İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 21.06.2008, 08:39

 
mechuladam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.06.2008
Mesajlar: 576
Teşekkür etti: 51
68 Teşekkür 54 Mesaja aldı
BÜYÜK AKIL ÜSTÜN GELİR

Büyük güce, geniş imkânlara, üstün bilgi ve teknolojiye sahip olanların galip geldiği, egemen olduğu bir sebepler dünyasında yaşadığımız bir realitedir. Bu net görüntünün içinde bir de net olmayan, basiret ve ferasetle farkedilebilen gerçekler de vardır. Bu gerçeklerin ortaya koyduğu sonuçlardır ki küçük bir gücün kendisinden kat kat büyük olan güçlere galip geldiği tarihte sık rastlanan vakıalardandır. Bunun da bir açıklaması olmalıdır ve hiç değilse akıl sahiplerince kavranmalıdır. Evet, mesela tarihin sayfalarından kolaylıkla okuyup geçeriz; "Alparslan Han, kırk bin kişilik zayıf donanımlı ordusu ile Romen Diojen'in ikiyüz bin kişilik üstün donanımlı ordusunu yenmiş ve kendisini esir almıştır" diye. İyi ama bu nasıl olur? Nedensellik mantığı ile bu izah edilebilir mi? Kötü bir silaha sahip bir kişinin iyi silahlara sahip tam beş kişiyi mağlup edip esir almasını düz mantıkla izah etmek de kavramak da mümkün olmasa gerektir. Bunun tarihteki tek örnek olmadığı, pek çok kez yaşandığı da bir gerçektir. Zaten böyle bir hakikat olmasa, gücü, imkânları, üstün teknoloji ve bilgiyi ele geçirenin artık hiç yıkılmaması gerekir. Halbuki tarihin en görkemli imparatorlukları da çökertilmiş, orduları dağıtılmıştır. O halde büyük güce, geniş imkânlara, üstün bilgi ve teknolojiye galebe çalan, üstün gelen bir güç vardır. İşte bu güç, büyük ve üstün akıl gücüdür. En üstün akıl ise hidayetle aydınlatılmış, Allah'a dayanan akıldır. Bu akıl iledir ki Sultan Fatih, "bizim gücümüzün erdiği yere Bizans'ın hayali yetişmez" demiştir.

ERBAKAN, şahsen bizlerin sınırlarını kavrayıp takdir edemediğimiz muazzam bir akla, namütenahi bir bilgiye sahiptir. Böylece çok büyük ve üstün bir ÖZGÜCÜN de sahibidir. İlahi kaynaklı olduğuna inandığımız bu çok büyük aklı ve sınırsız bilgisi ile mevcut koskoca DÜNYA SİSTEMİNE ve sahiplerine karşı başlattığı mücadelede eşsiz bir zafere artık çok yakın olduğunu kesinlikle görmekteyiz. Bunu, asla uzak olmayan bir zaman içinde bütün dünyanın büyük bir açıklık içinde görüp algılayacağını birlikte göreceğiz. Ancak bu mücadelenin geçmişteki bazı safhalarında bu büyük AKIL ve sınırsız BİLGİNİN bazı tezahürlerinden sözetmek istiyoruz.

ERBAKAN, hiç umulmadık bir oldu bitti ile Kıbrıs harekâtını gerçekleştirdiğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri son derece ilkel bir donanıma sahipti. Adeta hurda yığını ve çağın teknolojisinden fersah fersah geride kalmış araç gereçlere sahipti. BATI eğer istese idi Türkiye'yi kuşatır ve iki saatte teslim alırdı. Ancak BATI, ülkenin içinde kökleri derinde ve yayılmış sarsılmaz bir güce sahip olduğunu dikkate alarak ERBAKAN için böyle abartılı bir cevap vermeye gerek görmedi; nasıl olsa çok basit ve kârlı olacak bir şekilde meseleyi halledeceğinden emindi; büyük bir milleti içine soktuğu hipnotizmadan uyandırmanın anlamı yoktu. Mesela, bir ara rejimle yalnız askerleri değil, adadaki Türkleri de gönderebilirdi Anadolu'ya. ERBAKAN'ı pürüzsüz ortadan kaldırmak için; önce devrin ABD başkan temcilsi, o günlerin kanlı bıçaklı iki rakip (aslında partner) lideri ECEVİT ve DEMİREL ile ayrı ayrı aynı günde görüşerek erken seçim kararını ikisine de açıklattı. Kanlı bıçaklı olduğu anamuhalefet lideri ECEVİT'le erken seçim için anlaşan DEMİREL tarafından, koalisyon ortağı olmasına rağmen ihanete uğrayan ERBAKAN, hesapları iyi biliyordu ve zaman kazanmak için gerileme stratejisi uyguladı. Sözkonusu bu 1977 genel seçimlerinde birinci parti olma imkânı varken aldığı tedbirlerle hem partisindeki başbelası unsurların çoğundan kurtuldu, hem de partisini küçülterek tabii olarak silinecekmiş görüntüsü ile zaman kazandı. ERBAKAN, kendisinin asıl gücü olan ordu içindeki odak kontrolünü genişletmeden, toplumdaki dayanaklarını güçlendirecek yapılandırmaları gerçekleştirmeden, zamansız bir şekilde birinci parti olmak istemiyordu. l977 seçiminde partisi küçülmüştü ama fonksiyonu daha da güçlenmişti ve yine iktidarın vazgeçilmez unsuru idi. Ordunun en üst düzey komutanları ile muvazaalı bir kavgaya girerek karşı tarafa terfi ettirmişti! Kenan EVREN ve arkadaşları "fanatik ERBAKAN karşıtı"(!) oldukları için üst görevlere getirilmişlerdi.

Global siyonist sistem, Türkiye'yi, Fatsa, Sivas, Kahramanmaraş, Adana çizgisinden bölüp doğusunu Sovyetler'e, batısını ABD'ye vermek, tabii bu arada haliyle Kıbrıs'ı da halletmek üzere önce ambargo, ekonomik çöküntü, anarşi ve terörle ülkeyi adamakıllı yumuşatmış, arkasından da askeri ihtilal ile çıkaracağı toptan karışıklıkla kesin sonuca varmayı planlamıştı. Bu ABD orijinli 12 Eylül planının içinde hem ECEVİT, hem de DEMİREL vardı. ERBAKAN ise komutanlarla başka türlü bir işbirliği için anlaşmıştı.

BATI, Kıbrıs'ı halledeyim derken bir de Türkiye elden gitmişti. Ama hala ülke içindeki yapılanması ve her yere uzanan kökleri ile BATI her şeye hakimdi. ERBAKAN, bugün bile olduğu gibi, hiç bir zaman BATININ Türkiye'yi kaybetmek üzere ümidini yitirmesine izin vermedi. BATI, bu yüzden, bazan "Mavi camiyi bombalama" tehditleri savurduysa bile hep zecri tedbir almayı geciktirdi. ERBAKAN ise bu fırsattan yararlanarak askeri sanayiin beyin kısmı olan elektronik donanım için gizli mekânlarda büyük ilerleme kaydetti. Bundan habersiz olan BATI, F-16'ların Türkiye'de yapımına lokmayı da ballı gördüğünden izin verdi. Derken savunma sanayii zırhlı araçların yapımını ve daha pek çok stratejik başarıyı gerçekleştirdi. ERBAKAN, bir grup maceracının her an tasfiye edilip icabına bakılabileceği gibi bir intiba verdi ve BATI hep ülke içinde kendini çok güçlü hissetti. Türkiye içindeki oldukça muhkem gücü hep yerinde duruyordu ama felç hale getirilip işlevsizleştirilmiş, içi boşaltılıp koflaştırılmıştı. BATININ "bugün yarın kesin sonuç alır işi içeriden sessiz sedasız hallederim" hesabı, bir dış müdahalenin olmasının önündeki tek engeldi. 12 Eylül, BATININ içimizdeki unsurlarını çok akıllıca bir sıralama yaparak bir bir ortadan kaldırdı. BATI, Türkiye'de ne olup bittiğini hiç bir zaman doğru olarak kavrayamadı; bugün de her şeyi tam olarak biliyor değil. Büyük Türkiye Partisi, ÖZAL'lı ANAP, DEMİREL, ÇİLLER, TÜRKEŞ, BAYKAL...hep BATININ uyutulmasında, zecri tedbir almada gecikmesinde, bilinçli-bilinçsiz rol aldılar. 28 Şubat sürecinde ise ECEVİT-YILMAZ ikilisi yem olarak kullanıldı ve devasa bir güç olan TSK'nın içeriden ufaltılıp etkisizleştirileceği umudu BATIYA verildi. Bu dönem de sona erdi.

Artık şu anda dünyanın en etkili askeri gücü olan Türk Silahlı Kuvvetleri milli şuur sahibi bir idealist kadronun yönetiminde. BATININ zannediyoruz ki hiç bir ümidi kalmadı; hem ülkeyi içeriden işbirlikçisi Truva atçıları ile ele geçirebilme, hem de dışarıdan saldırı ile halletme gücünü tamamen yitirmiş durumdadır. Ülke güçlü bir iç güvenlik kuvvetine de sahip olduğundan BATININ iç karışıklık çıkarma şansı da kalmamıştır. Son cezaevi operasyonları ile bu tamamen imkânsız hale getirilmiştir. İnanın ki BATI, Kanuni Sultan Süleyman döneminde bile şu anki kadar tir tir titremiyordu. Aslında BATI ve BATICILAR için durum zannettiklerinden çok daha vahim; çünkü bir de ERBAKAN'ın hayallerin erişemeyeceği sürprizleri var!

Sürpriz konusu hariç, öteki bütün gerçekliği "orospo" Roth biliyor ama bizim "İslamcılar" bilmiyor. Roth'tan daha basiretsiz, ferasetsiz İslamcı mı olurmuş? Böyle İslamcılar gâvur başına.

27-28-29 Mayıs 1980 günleri Demetevler'deki Milli Görüş Kültür Sarayı’nda yapılan en son MSP semineri kapanış konuşmasında ERBAKAN, "Eğer bir 30 Ağustos günü sabah radyonuzun düğmesini çevirdiğinizde ordunun yönetime el koyduğuna dair bir bildiri okunduğunu duyarsanız; o gün sokakta karşılaştığınız ilk askerin postalını öpün, bilesiniz ki o asker şeriatın askeridir" demişti. Evet, bir kaç ay sonra 12 Eylül’de gerçekten sabah radyonun düğmesini çevirmiş ve ordunun yönetime el koyduğunu dinlemiştik. Ancak Kenan EVREN, tam aksi bir çıkış yapınca yanılmıştık ve bu yüzden ERBAKAN'ın emrini yerine getirememiştik. Çünkü o gün hem 30 Ağustos değildi, hem de ihtilal şeriat karşıtı idi.

Sonra çözdük ki 12 Eylül Rumi hesapla 30 Ağustos gününe denk geliyor ve Kenan EVREN de takiye yapmış. Zaten Türkiye Cumhuriyeti de takiye üzerine kurulmuştu. Hacı Bayram'da başlayan namazlı, niyazlı, dualı ihtilal, tam "U" dönüşü yapmıştı sonraları. Aslında ERBAKAN seminerde "arslan nasıl düşerse öyle kalkar" diyerek bunu da ima etmişti ama serde cahillik vardı, geç kavramıştık. Bir mehmetçiğin postalını öpmek nasipte yokmuş meğer.

ERBAKAN'ın üstün aklı ve sınırsız bilgisinden kaynaklanan özgücü önünde diz çökmeyecek bir güç bugün yeryüzünde kalmamıştır. Bunu şimdilik az kişi biliyor; yakında herkes bilecek, herkes görecek.
mechuladam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gelİr DaĞilimi kahraman81 Özgün Yazılarınız 0 29.03.2006 22:10
En üstün sadaka? Muttaki Hadis Köşemiz 0 21.03.2005 14:18
Ve Gelİr Alperen Özgün Yazılarınız 8 26.10.2004 01:45
Hangİsİ ÜstÜn? TALHA-61 Özgün Yazılarınız 1 16.03.2003 02:01
üstün mesaj TALHA-61 Dini Bilgi ve Eğitim 1 09.03.2003 18:21


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:03 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50