Üyelik tarihi: 15.06.2008 Teşekkür etti: 101
154 Teşekkür 118 Mesaja aldı
| 28 ŞUBAT HARİKA BİR SÜREÇTİR 28 Şubattan bu yana geçen süreye Cumhuriyet'in 75 yılı, hatta Tanzimattan itibaren geçen dönem, özet olarak sığdırıldı. Bu dönemler boyunca yaşanmış olanlar bu kısa süre içinde hızlı bir şekilde, medyatik bir ortamda yeniden bu millete yaşatıldı. Sanki yakın tarihi şu millete uygulamalı olarak okutuldu. Bir milletin nasıl aldatılabileceği, nasıl kendi aleyhine bir yöne sevkedilebileceği, nasıl şaşırtılabileceği emsalsiz örneklerle fiilen gösterildi. Bu o kadar ustaca ve sanatkârane yapıldı ki son derece doğal bir ortamda ve her türlü yapmacıklıktan uzak şekilde gerçekleştirildi.
ERBAKAN, ülkenin makro planda ve ana hatlarıyla kontrolünü elinde tutarken bunu hiç mi hiç hissettirmedi. Karanlık oda yönetimi, ERBAKAN'ı tamamen etkisizleştirdiğini zannederek bütün pervasızlığı ile kendi başına kaldığında neler yapabilecekse hepsini olanca aldırmazlığı ile milletin gözü önünde hoyratça icra etti. Ülkeye ait bütün imkânları korkunç bir gözüdönmüşlükle tahribe yöneldi. Açıkça devleti, ülkeyi, milleti yıkmaya ve enkaz halinde BATIYA devretmeye hummalı bir çaba ile girişti. Büyük propogandalarla uzun yıllardan beri benimsettiği, yapılandırdığı, inceden inceye, gergef gergef ördüğü sahte değerlerini, imajlarını, hedeflerini bir müsvette kağıt gibi buruşturup çöp kutusuna fırlattı ve çirkin yüzünü, iğrenç mahiyetini, hain niyetini küstahça ortaya koydu. Ama bir de farketti ki ne görsün, ERBAKAN'ı etkisizleştirme olayı yaşadığı bir zan, bir aldanış, rüya gibi sanal bir şeymiş. ERBAKAN'ın tuttuğu projeksiyon altında olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık, telaş ve panik içinde neyi nasıl izah edeceğini, yaptıklarına nasıl kılıflar uyduracağını bilemez oldu. Tam bir suçüstü hali ile yüzyüze geldi. Bundan böyle yapabileceği hiç bir şeyi de kalmadı, denizi bitirdi, kayalığa bindirdi, teknesi şu anda su alıyor; kaçacak hali bile yok.
Karanlık oda büyük iddialarla ortaya çıkmıştı. Peki neler demiş ve neler yapmıştı? Kısaca ana başlıklarıyla özetleyelim bir. "Cumhuriyet tehlikede, irtica birinci tehdit haline gelmiş ve laiklik elden gidiyor, çete devlet içinde yuvalanmış bu yüzden kirlilik, yolsuzluk devlet eliyle yapılıyor temiz toplum ve temiz yönetim şart, artık hiç bir şey Susurluktan önceki gibi olmayacak..." Plan ve projesi şu idi: 12 Mart itibariyle devlet içinde derin bir karargâh kurmuş olan ERBAKAN, 12 Eylül ile BATI karşıtı büyük bir operasyon gerçekleştirmiş ve buna karşı her ne yapıldıysa, bütün çabalara rağmen istikrarılı bir şekilde projesini sürdürmeyi başarmıştı. Son bir çare kalmıştı; ERBAKAN'ı iktidar yapmak, hedef haline getirmek ve çepeçevre kuşatarak her yandan saldırarak yok etmek. Refah Partisi'nin birinci parti olmasında karanlık odanın büyük gayretleri oldu çünkü. Ancak bu arada bir aksilik çıkmıştı, bir de ÇİLLER bela olmuştu karanlık odanın başına. 1995 genel seçimlerine ÇİLLER'in Başbakanlığında gidilmişti, seçimde yenilmişti. Normalde bir Refah-Anap koalisyonu kurulması gerekiyordu. Ne var ki bu durumda YILMAZ yıpranacak, ÇİLLER prim yapacaktı. Bu yüzden bir son dakika müdahalesiyle ve ERBAKAN'ın verdiği sınırsız tavizleri ellerinin tersiyle iterek bunu engellediler. Çünkü hesap ERBAKAN'ı iktidarda vurmaktı ama Mesut YILMAZ da birlikte yara almamalıydı. En iyisi ERBAKAN'la ÇİLLER'i birlikte iktidarda vurmaktı. ÇİLLER, karanlık odanın değil, ordunun kontrolünde idi ve ERBAKAN'la koalisyona izin verilmedi. Gaye davulu Mesut YILMAZ'ın boynuna asıp ona askeri havaları çaldırmaktı. Çaresiz ve kerhen kurulan DYP-ANAP koalisyonu YILMAZ'ın ÇİLLER'e ihaneti ile yıkıldı ve ERBAKAN'dan önce ÇİLLER'in işi bitirilmeye çalışıldı. ÇİLLER can havliyle kendisini ERBAKAN'ın arkasına attı ve Refah-Yol'un kurulması kaçınılmaz oldu. Karanlık odaya gün doğmuştu ve aradığı fırsatı yakalamıştı; ERBAKAN'la ÇİLLER'den, ikisinden birlikte kurtulacak ortamı bulmuştu. İrtica ERBAKAN'a, çete-mafya-yolsuzluklar ÇİLLER'e yüklenecek, her ikisinin de defteri böylece dürülecekti. Genel manzara ve konjonktür şahane idi. ORDU içinde ekipleri vardı, medya tamamdı, siyasette önemli noktalar ellerinde idi, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı tamamdı; RP yönetimi ERBAKAN aleyhtarı Gelenekçi şebeke ve Yenilikçi Çetenin elinde idi, DYP'de ÇİLLER muhalifi DEMİRELCİ fosiller ve Yahudi unsurlar etkili idi. Sivil toplum kuruluşları bindirilmiş kıtalar halinde idiler.
ERBAKAN her şeyi biliyordu; öyle dikkatli hareket ediyordu ki fincancı katırlarını ürkütecek en ufacık bir şey yapmıyordu. Bu sefer karanlık oda "islamcı" işbirlikçileri devreye sokuyordu. Yükleniyorlardı; "ERBAKAN bunca ömrünü adadığı Milli Görüşü, Adil Düzeni, İsrail aleyhtarlığını bir Başbakanlık koltuğu uğruna unuttu" diyorlardı. Halbu ki Adil Düzen safsata, Milli Görüş palavra diyenler başkaları değil bu işbirlikçi İslamcılardı. Bu münafık islamcılar Çevik BİR ekibi ile ortak hareket ediyorlardı. BİR ekibi israil ile anlaşmaları dayatıyorlardı, ERBAKAN ise hiç sorun yapmadan imzalıyordu. İslamcılar koro halinde "haydi yırt haydi yırt" diye tempo tutuyorlardı. Çünkü ÇİLLER, "devletin temel politikalarının devamı için, irticaya fırsat vermemek için, teminat benim, şu ana kadar tek kararname geçmedi, tek adım atılmadı, bundan böyle de izin vermem" diyordu. Onlar ise islamcıların tahrikleri ve baskıları ile ERBAKAN'a bir adım attırıp sonra yüklenmek istiyorlardı. İlginçti; namussuz islamcılar, ERBAKAN'ı hem millete verdiği sözleri yerine getirmemekle, pasiflikle suçluyorlardı, hem de esnek davranamayıp tavizsiz katı davranarak herkesle ipleri germekle suçluyorlardı. Mutlaka ERBAKAN etrafındaki düşman çemberinde bir şekilde yer almayı beceriyorlardı işbirlikçi islamcılar.
ERBAKAN bir "Süleymaniye planı" yaptığını deklare etti ve son derece şık bir şekilde, bütün kabahati, sorumluluğu karşı tarafa yıkarak hükümeti karanlık odaya bıraktı. ERBAKAN, tekrar hedef noktadan siperine dönmüştü ve bütün mekanizması ile adamakıllı arazi olarak tamamen tasfiye olmuş görüntüsünü verdi. Karanlık oda işte bu yüzden pervasızlaştı, küstahlaştı, olanca çirkinliği ile zamirini ortaya koydu. Sonra ERBAKAN, yavaş yavaş ipleri oynatmaya ve gücünü hissettirmeye başladı. ORDUDAKİ EKİBİ, duruma el koydu, ilk etapta ve takip eden etaplarda 28 Şubatçıları tasfiye etti. Mesut YILMAZ'a sert bir muhtıra verdi. Çünkü karanlık oda bütün olup bitenden ERBAKAN'ı sorumlu tutup Mesut YILMAZ hesabına din istismarına yönelmeye başlamıştı, ordu buna izin vermedi.
Sonra ORDU karanlık odacılara adeta suçüstü yaptı. Susurluk demişlerdi, çete demişlerdi; Mesut YILMAZ'ı Türkbank ve Korkmaz YİĞİT ve ÇAKICI konusunda kıskıvrak yakalayıp gensoru ile düşürdü. İrtica demişlerdi ama Fethullah GÜLEN ile ittifak kurmuşlardı,(28 şubattan sonra yıldızı paratıldı. Devlet tarafından...) onu masaya yatırdı ve ECEVİT'i sıkıştırdı. Kısacası ORDU, karanlık oda yönetiminin ülkeye ve devlete ciddi bir zarar vermesine fırsat vermedi ama buna karşın, bütün iddialarının yalan ve sahte olduğunun, tüm yamuklukların, yolsuzlukların, kirli işlerin asıl kaynağında bulunduğunun ortaya çıkacağı ve ülke, millet, devlet aleyhtarı her işin sorumluluğunu taşıdığının anlaşılabileceği kadar uzun bir süre verdi kendisine.
Böylece 28 Şubat sürecinde herkesin maskesi düştü, bütün sahtekârlıkların, hilelerin, yalanların, aldatmacaların mahiyeti ortaya çıktı, gözler önüne serildi. Böylece Millet, Tanzimattan beri nasıl ve ne tür komplolarla bu noktaya getirilmiş olduğunu önemli ölçüde anladı. Hiç bir dönemde şu 28 Şubat sürecindeki kadar hızlı bir şekilde kadayıf kızarmamıştı. |