Üyelik tarihi: 28.02.2007 Teşekkür etti: 21
21 Teşekkür 16 Mesaja aldı
| rabbin aciz kulu herseyi yapti Bir Değerlendirme; Süleyman Recepoğlu/Yeni Mesaj/11 Şubat 1998
Papa Seni Taktis Etsin Sevgili Zaman;
Zaman gazetesinin Basın tarihimizde ortaya koyduğu çok başarı vardır. Yayın hayatına başladığı günden bugüne ülkemiz insanına doğrunun, haberin aynasını tutmuştur. “Farklı gazete” çizgisiyle medya dünyamıza imzasını atmıştır. Ama, Zaman’ı “en farklı” kılacak olay, “yılın gazetecilik olayı” 10 Şubat-1998 günkü nüshasıdır. Hakikaten, insanlığın önüne tarihi bir “belge” koymuştur. “Aciz kulun, pek muhterem Papa cenapları”na mektubu, Zaman’ın Türk milletine yapabileceği en hayırlı, en basiretli yayınıdır.
Bu kardeş medya organımız telif hakkı kendisine ait olan bu mektubu mutlaka, İngilizce, Almanca, Arapça vs. diğer dünya dillerine çevirerek promosyon olarak dağıtmalı ve tarihi görevini sürdürmelidir. Bütün içtenliğimle söylüyorum, Zaman bu “ifşaatla” milletimize karşı “en hayırlı” yayınını gerçekleştirmiştir. 10 Şubat günü Zaman Gazetesi bir tarih yazmıştır.
Bir, “Hocaefendi, tebliğ ve irşad faaliyeti çerçevesinde olağan yurtdışı seyahati yapmaktadır. Hangi dinden dilden, renkten olursa olsun “yetmiş iki milleti bir bilip” Allah’ın son dini İslam’ı anlatmaktadır. Bu arada Vatikan’a da uğramıştır. Vatikan Devlet başkanı ve Katolik Dünyasının lideri Papa 2. Jean Paul, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu iman, ahlak ve tebliğ insanıyla görüşmek istemiştir veya kendisi randevu alıp görüşmüşlerdir. Hocaefendi, tıpkı Peygamberindeki izzet, vakar ve imanla, güler yüz ve tatlı bir sözle: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’ın selamı hidayet yoluna girmiş kimselere olsun. Müslüman ol, hem sen hem peşinden gelenler kurtulsun” demiştir. Ve Vatikan’dan ayrılmıştır. Zaman Gazetesi’nin 10 Şubat tarihli yayını olmasa idi, olayı böyle görecektik ve hizmet adamına başarılar dileyecektik. “Yolun açık olsun, himmetin ali olsun Hocaefendi” dualarımızı iletecektik. Papa efendiye de hidayet dileyecek veya “senin dinin sana, benim ki bana” diyecektik. Ama “tarihi mektup” bize söyleyecek pek bir söz bırakmadı. “Aciz kul” her şeyi açık bir dille kendisi söyledi. Ben sizin bildiğiniz gibi “Hocaefendi” değil, “Pek muhterem Papa cenaplarıyla “müşerref” olmayı bilen, “zatıalilerine” kalbi teşekkürlerini sunan “Rabb’in aciz kuluyum” demiştir. Oysa biz, iman erini farklı tanıyorduk; O, müminlere karşı şefkatli, kafirlere karşı onurlu ve heybetliydi. Şimdi hayatını “iman ve gözyaşı olarak düşündüğümüz “Hocaefendi” “cenab-ı Papa muhteremi” karşısında “aciz bir kul” olarak duruyordu. “Dinlerarası diyalogdan, papalık konseyi misyonundan” bahsediyordu. “Biz misyonun bir parçası olmak üzere buradayız, bu misyonun tahakkuk edişini görmek istiyoruz. Bu kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik” diyordu. Hocaefendi, Papa efendiye kıymetli hizmetlerinde yardımını sunmak için gelmişti. Biz onu, Allah’ın dinine ve milletine hizmette biliyorduk. Kendimizi papalık konseyi toplantısında sandık. “Hocaefendi” bunları söylemez dedik. İmzaya baktık. Yanılmadık. Bunlar “Hocaefendi”nin değildi; “aciz bir kul”un sözleriydi. Rahatladık.
“İslam, yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır” deniyordu. Konseydeki Müslüman bir üyeye yönelik bir suçlama diye düşündük. “Hocaefendi” mutlaka bir karşılık verir diye bekledik. Cevap 12 Şubat Perşembe günü Hüseyin Gülerce Beyefendiden geldi: Sizi gidi hoşgörü takozları, cılız sesliler, siz ne anlarsınız Türkiye’nin dünyayla entegrasyonundan, dünya barışından, insanların anlaşarak dünyayı paylaşmalarından. Dünyayı yaşanılır ve güzel kılma adına bir yol bulamadık. Ermenilerle, Süryanilerle görüştük, Vatikan’la da temas kurduk” karar öyle çıktı: “İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur, en çok suçlanacak olan da Müslümanlardır. Ne yani, Papa’ya karşı Hıristiyanlarımı suçlu gösterseydik”. Hocaefendinin anlatmaya çalıştığı, kanaatimizce şudur dedi: kanaatinizi şakirdlerinize saklayın, bu söz kime ait, bu suçlamanın cevabı nedir dedik. Sustu. “Mektup” cevap cerdi: Bu söz, benim, “aciz kulun” dedi. “Söz” varken, elbette kanaat dinlenemezdi.
Aile içi, özel, mahrem konulara geçildi. Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs ziyaretleri, Washington DC ve diğer dünya başkentlerinde konferanslar gerçekleştirilmesi, Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yıldönümü kutlama etkinliklerine. “Hocaefendi” özel konulardan sıkılmıştır diye düşündük. O, zaten yoktu. Etkinlik programı “Rabb’in aciz kuluna” aitti.
“Öğrenci değişim programı” başladı. Urfa’da bir ilahiyat okulu öneriliyordu. Heybeliada Papaz Okulu mu diye düşündüm? Daha da gelişmişi, Müslüman papaz(!) da yetiştirecek cinsten bir okul. Heybeli’deki açılsın, Müslüman öğrencilerde gitsin. Hayır, daha önce ona karşı çıkmışlardı. Bu yeni bir program, yeni bir okul olmalıydı. “Yeni misyona” uygun.
ZAMAN! Bu “tarihi belgeyi” tanrısal taktirin sonucu değil, Allah’ın takdiriyle yayınladın! Alaaddin KAYA bey ve arkadaşlarının “Papa hazretlerinin” elini öperken aldıkları Feyzin(!) etkisiyle mi diye düşünüyorum. Hayır, bu Hakk’ın halkı ayıktırma cilvesidir diyorum. |