İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Hadis Köşemiz
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 30.11.2007, 20:26
Gafletten Uyan!
 
zahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.06.2007
Mesajlar: 12
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
Lightbulb Bayramların Adabı

BAYRAMLARIN ADABI

Sene de iki Bayram vardır. Birine ıd-i fıtr, yeni Ramazan Bayramı, diğerine de id-i Udhiye, yani Kurban Bayramı derler. Her müminin gücü yettiğince, bu Bayram gecelerini zikir fikir, tesbih, tehlil, dua, istiğfar ve diğer taatlerle geçirmesi, İslami usul ve adaptandır. Çünkü böyle yapmakla O geceleri ma’nen ihya etmiş olur. Nitekim bir hadis-i şerifte:

Her kim iki Bayram gecesini de ihya ederse, kalplerin öleceği zaman, onun kalbi (asla) ölmez.” buyrulmuştur.

“Biri ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz kimse, içinden çakamayacak bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç?” Araf suresinin:122. ayet-i kerimesindeki “ölü” den murad “küfür”dür; “Diri” den murad ise “iman” dır diye tefsir etmişlerdir. Bu anlama göre, Bayram gecelerini ihya eden kimselerin kalpleri ölmez demektir. Yani ölürken imanla ölüp, ahirete öyle iman üzere giderler, demektir. Çünkü gerek biraz önce zikrettiğimiz hadis ve gerekse ayet, bu anlama delalet etmekte ve bütün Müslümanlara bu müjdeyi vermektedir.

Bayram geceleri yıkanmak da Bayramın adabındandır. Yeni elbiseler giymek, tırnak kesmek, traş olmak, etek traşı olmak da Bayramın adabındandır.

Bayram eğer Ramazan Bayramı ise, Bayram namazına çıkmadan önce, bir miktar tatlı yemek; Kurban Bayramı ise, yemeği Bayram namazından sonraya bırakıp Kurbanın ciğeri ile (yani kavurma ile) iftar etmek adabdandır. Bunun hikmeti fakirlere muvafakat etmektir. Çünkü Ramazan Bayramında fakirlerin de tatlı yiyecek kadar maddi durum ve imkânları bulunması, Kurban Bayramında da kendilerine ihsan edilecek etlerden yararlanmaları imkân dâhilinde olduğu için böyle yapmak ve onlara uygun bir harekette bulunmak hiç şüphe yok ki mendubdur.

Ramazan Bayramında cami’ye sessiz çıkıp gitmek, Kurban Bayramında aşikâre tekbir getirerek gitmek ve Arasat Meydanını hatırlamak, sanki kıyamet kopmuşta herkes Arasat Meydanına çıkıyormuş gibi bir tarzda yürümek ve o düşünce içerisinde olmak da Bayram adabındandır.

Mescid’in adabı anlatılırken, izah edilen bütün adaba riayet etmek de Bayram adabındandır.

(Mefatihü’l Cinan, Halebi) [1]

“İnsanın Allah yolunda harcamaları yedi yüz misli sevaplandırılır. Anne ve babasına yaptığı harcamalar da yedi yüz misli sevaplandırılır. Kişinin ailesine eşine ve çocuklarına yaptığı harcamalar da yediyüz misli sevaplandırılır. Ramazan bayraminda kurban kesmenin de mükâfatı yedi yüz mislidir.” [2]
Hadis-i Şerif


BAYRAM İLE İLGİLİ HADİSLER

Enes ibni Malik Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Cahiliye devrinde yılda iki gün vardı ki, halk o günlerde eğlenirdi. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine´ye gelince şöyle buyurdu:

"Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir." (Nesâi, İydeyn: 1)


Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anhın anlattığına göre Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, Ramazan Bayramı günü birkaç tane hurma yemeden bayram namazına çıkmazdı. (Buhari, İydeyn: 4)

Cabir ibni Abdullah Radiyallâhu Anh Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemin bayram namazını şöyle anlatıyor:

"Bayram günü Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemle birlikte namazda hazır bulundum. Hutbe okumadan önce, ezan okumadan ve kamet getirmeden namaza başladı. Sonra Bilal´e dayanarak ayakta iken Allah´a karşı takva üzere bulunulmasını tavsiye etti. Allah´a itaate teşvik ederek halka vaaz ve nasihatte bulundu. Sonra yürüdü, kadınların bulunduğu tarafa gelince onlara vaaz ve nasihatt etti." (Müslim, Salâtü´l-İydeyn: 4)

Bayram namazından sonra sadaka vermek de Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemin üzerinde önemle durduğu hususlardan biridir. Bu konudaki hadis-i şerifin meali şöyledir:

İbni Abbas Radiyallâhu Anhümâ anlatıyor:

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte Ramazan Bayramı namazında hazır bulundum. Bunların hepsi de namazı hutbeden önce kıldırır, sonra da hutbeyi okurlardı.

Bir defasında Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemin hutbeden sonra minberden aşağıya indiğini, cemaatin dağılmaması için eliyle "oturun" işareti yaptığını görür gibiydim.

Sonra yanında Bilâl olduğu halde, erkeklerin saflarını yara yara kadınların bulunduğu yere geldi. Resulü Ekrem:

"Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" (Mümtehine Suresi, 12) âyetini okuduktan sonra kadınlara:

"Sizler bu biat üzere sabit misiniz?" diye sordu.

İçlerinden kim olduğu bilinmeyen bir kadın:

"Evet, ey Allah´ın Resulü" dedi.

Diğerleri cevap vermedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, "Öyle ise sadaka verin" buyurdu.

Bilâl elbisesini yayarak, "Babam, annem size feda olsun! Haydi gelin atın" dedi.

Onlar da halkalarını, yüzüklerini Bilâl´in elbisesi içine atmaya başladılar." (Müslim, Salâtü´l-İydeyn: 1)

Kaynaklar:[1] Mecma’ul Adab
[2] “ Ramazan Ve Takva Eğitimi” Prof..Dr. Mahmud Es’ad Coşan
__________________
NE İSTERSEN ONU YAP! AMA ALLAH'IN HER ZAMAN SENİN YANINDA HAZIR VE NAZIR OLDUĞUNU HİÇ UNUTMA!
zahide isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 01.12.2007, 18:57
 
Hasbi Rabbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2006
Mesajlar: 1,006
Konulara Teşekkür etti: 121
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Allah razi olsun,ufakta olsa Bayram hediyelerinide unutmayiniz..hediyelesmek sünnetir biliyoruz.
Hediye muhabbeti, sevgiyi, hatiri arttirir, gönülleri hosnut eder,insanlarin bicare gönüllerine bir nebze mutluluk verir Insaallah.

Ves´selâm.
Hasbi Rabbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 01.12.2007, 21:23
Gafletten Uyan!
 
zahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.06.2007
Mesajlar: 12
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Amin ecmain inş.
__________________
NE İSTERSEN ONU YAP! AMA ALLAH'IN HER ZAMAN SENİN YANINDA HAZIR VE NAZIR OLDUĞUNU HİÇ UNUTMA!
zahide isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 02.01.2008, 08:38
 
Üyelik tarihi: 31.12.2007
Mesajlar: 68
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

SAPTIRICI ÖNDERLERİN

VE ONLARA TÂBİ OLANLARIN MAHŞERDEKİ

DURUMLARI

Her asrın insanı yaşadığı devirde kime tâbi olduysa onunla mahşere çağırılacaktır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İnsan sınıflarından her birini biz o gün imamlarıyla beraber çağıracağız.” (İsrâ: 71)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz bu Âyet-i kerime hakkında “İmamdan murad, herkesin yaşadığı asrın önderidir.” buyurmuşlardır.

Herkes dünyada kimin bayrağı altında bulunmuşsa, kime uymuş, kimleri rehber edinmişse, ahirette de onun bayrağı altında bulunacaktır.

Rehber edindiği, peşine düşüp gittiği lideri nereye götürürlerse onlar da oraya gidecek. Dünyada olduğu gibi ahirette de bir ve beraberdirler. İyiler iyilerle beraber cennette, kötüler kötülerle birlikte cehennemde olacaklardır.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Firavun kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!” (Hud: 98)

“Onlar bu dünyada da, kıyamet gününde de lânete uğratılırlar. Ne kötü yerdir onların götürüldükleri yer!” (Hud: 99)

Ne kötü bir ikramdır onlara takdim edilen! Ne kötü bir bağıştır verilen!

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Onları ateşe çağıran imamlar kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas: 41)

“Bu dünya hayatında biz onların peşine bir lânet taktık (daima lânetle anılacaklardır.) Kıyamet gününde ise onlar çirkinleştirilip iğrenç kimselerden olacaklardır.” (Kasas: 42)

İyilerin arkasında gidenler, saadet-i ebediyeyi kazanmaya vesile oldukları için liderlerini överek ve ona dualar ederek büyük bir mutluluk içinde Cennet-i alâya doğru yürüyeceklerdir. Saptırıcı liderlerin peşine takılanlar ise felâket-i ebediyeye düşmelerine sebep oldukları için onlara büyük bir kin ve öfke duyacaklar, düşünmeden körü körüne ardına sürüklendikleri önderlerine lânetler yağdıracaklar, beddualar edeceklerdir.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için ‘Ey Rabbimiz! Bizi saptıranlar işte bunlardır. Bunlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!’ derler.

Allah da ‘Zaten hepsinin azabı kat kattır, fakat siz bilmezsiniz.’ buyurur.” (A’raf: 38)

“Öncekiler de sonrakilere derler ki:

Sizin bize hiçbir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık tadın azabı!” (A’raf: 39)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kıyamet gününde insanlar bir araya toplanır, Rabbimiz ‘Her kim neye tapmışsa onun ardına düşsün.’ buyurur. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi tağutların (kodamanların) peşine düşüp gider.” (Buhari. Rikak: 52)

Allah-u Teâlâ bu gibi kimselere azabını hatırlatarak kendi katına geldikleri zaman hor ve hakir olarak birbirleri ile çekişip tartışacaklarını haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Sen o zâlimleri Rabblerinin huzurunda durduruldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen!” (Sebe: 31)

Hep birbirini suçlayacaklar, hep birbirlerini kınayacaklar... Hiç birisi suçu üzerine almak istemeyecek.

Başkalarının peşlerinde körü körüne giden, bu hususta kendilerini uyarmak isteyen münevver insanları dinlemeyen kimseler, o gün hakikatı apaçık gördüklerinde; liderlerinin suret-i haktan görünerek her şeyi nasıl ters gösterdiklerini, o kodamanlara uydukları için nasıl bir felâkete düşürüldüklerini ve azabın hazır vaziyette kendilerini beklediğini müşahede ettiklerinde pek büyük bir hasret çekecekler.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İçlerinde zayıf sayılanlar (tâbi olanlar, peşlerine takıldıkları o) büyüklük taslayanlara ‘Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık.’ derler.” (Sebe: 31)

Zehirli propagandalarının kendilerinin kâfir olmalarına sebep olduğunu söylemek isterler.

Fakat onlar da kendilerine uyanlar gibi büyük bir azapla karşı karşıya bulunuyorlar, hepsi de aynı girdabın içindeler.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Büyüklük taslayanlar ise zayıf sayılanlara (kendilerine tâbi olanlara) ‘Size hidayet geldi de, sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, kendiniz suçlu idiniz’ derler.” (Sebe: 32)

Yani onlara şunu demek isterler:

Biz sizi sadece davet ettik. Siz ise hiç bir mesned, hiç bir delil olmaksızın bize uydunuz. Allah’ın dinini, ahkâmını, emir ve yasaklarını arkanıza ittiniz.

Biz sizin gibi binlerce insanı peşimize takmaya zorlayacak bir kuvvete sahip değildik. Siz isteseydiniz bizi bu işten alıkoyardınız. Siz bize bağlılık göstermeseydiniz, bağışlarınızla, yardımlarınızla, hediyelerinizle desteklemeseydiniz, bizi kimse tanımazdı.

Allah’ın dinini arzu ve heveslerinize uydurmak için değiştirmek isteyenleri baştacı yapıyordunuz. Size her türlü suç ve günahı işleme ruhsatı verebilecek, haramı helâl yapacak kimselere yüksek payeler veriyordunuz. Şimdi ise suçsuz olduğunuzu iddiaya kalkışıyorsunuz. Halbuki bu günah ve isyanda hepimiz ortağız.

Onların verdiği cevabı da Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde beyan buyuruyor:

“Zayıf sayılanlar (tâbi olanlar) da (peşlerinden gittikleri) o büyüklük taslayanlara ‘Hayır, gece gündüz bizi aldatıyordunuz. Bize Allah’ı inkâr etmemizi, O’na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz.’ derler.” (Sebe: 33)

Gece gündüz kendilerine tuzak kurduklarını, yaldızlı ve parlak laflarla aldatarak hülyalara daldırdıklarını, doğru yolda olduklarını telkinle kandırdıklarını söyleyecekler.

Neticede uyanlar da uyulanlar da bu karşılıklı suçlamaların kendilerine bir fayda sağlayamayacağını anlayacaklar. Aslında her iki taraf da suçlu. Önderlerin hem kendi günahları var, hem de saptırıp yoldan çıkardıkları kimselerin günahları var. Diğerleri ise hem kendi günahlarının cezasını çekecekler, hem de onlara körü körüne uymalarından ötürü mesuldürler.

Kendileri için hazırlanan azabı gördüklerinde kelimelerle ifade edilemeyen elem ve nedamet duyarlar.

“Bunlar azabı gördüklerinde pişmanlıklarını içlerine atarlar, ettiklerine içleri yanar.” (Sebe: 33)

Hakk’ı, hakikatı red ve inkâr eden bu nasipsiz mahluklar, işledikleri günahların cezasını çekecekler, ektiklerini biçip ettiklerini bulacaklar.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Biz o kafirlerin boyunlarına demir boyunduruklar takarız. Onlar ancak yapmış olduklarının cezasını çekerler.” (Sebe: 33)

“Onlar hesaba çekileceklerini hiç ummuyorlardı.” (Nebe: 27)

Avam güruhu, dünyada iken lider kabul ederek hayvan sürüsü gibi körü körüne peşlerinde sürüklendikleri kimselerin ahiretteki zillet ve meskenetlerini, ne kadar sefil bir duruma düştüklerini gördüklerinde onlara şöyle derler:

“Biz size uymuştuk, sizin bağlılarınızdık şimdi siz Allah’ın azabından zerrece bir şey olsun savıp, bizi koruyabilecek misiniz?” (İbrahim: 21)

Kendilerine ne emretmişlerse emirlerini tutmuşlar, onlara uydukları için zaten bu acı sonuca varmışlar.

Bütün yetkileri, makam ve mansıpları dünyada kalan, yaptıkları tahrip ve tahriklerin, sapma ve saptırmaların cezası ile karşı karşıya bulunan önderler bu sözler karşısında mahçup olurlar, acziyetlerini itiraf ederler ve derler ki:

“Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de size doğru yolu gösterirdik.” (İbrahim: 21)

Orada ister istemez Allah-u Teâlâ’nın yüce kudretini kabul ve itiraf ediyorlar. Halbuki bir imtihan sahnesi olan dünyada iken, hem kendileri kabul etmiyorlardı, hem de arkalarına taktıkları kimselere kabul etmemelerini telkin ederek şirke sürüklüyorlardı.

“Şimdi artık sızlansak da sabretsek de birdir, kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur.” (İbrahim: 21)

Artık iş bitmiş, iş işten geçmiştir.

“O halde o gün hepsi azapta müşterektirler.” (Saffat: 33)







--------------------------------------------------------------------------------

| Yayınlarımız | Ana Sayfa |
orhan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Gülme adabı itimat Bilinmesi gerekenler 3 19.02.2008 17:19
banyo adabı itimat Bilinmesi gerekenler 2 05.02.2008 20:50
Uyku adabı itimat Bilinmesi gerekenler 1 19.09.2007 13:30
Tuvalet adabı Alp Dini Bilgi ve Eğitim 6 17.04.2007 11:40


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:04 .
Powered by vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de

 
Anasayfa - Arşiv - Yukarı git