| Risale-i Nur Milli GÖRÜŞ
Tanzimat’tan beri düvel-i muazzama tarafından yapıldığı gibi Avrupa Birliği derin yönetimi de basit değişikliklerle aynı politikayı farklı yöntemlerle sürdürerek Türkleri ve Kürtleri ırkçı düşüncelerle paganlaştırıp İslam’dan çıkartmaya çalışıyor. Çünkü Müslüman bir toplumun hak din İslam’ı bırakıp tahrif olunmuş akıl ve mantık dışı bir Hıristiyanlığı kabul etmesi imkânsızdır. Nihai hedefi Anadolu’yu Hıristiyanlaştırmak olan Haçlı Batı bu şekilde 1000 yıldır kaybettiğinin rövanşını almaya çalışıyor.
Millî Görüş ise Avrupa Birliği projesine karşı İslam Birliği projesi ile çıkıyor. İslam Birliği Türklerin ve Kürtlerin 1000 yıllık muhteşem tarihi birlikteliği temelinde Osmanlı’nın çağdaş misyonunu yerine getirecek olan Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde İslam ülkelerinin büyük bir organizasyon haline getirilmesini öngörüyor. Böylece Millî Görüş Haçlı Batı karşısında Tanzimat’tan beri milletimizin yaşadığı yenilginin rövanşını almaya çalışıyor.
Tabii bu arada bir de tarihteki duruma ilaveten Yahudi faktörü daha belirginleşip Siyonist İsrail devleti somut hale gelmiş bulunuyor. Hiç kuşkusuz ki Hıristiyanlar da içlerindeki Yahudilerin Filistin’e göç ederek orada Siyonist devleti kurmalarından nispeten memnunlar. Nispeten diyoruz, çünkü içerisindeki Yahudi nüfus her ne kadar çok büyük oranda Filistin topraklarına göç ettiyse bile Siyonizm’in Avrupa ülkeleri üzerindeki etkisi sahip olduğu uluslar arası kurumlar aracılığıyla azalmak yerine daha da arttı.
Ancak nihai hedefi Kudüs merkezli bir dünya Yahudi krallığı kurmak olan Siyonizm, yine de Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içerisinde Büyük İsrail’i kurabilmek için Anadolu’yu Haçlı Batı ile paylaşmaya ve Türklerle Kürtleri iş ve hizmet sektöründe eleman ihtiyacını karşılayacak şekilde paryalaştırmak için işbirliğine hazırdır.
Ne var ki Avrupa Birliği içerisinde de tıpkı ABD’de olduğu gibi Hıristiyanlarla Yahudiler arasında derinlerde sürdürülen ve zaman zaman su yüzüne çıkan bir iktidar mücadelesi hep vardır. İşte Millî Görüş’ün Türkiye’de oluşturduğu Millî Devlet, ABD’de ve Avrupa Birliği ülkelerinde var olan bu derin Yahudi-Hıristiyan rekabetinden yararlanmaya çalışmaktadır. Ancak bu durum Yahudi-Haçlı ittifakına dayanan Batı’nın ortak hedefleri olan Türkiye’de müşterek faaliyetler yapmasına hiçbir şekilde mani değildir…
Şimdilik bölücülüğe hizmet ettiği için bölücü partinin dört elle sarıldığı Nevruz kutlamaları ve ateşperest Mecusi ritüelleri toplumsal kabul görürse nihayet Kürtlerin İslam’dan uzaklaştırılmasına vasıta olabilir. Irkçılığa asla müsamaha göstermeyen İslam Dini, Türkleri ve Kürtleri birleştiren 1000 yıllık ortak inanç ve değerler sistemini oluşturduğu için bölücü parti tarafından çok tehlikeli ve adeta öcü olarak görülüyor. Türklerin ve Kürtlerin paganist düşüncelerle irtidat etmesi (İslam’dan çıkması) halinde doğacak manevi boşluğu ise Hıristiyanlıkla doldurmak Haçlı Batı için çok zor olmayacaktır.
Millî Görüş Haçlı Batı ile mücadelesinde birbirini izleyerek destanlar yazan ve Türklerle Kürtler arasında kopmaz bağlar tesis eden iki büyük lidere sahiptir: Kürt asıllı Bediüzzaman ve Türk asıllı ERBAKAN.
Risale-i Nur davasının lideri Bediüzzaman Said Nursi hazretleri mensubu bulunduğu Kürt halkı tarafından feodal yapı nedeniyle yeterince benimsenmedi. Nitekim Risale-i Nur’un hemen bütün talebeleri, Üstad’ın yardımcıları ve birlikte hapis yatıp mücadele eden dava arkadaşları hep batıdaki Türklerden olmuştur. ERBAKAN’a ise rejim muhalifi olması nedeniyle batıdaki Türkler pek sıcak bakmazken doğulu Kürt kardeşleri sahip çıktılar. Nitekim kurduğu tüm partiler kadro ve taban olarak en büyük desteği doğu illerindeki Kürtlerden alırken batı illerinde inatçı bir direniş ile karşılaştı.
Bu iki büyük liderin Haçlı Batı’nın başlattığı siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel istila karşısında İslam’ın muhteşem üstünlüğünü ve ölümsüz hakikatlerini ortaya koymak ve savunmak adına hayatlarını adadıkları İslam Birliği davası Türklerle Kürtlerin kardeşliğini perçinleyip berkiten iki kopmaz hatıl ve pervaz görevi yapmıştır.
Türklerin Bediüzzaman hazretlerine ve Risale-i Nur’a desteği İslam’a olan aşk ve muhabbetlerinden kaynaklandığı gibi; ERBAKAN’ın kurduğu partilere Kürtlerin verdiği destek de İslam’a olan aşk ve muhabbetlerinden kaynaklanıyordu. Risale-i Nur ve Millî Görüş, Haçlı Batı’nın saldırıları karşısında 1000 yıl boyunca omuz omuza İslam’ı savunmak için göğsünü siper edip birlikte 50 milyon şehit vermiş olan Türk ve Kürt kavimlerine Yüce Allah’ın eşsiz bir ihsanı ve ayrıcalığıdır. Bu iki davaya benzer bir hareket İslam’ın en talihsiz dönemi olan 20. Asır boyunca dünyanın hiçbir Müslüman toplumunda görülmemiştir.
Son Haçlı seferi Birinci Dünya Savaşı’nda Hilafet’in son merkezi İstanbul işgal edilip İslam’ın son devleti Osmanlı yıkılırken Müslümanların imanını kurtarmaya hayatını adayan Bediüzzaman Hazretleri bu kutlu amacını Risale-i Nur davası ile muhteşem ve mucizevî bir başarı ile gerçekleştirdi. Ondan i’lây-ı kelimetullah ve tahkik-i iman sancağını devralan ERBAKAN ise Millî Görüş davası ile bu cihadı siyaset planında yeniden devlete ve İslam Birliği’ne taşıdı.
Millî Görüş bugün İslam Âlemini bütünüyle karşılayacak güce ulaşmaya başlamıştır. Nitekim Millî Görüş’ün kurduğu D-8’ler İslam Birliği’nin siyasi nüvesini oluştururken; ESAM, İHH, Can Suyu, Millî Görüş Avrupa Teşkilatı gibi evrensel nitelikli sosyal kuruluşlar da bu entegrasyonun çeşitli yönlerini inşa etmektedir. Ama hiç şüphesiz ki ERBAKAN’ın başında bulunduğu ve fiilen yönettiği uluslar arası örtülü örgüt ve organizasyonlar daha da büyük ve önemlidir. Millî Görüş’ün gerek Türkiye’de ve gerekse uluslar arası alanda sahip olduğu görünürdeki gücü ancak koca aysbergin görünen ucu kadardır.
|