Dönülmez ufuktayız, hayırlı olsun! Dönülmez ufuktayız, hayırlı olsun!
Her ilişki sessiz bir sözleşme içerir.
Her sessiz sözleşme ortak kabullere dayanır.
Her ilişki dengesini hiç dillendirilmese de, ilişkinin taraflarınca gayet iyi bilinen, ilişkinin iç sınırlarını ve ufuk çizgisini belirleyen bu ortak kabullerde bulur.
Her ilişkinin sonu, bu kabullerdeki çatlamayla başlar.
Denge yavaş yavaş bozulur; ortak kabullerin kırıldığı noktadan itibaren sözleşmenin fesih süreci de işlemektedir artık.
O noktadan sonra, ilişki bitmese bile başkalaşacaktır.
Yeni ortak kabullere dayalı yeni bir sessiz sözleşme görünmez harflerle yazılmaya başlamıştır zira.
***
Bu elbiseye sığmıyoruz.
Apoletli terzilerin daha en başından dapdar biçtiği Anayasa’nın dikişleri çoktan attı.
Ama yaşadığımız, bu ülkenin sadece ete kemiğe sahip, harfleri görünür sözleşmesinin fesih süreci değil.
Sessiz sözleşmemiz de iflasın eşiğinde.
Bu ilişkinin, bu toplumsal düzenin taraflarının aslında hiçbir zaman birlikte benimsemediği, ama yine de toplum olarak iç sınırlarımızı ve ufuk çizgimizi belirleyen, yeterince geniş bir kesim tarafından yüksek sesle sorgulanmadığı için de bugüne dek “ortak” sayılan kabuller bir bir kırılıyor.
Çok da iyi oluyor.
Artık dönüş yok; bu ilişki başkalaşacak.
***
Çok iyi oluyor, çünkü kırılan “ortak” kabullerimiz birer yalandı bizim.
Bozulan dengemiz yalanlar üzerine kuruluydu.
Kırılma; inanmış görünmeye son vermemizle başladı.
“Mış” gibi yapmayanlar çoğaldıkça, bu sessiz aldatmacadan silkiniyoruz.
Silkinmek, yeni bir sözleşmenin de başlangıcı aslında.
Çünkü biz silkindikçe, üzerimizden silkelenen “ortak” yalanların yerine sahici kabulleri koymamız kolaylaşıyor.
***
“Türkiye laik değil ki” diyebiliyoruz mesela.
Giderek daha çoğumuz söyleyebiliyor bunu.
Laikliğin, devletin dine karışması değil, karışmayıp bütün dinlere eşit mesafede durması demek olduğu ve bunun bizdeki uygulamaya uzaktan yakından benzemediği kabulü, yeni ve yaygın bir ortak paydaya dönüşmeye başladığında, dönülmez ufuktayız artık.
Biliyoruz ki, bu düzen değişecek.
“Türkiye demokrasi değil” diyebiliyoruz mesela.
Vesayetin sandıkta son bulmasına izin vermeyen bir rejimin demokrasi olmadığını giderek çok daha fazlamız biliyor ve söylüyor.
“Türkiye hukuk devleti değil” de diyebiliyoruz.
Anayasa Mahkemesi’nin son kararına, tıpkı 2007’deki 367 kararı gibi, “hukuki” bir kılıf geçirmek isteyenlere “Hadi canım sen de, bu basbayağı siyasi bir karar” karşılığını verenlere bakın; çoğunluk değil miyiz?
Sandığın hükümete taşıdığı partiyi kapatmak isteyenlerin bir “yargı darbesi” başlattıklarını bilen ve söyleyenlere bakın; “mış” gibi yapmayan herkesin ortak görüşü değil mi bu?
***
Dün Meclis’teki grup konuşmalarını baştan sona dinlediniz mi?
Dinlemediyseniz, yazık.
Bu düzenin, gerçeklikten uzak “ortak” kabullerin sorgulanmamasına dayalı bu sessiz sözleşmenin feshini müjdeleyen konuşmalardı onlar.
Başbakan Erdoğan yargıya, yetkisinin sınırlarını hatırlatırken, Anayasa Mahkemesi’nin son kararıyla Anayasa’yı nasıl ihlal ettiğini anlatırken “mış” gibi yapmaya ara vermişti.
MHP lideri Bahçeli, “Anayasal yargının milli iradenin tecelli ettiği yegâne yer olan Meclis’in iradesini hiçe sayarak yasamanın yetki alanına müdahale etmemesi ve bu yolla kuvvetler ayrılığı ilkesini fiiliyatta, kuvvetler hiyerarşisine dönüştürmekten sakınması gerekir. Anayasal denetim parlamento kayyumluğu değildir“ sözüyle, Mahkeme’ye “Hadi canım sen de” diyenlere katılmıştı.
Meclis’te grubu olan üç siyasi parti, AKP, MHP ve DTP dün Anayasa Mahkemesi’ne “Haddini bil” diyordu.
Üstelik emin olunuz ki, bu üç siyasi parti de “Haddini bil” dedikleri Mahkeme’nin yalnız başına hareket etmediğini; yargıçların, Silahlı Kuvvetler’in kurmay kademesinin de müdahil olduğu otoriter-bürokratik bir eylem planını hayata geçirdiğini biliyordu.
Aldıkları kararın gerekçesini, kararın yarattığı toplumsal infial karşısında kim bilir nasıl zorlanarak, ölçüp biçip kılıfına uydurarak yazmak için debelenen yargıçların egemenliği, kayıtsız şartsız ve kanunsuz biçimde kendilerinde görmelerine kararlı bir dille karşı çıkan siyasilerin, bu yargıçların bu cüreti nasıl buldukları hakkında kuvvetli bir fikri vardı kuşkusuz.
***
Meclis’te grubu olan dördüncü kurum CHP, dün yine CHP’liğini yaptı.
Gerçek bir siyasi parti olmadığı için siyaseti savunmadı.
Fesih süreci çoktan başlamış bir sözleşmenin yalan kabullerini dayatmakta direten; vesayet rejimini “demokrasi”, devletin dine müdahalesini “laiklik”, sürekli darbe arayışının yeni taktiklerini “hukuk” diye yutturmak için kıvranan köhne bir devlet kurumu olarak davrandı.
Dün Meclis’teki grup konuşmalarını dinleyen herkes gördü bunu; izleyenler, dönülmez ufka vardığımızı mutlaka anladı.
Vatana millete hayırlı olsun.
Yasemin congar Taraf
__________________ Herşeyin doğrusunu Allah bilir !!! İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |