İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 11.04.2003, 10:37
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.556
Teşekkür etti: 11
93 Teşekkür 48 Mesaja aldı
Şimdi de komşunun Kürtleri

Şimdi de komşunun Kürtleri

Zamanla katliama dönüşen ABD’nin kirli savaşı ile ilgili Türk yetkililerinin tutumu hâlâ netleşmiş değil. Hükümet ve yerleşik devlet iktidarı milli menfaatlerimiz dolayısıyla savaşın bütünüyle dışında kalamayacağımızı söylüyorlar. Bu yıl ödememiz gereken 73.5 milyar dolar borç ve faiz, Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırım tasarısı gibi ABD ile stratejik ortak kalmamızı gerektiren çıkarlarımızdan söz konusu deniliyor ama asıl meselenin Kuzey Irak olduğu biliniyor. Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulması muhtemel federe ya da bağımsız bir Kürt devletinin güvenliğini tehdit edeceğine inanıyor. Bu nedenle bu savaşı dünyanın tartıştığı gibi tartışamıyor; savaşın ahlaki ve insanı boyutu, uluslararası hukuk, ABD’nin bölgede yapmak istedikleri Türkiye’yi yönetenlerin kararlarını etkilemiyor; Kürt meselesine kilitlenmiş Türkiye’nin siyasi karar vericileri, bölgeyi, hatta dünyayı alt üst edecek bu olayı bütünüyle değerlendiremiyorlar.

Bir an bu savaşın insani, ahlaki, hukuki boyutunu ihmal edelim, sonuçlarını bir tarafa bırakalım ve olaya Kürt meselesi çerçevesinden bakalım.

Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu güvenliğimizi tehdit eder mi? Güvenliğimizi tehdit edeceğini düşündüğümüz Kürt oluşumunu Kuzey Irak’a asker göndererek engelleyebilir miyiz? Haydi engelledik, engelleme ve engelleme esnasında yaşanacak olaylar, içerideki Kürtlerimizi ya da Kürt sorunumuzu nasıl etkiler?

Biliyorum, bu şekilde soru sormak, siyasi karar vericileri rahatsız ediyor. Çünkü bu sorular devletin ezberini bozuyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulduğundan beri ezberlediği yöntemlerle bu sorunun üzerine gidiyor. Ama görüldüğü gibi, sorun çözülemiyor, aksine uluslararası boyut kazanarak büyüyor. Maalesef sürecin bu aşamasında da aynı ezberle yol alıyoruz. Üstelik bu ezber, şimdi bizi, daha karmaşık ve sonu görünmeyen yeni belirsizliklerin içine çekiyor.

Türkiye, kendi topraklarında 15 yıla yakın bir süre terörle mücadele etti. 40 bin insanını ve 150 milyar dolara yakın servetini kaybetti. Hadi kabul edelim, bu mücadele başarılı olduğu için terör azaldı. Ama kim diyebilir ki, Kürt sorunu çözüldü, artık ülkenin bölünme tehlikesi yok? Öte yandan bugünkü ekonomik ve siyasi sorunlarımızda o günlerin önemli bir payı olduğunu unutmamak gerekir.

Şimdi yapılacağı anlaşılan şey, Kuzey Irak’a 100 bin civarında askerle girerek, ABD müdahalesiyle birlikte oluşacak boşlukta bir Kürt devletinin (bağımsız ya da federe) kurulmasını önlemek.

Bu işin yağdan kıl çeker gibi, tetiğe bile dokunmadan yapılacağı iddia ediliyor. Ne var ki, Kuzey Irak’taki durumu bilenler, bunun böyle olmasının mümkün olmayacağını ifade ediyorlar. Türkiye, Kuzey Irak’ta yıllarca kalabilir, yıllarca yabancısı olmadığı acıları tekrar yaşayabilir.

Uzmanlar, çatışmalar olursa( ki bu kaçınılmaz gibi gözüküyor) Türkiye’nin ancak 100-150 bin askerle Kuzey Irak’ı kontrol edebileceğini söylüyorlar. Aynı uzmanlar, bunun insan ve para maliyetinin, topraklarımızda yaptığımız terörle mücadeleden çok daha fazla olabileceğini bildiriyorlar.

Bu durumun uluslararası arenada başımıza açacağı sıkıntıları unutmamak gerekir.

Görüldüğü gibi, “Güvenliğimiz için gereklidir” diye atılacağımız bu macera, Türkiye’nin tam bir kaosun içine çekilmesidir; bu işin siyasi ve toplumsal ağır faturaları olacağı ortadadır.

Korkulur ki, bu durum, Türkiye’yi hem güvenlik hem de ekonomik açıdan bugün bulunduğu durumdan çok daha kötü bir yere taşısın.

Gelişmelerin böyle olması uzak bir ihtimal olmadığına göre, bunun içerideki etkilerini de hesaplamak zorundayız. Devlet ezberinin dışına çıkamayacak, kısır döngü tekrar işlemeye başlayacaktır. Güvenlik tehdidi artıkça baskılar, baskılar artıkça güvenlik tehdidi artacaktır. Bunun anlamı Türkiye’nin daha çok içine kapanmasıdır. Bu yöneliş, demokrasisi daha da gerilemiş (belki de tekrar kesintiye uğramış) , hak ve özgürlükler konusunda sıkıntıları derinleşmiş, daha da fakirleşmiş, uluslararası arenada yalnızlaşmış, uluslararası sermaye kuruluşlarının elinde daha da çaresiz bir Türkiye getirir.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, bu savaşın bir amacı da, böyle çökertilmiş bir Türkiye yaratmaktır. Bütün ve güçlü bir Türkiye, sözüm ona stratejik ortaklarımız için istenen bir şey değildir. Çünkü, Türkiye’de her an daha millî bir iktidar söz konusu olabilir, böyle bir iktidar da Amerika ve İsrail’in çıkarlarına uygun düşmez.

İstikrar, terörle ve diktatörlerle mücadele etmek, bölgeye demokrasi ve barış getirmek diyorlar ama izledikleri en temel strateji krizdir. Hegemonya kurmanın günümüzdeki en etkili silahı krizdir; ekonomik, siyasi ve askeri kriz.

Türkiye, krizlerden kurtarılma adı altında daha derin ve sürekli krizlerin, kaosun içine çekilmektedir.

Elbette Türkiye, bütün bunlarla baş edebilir. Bunun için öncelikle kendisini, yönelimlerini, alışkanlıklarını, ezberlerini, dostlarını, düşmanlarını ve en önemlisi korkularını gözden geçirmelidir.

Biz bu topraklarda birlikte barış ve huzur içinde yaşıyorduk. Sorunlar vardı, savaşlar, siyasi çekişmeler, çatışmalar, yağmalar da gördük ama bu coğrafyada yüzyıllar boyu birlikte yaşadık. Türk’tük, Acem’dik, Arap’tık, Kürt’tük ama bunlar birer isimlendirmeydi, konuştuğumuz dil ve kavmi mensubiyetimizi işaret ederdi. Bu isimlendirmeler iktidar kavgalarında bile kullanılmıyordu. Osman oğullarının, iktidar kavgalarına son verip birliği sağlamaları ile yüz yıllarca çok dinli ve çok etnili bir yapı sağlıklı bir şekilde yürüdü. Sadece Müslümanlar değil, Hıristiyanlar ve Museviler de milletin mensupları olarak yaşıyor, farklılıklar bir sorun yaratmıyordu.

19. yüzyılın sonlarına doğru imparatorluk parçalandı, Osmanlı toprağı üzerinde ulus devletler kurulmaya başladı. İmparatorluğun kalbi olan Anadolu’da yaşayan ahali Düvel-i Muazzama’ya karşı İstiklal Savaşı vererek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. İmparatorluğun dağılma sürecinde ve sonrasında yaşanan acı olaylar, mübadeleler ve göçlere rağmen Anadolu hâlâ çok etnili ve çok dinliydi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devletti ve bu yapıdan modern bir ulus çıkarmak gerekiyordu. Bu bir tek tipleştirme süreciydi; Türklük yeniden tanımlanarak herkes bu tanımın içine konulmaya başlandı. Bu süreçte Türk tanımında Kürtlük, modern ulus tanımında da Müslümanlık sorun oldu. Seksen yıl geçmiş olmasına rağmen bu sorunlar devam ediyor.

Bu sorunların çözülmesi için alınan tedbirler ve başvurulan yöntemler pek işe yaramadı. Sorunun çözülmesi şöyle dursun daha da büyüdü, ulus olma endişesi giderek irtica ve bölünme fobisine dönüşerek elimizi ayağımızı bağlamaya başladı. Artık sadece iç politik düzenlemelerinde değil dış politika yönelimlerimizde de bizi sınırlıyor.

Bu ezberleri gözden geçirme zamanı gelmiştir. Müslümanlığı ve Kürtlüğü potansiyel tehlike görerek bu coğrafyada huzur içinde yaşayamayız, birlik ve beraberliği tesis edemeyiz. Müslümanlık sadece Anadolu’daki birliğin değil, aynı zamanda bölge barışının da temel harcıdır.

Anadolu’da birliği sağlayamaz, burayı cazibe merkezi haline getiremezsek dışarıdan gelecek hiç bir tehdidi savamayız. Tehdit Kuzey Irak’tan gelmiyor, içerideki Kürtler de tehdit oluşturmuyor. Asıl tehdit, ezberlerimizdir, yanlış yönelimlerimiz ve korkularımızdır.

Türk siyasi eliti konjonktürü mutlaklaştırmıştır; nefes almak için geliştirilen savunmalar kişiliğimizin belirleyicisi olmuştur.

Böyle ayakta duramayız, bu korkular artık bizi taşımıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihi ve halkı ile barışmalıdır. Bunun için Müslümanlık ve Kürtlük dolayımlı korkulardan kurtulmak, insanları inançları ve kimlikleri konusunda serbest bırakmak gerekir.

Türkiye’nin iç barışı ve huzuru ancak bu şekilde sağlanabilir. İç barışı ve huzurunu tesis etmiş olan Türkiye, pax amerikana’nın insafına el açmaz, aksine bölgenin cazibe merkezi, Kuzey Irak Kürtleri dahil tüm bölge halkının ümidi olur.

NOT: Kuzey Irak’ta Kürtler, tarihlerinin en büyük yanlışını yapıyorlar. Bu savaş tam bir katliama dönüşmüştür, ABD İslam coğrafyasını işgal ediyor, Müslümanlara hakaret ediyor, tüm bölge halkı, bütün Müslümanlar bu saldırıyı lanetliyor. Bölgede bir tek Kuzey Irak Kürtleri (siz buna Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri deyin) saldırgan/işgalci güçlerle iş birliği yapıyor. Mazlum ve mağdur olduğuna inandığımız bir halka yapılacak en büyük kötülüktür, bu. “Bu vatanımıza ve dinimiz İslam’a bir saldırıdır, önce vatanımızı ve dinimizi savunacağız, sonra Saddam’a bakarız diyen Şiileri alkışlıyorum...

*Mehmet Bekaroğlu / Milli Gazete
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Clinton: ABD Iraklı Kürtleri korumalı Alp Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 3 15.04.2007 22:02
Avrupa Kürtleri Ne Zaman Sevdi itimat Nasihatlar 15 15.01.2007 22:43
SON DAKİKA..İsrail, Irak'ta Kürtleri gizlice eğitiyor.!! @flok@ Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 6 23.06.2006 20:29
Komşunun tavuk ve kazı nasıl görünür? itimat Sorumsuzca söylenenler 45 21.03.2006 09:59
Şimdi salincak Özgün Yazılarınız 0 17.02.2003 23:30


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:14 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git