Hz. Omer (r.a) hilafeti zamanında çoğu zaman geceleri uyumaz, şehri dolaşıp istahbarat yapardı. İdaresindeki halkı kontrol ederek, kim aç kim tok, kimin bir sıkıntısı var; bunu yerinde tesbit edip, mümkün mertebe onların dertlerine çare bulmaya çalışırdı. İdari işlerinde Hz. Omer'e (r.a) yardımcı olan ve O'nunla birlikte bazen teftişlere iştirak eden Eslem (r.a); ikinci halife Hz. Omer'in halk ile olan munasebetinden söz ederken, bugün için hayal bile edemeyeceğimiz ve tüm idarecilere örnek teşkil edecek şu müthiş olayı anlatmıştır:
Medine'de şehrin bitimindeki Vakim tepelerinden birinde dolaşırken, bir evden ağlaşan cocuk sesleri geliyordu. Bu sesler bir türlü dinmek bilmedi. Hemen o tarafa doğru yöneldik. O eve gidip baktığımızda gördüğümüz manzara şuydu. Bir kadın, ocaktaki kaynamakta olan tencereyle meşgul oluyor, etrafında da birkac cocuk ağlaşıp duruyorlar. Hz. Ömer kapıdan seslendi:
-Be kadın! Bu çocuklar neden ağlıyorlar!!
-Aclıktan!..
-Peki şu vakte kadar onları neden doyurmadın?
-Onlara yedirecek bir şeyim yok ki, yedireyim...
-Öyleyse, ocaktaki şu tencerede pişirdiğin nedir?
-Tencerede sadece su var. Yemek pişiriyorum diye cocukları avutmaya calışıyor ve uyumalarını bekliyorum.
Hz. Omer, tencerenin kapağını kaldırıp bakınca kadının dediği gibi icinde sudan başka bir şey yoktu. Bunun üzerine kadına donerek:
-Allah iyiliğini versin! Bu kadar açlık ve sıkıntı içinde kıvrandığınız halde, durumunuzu neden halifeye bildirmedin? Kadın halifeyi tanımamıştı.
Zaten bu saatte burada ne işi vardır ki... Kim bilir nerede zevk ediyordu. birden kaşlarını çatarak sert bir tavırla:
-Halifeye mi? Hangi halifeye bildirelim!..Hem bu yükü üzerine alır, hem açların ve sıkıntı da kalanların yardımına koşmaz, böyle halifelik olur mu?.. Amma, Allah'ın huzurunda O'nun iki yakasından yapışacağım. O koca Omer birden mesuliyet duygusuyla titredi. Bu kadın neler diyordu böyle? Dediki:
-İyi ama, siz derdinizi anlatmazsanız, O'na gidip durumunuzu bildirmezseniz, Ömer sizin halinizi nasıl bilsin? Hem, ne olur böyle demeyin.
Onun işleri çoktur, belki de sizin durumunuzu sormaya fırsat bulamamıştır.
-Hic öyle şey olur mu? Madem bizim derdimizi bilemeyecek, soramayacak niçin Ümmet-i Muhammed'in idaresini üzerine aldı? Bu cevap Hz. Ömer'i büsbütün sarsmıştı. Ağlamaya başladı. Başka bir şey demeden dönerek "Haydi yürü!" dedi. Beraberce hızlı bir şekilde Beytu'l-mal'e
uğrayıp, gıda maddelerinin bulunduğu bölüme girdik. Oradan un, yağ ve birazda hurma alarak, çuvalı ağzına kadar tıka basa doldurduktan sonra
dediki:
-Eslem! Çuvalı sırtıma kaldır!
-Ey Mü'minlerin Emiri, bırakın bu çuvalı ben yükleneyim.
-Hayır Eslem. Varsın bunu Ömer taşısın, fakirleri tesbit edemediği icin terlesin, yorulsun. Bu cocukların hesabı ahirette benden sorulacak,
Allah Ömer'i Affetsin!.. Çuvalı sırtlanıp doğruca bunu kadının evine götürdü. Tencereye kendi eliyle un ve yağ koydu. Bir taraftan da atesi yakmaya
çalışıyordu. Sacı sakalı toz ve kül icinde kaldı. Yine bütün israrıma rağmen bu işleri yapmama müsaade etmedi. Kadın yardımcı olmak istediyse de,
onada:
-Var sen çocuklarınla meşgul ol!" diyerek bir taraftan tencereyi karıştırıyor, bir taraftan da ateşe üflüyordu. Hatta dumanların sakallarının arasından girip çıktığını görüyordum. Velhasıl bu şekilde yemeği pişirdi, çocuklara yemek yedirip karınlarını doyurdu. Çocuklar iyice doyunca, geri çekilerek onları seyretti. Hz.Ömer, bir aslan kadar heybetliydi. O'na bir şey söylemeye çekindim. Ve cocuklar gülüşüp oynaşıncaya kadar bu
şekilde durdu. sonra derin bir nefes aldı ve oradan ayrılırken kadına seslendi:
-Yarın Ömer'e uğrada, Beytu'l-mal'dan size geçimlik bir şeyler ayırsın! Dönüşte bana dedi ki:
-Ey Eslem! onların karşılarında niçin oturup seyrettim biliyormusun?
-Hayır ya Ömer...
-Çünkü onları ilk gördüğümde ağlıyorlardı. Güldüklerini görmeden ayrılmak istemedim. Onların yüzü gülünce içim rahat etti ve derin bir nefes aldım. Kadıncağız hemen ertesi gün çekinerek de olsa, geçimlik bir şeyler istemek üzere, halifenin kapısına geldiğinde bir de ne görsün, akşam kendisine un ve yağ getirip eliyle yemek yaparak cocuklarını doyuran kişi orada.. Buna cok hayret etti ve:
-"Emire'l Mu'minin nerede?" diye sordu.
Hz. Omer (r.a) tebessüm ederek: "Aradığın kişi benim." deyince, kadının hayreti büsbütün arttı. Akşam ki sözlerini ve davranışlarını hatırlayınca da son derece utandı, mahcup oldu ve tekrar tekrar özür dileyerek müracaatını yaptı. Anladı ki, halife boş durmuyor, halkından gafil değil. Gece-gündüz etrafı tarayıp, darda ve sıkıntı da olanlara bizzat yardım elini uzatıyor.Ihtiyac sahiplerinin ihtiyaclarına cevap vermeye gayret ediyor. Başlarında böyle bir idarecı olduğunu bizzat müşahade edince, son derece ferahladı ve Allah'a sonsuz şükürler ederek oradan ayrıldı.