İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Hadis Köşemiz
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 18.02.2006, 22:12

 
Üyelik tarihi: 17.11.2005
Yaş: 33
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
İnsanlar Altın ve Gümüş Madenleri Gibi Madenlerdir

1. Bölüm

Hadisi şerifin mealen ifadesi şöyle: 'İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir. Cahiliye devrinde hayırlılarınız İslam devrinde de hayırlılarınızdır."
(Buhârî, Enbiyâ, 19; Menâkıb, 1; Müslim, Fezâilü'ssahâbe, 199; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 257, 260, 391)

Ortaya konulan bu konu, ilk işitildiğinde insanı hayrete düşürüyor. Çünkü biz insanların Müslüman oldukları zaman, ömürlerinin İslam devrine ulaştıkları zaman, kendi hayatlarında İslam çağını başlattıkları zaman hayırlı olduklarını, cahiliye devrinde ise hayırsız olduklannı düşünmeye yatkın olarak yetiştirildik. Oysa hadisi şerif bize bu kabulümüzü doğrulayan bir şey söylemiyor, diyor ki, "insanlar altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir", yani insanlar madenlerdir, "cahiliyede hayırlılarınız İslam'da da hayırlılarımızdır." Buradan şunu çıkarsamak işten değil: Bir insan cahiliye devrinde altınsa İslam devrinde de altındır. Cahiliye devrinde bakır olan İslam devrinde de bakır, yani bakır Müslüman.

Bunu anlamak çok zor değil aslında. İnsanın Müslüman olması ve tabiî ki, seksiz şüphesiz Allah'ın birliğine ve rasullullahın onun elçisi olduğuna iman etmesi, onu ne yapar? Ateşten kurtarır.


Rasûllullah şöyle bir söz söylemiş ashabına; "bir devir gelecek insanlar lailahe illallah diyecek; fakat anlamını bilmeyecekler. O zaman ashabı sormuş; "Ya Rasûlullah insanlar ne manaya geldiğini bilmedikleri bu sözü söyleyecekler, la ilahe illallah diyecekler, insanlara ne faydası var bunun?" Rasûlullah'ın verdiği cevap şu: "Ateşten kurtarır, ateşten kurtarır". Yani Müslüman olmak insanı ateşten kurtarır. Seksiz şüphesiz lailahe illallah Muhammedün Rasûlullah diyen, buna hakikaten, kalben iman eden insana ahiret yurdunda ateş yüzü gösterilmez.
Ama işler bu dünya hayatında böyle değil. Bizim Müslüman oluşumuz, müminliğimiz, öldükten sonra Cennete mi, Cehenneme mi gideceğimizle alakalı bir şey. Dünya hayatında işler ahiret hayatından farklı değerlendirilir.

Dünya hayatında, aslına bakarsanız, size çok şaşırtıcı gelebilir bu ifade, üstün nitelikli insanların bir çoğu cehennemliktir. Çünkü onlar o üstün niteliklerine dayanarak Allah'ın iradesine karşı geliyorlar. Halbuki çok mütevazı hatta silik denebilecek bir çok şahsiyet cennetlik olabilir. Çünkü bunlar tab'an kendi varlıklarının, hayat çizgilerinin gereği olarak Allah'ın iradesine hiçbir şekilde, değil karşı çıkmak, itiraz bile etmeyecek insanlardır. Bunların da cennetlik olmaları çok normaldir. Bu insanlar bu dünyanın ölçülerine vurulunca çok sönük nitelikte kalsalar bile.

Bu vesileyle şunu belirtmek lazım. Bizim Müslümanlığımız asırları aşıp çağları geride bırakıp bize kadar ulaştıysa bunun temelinde asrı saadetteki müşriklerin şecaati yatar. Bu hükmün size çok şaşırtıcı bir görüneceğini biliyorum. Açıklayayım: İslâmiyet'in neşet ettiği sırada müşrikler kalitesiz ve ucuz adamlar olsalardı putlarına yapılan bu tecavüzü, yani "La ilahe illallah Muhammeden Rasûlullah" sözünü kaale bile almazlardı. Halbuki insanlar putları aleyhine söylenen bir söz üzerine kılıçlarına davranıyor. Demek ki bu adamlar sahip oldukları değerler karşısındaki duyarlıkları itibariyle çok kaliteli adamlar. Değerlerine önem veren insanlar. Bu insanlar Müslüman oldukları zaman aynı derecede İslamiyet'e önem verdiler. İyi (altın) müşrik, iyi (altın) Müslüman oldu sonuçta. Ve onlar şirk içinde dinlerine gösterdikleri özeni İslam'a da gösterdiler.

(İsmet Özel, 40 Hadis)
__________________
ya gel ol ve git;ya git ol ve gel...
deruni isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 19.02.2006, 20:25

 
Üyelik tarihi: 17.11.2005
Yaş: 33
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
2.Bölüm

Hz. Ömer, hepimizin bildiği gibi, çok çarpıcı örnektir. Çünkü, Hz Ömer'in Müslüman oluşuyla sonuçlanan süreç, onun Rasûlullah'ı öldürmek niyetiyle yola çıkışıyla başlar. Ve, Ömer, Ömerül Faruk diyoruz ona çünkü bir kabile reisi olması hasebiyle Müslüman olduğu zaman içinde bulunduğu kabileyi parçalamıştır. Kendi kabilesi içinden Ömer Müslüman olduğu için Müslüman olmayı tereddütsüz kabul eden insanlar çıkmıştır.

Fakat benim, Hz. Ömer denince, anlatmadan edemediğim bir şey var: Onun hicret etmesi. Bildiğiniz gibi Rasûlüllah da dahil olmak üzere bir çok Müslüman Mekkeden Medine'ye kaçak yolla yani, müşrikler fark etmesin diye tedbir alarak gittiler. Hatta Hz. Ali'nin Rasûlullah’ın yatağında, onu hala yatağında yatıyor sansınlar diye, hem de ona ulaşacak bir tehlikenin kendisine gelmesini üzerine aldığı için, yattığını biliyoruz.

İşte böyle bir durumda, kayıtlardan öğreniyoruz ki. Hz. Ömer hicretini şu şekilde gerçekleştirmiş: Müşriklerin ileri gelenlerinin de aralarında bulunduğu bir grup halinde oturan insanların yanından geçip Kabe’yi tavaf etmiş ve sonra müşriklerin yanına, yanılmıyorsam at üzerinde, yaklaşmış ve şöyle demiş: "Ben Medine'ye hicret ediyorum. Eğer karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen biri varsa ilerdeki tepenin arkasında onu bekliyorum." Ve atını sürüp gitmiş. İşte bu adam, cahiliye devrindeki hayırlı vasfını İslam'da da aynen göstermiş bir kişi olarak hafızalarımızdan hiçbir zaman silinmeyecek. Bunun kendi çapında yansımalarını günlük sosyal hayatımızda halen görebiliriz.

Türkİyenin bu gün içinde bulunduğu şartlarda insanların madenler gibi oluşları ve cahiliye devrindeki iyi niteliklerini İslam'da da devam ettirdikleri gerçeği çok önemli, aydınlatıcı bir gerçek. Günümüzde her zamankinden çok daha işimize yarayan bir bilgi. Özellikle Türkiye'nin akıbeti söz konusu olduğunda Müslümanlar'dan neler beklenebilir sorusunu biz bu hadisi şerifin ışığında değerlendirmeliyiz. Yani Müslümanlar Cennet'e gidebilirler. Çünkü biz bu gün bu hayatta, bu dünya hayatında kimin Cennete kimin Cehenneme gideceği konusunda karar verme yetkisine sahip yaratıklar değiliz. Ama gözlemlerimiz şu noktayı tebarüz ettirmemiz gerektiriyor: Türkiye'de Müslüman kimliğine sahip çıkan insanlar aynı zamanda Türkiye'nin kaderi konusunda da sorumluluk alma kapasitesinde insanlar olmak zorundadır. Bu kapasiteyi taşımamaları halinde bu insanların birer maden olarak çok değersiz madenler sırasında satıldıklarını, ucuz maden olmakla da birilerinin elinde ne şekle girdiklerini söyleyebiliriz.

Şunu söylemek de mümkündür, Müslüman vasfımızı itikadımızın hakkını verecek derecelere ulaştırmakla da yükümlü insanlar olmak zorundayız. Bizim ne cins madenler olduğumuz konusunda bir değişiklik yapma şansımız yoktur; ama en azından o madenin ne işe yarayacağı konusunda, işe yarayıp yaramayacağı konusunda bir iradi seçimimiz olabilir.

Bu anlamda Türkiye'de yaşayan Müslümanlara bakıp bunların altın, gümüş, krom, bakır hangisinden olduğunu hesaba katmamız lazım ve eğer bir şey bekliyorsak, o madenlerden bekleneni, ancak onların verebileceğini de bilmemiz lazım. Acaba gümüşken altın, altınken bakır olabilir miyiz? Hadisi şeriften öğrendiğimiz kadarıyla bu mümkün değil! En doğrusu ne cins maden olduğumuzu fark edebilmiş isek o madenin ne işe yarayacağı o madenin en iyi nasıl kullanacağı konusunda kendimize yer seçmemiz gerekir. Bakır olduğu halde altınmış gibi hareket etmek doğrudan doğruya kalpazanlık olur. Onun için ayağımızı denk alışımız bu hadisi şerifin bize kazandırdığı duygular sayesinde olması lazım.


Selam ile...
__________________
ya gel ol ve git;ya git ol ve gel...
deruni isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 20.02.2006, 18:57

 
Üyelik tarihi: 17.11.2005
Yaş: 33
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
3.Bölüm



Biz yine asrı saadete dönecek olursak, insanların niteliklerinin bütün insanlığa ne büyük yarar sağladığı meselesinde Hz. Ömer'den sonra, belki de önce zikredilmesi gereken İsmin Hz. Hatice olduğuna dikkatimiz çevrilir.

İnsanların maden oluşları bakımından eğer altından kıymetli bir maden varsa onu Hz. Hatice'ye yakıştırmamız gerekir. Çünkü hatırlayacağınız gibi Rasûlullah Hira dağından döndüğü zaman başına gelenin ne olduğu konusunda sarih bir fikre sahip değildi. O Hz. Hatice'dir ki şöyle demiştir: Sen şu, şu nitelikte bir insan olduğuna göre başına kötü bir şey gelmiş olamaz. Akabinde kocasını kendi akrabalarından biri olan bir Hıristiyana götürmüştür. Devamını biliyorsunuz. İnsanların altın ve gümüş madenleri gibi madenler oluşunun en bariz örneği Hz. Hatice'de tecessüm ediyor. Çünkü Hz. Hatice hem Rasüllullah'ın ne kadar kıymetli bir maden olduğunu bilen bir kadın hem de bunu bilecek derecede kıymetli bir madeni temsil eden bir kadın.

Allah tabiî ki her şeyi, bizim için en iyisini halk ediyor. Dolayısıyla anlaşılsın ki o gün Rasûlullahın eşi olarak Hz. Hatice değil de bir başkası olsaydı biz belki bugün dünyada Müslüman olarak bulunmayacaktık. Tıpkı Bedir savaşına katılan Müslümanların durumu gibi. Bildiğiniz gibi Rasûlullah Bedir savaşından önce şöyle bir duada bulunmuştur: "Yarabbi" demiştir, "bu insanları muzaffer kıl, himaye et, çünkü eğer bunlar mahvolacak olursa senin şanını dünyada yayacak kimse kalmayacak" (Ben hafızamda yer ettiği kadarıyla aktardım, tabiî, tam metni aranızda bilenler mutlaka vardır.)

Bütün bu anıştırmalarla söylemek istediğim insanların maden olarak niteliklerinin vazgeçmez, ihmale gelmez şeyler olduğudur. Bedrin aslanları ve onlarla birlikte, aynı zamanda Çanakkale şehitleri. Bunlar öylesine üstün insanlardır ki, o insanların maden olarak kıymetlerinin sarf edilmesi, yani bir şekilde bozdurularak kullanılması bizi halen yaşatıyor. Yani, bizler de Türkiye'de yaşarken Çanakkale'de ölenlerin yüzü suyu hürmetine yaşıyoruz. Yani, Türkiye'de bir devletimiz bir milletimiz varsa Çanakkale savaşında o müttefiklerin projesini uygulanamaz hale getiren insanlardır. Yoksa l.Dünya Savaşı hemencecik bitecek, İstanbul Ruslara verilecek ve çatlan taraflar da kolaylıkla anlaşacaktı. İngiltere ve Almanya bu konuda çok kolay anlaşacaklardı eğer küfrün gemileri Çanakkale'den geçebilseydi. Ama olmadı biliyorsunuz.

Aynı şekilde Resulullah'ın cinlerin tesiri altında olmayıp Allah kelamıyla muhatap olduğunu cevheri çok kıymetli bir madenden olan Hz. Hatice sayesinde öğrenebildik.

Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman yaşadığımızın olağanüstü bir hayat olduğunu, aslında her şeyin olağanüstü cereyan ettiğini göz önüne getirmemiz lazım. Dünyada sıradan, bizim hissiz bir şekilde yaklaştığımız durumlar pekala hayranlık derecesinde derin anlamlara sahip olabilir. Bu anlamlardan bir tanesi de bizim hadisi şeriflerle olan ilgimizden doğan anlamlardır, ki insanların altın ve gümüş madenleri gibi madenler olduğu konusu da bunların arasına katılması lazım.
(İsmet Özel, 40 Hadis)


-son-

selam ile...
__________________
ya gel ol ve git;ya git ol ve gel...
deruni isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 22.02.2006, 14:57

 
Üyelik tarihi: 17.11.2005
Yaş: 33
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
...
__________________
ya gel ol ve git;ya git ol ve gel...

Konu deruni tarafından (03.04.2006 Saat 14:38 ) değiştirilmiştir..
deruni isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 22.02.2006, 16:20

 
İMKENEGİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2006
Mesajlar: 1.133
Teşekkür etti: 146
73 Teşekkür 53 Mesaja aldı
değerli kardelim .en başdaki hadisi bulalım inşallah.metnine ve de alimlerin bu husu hakkında ki açıklamalarına bakalım inş.ismet özelinde diğer açıklamalarınıda iyicene okuyalım inmş.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
İMKENEGİ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 03.04.2006, 14:44

 
Üyelik tarihi: 17.11.2005
Yaş: 33
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Nesâî, İbn Hanbel ve Beyhakî tarafından kaydedilmiş bir hadis:
"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Kadınlar, güzel koku, gözümün nuru namaz."Nesâî, İşretu'n-Nisâ 1, (7, 61)


Hadisin Türkçeye yukarıdaki şekilde çevirisinin anlamı bozduğunu söyleyenler, çevirinin şeklinin: "Bana, (dünyanızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı." şeklinde olması gerektiğini belirtmişlerdir.


Mealen böyle Türkçe'ye aktarılan hadisin benim açımdan ilk göze çarpan yanı, Rasûlullah'm dünyadan demeyip, "dünyanızdan" ibaresini kullanmış olması.

Buradan ilk öğrendiğimiz şey; peygamberlerin ve bazı özel nitelikli, vasıfları üstün kılınmış belli zevatın, ama bilhassa peygamberlerin, bizim içinde yaşadığımız ve bir şekilde kendimizi yakın hissettiğimiz dünya ile bağlarının bizimkinden farklı olduğu, yani peygamberlerin dünyaya bizim baktığımızdan daha farklı baktıkları, daha da açık konuşursak daha yukarıdan baktıkları, zayıf insanların dünya ile olan ilişkisinden kopuk bir durumda bulundukları hususudur.


Bu önemli bir şey! Yani eğer biz "bu bizim dünyamız!" diyorsak peygamberler de buna "dünyanız!" diyerek karşılık verebiliyorlar. Bu dünyadan Rasûlullah'a üç şeyin sevdirilmiş olmasının da benim a-çımdan zihin açıcı bir yönü var. Bunlar; kadınlar, güzel koku ve Rasûlullah'm "namaz gözümün nuru kılındı" demesiyle belirginleşen namaz. Gözümün nuru diyor Rasûlullah...


Bu üç şeyin bir çeşit geçişi, bir çeşit letafeti, lâtif bir durumu tebarüz ettirmeleri, hem geçirgenliği hem de taşıyıcılığı üzerine almış unsurlar oluşları önemlidir.

Kadınların Rasûlullah'm dünyamızdan sevdiği bir şey olmasının çok önemli bir tarafı var. Bunun bir çeşit çağdaş ya da modern insanların düşünebileceği gibi bir "zendostluk" olarak algılanması mümkün değil.

Ben burada kendimi Rasûlullah'ı kimilerinin gözünde aklayacak bir pozisyonda elbette görmüyorum, fakat kadınlar güzel koku ve namazın birlikte anılmasında kadınların insanın bu dünyadan zevk almasında değil de, başka bir aleme nüfuz etmesinde, bugün yaşadığımız alemden farklı bir aleme nüfuz etmesinde bir işlev yüklendiklerini düşünmeyi gerektiriyor.


Mutasavvıfların bîr kısmı da "Cim'ada tevhid sırrı var.” Demişlerdir. Dolayısıyla kadınların dünyadan sevdirilmesi, dünyaya bağlılık hissini güçlendirmekten çok, dünyadan başka bir dünyaya geçme duygusunu pekiştirmesi, bu duyguyu yoğunlaştırması bakımında düşünülmesi lazım.

(İsmet Özel,40 hadis)


-Devam edecek-
__________________
ya gel ol ve git;ya git ol ve gel...
deruni isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İnsanlar Arasında Allah dostları Bulunduğu Gibi, Şeytanın da Dostları Olmaktadır Tevhid Dini Bilgi ve Eğitim 0 14.07.2007 14:22
altın ve gümüş kapları kullanmak caizmidir? burhanefe71 Dini Bilgi ve Eğitim 0 27.05.2007 15:41
Altin Ve GÜmÜŞ Kaplar Kullanilabİlİr Mİ? itimat Bilinmesi gerekenler 0 28.04.2006 15:52
GÜmÜŞ SÖzler itimat Nasihatlar 1 16.04.2006 23:16
Arap şeyhi gümüş araba yaptırmış jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 7 14.09.2005 09:35


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:35 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50