İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 18.06.2008, 08:20

 
Üyelik tarihi: 15.06.2008
Mesajlar: 972
Teşekkür etti: 101
154 Teşekkür 118 Mesaja aldı
CUMHURİYETİ DÖNMELER KURDU...

Şaşılacak şey: Fikri Sağlar’ın gazete köşesinde yer verip hiçbir yayın organının itibar etmediği Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve eşine yönelik kabul edilemez mesnetsiz suçlamaların Soros’un gazetesi Vatan’da manşet yapılmasıdır.
Ve MOSSAD dışında kimsenin elinde bulunması mümkün olmayan İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı’nda dua ederken çekilmiş fotoğraflarının medyaya servis edilmesidir. Asıl şaşırtıcı olan ve keskin kılıç üzerinde durulması gereken hususlar bunlardır.
Bunların niçin ve hangi maksatla yapıldığı anlaşılır şekilde ortaya konmadan yapılacak her türlü yorum havada kalmaya ve hedefi karanlık bir kampanyaya hizmet edecek yaygaralara malzeme olmaya mahkûmdur.
Şu anda orduya ve yargıya mal edilmeye çalışılan birtakım girişimlerin asıl arkasında İsrail ve ABD’deki NEO-CON unsurların bulunduğu gerçeği ciddi şekilde irdelenmeden zahire bakılarak olup biteni doğru anlamak mümkün değildir. Ergenekon çetesi ile masonların ve İsrail’in bağı ortaya çıkartılmadan bu olgunun özüne inilmesinin de yolu yoktur.
Her şeyden önce bir kere parti liderleri, siyasi görüş ve düşünce sahipleri, kanaat önderleri 28 Şubat post modern darbe sürecinin nasıl başlatıldığını, hangi sonuçlara yol açtığını ve bu dönemde olup bitenleri henüz sağlıklı, doğru şekilde algılayıp Türkiye ve dünya kamuoyu önünde anlaşılır biçimde enine boyuna açıklayabilmiş değiller. Her şey hala belli odakların istediği şekilde belleklere yansıtılıyor.
Sürecin dışarıdan gelen talimatlarla ne şekilde başlatıldığı ve 28 Şubatçıların nasıl olup da yenilgiye uğratıldıkları… Bu sürece öncülük eden, katkı yapan, destek çıkan unsurların tüm sahalardan hangi güç tarafından nasıl tasfiye edilip konumlarını ve itibarlarını yitirmek durumunda kaldıkları… Ve daha birçok önemli husus kamuoyu tarafından henüz bilinmiyor.
Keza bu yenilgiye karşın, 28 Şubat’ın muhatabı, hedefi, mağduru olan siyasi düşüncenin ve kesimlerin ne şekilde galip gelerek kısa bir süre zarfında toparlandıkları ve yeniden iktidar oldukları hususu da özü itibariyle gözlerden kaçırılıp saklandığı için toplum tarafından bilinmiyor.
Erbakan’ın kişisel zahiri mağduriyeti sürekli abartılı şekilde nazara verilerek, 28 Şubatçıların yenilgisi ve hedefindekilerin galibiyeti fark edilmesin diye bu büyük gerçekliğin üzerine hep şal gibi örtüldü. Erbakan’ın gerçekte galip geldiği ve kendisine yönelik başlatılan 28 Şubat sürecini tersyüz edip ülke yönetiminin iplerini ele geçirdiği realitesi -değiştirilir umuduyla- milletten sürekli saklandı.
Hiç kuşkusuz ki bu realitenin karşıtları tarafından üzerinin örtülmesi Erbakan’ın da işine geliyor olmalıydı. Yoksa isteseydi her şeyi ile tüm gerçekliği bir şekilde gözler önüne serebilirdi. Belli ki galibiyetini dönülmez noktaya ve resmen ilan edilecek konumuna getirmek için durumun tam olgunlaşmasını bekliyor.
Ancak milletimizden ve dünya kamuoyundan saklanan bu muazzam gerçekliği; İsrail, ABD’deki NEO-CON unsurlar, Beyaz Saray yönetimi ve Avrupa Birliği çevreleri bildiği gibi Arap ve İslam Âleminin üst düzey diplomatik çevreleri de biliyor.
Türkiye’deki bütün olumsuzluklara ve güven sarsıcı gelişmelere rağmen Türkiye’nin dünyadaki itibarı ve Arap sermayesinin artarak gelmeye devam etmesi bu durumun çok açık bir kanıtıdır.
Bu aynı zamanda dünyada kimsenin AKP iktidarının söz konusu yargı darbesi ile devrilebileceğine inanmadığını da gösteriyor. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’a dışarıda gösterilen yoğun ilgi ve itibarın azalmadığının, aksine artmaya devam ettiğinin açıkça gözlemlenmesi fevkalade önemlidir.
Örneğin dünyadaki hiçbir gücün 18 aydır çözemediği, kronikleşen Lübnan Cumhurbaşkanlığı seçiminin Türkiye’nin çabası sonucu gerçekleştiğinin bir ifadesi olarak Başbakan Erdoğan’ın parlamentoda hazır bulunmak üzere bu ülkeye davet edilmesi bunun bir kanıtıdır.
Keza Suriye’nin İsrail ile barış görüşmelerine başlamak için Türkiye dışında hiçbir ülkenin gözetimine güven duymaması da bunun çok çarpıcı bir kanıtıdır.
Esasen AKP iktidarının içeride muhatap olduğu gelişmeler dünyadaki diplomasi çevrelerinde ciddiye alınsaydı ne Cumhurbaşkanı Gül’ün ne de Başbakan Erdoğan’ın yurt dışına adımını bile atması mümkün olmazdı. Oysa tam aksine hiçbir zaman olmadığı kadar sıklıkla yapılan dış geziler hiç eksiksiz bir özgüvenle gerçekleştiriliyor ve büyük itibar görüyor.
Muhakkak ki karşılıklı çıkara ve uzun vadeli hesaplara dayanan dış politika en realist hareket edilmesi gereken bir saha olarak AKP iktidarının güçlü ve gelecek vaat eden durumunun etkileyici bir göstergesidir.
Dış dünya -içeridekinin aksine- 28 Şubat sürecinde, karşısındaki büyük bir iç ve dış müttefik gücü yenilgiye uğratıp tüm aktörlerini tasfiye eden siyasi güç ve iradenin şimdi önünde artık dişe dokunur hiçbir güç kalmadığını, dolayısıyla AKP iktidarının devrilmesinin söz konusu olmadığını öngörebiliyor.
AKP iktidarının, her vesile ile bir kaşık suda kopartılan fırtınalara rağmen asla itidalini bozmayarak hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edip alması beklenen tedbirlere tevessül etmemesi de bir bildiğinin olduğu izlenimini veriyor.
Biz El-Aziz Gazetesi olarak kapatma davası açılmasından hemen sonra; toplumda büyük infial uyandıran bu kabul edilemez girişim vesile edilerek 22 Temmuz ve sonrasında ağır darbeler alan statükonun bütün kalıntılarıyla birlikte bertaraf edileceği bir atmosfer oluşturulacağını, bunun sonucunda hile rejimi ve köle düzeni yapılanmasının tümüyle ortadan kaldırılıp Adil Düzen’in resmen ilan edileceğini gerekçeleri ve ayrıntıları ile izaha çalıştık…
Her şeyin bu yönde geliştiğini şimdi daha net görüyoruz. Türkiye’de her şeyin bir tek merkezin kontrolünde ve belli bir plan dâhilinde yürütüldüğü, beklenmedik olumsuz gelişmelere meydan verilmediği yadsınamaz bir gerçektir. Yoksa çoktan her şey çığırından çıkar ve ülke yönetilemez hale gelirdi. O kadar ki en hassas olması gereken ekonomik durum bile -aynı zamanda bir global krizin etkisi de söz konusu iken- herhangi fevkalade bir sarsıntıya uğratılmamaktadır.
Ne var ki öteden beri zaman zaman ortaya atılan Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ve Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ’un Sabetayist olduklarına ilişkin iddiaları biz de inandırıcı buluyoruz. Fakat bunun böyle olması kesinlikle son gelişmelerin izahı için yeterli bir neden değildir.
Çünkü İsrail ve ABD’deki NEO-CON unsurların bu iki komutana olumsuz yaklaşımı biliniyor. İsrail Genelkurmay Başkanının Büyükanıt’ın telefonuna çıkmadığına dair haberler de medyaya yansımıştı. Belli ki İsrail ve NEO-CON denilen siyonist unsurlar umduklarına ilişkin bir hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Geçen yaz PKK’nın Kuzey Irak sınırından gerçekleştirdiği spesifik olarak belli bir amaca yönelik saldırıları bahane edilerek bölgesel Kürt yönetimine bağlı yerlerin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından adeta istila edilmesi için NEO-CON ekip ve içerideki uzantısı Sabetayist Toplum unsurlarınca büyük bir kampanya başlatıldı. Öyle ki Mesut Barzani de derdest edilip Abdullah Öcalan’ın yanına İmralı’ya getirilmeden PKK terörü bitmez diye ahkâm kesiyorlardı.
Ancak Genelkurmay Başkanı ve yüksek komuta heyeti bu hain planın uygulanmasına omuz vermeyerek konuyu siyasi iktidarın inisiyatifine bıraktı. Bu yüzden İsrail ve ABD’deki NEO-CON ekip ordunun bu yaklaşımına çok bozuldu.
Ayrıca AKP iktidarına yönelik darbe girişimlerinin Büyükanıt ve Başbuğ tarafından desteklenmemesi İsrail’i ve NEO-CON ekibin öfkesini arttırdı. Üstüne üstlük Büyükanıt’ın Erdoğan ile yaptığı uzun bir gizli görüşme de bu unsurlarca sürekli eleştirilip büyük kaygı nedeni yapıldı.
Bütün bunlardan sonra eğer MOSSAD harekete geçip -beklentilerine karşılık vermedikleri için- bu her iki komutanı hedef haline getirip yıpratma kampanyası başlattıysa elbette ki bu oyuna gelinmemesi gerekir.
Özellikle Vakit ile Soros’un gazetesi olarak bilinen Vatan’ın aynı hedefe yönelik bir misyon üstlenmesi, dikkatlerden kaçırılmaması gereken ve önemli ipuçları verecek olan enteresan bir husustur.
Soros Vakfının sermayesi ile kurulan ve şimdi Doğan Grubu’nun şemsiyesi altına alınan Vatan Gazetesinin Büyükanıt’a yönelik hiçbir dayanağı olmayan hayali iddiaları manşetine taşıması hiç kuşkusuz ki göz ardı edilebilecek bir husus değildir.
Ayrıca Nokta Dergisine yapılan muamelenin Vatan ve Birgün gazetelerine yapılamamış olması da es geçilmemesi gereken dikkate şayan bir husustur. Demek ki arkaları kuvvetlidir ve Genelkurmay onların üzerine pek fazla gidememektedir.
Hiçbir gazetenin yayımlamadığı Başbuğ’un Ağlama Duvarı önünde dua ederken çekilmiş fotoğraflarını Vakit’in yayımlaması da anlamlıdır. Vakit’in öteden beri her vesile ile ordu düşmanlığı yaptığı bilinen bir husustur. Ancak Vakit şimdiye kadar böyle bir cüret gösterebilmiş değildi.
Bu tür olaylarda yapılan işin niteliğinden ziyade amacına ve kimin emellerine hizmet ettiği hususuna bakmak gerekir.
Türkiye’deki Sabetayist Toplum oligarşisine gelince bu Türkiye tarihi içerisinde son derece önemli bir olgudur. Bir siyasi güç olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Yahudi varlığının 500, Sabetayist Cemaatin ise 300 yıllık bir tarihi geçmişi vardır.
Engizisyon zulmü nedeniyle İspanya’dan göç edip Osmanlı Devleti’ne sığınan Yahudiler merkezinde toplandıkları Selanik’i önemli bir üs ve gizli başkent haline getirdiler. Sonra da oluşturdukları hareket ordusu ile resmi başkent İstanbul’u işgal edip Padişah II. Abdülhamit Han’ı tahttan indirdiler.
Bunu açıktan Yahudi kimlikleri ile değil, sözde din değiştirip Müslüman olan İzmirli kabalist haham Sabetay Sevi’nin müritleri Sabetayist Cemaat mensuplarının kurduğu İttihat ve Terakki Partisi olarak gerçekleştirdiler.
Nasıl ki; Orta Asya’dan göç edip Söğüt’e yerleşen topu topu 400 çadırlık Türkmen Kayı Boyu, Osmanlı Devleti’ni kurup nihayet Bizans’ın başkenti İstanbul’u fethederek tarihin en büyük imparatorluklarından birini yıkarak ortadan kaldırdı ve bir tarihçimizin ifadesiyle çadırdan saraya bir imparatorluk kurdu ise…
İspanya’dan göç edip Selanik’i üs haline getiren Seferad Yahudileri de zaman içerisinde Osmanlı Sarayı’na sızarak içten yönetimi kontrol etmek suretiyle bir gizli Yahudi yönetimi oluşturdular.
Yahudilerin Osmanlı Sarayı’nda en güçlü oldukları bir sırada kendini Mesih ilan eden kabalacı haham Sabetay Sevi devlete isyan ederek ayaklandı. Ancak yakalanıp İstanbul’a getirildi. Saray’daki Yahudi gücü sayesinde sözde Müslüman olup Mehmet adını alarak serbest bırakıldı.
Sabetay Sevi asıl yıkıcı faaliyetlerini Mehmet adını aldıktan sonra yürüttü. Dönme denilen, görünüşte Müslüman ve fakat olabildiğince Yahudiliğin tüm gereklerini gizlice yerine getiren bir okült cemaat oluşturdu. Kurucusunun adına izafeten bu örgütlü gizli Yahudi toplumuna Sabetayist denildi. Bu nedenledir ki Sabetayistlerin genelde adlarının başında Mehmet vardır. Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un da isimlerinin başında Mehmet var.
Gizli bir siyasi cemiyet olarak Selanik’te kurulan İttihat ve Terakki Fırkası daha sonra imparatorluğun önemli merkezlerinde örgütlenerek legal hale geldi ve devletin yönetimini resmen ele geçirdi.
Ordu içerisinde örgütlenip iktidara gelen ve devleti Birinci Dünya Savaşı’na sokan Sabetayist İttihat ve Terakki Partisi temelde iki ayrı muhalif gruba ayrılıyordu. Bir grup İngiltere ile işbirliği yaparak dünya siyonizminin hedefi doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin tasfiye edilmesini ve Filistin’de İsrail Devleti kurulması planını benimsiyordu.
Diğer grup ise Filistin çölünde bir devlet kurmanın gerçekçi olmadığını, hazır ele geçirilmişken Osmanlı Devleti’nin tıpkı ABD gibi Yahudi yönetiminde bir dünya gücü haline getirilmek üzere yeniden ayağa kaldırılması gerektiğini savunuyordu.
Ancak bu süreç sonunda Osmanlı İmparatorluğu dağıtıldı ve Lozan Anlaşması ile İsrail Devleti gerçekleşinceye kadar Sevr Anlaşması’nın askıya alınması kararlaştırılarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
Ancak İttihat ve Terakki Fırkası’ndaki bu görüş ayrılığı ve siyasi çekişme Cumhuriyet döneminde de devam etti. İngiliz işgali sırasında iktidardan indirilip bir denizaltıya doldurularak Almanya’ya sürgün edilen üst düzey İttihat ve Terakki yöneticileri Cumhuriyet döneminde de yurda sokulmadı. Ayrıca İzmir Suikastı planı hazırlığı vesilesiyle İttihat ve Terakki’nin bu muhalif kanadının geriye kalan 17 önde gelen etkin adamı da idam edilerek öteki 150’si ise yine sürgün edildi.
İttihat ve Terakki mensubu Sabetayist aileler arasındaki bu kanlı iç iktidar kavgası bununla da son bulmadı. İttihat ve Terakki kökenli CHP kurucusu bir grup çok partili hayata geçişin kaçınılmazlığı karşısında ayrılıp Demokrat Parti’yi kurdu. Böylece kontrollü bir şekilde demokratik bir mücadele içinde tarafların seçimle iş başına gelip münavebeli olarak iktidar ve muhalefet olmaları, Türkiye demokrasisinin Sabetayist Toplum oligarşisi tarafından işletilmesi isteniyordu.
Ancak toplumsal bir kültürel tabanı olmayan demokratik mücadele hızla sertleşti ve giderek iki düşman kampa yol açtı. Bu durum, Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında meydana gelen kanlı iktidar mücadelesinin Sabetayist aileler arasında yeniden nüksetmesi nedeniyle 27 Mayıs askeri darbesi ile sonuçlandı.
İttihat ve Terakki’nin devamı ve rejimin kurucusu CHP’yi yöneten Sabetayist grup muhalif Sabetayist ailelerden 3 kişinin daha canını aldı. Diğerlerini ise çeşitli ağır hapis cezaları vererek siyasetten tasfiye etti.
Fakat 27 Mayıs’ın orduda ve siyasette meydana getirdiği depremin artçı sarsıntıları devam etti. Ordu içinde birçok klik oluştu, art arda darbe girişimleri yaşandı.
Bu süreçte General Ragıp Gümüşpala tarafından Demokrat Parti’nin devamı olarak kurulan Adalet Partisi büyük kongresinde genel başkanlığa, tüm teşkilatları bizzat kurmuş olan Dr. Saadettin Bilgiç’in gelmesi beklenirken çok sürpriz şekilde hemşerisi Süleyman Demirel getirildi.
Delegelerin masonlar tarafından satın alındığı iddiaları tüm Anadolu sathında yankılandı ise de değişen bir şey olmadı. O zamanlar başında bulunduğu Amerikan şirketinin adından kinaye Morrison Süleyman lakaplı Süleyman Demirel, siyasetin ünlü siması Osman Bölükbaşı’nın ifadesi ile yol kenarında bulunan kirli bir şapka gibi Adalet Partisi’nin başına geçirildi ve bir daha oradan düşürülemedi. 12 Eylül 1980 darbesi ile TBMM’den sonra tüm siyasi partiler kapatılıncaya kadar da AP’nin başında kaldı.
27 Mayıs sonrası ordu içerisinde oluşan gruplaşmalar sırasında Erbakan da millî derin devlet çekirdeğini oluşturan bir odak kurdu. Diğer yandan da siyasi söylemlerini topluma aktarmak amacıyla bir Millî Nizam Partisi’ni kurdu. Bu derin askeri odak sayesinde partisi her kapatıldıkça yenisini kurmayı başardı.
Böylece Millî Görüş lideri Erbakan ordu içinde derinden, toplum içinde ise açıktan hile rejimi ve köle düzeni adını verdiği Sabetayist Toplum oligarşisine karşı bir siyasi rövanş mücadelesi başlattı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan askeri müdahaleleri Erbakan’ın kontrolünde gelişti. Bu süreçte millî derin devlet legalleşerek nihayet millî devlet konumuna getirildi. Ne var ki henüz resmen ilan edilip meşruiyet kazanmış değildir.
Sonuç itibariyle gelinen noktada İttihat ve Terakki’nin devamı olan CHP Sabetayist olmayan güçlü ve karizmatik bir lider olarak Deniz Baykal’ın yönetimine geçmiş bulunuyor. 3 Kasım seçiminde AKP Genel Başkanı olarak milletvekili seçilmesi engellenen Tayip Erdoğan, Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin desteği ile yapılan anayasa değişikliği sonucu yenilenen Siirt seçimi ile Başbakan oldu. Şu anda Tayip Erdoğan’ın nerden gelirse gelsin her şeyden Baykal’ı sorumlu tutması siyasette onu rakip olarak seçmesi anlamına geliyor!
Öte yanda, Millî Görüş’ün uzun soluklu siyasi mücadelesi neticesinde İttihat ve Terakki’nin toplumsal tabanı en güçlü olan diğer kolu DP-AP-DYP çizgisi ise eritilerek önceki etapta ANAP, sonra da AKP iktidarları tarafından neredeyse tümüyle ele geçirilmiş bulunuyor.
Şu anda Çankaya Köşk’ü, Merkez Bankası, YÖK, TMSF, BDDK gibi birçok önemli kale düşmüş bulunuyor. Desteği yenilenen güçlü bir toplumsal tabana dayalı siyasi iktidar Millî Görüş kökenli bir kadronun yönetimindedir.
Sabetayist Toplum tekelinde bulunan sermaye, medya, sivil toplum örgütleri, sinema, tiyatro, sanat ve edebiyat dünyası da hızla elinden çıkma sürecine girmiş durumda.
Türk Silahlı Kuvvetleri de güçlü iç dinamikleri ile millî devlet kontrolüne girmiş bulunuyor. Ordunun iç ve dış birtakım mihraklarca yıpratılmak istenmesinin özündeki asıl neden de budur.
Açıkçası; nasıl ki dünya siyonizminin kontrolündeki dönemin süper gücü İngiltere siyonizme inanmayan İttihat ve Terakki üst yönetimini iktidardan devirip Almanya’ya sürdü ve Osmanlı Devleti’ni tasfiye edip işbirlikçilerine yeni devleti kurdurdu ise…
Şimdi İsrail ve ABD’deki NEO-CON ekip de Sevr Planı’nın nihai aşaması olarak Türkiye’nin dağıtılıp Büyük İsrail’in kurulmasına destek olmayan, karşı çıkan Sabetayist unsurları hedef haline getirip tasfiye etmeye çalışıyor.
Ancak tabii bunu başarması çok zor... Çünkü artık Beyaz Saray yönetimi tarafından temsil edilen WASP kökenli Beyaz Hıristiyan kesim de ABD’yi dünya siyonizminin jandarması olmaktan kurtarıp kendi tabii sınırları içine çekmek için çalışıyor.
Kaldı ki Beyaz Saray yönetimi kendini siyonizmin dünya jandarması konumundan kurtaramayacak bile olsa; saplandığı Afganistan ve Irak bataklıklarında can çekişen ABD artık bir süper güç olma özelliğini yitirmiş durumda.
Bu nedenledir ki Büyük İsrail’in kurulamayacağını, bunun bir ütopya olduğunu artık Başbakan Olmert de söylüyor. Zaten öyle olmasaydı hiç İsrail bölgedeki en büyük rakibi olan Türkiye’nin himayesinde Suriye ile barış görüşmeleri yapmayı içine sindirir miydi?
Açıkçası, Millî Görüş Lideri Erbakan’ın siyasi mücadelesinin ta başından itibaren ilan ettiği hile rejimi ve köle düzeni yıkılacak; Yeniden Büyük ve Lider Ülke Türkiye öncülüğünde İslam Birliği ve Yeni Bir Dünya kurulacak şeklindeki planı artık gerçekleşmek üzeredir.
Bunun için Sabetayist Toplum oligarşisinin son kalıntıları da birtakım komplolarla milletin gözünden düşürülüp tasfiye edilmek üzere düğmeye basılmış durumda.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde İttihat ve Terakki yönetimi, Mübadele ile Rumları, Tehcir ile de Ermenileri temizledikten sonra; kurulan Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise büyük Müslüman çoğunluk hile rejimi ve köle düzeni altında paryalaştırılıp asimile edilerek bir ulusal devlet inşa edildi.
Şimdi Sabetayist Toplum unsurları yönetimin kilit noktalarından uzaklaştırılarak ülke yeniden tabii dengesine kavuşturulmak isteniyor. Yoksa Sabetayist Topluma yönelik bir düşmanlık ve topyekûn bir karşı mücadele söz konusu değildir.
Tıpkı Osmanlı toplumunda olduğu gibi yeniden tabii toplumsal dengenin kurulmasından öte; ırk, din ve mezhep temelinde herhangi bir sapkın ideoloji oluşturulması ve intikam duygularıyla hareket edilmesi gibi akla ziyan şeyler karşı tarafın toplumsal korku ve panik oluşturmak için başvurduğu asılsız propagandadan ibarettir.
Nitekim Başbakan Erdoğan en sıkça şunu diyor: Biz ırk milliyetçiliğine, din milliyetçiliğine, bölge milliyetçiliğine karşıyız. Bu sözler öylesine ikide bir tekrarlanmıyor!
Bu ülkede Yahudi faktörü en az 500, Sabetayist olgusu ise 300 yıllık bir realitedir. Bu millet tarih boyunca her türlü farklılığı gayet sağlıklı bir şekilde hoşgörü ile eritmeyi bilmiştir; bunu yeniden başarmaması için hiçbir neden yoktur.
Kaldı ki Yahudiler zaten kendileri için rakip gördükleri Rum ve Ermeni azınlığı tamamen yok etmişler, kendileri de büyük ölçüde asimile olmuşlardır. Yeniden sağlıklı bir tabii dengenin kurulması çok zor olmayacaktır.

Konu mechuladam tarafından (18.06.2008 Saat 11:38 ) değiştirilmiştir.
mechuladam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 19.06.2008, 02:42

 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.202
Teşekkür etti: 59
127 Teşekkür 92 Mesaja aldı
cok dusundugum bir konuydu insallah musluman asilli olanlar gercekten

isbasindadirlar. eger bu yazilanlar gercek olmasa vay turkiyenin haline
elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 19.06.2008, 20:18
Ak & Sa

 
el-EMIN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.05.2002
Yaş: 34
Mesajlar: 13.000
Teşekkür etti: 89
305 Teşekkür 161 Mesaja aldı
Agzin bozuk senin..
__________________

Okyanus arayan..Irmak olmalidir..!
el-EMIN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 19.06.2008, 21:12
İttihad-ı İslam

 
HayırLI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2005
Yaş: 43
Mesajlar: 1.805
Teşekkür etti: 140
84 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bu yazının kaynağı ve müellifi kimdir öğrenebilirmiyiz?...
__________________
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol"
HayırLI isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 19.06.2008, 21:19

 
Üyelik tarihi: 15.06.2008
Mesajlar: 972
Teşekkür etti: 101
154 Teşekkür 118 Mesaja aldı
tabi bu kaynak el aziz isimli bir dergiden alınmıştır...Yalnız yazarları müstear isim kullanıyorlar. Çünkü hepsi memur ve öğretmen olduğu için kendilerini bu şekilde koruyorlar...
mechuladam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zegodayı aşçılık okulu kurdu elmnightmare Resim ve Karikatür 11 23.07.2007 01:14
Misyonerler Türkçe Tv kurdu ozbeken Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 09.01.2006 16:52
Maliye 'radar' kurdu jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 17.12.2005 17:46
El-Kaide'yi Huntington kurdu! kanal-7com Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 15.07.2005 12:24
TÜrkİye Cumhurİyetİ Seksenİncİ Yil Logosu mukremin Grafik - Logo - Animasyon Tasarımı 0 19.06.2003 17:47


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:43 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49