi partilerin kapatılma nedenleri, hangi eylemlerden ötürü hangi yaptırımın uygulanacağı ve bu süreci başlatacak ve karara bağlayacak Anayasal organlar da Anayasa’da sarih olarak düzenlenmiştir. Herkes, beyanları ve fiilleriyle, Anayasanın bu amir hükümlerine uymak zorundadır. Bu konularda Anayasal görev ve sorumluluk altında olan makamlar da, bu konuda gereğini kendi takdir ve değerlendirmelerine göre yapmak durumundadır.
Milli ve manevi değerlerin bir siyasi çekişme alanı olarak kalmasında çıkarı olan istismar ve gerilim politikaları, toplumsal huzuru dinamitlemekte ve kurumlar arası gerginlikleri ağırlaştırarak siyasetin alanını daraltmakta ve toplumsal sorunları çözme kabiliyetini ve imkânlarını zayıflatmaktadır. Bu durumun Türkiye’nin ufkunu karatacak bir kaos ortamına davetiye çıkaracağını herkes kabul etmelidir. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğini her mülahazanın üstünde tutan Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuruluş ilkeleri, siyasi yapısı ve milli ve manevi değerleriyle sonsuza kadar yaşatmaya ve bu uğurda gerekiyorsa her bedeli seve seve ödemeye hazır ve kararlıdır. Biz geçmişte olduğu gibi bugün de bu değişmeyen hüviyetimizle tarihin ve aziz Türk milletinin huzurundayız ve vicdanen rahatız. Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum. Dr. Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Milliyetçi Hareket Partisi /// Resmi Web Sitesi |
| | |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 17
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| TÜSİAD’ın Başörtüsü Sorunu Hakkındaki Son Açıklamasına İlişkin Yaptıkları Yazılı Basın Açıklaması 31 Ocak 2008 TÜSİAD isimli kuruluşun başörtüsü sorununun çözümü için başlatılan siyasi süreç hakkındaki değerlendirmelerini içeren 30 Ocak 2008 tarihli açıklaması kendileri bakımından vicdanlarını temizleme telaşı olarak görülmelidir. Söz konusu kuruluşun Türkiye’nin milli çıkarlarını ve milli birliğini ilgilendiren konulardaki duruşu herkesin malumudur. Son on yıl içinde bu kuruluşun demokratikleşme ve Avrupa Birliği normları adına savunduğu görüşler, bu konuda hazırladığı ve sahip çıktığı raporlarda ifadesini bulmuştur. Avrupa Birliği’nin dayatmalarının haklılığını Türk kamuoyuna anlatmayı kendisine misyon edinen bu kuruluşun Kıbrıs, Rum Patrikhanesi’nin statüsü, Heybeliada papaz okulu, cemaat vakıfları, Türk milli kimliği, Türkiye’de azınlık hakları, Kürtçe eğitim, ve Türklük değerlerine hakaret edilmesinin önünü açacak yasal düzenlemeler konularında nerede durduğu kamuoyu sicilinde kayıtlıdır. Aynı kuruluşun AKP’nin son beşbuçuk yıldır izlediği ve bugün Türkiye’yi bir bataklığa sürükleyen ekonomik politikalarının en hararetli destekçisi olduğu; Türkiye’nin bölünme modelleri ve parçalanma reçetelerinin çağdaşlaşma adına misyonerliğini yaptığı; Avrupa Birliği hayal yolculuğunda AKP’ye koltuk değneği olmayı içine sindirebildiği ve 22 Temmuz seçimlerinden önce, şimdi şikayet ettiği sözde ekonomik ve siyasi istikrarın sürmesi gerekçesiyle AKP’yi desteklediğini açıkça ilan ederek taraf olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu gerçekler karşısında, bu kuruluşun “Türkiye’nin Atatürk’ün çağdaş medeniyet seviyesine erişme hedefinin gereği olan, batı normlarını esas alan demokratikleşme sürecinden” dem vurması, sadece tebessümle karşılanabilecektir. Ülkenin ve milletin bekasını şahsi ve kurumsal çıkar hesaplarının üstünde ve önünde tutmak erdemini gösterebilen herkes için Türkiye’nin ortak milli ve manevi değerleri etrafında birleşmek bir vatanseverlik borcudur. Bu alandaki sicili bilinenlerin, bu değerlerle ilişkisi sadece cüzdanlarıyla sınırlı olanların milliyetçilikten, demokrasi üslubu ve sicilinden bahsetmeleri sapla samanı karıştırmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. Geçmişlerinin, bugünlerine ve sözlerine kefil olması, kişiler için olduğu gibi kurum ve kuruluşlar için de vazgeçilmeyecek bir ahlaki zorunluluk ve şaşmaz bir ciddiyet ve inandırıcılık terazisidir. Söz konusu kuruluşun Milliyetçi Hareket’e ve temsil ettiği fikriyata karşı hasmane tutumunun, kökleri çok derinlere giden uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi yatırım, üretim ve istihdama katkısı bulunan sermayeye bugüne kadar saygılı olmuş ve bunu takdir etmiştir. Ancak, Milliyetçi Hareket’e ve milli değerlere düşmanlığı neredeyse varlık sebebi ve rüşt ispatı vasıtası haline getirenler hakkındaki kanaatimiz ise hiç değişmemiştir. Bu kuruluşun son açıklamasında “TÜSİAD’ın bugüne kadar ülke çıkarlarını öne çıkaran, laiklik ve demokrasiyi ayrılmaz bir bütün olarak gören, Türkiye’yi çağdaşlaşma yolundan ayırmaya çalışanlara karşı duran tutumunu açık sözlülükle ve kararlılıkla sürdürdüğü” ifade edilmiş ve bundan böyle de bu yönde görüş açıklamaya devam edileceği belirtilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu sözler karşısında, TÜSİAD’ın dünü ve bugününün her yönüyle gözler önüne serilmesinin ve gelecekteki tutumunun da yakından izlenmesinin önemli ve gerekli olduğunu düşünmektedir. TÜSİAD gerçeği kamuoyumuz tarafından ancak bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır. Bu konuda başlatılan geçmişe ve bugüne ayna tutma ve geleceği izleme çalışmamızın sonuçları aziz milletimizle paylaşılacaktır. TÜSİAD isimli kuruluşun son açıklamasının akla getirdiği bu hususları kamuoyunun takdir ve değerlendirmelerine sunmak isteriz. Dr. Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı KAYNAK: MHP sitesi Milliyetçi Hareket Partisi /// Resmi Web Sitesi |
| | |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 22.05.2008
Mesajlar: 61
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
| Enis BERBEROĞLU eberber@hurriyet.com.tr Devlet Bahçeli: AKP kendisini klonlasın ANKARA MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, önündeki beyaz káğıda dolmakalemiyle ufak bir daire çiziyor ve "Bu AKP" diyor. Ardından bu daireden iki ok çıkartıyor ve "AKP'nin hükümeti ve parlamenter çoğunluğu var" diye ekliyor. Dairenin içine koyduğu "340" rakamı AKP'li vekil sayısına işaret ediyor. Devlet Bahçeli hatırlatıyor: "Ama Anayasa Mahkemesi'ndeki davada Başbakan dahil 39 milletvekiline siyasi yasak isteniyor." MHP lideri bu noktada soluklanıyor ve "Dün gece sabaha kadar düşündüm ve hayali senaryo diye algılanmazsa, AKP'nin normalleşme süreci için atması gereken bir adım olduğunu gördüm" ifadesini kullanıyor. Devlet Bey, "Ben buna siyasi klonlama adını verdim" diyerek isim babalığını yaptığı formülünü adım adım izah ediyor: 1) AKP'de Genel Başkan ve Başbakan dahil 39 vekil için siyasi yasak istendiğine göre... AKP kapatılsa da, kapatılmasa da bugünden başka bir parti kurmalı. 2) AKP'de sadece siyasi yasak istenilen 39 isim kalmalı. Diğer milletvekilleri yeni partiye geçmeli, yeni başbakan ile yeni hükümet kurulmalı. 3) AKP'den çıkacak yeni parti, 301 milletvekili ile parlamentoda çoğunluğu devam edeceği için normalleşme sürecine hizmet etmeli. 4) 61. Hükümet sıfatıyla parlamentodaki diğer partilerle MHP ve CHP ile görüşmeli, geçmişten ders çıkarılarak Anayasa değişikliği tasarlanmalı, ekonomik kriz önlemleri gündeme alınmalı. Bahçeli her zamanki sakin üslubuyla, "Bence yeni hükümet özellikle CHP ile ilişkilerini geliştirmeli, çünkü sorun oradan kaynaklanıyor" tespitini de ilave ediyor. Bu formülü dinlerken aklıma takılan soruyu hemen yöneltiyorum: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne olacak? Efendim, eğer AKP kapatılmaz ve Başbakan'a siyasi yasak gelmezse, Anayasa Mahkemesi kararından sonra partiler birleşebilir. Peki yeni parti niçin şimdi kurulmalı, acele neden? Çünkü kapatma kararı alındıktan sonra yeni partiye geçen milletvekilleri de yeni bir dava konusu olabilir. MHP Genel Başkanı, bu formülü Türkiye'nin normalleşme projesi için gündeme getirdiğini tekrarlıyor, AKP liderliğine "gerilimi derinleştirme" çağrısı yapıyor. Bahçeli'nin formülü ilk bakışta Erdoğan ve siyasi yasak istenilen isimlere dönük "feda hamlesi" gibi gözükse de... Ülkenin önümüzdeki süreci en az hasarla atlatması mantığına dayanıyor. Bakalım AKP daha önce çok kez yardımına başvurduğu MHP'den gelen bu yeni açılıma ne diyecek? Hürriyet - Enis BERBEROĞLU-Devlet Bahçeli: AKP kendisini klonlasın |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türban hem inanç hemde siyasi simge | jandarma | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 8 | 18.01.2008 19:08 |
| Kılığın misal aleminden seyri | Battal | Özgün Yazılarınız | 1 | 28.11.2007 13:56 |
| Siyasi Hatıra | M. Ali Saral | Günlük | 5 | 11.11.2006 23:00 |
| Bir namaz seyri | ahsensen | Muhabbet Olsun | 1 | 21.09.2006 13:09 |
| Osamanlı-Amerikan ilişkilerinin tarihi seyri | M. Ali Saral | Özgün Yazılarınız | 0 | 13.03.2003 16:52 |