İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 21.06.2008, 08:34

 
mechuladam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.06.2008
Mesajlar: 807
Teşekkür etti: 82
117 Teşekkür 91 Mesaja aldı
MİLLİ GÖRÜŞ TECDİD HAREKETİDİR.

Millî Görüş İslam'ın İhyasıdır, Millî Diriliştir,

BİZZAT YENİLİKTİR



150 yıl süren sinsi, sistematik, inatçı çabaları sonucu, bir Yahudi-Hristiyan ittifakı olan BATI, İslam'ın son devleti izzetli Osmanlı'nın içinden işbirlikçi ihanet şebekelerine, karanlık mason localarına sahip olmuştu. Ötesini bir seminerdeki konuşmasında ERBAKAN'ın dilinden aktaralım: "Osmanlı bir ceylan; Cennetmekân Sultan Abdülhamit Han ise bu ceylanın kalbi. O'nu tahttan indirerek Ceylan’ı kalbinden vurdular! Sonra Ceylan'ı bir masaya yatırdılar, kıtır kıtır kestiler, böldüler... Türkiye parçasını bir düdüklü tencerede pelteleşinceye kadar kaynattılar. Sonra döktüler ortaya. Millî Görüş işte bu pelteyi diriltmeye çalışıyor". Bu mucizevi özlü ifadenin, tüyleri diken diken ederek şuur veren, dirilten bir nefha gibi olduğu açık. Ama yine de bir miktar açmak, somutlaştırmak lazım.

1950'li yıllarda Türkiye demokrasiye geçirildiğinde, bu millet BİN yıllık dinini unutmuştu. Din ile en zayıf bir bağı olanların bile devlet ile bütün bağları kesilmişti. Osmanlı'dan arta kalan en cıvık, en münafık, en hokkabaz; takvadan, ihlastan, ihsandan, ahlaktan nasipsiz ve fakat ancak kültürel bağları olan birtakım kişiler İslam’ı temsil mevkiinde idi. Halk İslam’ı tamamen unutmuştu. Bir cenaze olduğunda büyük köylerde bile onun defin işlemini yapacak bilgilere sahip kimseler kalmamıştı, ancak uzak köylerden bulunup getiriliyordu. Doğu illerimizde "hile rejimi ve köle düzeninin" tam başarı sağlayamaması yüzünden birtakım medreselerde hayat ışığı vardı. Batı illerinde ise din; işbirlikçilerin, istismarcıların, kendini bilmezlerin faaliyet alanı idi. Elbette ki bunun bir istisnası vardı: BEDİÜZZAMAN Said Nursi ve Risale-i Nur talebeleri. Bu iki unsurun dışında ülke, tam ve mutlak bir cahiliyye karanlığında insi ve cinni şeytanların cirit alanı idi.

Siyaset; karanlık odaya bağlı, birbiriyle muvazaalı (danışıklı dövüş içinde), üst düzey yöneticileri mason, iki partinin çingene kavgası alanı gibi idi. Düdüklü tencerede (baskı rejimi altında) kaynatılmış, pelteleştirilmiş halk yığınları, demokratik arenaya dökülmüştü ve; ya davulcuya, ya zurnacıya varmaktan öte bir şansa sahip değildi. Ne var ki BEDİÜZZAMAN Said Nursi ve Risale-i Nur talebeleri, siyaset arenasına uzak kalmış, ya da bu sahada pek yararlı bir şey yapamamış olsalar da iman hakikatlerini neşrediyorlar, kendi ifadeleriyle "deccalizmi (BATICILIĞI) tuz gibi içten içe eritiyorlar", böylece inkârcı materyalizmi torpilliyorlardı. İşte masonik odak, 1960 ihtilalini bu çabaları söndürmek, kökünü kurutmak amacıyla tezgâhladı.

1970'li yıllara gelindiğinde karanlık oda, "hile rejimi ve köle düzeni" yapılanmasını tahkim etmiş, her sahada örgütlenmesini yenilemişti. Bütün BATICI akımlara sonuna kadar özgürlük verilmiş, teşvik ve tahrik edilmekte idi. Dini alan kontrol altına alınarak şöyle tezgâhlanmıştı: Bir yanda halka nefret ettirilmiş devletin eliyle kurulmuş İmam-Hatip Okulları ve ateistlerin yönetimindeki Ankara İlahiyat Fakültesi, sonra yetmeyince eklenen birkaç tane İslam Enstitüsü; öte yanda Süleymancılara örtülü devlet desteği ile kurdurulan Kur'an kursları, öğrenci yurtları, cami yapma ve yaşatma dernekleri, bir takım sivil örgütlenmeler... Ve bunlar arasında dehşet bir kavga. Hem Süleymancılar, hem İmam-hatipler (resmi dini yapılanmalar) yukarıda Süleyman DEMİREL'e bağlı idi. DEMİREL'in sağında Millî Eğitim Bakanı mason Ali Naili ERDEM oturur İmam-hatip camiasına hücum emrini verirdi; solunda Kemal KACAR oturur Süleymancılara hücum emri verirdi ve ortalık ana baba gününe dönerdi. Her iki kesim de Adalet Partisi için çalışırken sorun çıkarmazdı! Risale-i Nur camiası da BEDİÜZZAMAN'ın talebeleri arasına giren münafıklar aracılığı ile parçalanıp yok edilmeye ve kontrol masonlara geçirilmeye çalışılıyordu. Ancak genel planda, DEMİREL'in tek parti iktidarlarında, Risale-i Nur külliyatını basmak, dağıtmak, satmak, okumak, bulundurmak yasaktı, suçtu. Bütün bunlar illegal olarak yapılırdı, bu yüzden de hapishaneler 163. maddeden nurcularla doldurulmuştu.

ERBAKAN, işte böyle bir ortamda, karanlık odanın tüm mekanizmalarını gıcır hale getirdiği, din dahil hiçbir sahayı boş bırakmadığı bir dönemde siyaset arenasına çıktı. Ülkede İslam ile hiçbir bağı olmayan ve ters düşen ne kadar kesim, topluluk varsa CHP'nin tabii potansiyelini oluşturuyordu. Resmi yapılanma çok büyük oranda CHP'ye aitti. Ağalar, aşiret reisleri de CHP tarafından büyük ölçüde yapılanmaya dahil edilmişti. Sonraları CHP sola dümen kırınca ECEVİT, feodalite diyerek bu kesimleri DEMİREL'e terketmek üzere dışlamış ve marksist ideoloji ile örgütlerini revizyondan geçirmişti. Böylece bir aristokrasi ve ağalar partisi olan CHP değişime yönelmişti. Sovyetlerin çökmesiyle de ayakları havada kalmış oldu. Adalet Partisi ise köylüyü, esnafı, tarikatları, dini cemaatları, cami derneklerini, cami cemaatlarını, Süleymancıları, Yeni Asya ekibi tarafından örgütlenen Nurcuları, İmam-hatip camiasını, tarikat şeyhlerini, ağaları, Millî Mücadelecileri, Millîyetçileri, mukaddesatçıları vs. hinterlandı haline getirmişti. ERBAKAN, Adalet Partisi'nin bu durumunu şöyle bir mizansenle anlatırdı: "Seçim kampanyaları başlayınca DEMİREL, şeyhleri, müftüleri, hocaları, dindarları öne; masonları, atestleri, din düşmanlarını ise arkaya dizerek bir takım oluşturuyor. Oylar toplanıp sandığa atıldıktan, Ankara'ya dönülüp hükümet kurma çalışmaları başlayacağı zaman, 'takım dur, geriye dön, ileri marş!' komutunu vererek öndekileri arkaya, arkadakileri öne getiriyor."

İşte ERBAKAN, böyle kontrol altına alınmış, parsellenmiş, ayak basacak bir yeri bırakılmamış bir ortamda Millî Görüş kurtuluş hareketini başlattı. Etkili güç odaklarına sahip olmadan bir şeyin başarılamayacağını gören ERBAKAN, bir yandan askeri mahfilde derin bir odakla, diğer yandan Odalar Birliği vesilesiyle ekonomik güç unsurları ile dirsek temasında idi. Ancak, dobra, açık, net söylemlerle mesajını duyuracak ve siyasi konjonktür oluşturacak imkânlara sahip olmadan hiçbir şey olamazdı. ERBAKAN sürekli güç dengeleri ile oynayarak açık mesaj için ve siyasal örgütlenme için her zaman imkânlar elde etti. 1970'li yıllar ERBAKAN'ın İslam’ı yükselen değer haline getirdiği yıllar oldu. Resmiyette, kamusal ve toplumsal alanlarda İslam parlayan yıldız olmuştu. Herkes müslüman kesimlere yönelmişti. DEMİREL, tek parti iktidarında karakol karakol süründürdüğü Nurcuları bu kez örgütledi, matbaalar, bobin bobin kâğıtlar, arabalar, paralar sağladı. Süleymancılar bıtrak gibi Anadolu’yu sardı. Tarikatlar, cami dernekleri, cami cemaatları, İmam-hatipler, öğrenci yurtları, dernekler, vakıflar altın devrini yaşadı. İslam, çok kaba, düzensiz, içeriksiz ve her şeyden kötüsü karanlık odanın güdümünde bir popülizm ile ülke gündeminde idi. Ancak İslamizasyon için bu kaçınılmazdı, başka yolu yoktu. Bu durumu bir seminerde ERBAKAN, "İslam'a karşı olan bir toplumda şeriat ilan edilemez. Şimdi Almanya'da şeriatı yürütebilir misiniz?" şeklinde izah ediyordu. Yani, DEMİREL'in din sömürüsüyle siyasi rant elde etmesinden memnundu. ECEVİT bile "Ortanın solu Muhammed'in yolu" diyerek dini sömürüden siyasi rant elde etme yarışına katılacaktı. ERBAKAN ise genel anlamda din ve vicdan özgürlüğü bağlamında dindarlara sahip çıktı ve fakat dini cemaatlara, gruplara hep mesafeli davrandı. Çünkü hangi cemaatle organik bağ kursa o cemaati ezeceklerini biliyordu. Siyasi rant tatlı geldiği için karanlık oda ve DEMİREL dini cemaat ve gruplara büyük hoşgörü gösterdi, destek sağladı. Zaten örgütsel kontrol kendilerinde idi. Bu yüzden ERBAKAN, Oğuzhan ASİLTÜRK ve Şevket KAZAN tarafından bu dini grupların Millî Görüş partilerinden uzaklaştırılmasından da memnun idi. Bunun bir nedeni de ERBAKAN, yapılanmasını, şartları, konjonktürü elverişli duruma getirmeden, erken bir zamanda iktidara gelmek istemiyordu. Nihayet köprülerin altından bu kadar su aktıktan sonra bile Refah-Yol iktidarında ERBAKAN Başbakanlıkta bir yıldan fazla kalamadı. Eğer 12 Eylül öncesi tek başına iktidar olsa idi üç günden fazla koltuğunda bırakmazlardı ve her şeyin de kökünü kazıyıp, kasıp kavururlardı.

ERBAKAN, Hilafetin resmen yeryüzünden kaldırılmasından sonra, bütün dünyada İslam'ı ortadan kaldırmak ve ilkönce Türkiye'de kökünü kazıyıp yok etmek üzere gerçekleştirilen Yahudi-Hristiyan ittifakı BATININ tahakkümüne karşı mücadele etti. Global siyonizm ve onların yerli temsilcileri idi rakipleri. Büyük bir mucize ile; elli yıl düdüklü tencerede kaynatılmış, pelteleştirilmiş bir milleti yeniden diriltti, ayağa kaldırdı. 1995 Seçimlerinde Refah Partisi'nin birinci parti olmasını ERBAKAN, "bugün milletimiz taburcu olmuştur" sözleri ile değerlendirmiş idi.

Evet, BATI tarafından hasta edilmiş olan Osmanlı, Sultan Abdülhamit Han tahttan indirilerek kalbinden vurulmuş, öldürülmüş, düdüklü tencerede kaynatılmış, pelteleştirilmiş ve tarih sahnesinden silinmek istenmişti. ERBAKAN, şimdi yeniden Osmanlı'nın on katı büyüklüğünde bir İslam Birliği tesis ediyor. Bu bir diriliş ve yenilenme hareketidir. Gelenekçiler ve Yenilikçiler bünyeye sokulan virüslerdir, Millî Görüş pehlivanı onların aracılığıyla yeniden yatağa düşürülmek isteniyor. Ama hiçbir halt edemezler; ERBAKAN atı aldı ve Üsküdarı geçti artık.
mechuladam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Millî Görüş, milli ve manevi direncin merkezi!!! BİR mİLLİ GÖRÜŞ DUAYENİ İLE REPORTAJ mechuladam Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 04.07.2008 22:50
MİLLİ GÖRÜŞ TERKİBİNİN ANLAMI mechuladam Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 22.06.2008 18:37
asıl hedef MİLLİ GÖRÜŞ tabanı mı? kılıçustası Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 19 11.05.2007 16:44
Ya MİLLİ GÖRÜŞ , Ya da Kirli Çöküş.. refah Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 14 30.03.2006 20:55


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:42 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50