İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Hadis Köşemiz
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #21
Alt 03.01.2007, 10:29
mucahid
 
yasir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.08.2005
Mesajlar: 579
Konulara Teşekkür etti: 25
2 Teşekkür aldı 2 Mesajlar için

:)
__________________
Bizler ne mal, ne şöhret istiyoruz. Bizler Allah yolunda cihad ve şehadet istiyoruz.
Hasan el-Benna
yasir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #22
Alt 14.02.2007, 02:08
 
Üyelik tarihi: 10.07.2006
Mesajlar: 10
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Allah razi olsun güzel kardesim güzel bir calisma yapmissin
yusuf2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #23
Alt 16.02.2007, 17:13
 
virane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Din düşmanları ve bid’at ehli çıkardıkları bazı sözlere hadis demişlerse de, Ehl-i sünnet âlimleri bu sözleri kitaplarına almamışlardır. Hiçbir İslam âliminin kitabında uydurma hadis yoktur. Kitabına uydurma hadis alan kimse zaten İslam âlimi denmez. İslam âlimleri, hadis uydurmanın ve uydurulmuş hadisi nakletmenin vebalinin büyüklüğünü bildikleri için, kitaplarına uydurma hadis almazlar. Çünkü hadis-i şerifte, (Benden duyduğunuz âyet ve hadisi tebliğ edin! Beni İsrail’den bildirdiklerimi de söyleyin! Yalnız bana bilerek yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!) buyuruluyor. (Buhari)

Bu âlimlerin kitaplarındaki hadis-i şeriflere uydurma demek büyük bir insafsızlık ve cehalettir. Hanefilere göre, deniz haşaratı yenmez, diğer üç mezhebe göre yenir. Hanefi, diğer üç mezhebe sizin ictihadınız yanlış diyemediği gibi, üç mezhep de, Hanefi’ye sizinki yanlış diyemez. Bir hadise bir âlim mevdu derken, öteki sahih diyebilir. Bu âlimler, birbirine dil uzatmaz.

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dediği bir hadise mevdu diyebilir. Müctehidin böyle demesi; “Bu hadisi, Resulullah söylememiştir" anlamında değildir. Bu hadis benim usulüme göre yani sahih olması için aradığım lüzumlu şartları taşımadığından hadis değil, uydurmadır; fakat başka müctehide göre hadis sahih olabilir demektir. Farklı ictihadlar da aynen böyledir. Bana göre yani elimdeki mevcut delillere göre doğrusu bu der; fakat farklı ictihadda bulunan müctehide söz söylemez. Bunun için hiçbir Ehl-i sünnet âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmamalı ve onların kitaplarında uydurma hadis var sanmamalıdır.
virane isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #24
Alt 16.02.2007, 17:15
 
virane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

O Elbani ki, İbni Teymiyeci, mezhepler üstü konuşan, telfîkı savunan birisidir. Elbani’nin kitabını tercüme eden Ali Aslan, yanlış gördüğü bir yere şöyle bir not ilave etmiş: “Elbani’nin bu fetvası, dört mezhebe muhaliftir. Dört mezhebe göre de altın kadınlara helaldir, bilinsin” diyor. Böyle kimseler nasıl kaynak alınır ve kitapları niye tercüme edilir ki?
virane isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #25
Alt 25.02.2007, 19:12
mucahid
 
yasir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.08.2005
Mesajlar: 579
Konulara Teşekkür etti: 25
2 Teşekkür aldı 2 Mesajlar için

Elbani nerede altın kadınlara haramdır demiş.
İbn Teymiyyeci? bakalım daha ne yenilikler duycaz
__________________
Bizler ne mal, ne şöhret istiyoruz. Bizler Allah yolunda cihad ve şehadet istiyoruz.
Hasan el-Benna
yasir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #26
Alt 25.02.2007, 20:17
 
oguz95 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Alıntı:
yasir´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Elbani nerede altın kadınlara haramdır demiş.
Kaynak olarak şu verilmiş:

N. Elbani, Hadis-i Şeriflere Göre Evlenme Adabı, Arslan Yayınları, s.64 ve 66.

Not: Elbani hafız (hadis alimi) değildir. Sözlerine güvenilmez.
oguz95 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #27
Alt 27.02.2007, 13:51
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

(Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışınız) hadis-i şerifine uydurma damgasını basılmıştır. Halbuki hadis âlimlerinden İbni Asakir sahih olduğunu bildirmiştir.
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #28
Alt 27.02.2007, 13:55
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz) hadis-i şerifine uydurma diyebiliyorlar. Halbuki, hadis imamlarından Beyheki, Deylemi, Münavi gibi âlimler sahih demiştir.
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #29
Alt 27.02.2007, 19:32
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 6,533
Konulara Teşekkür etti: 45
60 Teşekkür aldı 28 Mesajlar için

Bu arkadaş gerçekten hadis ilmini bilmeyen birisi bu meseleye şunu da eklemek isterim Bir hadisin lafız itibarıyla uydurma olması onun ya da benzerinin söylenmemiş olmasına işaret etmez.
Mesela levlake Hadisini lafız itibarıyla uydurma derler ama bu hadisi kutsiyi destekleyen 4-5 tane hadis var ki o Hadisi Kutsinin doğru oldğunu gösteriyor.
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış hadisi de aynı.
Çünkü hem dünya için hem de ahiret için çalışmayı teşvik eden o kadar hadis var ki bunlara şüphe mahal bırakmaz.
Teymiyye ekolü gerçekten dalalettedir.Çünkü her şeyi bildiklerini sanıyorlardı.
Nitekim İmâm-ı Gazali Hazretleri İhyâ-i Ulûm’id-din adlı eserinde buyurur ki:

“Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma. Aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehalet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velileri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir, peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.”

Her türlü ilmi bildiklerini sanıp Allahın kendilerini işaret vermesini beklemişler fakat kendileri bu işaret gelmeyince de evliyaullahın tüm hal ve hareketlerini inkara yeltenmişlerdir.
Ama Allah ledün ilmini dilediğine verir çalışma ile olmaz bu
elmnightmare isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #30
Alt 28.02.2007, 09:50
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

Bir hadis için bir âlim, mevdu yani uydurma demişse, sadece uydurma diyene göre o hadis uydurma olur. Mevdu diyen hadis âlimi, bana göre, benim aradığım şartlara göre sahih değil der. O hadisi bildiren hadis âliminin şartlarına göre ise, o hadis yine sahihtir. Yani bir hadis âlimi, bir hadise uydurma derse, o hadis bütün âlimlerce uydurma olmuş olmaz. Bunu bilmeyen cahiller, falanca bu hadise uydurma dedi, artık bu hadis uydurma diye konuşurlar. O hadise uydurma diyen âlim ise, hadisi bildiren de âlimdir. Hatta uydurma diyen âlimin derecesi yüksek bile olsa, yine o hadis uydurma olmaz. Çünkü imam-ı Ebu Yusuf, hocası imam-ı a’zam hazretlerinin ictihadlarından farklı ictihad edebiliyordu. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunan hiç bir hadise uydurma denemez.
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #31
Alt 10.03.2007, 09:36
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

Alıntı:
abdullahahmed´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
11-( من أذن ؛ فليقم )
( Ezan okuyan kâmet getirsin)[12]
Hadis Zayıftır.
Hadis Abdurrahmân b. Ziyâd el-Afrîkî yoluyla rivayet edilmiştir.
et-Tirmizî akabinde, Abdurrahmân’ın hadis ehli indinde zayıf olduğunu söyler. Hadisin el-Bagavî[13], en-Nevevi[14] ve el-Beyhakî[15] zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
Bu zayıf hadisin kötü etkilerinden biri de namaz kılanların anlaşamamalarına sebebiyet vermesidir. Meselâ müezzin bir özürden dolayı geç kaldığında, bazı hazır bulunanlar ikâmet getirmek ister, ancak cemaatten birisi engel olmak için hemen bu hadisi getirir, görüldüğü gibi hadis zayıftır. Dolayısıyla zayıf hadis dinde delil olmadığı gibi Allâh Resûlu (s.a.s.)’de nisbet olunması caiz değildir.
11- ( حب الوطن من الإيمان )
( Vatan sevgisi imandandır)[16]
Uydurmadır.
Es-Sagânî ve diğer muhaddislerde uydurma olduğunu beyan ederler. Rivâyet, mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi doğuştan gelmektedir, yani içgüdüseldir. Dolayısıyla bunlara olan sevgiden dolayı kişi övülmez, hele hele imanın gereklerinden hiçte değildir. Özellikle insanlar bu sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.
12- ( من أخلص لله أربعين يوما ؛ ظهرت ينابع الحكمة على لسانه )
( Her kim Allah için kırk gün ihlaslı olursa, hikmet pınarları dilinde zuhûr eder)[17].
Hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Haccâc b. Arta’e zayıftır, kendisi müdellis olup rivayeti an ana sigasıyla zikretmiştir. el-Irâkî tahrîcu’l-İhyâ da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.
13- ( من حج البيت، ولم يزرني ؛ فقد جفاني )
( Kim Kabe’ye hacca gider de beni ziyaret etmezse, bana eziyet etmiştir)[18]
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Muhammed b. Nu’mân güvenilir ravilere söylemediklerini nisbet eder. Dolayısıyla ez-Zehebî[19] rivayetin uydurma olduğunu söylemiştir. es-Sagâni[20] ve eş-Şevkâni,[21] uydurma hadisleri topladıkları kitablarına bu rivayeti de dahil etmişlerdir.
Bu rivayetin uydurma olduğu rivayetin metninden de anlaşılmaktadır. Çünkü Allâh Resûlu (s.a.s.)’e yapılan kabalık eğer küfür değil ise büyük günahlardandır. Dolayısıyla (s.a.s.)’i ziyaret etmeyen büyük günah işlemiş olur. Bu da, bu ziyaretin hac gibi farz olduğunu gerektirir ki, böyle bir şeyi hiç bir müslüman söyleyemez. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in ziyareti bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadet ise, ilim ehline göre bu istihbabı geçmez. Dolayısıyla onun kabrini ziyaret etmeyen nasıl olur da ondan yüz çevirmiş ve ona karşı kaba davranmış olsun?
14- ( من زارني وزار أبي إبراهيم في عام واحد ؛ دخل الجنة )
( Her kim beni ve babam İbrahimi bir sene içerisinde ziyaret ederse, cennete girer).
Uydurmadır.
ez-Zerkeşi[22] rivayetin uydurma olduğunu ve hadis ehlinden hiç kimsenin bunu rivayet etmediğini söyler. Suyûtî[23] de İbn Teymiyye ve Nevevi’nin, rivayet hakkında uydurma ve aslının olmadığına dair sözlerini aktarır.
15- ( من حج، فزار قبري بعد موتي ؛ كان كمن زارني في حياتي )
(Kim hacca gider ve ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, o kişi beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir)[24]
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Leys b. Ebi Suleym, şuuru bozulduğu için karıştırmıştır, dolayısıyla zayıf addedilmiştir. Hafs b. Süleyman ise, Hâfız İbn Hacer’in dediği gibi, hadisleri terkedilmiştir. İbn Ma’în onun yalancı olduğunu söyler.
Şeyhul-İslâm İbn Teymiyye[25] şöyle der:
« Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabrinin ziyaretine dair gelen hadislerin hepsi zayıftır, dinde bu tür rivayetlere güvenilmez. Dolayısıyla bu rivayetleri, sahih hadisleri rivayet edenler ve sünen sahibleri almamışlardır. Bunları; çokça zayıf hadis rivayetinde bulunan ed-Dârekutni ve el-Bezzâr gibileri kitaplarına almışlardır». İbn Teymiyye yukarıdaki hadisi zikreder ve sonra da şöyle der:
«Bu rivayetin yalan olduğu gün gibi açıktır. Müslümanların dinine de terstir. Çünkü mümin olarak onu hayattayken ziyaret eden, Onun sahabelerinden olur, özellikle O’na hicret eden muhacirler ve Onunla cihad eden mucahitlerden ise.
Resul (s.a.s) den sabit olan bir hadiste, şöyle der: (Ashabıma dil uzatmayın, nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin ne bir avucuna ne de yarım avucuna erişir)[26]. Dolayısıyla sahabeden sonra gelen bir kişi, beş vakit namaz, cihâd , hac, salât ve selâm gibi farzları yerine getirse bile, sahâbe gibi olamaz. Dolayısıyla nasıl olurda müslümanların ittifakıyla vacib olmayan Allâh Resusu (s.a.s)’in kabrinin ziyareti amelini işleyerek kişi, böyle bir dereceye ulaşmış olsun? Aksine o kabir için özel olarak yolculuğa çıkmak meşru olmadığı gibi yasaklanmıştır da. Ancak Allâh Resulu (s.a.s)’in mescidinde namaz kılmak için yolculuğa çıkmak müstehabtır.»
Konu ile ilgili sahîh hadîsi Buhâri, Müslim ve diğer Sünen sahipleri tahriç etmiştir, lafzı şöyledir: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Resûl ve Mescid-i Aksâ. »
Allah’a yaklaşma maksadıyla ancak bu üç mescid için sefere çıkılır. Bu üçünün dışında hiç bir peygamber ve salih kişilerin kabirleri, türbe, yatır, mubârek yer ve mescidler için sefere çıkılmaz. Sahâbe bunu böyle anlamıştır.
Sahih isnadlı bir eserde; Ebû Basra el-Gifârî Ebû Hureyre ile karşılaşır. Ebû Hureyre’ye; « nereden geliyorsun »? der, o da, « Tur’dan orada namaz kıldım » der. Bunun üzerine Ebû Basra şöyle der: « Eğer sana daha önceden yetişseydim gitmezdin, çünkü ben Resûl (s.a.s)’i şöyle söylerken işittim: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, bu mescidim ve Mescid-i Aksâ »[27].
El-Ezraki’nin[28] tahriç ettiği sahih bir rivayette, Kaz’a şöyle der: « Tur’a doğru çıkmak istedim, bunu İbn Umer’e sordum, o da Nebi (s.a.s)’in ne dediğini duymadın mı », diyerek yukarıdaki hadisi zikreder. Ardından da; « Tur’u bırak oraya gitme » der.
16-( من زار قبر والديه كل جمعة ، فقرأ عندهما أو عنده [ يسن ] ؛ غفر له بعدد كل آية أو حرف )
( Her kim baba ve annesinin kabrini her cuma ziyaret eder, o ikisinin veya babasının yanında Yâsin (suresini) okur ise, her âyet ve harfin sayısınca günahları affolunur. )[29]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Amr b. Ziyâd’ın hadis uydurduğunu ed-Dârekutnî ve İbn Adiy zikreder. Dolayısıyla İbn Adiy mezkûr rivâyet hakkında; « batıldır bu isnâd ile bir aslı yoktur » der. İbnu’l-Cevzi[30] kitabında bu rivâyeti zikreder.
Bu rivâyet, kabirlerde Kur’ân okumanın mustahab olduğuna delil olarak getirilir. Ancak sahih sünnette bunu destekleyen hiç bir delil yoktur. Sahih sünnete göre, kabir ziyaretlerinde meşru olan, onlara selâm vermek ve ahireti hatırlamaktır.
Müslim ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadiste Aişe (r.a), Allâh Resûluna (s.a.s) kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, O da şöyle söyle der: ( Bu diyarın mümin ve müslüman olan ehline selâm olsun, Allâh bizden öncekileri ve sonrakileri affetsin. Allâh’ın izniyle bizler de sizlere ulaşacağız. )
Evet Aişe validemiz kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, Allâh Resûlu (s.a.s)’da ona duayı öğretir. Fâtiha, Yâsin sûrelerini veya üç tane İhlâs sûresi okuyacağını öğretmez. Bu sûrelerin okunması meşru olsaydı Allâh Resûlu (s.a.s) bunu gizlemezdi. Çünkü ihtiyaç anında beyanın geciktirilmesi câiz değildir. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s) bunlardan bir şey öğretmiş olsaydı bu bizlere ulaşırdı.
Başka bir hadiste şöyle gelir: ( Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.)[31]
Diğer bir hadiste: ( Evlerinizde namaz kılın, kabirlere çevirmeyin.)[32]
Allah Resûlu (s.a.s), kabirlerin Kur’ân okuma ve namaz kılma yeri olmadığını bizlere bildirmiş, onun için de evlerde Kur’ân okunmasını ve nafile namaz kılınmasını teşvik etmiştir. Evlerin, Kur’ânın okunmadığı kabirlere çevrilmesini de yasaklamıştır.
Dolayısıyla kabristanda Kur’ân okunmasını Ebû Hanîfe, Mâlik ve diğer selef alimleri kerîh görmüşlerdir.
Sunen’in sahibi olan Ebû Dâvut şöyle der: « Ahmed’e kabirde Kur’ân okunması hakkında soruldu, o da ‘okunmaz’ dedi »[33].
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Şafii’den bu konu hakkında bir söz sabit değildir, bu da onun kabristanda Kur’ân okunmasını bid’at saydığı içindir »[34].
İmam Mâlik şöyle der; « Bunu yapan birisini bilmiyorum, dolayısıyla sahâbe ve tabii’nin bunu yapmadığı ortaya çıkar ».
Diğer taraftan Hallâl’ın rivayetinde, İbn Umer’in definden sonra kabri başında Bakara suresinin başı ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğine dair gelen eser sabit değildir. Olsa bile, ona has bir fiildir. Peygamberimizden (s.a.s) konu hakkında böyle bir şey bize ulaşmamıştır. Bundan dolayı bu delil olamaz.
Yine İbn Ebi Şeybe’nin zikrettiği başka bir eserde, Şa’bî şöyle der: « Ensar ölünün yanında Bakara suresini okurlardı ». Senedindeki Mucalid b. Saad yüzünden rivâyet zayıftır. Ayrıca İbn Ebî Şeybe rivayete şu başlığı koymuştur; « Ölüm döşeğinde iken hastanın yanında ne söyleneceği babı ».
Diğer taraftan Hallâl ve Deylemî’nin rivâyet ettikleri uydurma bir rivayette, ( Her kim kabristana uğrar ve Kul Huvallâhu Ahad’ı on bir kere okur, ecrinide ölülere bağışlar ise, ölülerin sayısı kadar ona sevab verilir.) ez-Zehebî, İbn Hacer, es-Suyûtî ve İbn Arrâk rivayetin uydurma olduğunu söylemelerine rağmen, Merâki’l-Felâh’ın üzerine yazdığı haşiyede Tahtâvî, bu uydurma rivayeti kabristanda Kur’an okunacağına dair delil getirir!!!
Müslümanın üzerine düşen, sünnete yapışıp bid’attan kaçınmasıdır. Velev ki insanlar bid’atı güzel görselerde. Çünkü her bid’at dalâlettir.

17-( عليكم بدين العجائز )
(Yaşlı kadınların dinine yapışın)
Bunun aslı yoktur.
Buna rağmen Gazâli İhyâ[35] da rivâyeti Allâh Resûlu (s.a.s)’e nisbet eder! İhyâ üzerinde tahriç çalışması yapan el-Irakî, avamın bu rivayeti dilinde dolaştırdığını, sahih ve zayıf bir aslının olmadığını söyler.
18- ( اختلاف أمتي رحمة )
(Ümmetimin ihtilafı rahmettir)
Bunun aslı yoktur.
Muhaddisler bu rivayetin senedini bulmak için çokça gayret sarfetmelerine rağmen bunda muvaffak olamamışlar. es-Subki şöyle der: «Muhaddislerce bu rivayet bilinmemektedir, ben rivayetin ne sahih ne zayıf ne de uydurma bir senedini bulamadım.»
Ayrıca rivayet, manâ olarak da, muhakkik alimler tarafından münker görülmüştür. İbn Hazm[36] şöyle der; « Bu söylenen en kötü sözlerdendir, çünkü eğer ihtilaf rahmet olursa o zaman ittifak ta gazab olur. Hiç bir müslüman da bunu söylemez. Çünkü ya ittifak ya da ihtilaf veya rahmet ya da gazab vardır.»
Bu rivayetin kötü izlerinden birisi de, bir çok müslümanın aslı olmayan bu hadis sebebiyle, dört mezheb arasındaki şiddetli ihtilafları kabul etmesidir. İhtilafa düştükleri konularda Kur’an ve sahih sünnet’e katiyen dönme çabasında bulunmazlar. Aslında imamları (Allah onlardan razı olsun), onlara Kur’an ve sahih sünnete dönmelerini emretmişlerdir. Ancak mukallidler dört mezhebi çeşitli şeriatlar şeklinde görmekteler. Böylece şeriat’a zıtlık nisbet etmiş olmaktalar! Bu durum bu tür ihtilafların Allah’tan olmadığını gösteren en büyük delildir. Allah’ın; ( Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok ihtilâf (tutarsızlık) bulurlardı.)[37] ayetini düşünselerdi bu tutarsızlığın, bu çelişkinin Allah’tan olmadığını anlarlardı. Sonra nasıl olurda mezheblerin aralarındaki birbirlerine zıt ihtilaflar uyulan bir şeriat ve indirilen bir rahmet olabilir?!
Aslı olmayan bu hadis sebebiyle müslümanlar, dört mezheb imamından sonra günümüze kadar, bir çok itikadî ve amelî meselelerde ihtilaf etmeye devam etmişler. Eğer onlar, bir çok Kur’an ayetinin ve hadislerin kötülediği ve İbn Mesud’un da şer olarak vasfettiği ihtilafı kötü görselerdi elbette ittifaka koşarlar, çoğu konularda da doğruyu yanlıştan, hakkı da batıldan ayırırlardı. Sonra da aralarında olabilecek bazı ihtilaflardan dolayıda birbirlerini mazûr görürlerdi. Ancak niçin uğraşsınlar ki, zaten onlar ihtilafın rahmet, mezhebleride bu ihtilaflı haliyle çeşitli şeriatler olduğunu görmekteler?!
Sözün özü şudur; dinde ihtilaf kötülenmiştir. Ondan kurtulmaya çalışmak gerekmektedir. Çünkü ihtilaf, ümmetin zayıflamasına sebebtir. Allahu Teala’nın dediği gibi: (Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.)[38]
Çekişme, ihtilaf’a rızâ göstermek ve bunun rahmet olduğunu söylemek, ayeti kerim’e ile çatışmaktadır. Bu konuyla ilgili, aslı olmayan bu rivâyetten başka hiçbir dayanakları yoktur.
19- ( أصحابي كالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )
(Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyet bulursunuz)[39]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Sellâm b. Suleym yalancı olup, İbn Hibban’ın da dediği gibi uydurma hadisler rivayet etmiştir. Diğer bir râvi olan Hâris b. Gusayn ise bilinmemektedir.
Buna rağmen Şa’rânî şöyle der:« Bu hadis hakkında muhaddisler (zayıflığına dair) konuşmuş olsalar bile, keşf ehline göre sahihtir! »[40]
Ancak Şa’rânî’nin bu sözü hiç şüphesiz batıldır! Çünkü keşf yoluyla hadislerin tashih edilmesi tasavvufi bir bid’attır. Bunu asıl kabul etmek, biraz önceki hadis gibi aslı olmayan batıl hadislerin sahih olduğunu kabule götürmesi demektir. Keşf, sahih olarak vukû bulur ise, en iyi durumda bile, rey ile aynı derecededir. Rey ise, hata da eder isabette edebilir. Tabi ki buna heva karışmamış ise bu böyledir. Allah’ın rızası olmayan herşeyden selâmet dileriz.
El-Hatib’in[41] rivayet ettiği daha uzun metinden oluşan diğer bir uydurma hadis hakkında es-Suyutî şöyle der: « Bu hadiste bazı faideler vardır, şöyle ki ; Resûl (s.a.s)’in kendisinden sonra furu’da ki ihtilafları haber vermesi onun mucizelerindendir, çünkü bu gaybtan haber vermektir. Ve onun buna rızası ve onayı sözkonusudur. Öyle ki bunu rahmet kılmış ve mükellefi istediğini almakta serbest bırakmıştır...»!
Buna cevap olarak şöyle denir; önce es-Suyutî’nin rivayetin sahih olduğunu isbat etmesi gerekir ki, sonradan da o rivayetten hükümler çıkarabilsin.
Bu rivayetin uydurma olduğuna bir başka delil de; nasıl olur da Peygamber (s.a.s) sahabeden olan her bir ferde uymamızı tavsiye edebilir? Kaldı ki sahabe arasında âlim olduğu gibi, ilimde orta seviyeli ve daha da aşağı olanlar vardı. Konuyla ilgili gelen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen İbn Hazm şöyle devam eder: « Çünkü Allah Teala Peygamberi (s.a.s)’i ( O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir)[42] şeklinde nitelendiriyor ise, Peygamber (s.a.s.)’in şeria’ta dair bütün sözlerinin gerçek ve şüphesiz olarak Allah’tan geldiği anlaşılır. Allah’tan gelen şeyde de ihtilaf olmaz. Çünkü ayette ( Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı )[43] buyurulmuştur. Allah ( Birbirinizle çekişmeyin ) ayetiyle bizlere tefrika ve ihtilafı yasaklar. Dolayısıyla sahabeden her birine tâbî olmamızı Allah Resulu (s.a.s)’in bizlere emretmesi imkansızdır. Çünkü sahabenin içerisinde birisinin helal kıldığını haram kılan bulunabilmektedir. Eğer durum böyle olsaydı, Semure b. Cundup’a uyarak içkinin satışı helâl olurdu. Ebû Talha’ya uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu (orucu bozulmazdı). Bunlar diğer sahabelere tâbî olunduğunda da haram oluyor. İbn Hazm Allah Resulu (s.a.s)’in ölümünden önce ve sonraki dönemde sahabe’den sadır olan sünnete isabet edemedikleri bazı görüşleri uzunca anlattıktan sonra şöyle der; « Nasıl olurda hem hata hem de isabet eden bir kavmi taklid etmemiz caiz olur »?
Konuyla ilgili diğer bir uydurma rivayette:
( أهل بيتي كالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )
( Ehli beytim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz )
Ravilerinden olan Ahmed b. Kâsım er-Reyyân hakkında ez-Zehebî, yalancı olduğunu söyler. Bu rivayet yalancı olan Ahmed b. Nubeyt nüshasındadır. Dolayısıyla İbn Arrâk[44] rivayetin uydurma olduğunu beyan eder.
20- ( إن البرد ليس بطعام ولا بشراب )
( Gerçekten dolu ne yemektir ne de içecek )[45]
Hadis Münkerdir.
Ali b. Yezid b. Cüd’ân yoluyla, Enes (r.a) şöyle der: ( Gök yüzünden dolu yağar, bunun üzerine Ebû Talha şöyle dedi: « Bu doludan bana verirmisin », oruçlu olduğu halde ramazanda yemeğe başlar! O’na dedim ki ; « oruçlu olduğun halde dolumu yiyiyorsun »? Bana şöyle cevap verdi; « Bu dolu gök yüzünden inmiş olup onunla midelerimizi temizleriz, o ne yemek ne de içecektir »! Enes de ki; « Resulullah’a (s.a.s) geldim ve Ona haber verdim », O da: « Bunu amcandan al », dedi )
Bu hadisin senedi zayıftır.
Çünkü ravilerinden olan Ali b. Yezid zayıf olup yanlışlıkla mevkûf[46] rivayetleri merfû kılar. Bu hadisin illetide zaten budur; Sika (güvenilir) raviler, Enes kanalıyla Ebû Talha’ya mevkûf olarak rivayet ederler. Ali b. Zeyd ise, tam tersine Nebî (s.a.s)’e kadar hadisi ref eder. Dolayısıyla hadisin ref edilmesi münkerdir.
Şube, o da Katade ve Humeyd’in Enes’ten gelen rivayetinde:
( Dolu yağdı, Ebû Talha oruçlu olduğu halde yemeğe başladı, ona; « Oruçlu olduğun halde mi yiyiyorsun » denilince? O da; « Gerçekten bu berekettir »! der)[47]
Hadisin senedi Buhari ve Müslim’in şatına göre sahihtir.
Tahâvî kendi rivayetinde el-Bezzâr’ın bunu mevkûf olarak rivayet ettiğini ve şu ziyadeliği getirdiğini söyler. « Bunu Said ibn el- Museyyib’e söyledim, bunu kerih gördü ve dolunun susuzluğu kestiğini söyledi ».
el-Bezzâr da şöyle der : « Biz bu fiili ancak Ebû Talha’dan biliyoruz ».
Dolayısıyla bu rivayet mevkûftur, Nebi (s.a.s)’in burada zikri geçmemektedir. Bilâkis Ali b. Zeyd hadisi ref etmekle hatâ etmiştir.
Böylelikle mevkûf rivayet, yukarıdaki (Ashabım yıldızlar gibidir...) hadisinin batıl olduğuna delildir. Eğer (Ashabım yıldızlar gibidir...) hadisi sahih olmuş olsaydı, ramazan da dolu yiyenin orucu, Ebû Talha (r.a)’ya uyulduğundan bozulmamış olurdu. Bilindiği kadarıyla bu sözü bugün hiç bir müslüman söylemez.
21 - ( من عرف نفسه ؛ فقد عرف ربه )
( Kim nefsini bilirse Rabbini de bilmiştir)
Bu sözün aslı yoktur.
Hafız Es-Sehâvî şöyle der: « Ebû Muzaffer b. Sem’âni der ki: ‘Bu söz merfû olarak bilinmez, bilakis Yahya b. Muâz er-Razi’nin sözü olarak hikâye edilir.’ »[48] en-Nevevi rivayetin sabit olmadığını söyler. Suyûtî[49] de buna katılır.
Şeyh Aliyyu’l-Kâri,[50] İbn Teymiyye’nin rivayet hakkında uydurma dediğini nakleder.
Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.s.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı yoktur, bilâkis İsrailiyattandır: ‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.»
İhtisas ehlinin hadis hakkındaki hükmü budur. Buna rağmen bazı son dönem Hanefî fukahâsı bu hadisin şerhi hakkında kitab yazmışlardır. Ayrıca ileride gelecek olup aslı olmayan ( كنت كنزا مخفيا ... ) ( Ben gizli bir hazineydim...) rivayetinin şerhi hakkında da özel bir risâle yazılmıştır. Bütün bunlar bu fukahâ’nın maalesef, hadisçilerin sünnete olan hizmetleri ve sünnete dışarıdan sokulanları arındırma gayretlerinden istifade etmek için çalışmadıklarını gösterir. Bunun içindir ki, kitablarında zayıf ve uydurma hadisler çoktur.
22- ( من قرأ في إثر وضوئه: [ إنا أنزلناه في ليلة القدر ] مرة واحدة كان من الصديقين ، ومن قرأها مرتين كتب في ديوان الشهداء، ومن قرأها ثلاثا حشره الله محشر الأنبياء )
( Her kim abdestten sonra (İnnâ enzelnâhu fi leyleti’l-kadri) suresini bir kere okur ise, doğrulardan olur. Her kim iki kere okur ise, şehitler divânına yazılır. Her kim de üç kere okur ise, Allah onu Peygamberler ile haşreder.)
Bu hadis uydurmadır.
ed-Deylemî Müsnedu’l-Firdevs[51] te, Ebû Ubey’de kanalından rivayet eder, Ebu Ubeyde ise mechûldur. Rivayetin başka bir illeti de Hasen el-Basrî an ana sigasıyla rivayet etmiştir. Hafız es-Sehâvî, rivayetin aslının olmadığını söyler.
Bu uydurma rivayet, abdestten sonraki okunan sahih senedli duaların ihmâl edilmesine götürür. Müslim ve Tirmizi de gelen hadis şu lafızladır: ( Eşhedu en la ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhû, Allahumme ic’alnî mine’t-tevvâbine vec’alnî mine’l-mutetahhirîne.)
Veya şöyle de söyleyebilir: ( Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estagfiruke ve etûbu ileyk.) Hadisi el-Hâkim sahih bir isnad ile rivayet etmiştir.
23-( مسح الرقبة أمان من الغل )
( Ensenin meshi (cehennemde) zincirlemeden korur )
Hadis uydurmadır.
en-Nevevî[52] bu rivayetin uydurma olup Peygamber (s.a.s.)’in sözlerinden olmadığını söyler. es-Suyûtî[53] de bu sözü en-Nevevi’den naklederek ona katılır.
Konu ile ilgili başka bir rivayette:
( من توضأ ومسح عنقه لم يغل بالأغلال يوم القيامة )
( Her kim abdest alırda ensesini meshederse kıyâmet günü zincirlenmez.)[54]
Ravilerinden olan Muhammed b. Amr’ın zayıflığı hakkında ittifak edilmiştir. Nitekim Muhammed b. Ahmed Ebu Bekr Mufîd de, Hâfız el-Irakî’nin de ifade ettiği gibi rivayetin mevzû sayılmasına sebebtir. Aynı şekilde ez-Zehebî ve İbn Hacer’de bu raviyi suçlarlar.
Kaldı ki bu rivayetler münker sayılır, çünkü Resûl (s.a.s.)’in abdestinin sıfatına dair gelen hadislerin hepsine muhaliftir. Hiç birinde ensenin meshedilmesi zikredilmemiştir.
Ancak Talha b. Musarraf’ın babasın’dan onun da dedesinden gelen rivayette:
( Resulullah (s.a.s.)’i başını bir kere meshederken gördüm, ensenin başlangıcına kadar ulaştı.)
Diğer bir rivayette :
( Başını önden başlayarak arkaya kadar meshetti, öyleki elini kulaklarının altından çıkarttı.)
Rivayeti Ebû Davûd ve başkaları tahrîç etmiştir. Muhaddisler, zaaf, cehâlet ve râvi Musarraf’ın babasının sahabe olup olmadığı hakkında ki ihtilafla birlikte üç tane illet zikrederler. Dolayısıyla başta en-Nevevî, İbn Teymiyye ve Askalânî olmak üzere muhaddisler, hadisin zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
24-( أدبني ربي ، فأحسن تأديبي )
( Rabbim beni terbiye etti ve terbiyemi en güzel şekilde yaptı.)
Hadis zayıftır.
İbn Teymiyye, manasının doğru olduğunu ancak rivayetin sabit bir isnadının bilinmediğini söyler. es-Sahâvî ve es-Suyûtî de İbn Teymiyye’yi desteklerler. Daha fazla bilgi için Keşful Hafâ’ya[55] bakılabilir.
25-( مسح العينين بباطن أنملتي السبابتين عند قول المؤذن: أشهد أن محمدا رسول الله ... إلخ ، وأن من فعل ذلك؛ حلت له شفعته صلى الله عليه وسلم)
( Müezzinin, Eşhedu Enne Muhammeden Resulullah... dediği esnada işaret parmaklarının içiyle gözlerin meshedilmesi, bunu yapanın (s.a.s.)’in şefaatına nail olacağı, hadisi. )[56]
Sahih değildir.
İbn Tâhir[57] hadisin sahih olmadığını söyler. eş-Şevkânî[58] ve es-Sahâvî[59] de İbn Tâhir’e katılırlar.
26-( عجلوا بالصلاة قبل الفوت ، وعجلوا بالتوبة قبل الموت )
( Vakit geçmeden önce namazı kılmaya, ölümden önce de tevbe etmeye acele edin. )[60]
Hadis uydurmadır.
Ancak manası sahihtir.
27-( الناس كلهم موتى ؛ إلا العالمون، والعالمون كلهم هلكى ؛ إلا العاملون، والعاملون كلهم غرقى ؛ إلا المخلصون ، والمخلصون على خطر عظيم )
( İnsanların hepsi ölüdür; ancak alimler, alimler de hepsi helâk olmuştur; ancak amel edenler, amel edenlerin hepsi ise boğulmuştur; ancak ihlaslı olanlar, ihlaslı olanlar da büyük bir tehlike üzeredirler. )
Hadis uydurmadır.
es-Sagânî aynı kaynakta rivayeti nakleder ve şöyle der: « Bu hadis iftiradır ve fasih değildir ».
Tasavvufcuların sözlerindendir, ancak bazı câhiller bunu Resûl (s.a.s.)’e nisbet etmişlerdir.
28-( لا مهدي إلا عيسى )
( İsa’dan başka Mehdî yoktur.)[61]
Hadis münkerdir.
Muhammed b. Hâlid el-Cenedî hadisi; Ebân b. Sâlih’ten o da el-Hasen’den o da Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir. Bu sened zayıf olup üç tane illeti vardır.
İlki: el-Hasenu’l-Basrî hadisi an ane sigasıyla rivâyet etmiştir ve kendisi müdellistir.
İkincisi: el-Hâfiz İbn Hacerî’n de belirttiği gibi Muhammed b. Hâlid bilinmemektedir.
Üçüncüsü: Senedteki ihtilâf; bunu da el-Beyhakî belirtir. el-Beyhakî, Mehdî’nin çıkacağına dair gelen hadislerin hiç şüphesiz daha sahih olduğunu söyler.
Bu nedenle ez-Zehebî el-Mizân’da bu haberin münker olduğunu bildirir. es-Sâgânî ise, eş-Şevkânî’nin[62] naklettiği üzere, rivâyete uydurmadır der. Hâfız İbn Hacer[63] de, bu hadisin Mehdî hadislerine olan muhalefetinden dolayı bunu kabul etmediğini işaret eder.
Bu hadisi Kâdiyâniyye taifesi, iddia ettikleri peygamberlerine davet etmek için kullanırlar. Bu, sözde peygamber, kendinin peygamber olduğunu, sonrada son zamanda ineceği müjdelenen İsâ b. Meryem olduğunu iddia etmiştir. Yukarıdaki münker hadise binaen de İsâ’dan başka Mehdî’nin olmayacağını öne sürer. Anlayışı zayıf olan bir çok insan arasında bu kişinin daveti revaç bulmuştur. Zaten bâtıl olan her davet böyledir, ona sahip çıkıp davet eden insanlar hep bulunur.
29-( سؤر المؤمن شفاء )
( Müminin artığı şifadır. )
Bu sözün aslı yoktur.
Bunun böyle olduğunu Ahmed el-Gazzî[64] ifâde eder. el-Aclûnî[65] de buna katılır.
30-( المهدي من ولد العباس عمي )
( Mehdî, amcam Abbas’ın çocuğundandır. )[66]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Velîd el-Kuraşî hadisi tek başına rivayet etmiştir. İbn Adiy, onun hadis uydurduğunu söyler. Ebû Arûbe ise onun yalancı olduğunu bildirir. el-Munâvî,[67] İbnu’l-Cevzî’den naklederek aynı illetle hadisi cerheder. Böylece es-Suyûtî’nin bu hadisi el-Câmi’us-Sagir de nakletmesinin hata olduğu anlaşılmış oldu.
Hadisin uydurma olduğuna dâir bir başka delilde; Allâh Resûlû (s.a.s.)’in başka bir hadisiyle çelişmesidir. Hadis şöyledir;
( Mehdî benim zürriyyetimden, Fâtıma’nın çocuğundandır.)[68]
Bu hadisin senedi ceyyid (iyi) olup bütün ravileri güvenilirdir.
31-( نعم المذكر السبحة ... )
( Tesbih ne güzel hatırlatıcıdır...)[69]
Bu söz uydurmadır.
es-Suyûtî bu hadisi el-Munhâ fis’sibha[70] da zikretmiştir. eş-Şevkânî[71]de ondan nakleder. Her ikiside rivâyet hakkında bir şey söylemeyip susarlar.
Ancak râvilerin bir kısmı bilinmemekte ve bazılarıda yalanla ittiham edilmişlerdir.
Ayrıca hadis, mana olarak batıl manalar içermektedir, şöyleki;
İlki: Boncuklarla olan tesbih bid’attır, çünkü Peygamber (s.a.s.)’in zamanında olmayıp, O’ndan sonra icâd edilmiştir. Lugat alimleri, tesbih’in yeni bir kelime olduğunu ve Arablar’ın bu kelimeyi tanımadığını söylerler. Bu itibarla nasıl olurda, Allâh Resûlû (s.a.s.), Ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder.
İbn Vaddâh el-Kurtubî,[72] Salet b. Behrâm’dan rivâyet ettiği bir eserde;
(İbn Mesûd boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar. Sonrada taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: « Çok ileriye gittiniz! Karanlık bid’atlara daldınız! Muhammed (s.a.s.)’in Ashâbını ilimde geçtiniz! »)
Bu eserin senedi Salet’e kadar sahihtir, kendisi güvenilir bir râvi olup tabii’nin etbasındandır. Ancak sened munkatidir (kesiktir).
İkincisi: Boncuklarla tesbih çekmek Allâh Resûlû (s.a.s.)’in yoluna muhaliftir. Bu konuda Abdullâh b. Amr şöyle der:
( Allah Resûlû (s.a.s.)’i sağ eliyle tesbih çekerken gördüm)[73]
Ayrıca Allâh Resûlû (s.a.s.)’in bazı hanımlarına verdiği emre de uymamaktadır. Şöyle der:
( Sizlere Subhânâllâh, Allâhu Ekber deyip Allâh’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edipte Lâ İlâhe İllalâh’ı unutmayın, parmaklarınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.)
Bu hadis hasendir.
Hadisi Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. el-Hâkim ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. en-Nevevî ve el-Askalânî[74] ise hasen hükmünü vermişlerdir. Birde bu hadise şahid olan Âişe (r.anha)’ya mevkûf olan rivâyeti de Ebû Dâvud tahrîç etmiştir.
Boncuk ve benzerleriyle tesbih çekmenin meşrûluğuna dâir yukarıda es-Suyûtî’nin ismi geçen risalesinde naklettiği iki hadise gelince:
İlki: Sad b. Vakkâs’tan; Kendisi Allâh Resûlû (s.a.s.) ile bir kadının yanına giderler, kadının önünde tesbih çektiği çekirdek veya taşlar vardır. Allâh Resûlu (s.a.s.) şöyle der:
(Sana bunda daha kolay veya daha faziletli olanı bildireyimmi? Diyerek şöyle buyurur; «Subhânallâhi Adede Mâ Halaka Fi’s-Semâi...»)[75]
ez-Zehebî ve İbn Hacer, râvilerden olan Huzeyme’nin bilinmediğini söylerler. Saîd b. Hilâl ise şuuru bozulduğundan hadisleri karıştırmıştır. Bazı güvenir raviler de Huzeyme’yi zikretmemişlerdir. Dolayısıyla hadis hakkında hasen hükmünü veren et-Tirmizî ile, sahih hükmünü veren el-Hâkim hata etmişlerdir.
Yukarıda zikri geçen illetleri bilmeden veya görmemezlikten gelen çağdaş bazı hevâ ehli, bu tür hakikatları bilmiyormuş gibi hareket eden şeyhleri yâni Abdullâh el-Gumâri’yi taklid ederler. Bu kişi bu hadisi Kenz’in[76] de nakleder, böylelikle müridlerine boncuklarla tesbih çekmeyi sonra da boyunlarına takmayı câiz kılar!
İkincisi: Safiyye Şöyle der:
( Allâh Resûlû (s.a.s.) önümde tesbih çektiğim dört bin tane çekirdek olduğu halde yanıma geldi. Dedi ki :« Ey Huyeyye’nin kızı bu nedir»?! Dedim ki: « Onlarla tesbih çekerim ». Dedi ki: « Başında durduğumdan beri bundan daha fazla tesbih ettim ». Dedim ki: « Ey Allâh’ın Resûlû banada öğretsene »! Dedi ki: « Şöyle de: Subhânallâhi Adede Ma Halakallâhu Min Şey’in...»)[77]
et-Tirmizî hadise zayıf hükmünü şu sözüyle verir: Bu hadis garîbtir...hadisin isnâdı bilinmemektedir.
Râvilerinden olan Hâşim b. Saîd hakkında Hâfız İbn Hacer[78] zayıf olduğunu söyler.
Ayrica yukarıda geçen iki hadisin zayıf olduğuna bir başka delilde, bu hâdisenin İbn Abbâs’tan sabit olmasıdır ki, rivâyette tesbih için kullanılan taşlardan bahsedilmemektedir. Hadisin lafzı şöyledir:
( Cuveyriyye’den; Peygamber (s.a.s.) Cuveyriyye kendi mescidinde olduğu halde sabah namazının akabinde onun yanından çıkar. Duhâ namazını kıldıktan sonra döner ve Cuveyriyye’yi oturur halde bulur ve şöyle der: « Hâlâ seni bıraktığım hâl üzeremisin »? Cuveyriyye « evet » der. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: « Ben senden sonra üç defa dört tane kelime söyledim. Eğer bugün senin söylediğinle tartılacak olursa ağırlıkta aynı gelirdi: ‘Subhânallâhi ve bihamdihi; adede halkihi, ve ridâ nefsihi, ve zinete arşihi, ve midâde kelimâtihi’ ».)[79]
Bu sahih hadis iki şeye delalet eder:
İlki: Bu hâdisede ki kişi Cuveyriyye’dir, yukarıdaki ikinci hadiste geçen Safiyye değildir.
İkincisi: Hâdisede geçen taşlar ile tesbih münkerdir. Bunu yukarıda geçen İbn Mesûd’un karşı çıkması da desteklemektedir. İbn Mesûd’un medresesinden mezûn olan İbrâhîm b. Yezîd en-Nehaî el-Kûfî, kızının tesbih iplerini sarması için yardım etmesini yasaklardı.[80]
Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğaldıkça sayısının muhafazasının imkansız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz: Bu karmaşalığa sebeb diğer bir bid’attır. Yâni dinimizde gelmediği şekilde, Allâh’ın çokça belirli bir sayıda zikredilmesidir. İşte bu bid’at boncuklarla tesbih bid’atına götürür. Sahih sünnette sabit olan en çok zikir adedi yüz’dür. Bunu da âdet edinen kişi kolaylıkla yanlışsız bir şekilde yapabilir. Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiştir. Birde insanlar bu bid’at ile yeni icatlar getirmişlerdir. Tarikatçılar bunu boyunlarına bile asarlar. Şeyhleri olan Abdullâh el-Gumârî, tesbihin boyuna asılmasını yazıcının kalemi kulağına koymasına kıyas ederek, bunda bir sakıncanın olmadığını söyler! Ancak boncuklarla tesbih hadisi görüldüğü gibi uydurmadır. Bazılarıda hem seninle konuşur hemde elindeki tesbihiyle tesbih çeker veya senin sözüne kulak verir. Kimi de selâmı telaffuz etmeden tesbihini kaldırarak alır. Bu bid’atın daha birçok yanlışlığı vardır. Şairin dediği gibi:
Her türlü hayır selefe uymadadır,
Her türlü şerde halefin bid’atındadır.
32-( إذا صعد الخطيب المنبر ؛ فلا صلاة ، ولا كلام )
( Hatib minbere çıktığında, namazda yoktur, konuşmakta )
Bu rivâyet batıldır.
Halk arasında bu lafızla şöhret bulmuş olup, bazı beldelerde minberlere dahi asılmıştır. Bu rivâyeti Taberânî el-Kebir’de İbn Umer’den merfu olarak rivâyet etmiştir. Rivâyetin lafzı şöyledir:
( Biriniz mescide girdiğinde imam minberde ise, bitirinceye kadar namazda yoktur, konuşmakta).
Râvilerinden olan Eyyub b. Nuheyk hakkında, Ebu Hâtim: « Bu kişinin hadisi zayıftır » der. el-Heysemî bu râvinin metrûk olduğunu ve bir çok ilim ehlinin o’nu zayıf kıldığını söyler. İbn Hacer de « bu hadis zayıftır der ».[81]
Senedi zayıf olmasına rağmen bu hadise bâtıl hükmünün verilmesi iki sahih hadise olan muhalefetindendir:
30-( المهدي من ولد العباس عمي )
( Mehdî, amcam Abbas’ın çocuğundandır. )[66]
Hadis uydurmadır. ..... deniyor yukarıdaki yazıda

aslı böyle değildir.Sahih hadisdir.Kitaplarda şöyle:
(Mehdi, amcam Abbas’ın soyundandır.) [İ.Asakir, Dare Kutni]
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #32
Alt 11.03.2007, 13:18
mucahid
 
yasir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.08.2005
Mesajlar: 579
Konulara Teşekkür etti: 25
2 Teşekkür aldı 2 Mesajlar için

arkadaşlar alimleri kutsamayın , herkes yanlış yapabilir.
__________________
Bizler ne mal, ne şöhret istiyoruz. Bizler Allah yolunda cihad ve şehadet istiyoruz.
Hasan el-Benna
yasir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #33
Alt 11.03.2007, 14:29
 
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 206
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

İbni Ebi Şeybe:
Ebu Bekir Abdullah bin Muhammed, hafız idi. Yüz bin hadis-i şerifi ravileri ile birlikte, ezber bilene (Hafız) denir. 850 de vefat etti. (Müsned) kitabı meşhurdur.

Darimi:
Abdullah bin Abdurrahman hafız Ebu Muhammed, 798 de Semerkand’da doğdu, 869 da vefat etti. Hadis âlimidir. (Müsned) adındaki kitabı çok kıymetlidir. Hadis-i şerif ilminde olduğu gibi, tefsir ve fıkıh ilimlerinde de derin bir âlimdi.
Eserleri:
1) Müsned-i Darimi (En meşhur ve kıymetli eseri budur).
2) El-Cami-us-sahih: Buna Sünen-i Darimi de denir.
3) Sülasiyyat.

Ahmed-i Bezzar:
Babası Amr’dır. Hadis âlimlerindendir. 905 de vefat etti. (Müsned) kitabı meşhurdur.

Ebu Ya’la:
Ahmed bin Ali, hadis âlimidir. (Müsned) kitabı meşhurdur. 825 de doğdu, 920’de Musul’da vefat etti.

İbni Adiy:
Ebu Ahmed Abdullah ibnül Adiy, hadis imamlarındandır. 856 da Cürcan’da doğdu, 935 de Esterabad’da vefat etti. Hadis-i şerif toplamak için, Irak, Mısır, Şam ve Hicazı dolaştı.

İbni Hibban:
Ebu Hatim Muhammed bin Ahmed Temimi, hadis imamı ve Şafiidir. Semerkand kadısı idi. Sicstanda Bust kasabasında doğup, 966 da Semerkand’da vefat etti.

Ramehürmüzi:
Büyük hadis âlimlerindendir. Adı Hasan bin Abdurrahman’dır. 970 yılında Ramehürmüz şehrinde vefat etti; Ramehürmüzi adıyla şöhret buldu. Birçok eser yazmıştır. Bunlardan El-Muhaddis-ül-Fasıl Beyn-er-Ravi ve’l-Vai adlı eseri, usul-i hadis sahasında yazılan ilk kitaptır. Rabı-ül-Müteyyemin fi Ahbar-il-Uşşak, Kitab-ül-Emsal, Kitab-ün-Nevadir, Kitab-ı Risalet-üs-Sefer, Kitab-ur-Ruh, Edeb-ün-Natık adlı eserleri de vardır.

Dare Kutni:
Ali bin Ömer, hadis âlimidir. 918’de Bağdat’ta Dare Kutn’da doğdu, 995 de vefat etti. (Sünen) kitabı meşhurdur.

Hakim Nişapuri:
Muhammed bin Abdullah hadis âlimlerindendir. 933 de doğdu, 1014’de Nişapur’da vefat etti. Buhari’de ve Müslim'de bulunmayan sahih hadisleri toplayarak meydana getirdiği (Müstedrek) kitabı çok kıymetlidir.

Ahmed Bin Abdullah (Ebu Nuaym İsfehani):
Ebu Nuaym İsfehani adı ile meşhurdur. Şafiidir. Hadis âlimidir. 948 de doğdu, 1039 da vefat etti. Kıymetli kitapları vardır. (Hilye-tül-Evliya)sı meşhurdur.

İbni Abdilberr:
Hafız Cemaleddin Ebu Ömer Yusuf bin Abdullah, Maliki fıkıh ve hadis âlimidir. 978 de Kurtuba’da doğdu, 1071 de Şatıbe’de vefat etti. (Elistiab fi-marife-til-eshab) kitabı meşhurdur.

Hatib-i Bağdadi:
Hafız Ahmed bin Ali, hadis âlimlerindendir. Çok sayıda, kıymetli kitap yazdı. Şafii idi. 1002 de Bağdat’ta doğdu, 1071 de orada vefat etti. İmam-ı a’zama ve imam-ı Ahmed’e dil uzattı ise de, mağlup edildi.

Deylemi:
Şehrdar bin Ebu Şüca Şireveyh 1090 da Hemedan’da doğdu, 1163’e vefat etti. Hadis âlimidir. (Müsned-ül-firdevs) kitabı meşhurdur.

İbni Asakir:
Ali bin Hasen fıkıh ve hadis âlimidir. 1105 de Şam’da doğdu, 1176 da orada vefat etti. Seksen cilt (Şam tarihi) kitabı meşhurdur.

Zehebi:
İmam-ı Ebu Abdullah Şemseddin Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Kaymaz Türkmani Mısıri, hadis ve tarih âlimlerindendir. 1274 de Şam’da doğdu, 1348 de Mısır’da vefat etti. Eserlerinden (Mizan-ül itidal), oniki cilt (Tarih-ül İslam), (Tecrid fi-esma-i Sahabe) ve (Es-sayfa fi-menakıbi Ebi Hanife) kitapları vardır. (Et-tıbbün-Nebevi) çok faydalı olup, İbrahim Ezrakın (Teshil-ül-menafi)i hâmişinde olarak Mısır’da ve 1975 de İstanbul'da basılmıştır. İbni Teymiyye’nin talebesidir.

İbni Hacer-i Askalani:
Şihabüddin Ahmed bin Ali, hadis imamı ve Şafii fıkıh âlimidir. 1371 de Mısır’da doğdu, 1448 de orada vefat etti. Yüzelliden çok kitabı vardır. (Elisabe fi-temyizissahabe) kitabı İbni Esirin (Üsüd-ül-gabe) kitabından daha mükemmeldir. Dört cilttir.

Münavi [veya Menavi]:
Abdürrauf-i Münavi, hadis ve fıkıh âlimidir. Şafii idi. 1518 de doğdu, 1621 de Kahire’de vefat etti. Çok kitap yazdı. (Künuz-üd-dekaık) kitabı, 1868 de İstanbul'da basılmıştır.
yakup isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #34
Alt 08.07.2007, 13:06
 
Üyelik tarihi: 02.07.2007
Mesajlar: 48
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

s.a meshepsizler demekle ne kasdediliyor onu anlamakta zorluk çekiyorum meshepli olmanın ne faydası var onuda anlayabilmiş deilim? burda bir sorun var hz.muhammet s.a.v efendimizden 100 yıl sonra meshepçilik çıkmıştır? hangi meshep hak olabilir ? hadislerin çoğunu inceledim ama neden hz ali. gibi ilmin kapısından hadisler nakledilmiyo neden hz.hasan hz.hüseyin gibi cenetin gençlerinden hadis nakledilmiyo islamın her safasında bulunan hz.fatmadan neden hadisler nakledilmiyo? bunları neden düşünmüyoruz.kaynak olarak neden bunlarada baş vurmuyoruz? şimdi siz beni ailemden daha iyi nasıl tanır ve bilirsiniz? gerek 4 meshep kısıtlaması gibi bir kısıtlamayı nasıl savunursunuz acaba 4 meshep kurucusu olarak savunduğunuz imam ebu hanifiye imam malike imam şafiye imam hambeliye haksızlık etmek olmazmı onlar meshep kurmamışlardır bilmezmisiniz? onlar dini yorumları yaptıktan sonra bu dediklerimiz kesin doğrudur dememişlerdir bilakis her şeyin en iyisini allah bilir demişlerdir meshepsizlik gibi bir tavır takınan arkadaşım hangi kuranı kerime dayanarak insanları ifsat durumuna düşürüp böle bir tavır alabiliyor. hayretler içinde kalıyorum? bu gün ümmetin en büyük sorunu hizipçilik meshepçilk ve ırkçılıktır.kesinlikle gerçek alimlerin tasvip etmediği islamın red ettiği bu ayrıcalıklar birileri tarafından hakmış gibi lanse edilmesi yanlışdır.ümmetimizin bu konu üzerinde iyi araştırma yapması lazım gelir bakın ( Kuran enam suresi ayet 159 da mezhepçiliği kötülerken siz nasıl oluyor da mezhepçiliği savunuyorsunuz.) evt islama baltalamak adına yapılan bu ayrımı kabul etmemiz mümkün deildir.
müslümanlar mücdehitlerini bulmalı onu arştırmalı hak olduğuna kanat ederse onunla bereber amel etmelidir.
günümüz şartlarında gerek sünni gerek şii gerek şafi gerekse diyer alimlerin ortak kanaetleri ayrımcılıktan yana deil tam tersi birlik ve beraberlikten yanadır.ve ksenlikle meshepçiliği karşı bir tavır almakta hadislerinde gerçeçiliği konusunda çok kapsamlı araştırma yapmaktadırlar.bunuda en büyük örneği ebu hureyrenin naklettiği bir çok hadisler geçersiz sayılmaktadır.peygamber efendimiz s.a.v efendimiz vefatından sonra ümmetin boşluğa düşmesinden faydalanan bir çok din düşmanı münafıklar muaviyenin başa geçmesiyle güçlenerek bir çok hadis uydurmuş ve abbasiler dönemindede 4 meshep hak sayılmış tamamen uydurma yollarla ümmet ayrımcılığa zorlanmıştır.bunun farkına varan din alimlerimiz bu fitnenin kayanağını yok etmek için hala çalışma yapmaktadırlar.allah o alimlerden razı olsun konunun özüne dönecek olursak nasılki kuranı kerimde kavimlere hak tanınmıyorsa onlara ayrıcalık tanınmıyorsa ve bu ayrımcılığa yol açacak olan her türlü olguya karşı çıkıyorsa bizimde bu doğrultuda hareket etmemiz lazım gelir.
bu konular çok hasasiyet getirmekte ve drin araştırma yapılmak zorundadır.onun için her kaynak tek tek incelenmelidirki buda zaten alimlerin işidir.bu gün dünya alimleri sırt sırta vermiş ümmetin bu kanyan yarasını kapamak için yoğun çalışma içindedirler.onun için alimlerimizi iyi takip etmeli onları iyi anlamalıyız
HEPİNİZİ ALLAHA EMANET EDİYORUM.
abdulhamithan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla