İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > MESELELERİMİZ > Hayatın içinden
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 15.11.2006, 20:10
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....
 
itimat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2004
Mesajlar: 16,855
Konulara Teşekkür etti: 6
332 Teşekkür aldı 192 Mesajlar için
Cool Alia İzzet

Doğu-Batı arasında Aliya



Halkının büyük çoğunluğu Slav kökenli olan Bosna-Hersek'in İslâm'la tanışması Sultan I. Murad zamanına rastlar. 1463'te de Fatih Sultan Mehmed Han Bosna'yı Osmanlı topraklarına katmıştır. 1483'te Hersek Osmanlı'ya katılınca bu bölgede İslâmiyet daha da güçlenmiştir. Bosna-Hersek'te 400 yıl süren Osmanlı idaresinin izlerini sadece dinî yönden değil, hemen birçok alanda görmek mümkündür. Osmanlı, imanıyla, mimarî eserleriyle, kültürel mirasıyla halkın gündelik hayat tarzına kadar inen derin bir etkiye yol açmıştır.




Cemil Gülseren
Avrupa içinde ve İslâm olan, İslâm kalan bir ülke Bosna-Hersek, elbette sıkıntılara itilecekti. Öyle de oldu. Dünya, Bosna'yı 1992-1995'teki savaşta daha yakından duydu. Bosna'nın bir de çilekeş lideri vardı. Yine bu savaşta tanınan bir başkandı o. Aslında bir barış adamıydı, ama ne yazık ki o kanlı savaşın, 250 bin Müslümanın katledilişine de tanık olan bir tarihti. O, tarihî bir tanıktı artık. Yılmayan, yıldırılamayan, ömrü ateş çemberinde geçmiş, münevver bir liderdi o... O, Aliya İzzetbegoviç'ti.
1925 doğumlu olan İzzetbegoviç, küçük yaşta babasını kaybetmiştir. İlk eğitimini annesinden almıştır. Annesi dindar bir kadındır. İzzetbegoviç, 24 yaşında dinî faaliyetleri yüzünden 5 yıl hapis yatmıştır. Cezaevinden sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirmiş, 25 yıl avukatlıktan ziyade bir inşaat firmasında yöneticilik yapmıştır.
1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. 1983'te bu eser incelemeye alındı. 12 Müslüman aydınla tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müsümni (Genç Müslümanlar) adlı örgütü yeniden örgütlemekten 14 yıl hapse mahkûm edildi. Mahkûmiyetini çekerken Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirmiştir. 1989 yılında Yugoslavya'nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslâm Manifestosu'nu yeniden bastırdı. Bu kitap, İzzetbegoviç'in İslâmî kimliğinden ziyade, siyasî kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi olmuştur.
1990'da ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç, 2000 yılında başkanlıktan ve partisinin başkanlığından çekilmişti.
78 yaşında Saraybosna Hastanesi'nde 19 Ekim 2003 günü vefat etmiştir. Kabrine Türkiye'den Fatih Sultan Mehmed'in kabrinden alınan toprağın serpilişi bir başka anlam, bir başka güzellik olmuştur.
Bütün olumsuzluklara rağmen "Bilge Kral", hayatı boyunca yılmamış, usanmamış, sürekli yazılar yazmış, siyasî, dinî, kültürel ve askerî etkinliklere aktif bir şekilde katılmış, hep de öncü olmuştur. Meclis konuşmasına besmele çekerek başlayan Aliya İzzetbegoviç, "Her şey Allah'ın elindedir" derdi. Arkadaşlarıyla kurduğu Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) 1991 kongresindeki konuşmasında; "Yemin ederim ki, köle olmayacağız" sözleriyle tehditlere karşı bir iman abidesi örneği sergiler. Bu cesur çıkış ardından Bosna'nın bağımsızlığını ilan etti. Halk oyuna sunulan bu karar yüzde 64 çoğunlukla onaylanmış oldu. Bu onay Sırpları çıldırttı. Dünyanın gözü önünde çocuk-yaşlı demeden bombalar yağmaya başladı. Tam dört yıl boyunca aç, susuz, elektriksiz bir şekilde perişan kaldı Bosna Müslüman halkı. Bütün dünya da bu olaya bir süre sessiz kaldı. Bilge Kral başbakan olduğunda ilk ziyareti en büyük desteği veren Türkiye'ye yapmıştır. Yeni Türkiye dergisinin 1997 (Temmuz-Ağustos) 16. sayısına verdiği mesajında derin anlamlar içeren şu sözleri okuyoruz: "Galipler tarih yazar. Bosna ise daha çok mağluptu." Veda konuşmasında ise, "Yaşlanmıştık, ama içimizdeki ateş çok gençti" der. Devamında ise, "Bu günleri gösteren Yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde halen ortaya çıkarılan toplu mezarlardan anlamaktadır. 80 yıl önce Anadolu'da olanları unutmuşa benziyoruz. O pişkin Batılı en ufak bir utanma şöyle dursun, çıkarılan toplu mezarları bile görmezden gelip bize soykırım yaptınız baskısı kurmaya ve bunu kabullenmeye çalışıyorlar. Hem de el ve güç birliği içinde. Hatta daha da ileri gidilerek düşman kuvvetler yerine Yunanlılar, İtalyanlar, Fransızlar yerine -sanki onlar işgalci değillermişçesine- karşı taraf güçleri diyecekmişiz. Utanmasalar misafir takım oyuncuları dedirtecekler. Doğrusu bu zaten. Bu büyük, çok büyük bir oyun. Yakın geçmişte Bosna'da olup bitenler milli mücadelede Anadolu'da olanlardan hiç de farklı değildi. Oyun tekmili birden sahnede. Etrafımıza dikkat ettiğimizde neleri görürsünüz neleri. Sadece seyrediyoruz zaten" der.
Onun 1980 sonlarında çıkan "Doğu ve Batı Arasında İslâm" kitabı en zor şartlarda dahi, İslâm'ın kucaklayan yönünü ortaya koyması bakımından müthiş bir denemedir. Aslında İzzetbegoviç, zorla İslâmî bir siyasî sistem kurmayı hedefleyenleri kınamaktadır. Samimi bir İslâmî sistemin çoğulculuğa ve demokrasiye itibar eden bir sistem olduğuna ve bunun ahlâkî değerlerin ve karşılıklı saygının toplumda barışçı bir şekilde aşılanması vasıtasıyla başarılabileceğini ileri sürmektedir.
İzzetbegoviç, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme çizgisinde yaşayan ve her ikisine de aidiyet hisseden Müslüman bir entelektüel, bir filozoftu. Eserlerinde çok çeşitli ve zengin kaynakların izi görülür. Kur'an, İncil, Tevrat dışında Aristo, İbn Rüşd, en çok Muhammed İkbal hayranıydı. Mevdudi'nin kitaplarıyla tanışmış, ondan çok etkilenmişti. Bir başka etkilendiği isim Muhammed Hamidullah'tır. Denilebilir ki Pakistanlı Muhammed İkbal Doğu İslâmı'nın, İzzetbegoviç de Batı İslâmı'nın simgesidir. Bu manada onu reformistler, yenilikçiler biraz daha fazla överler. Onu, yine onun sözleriyle bilin, onun sözleriyle tanıyın istiyorum:
"Biz Bosnalı Müslümanlar, Batı'da yaşıyoruz, ama dinimiz, kültürel köklerimiz ve duyuşlarımız Doğu'dadır. Eğitim başta olmak üzere birçok kurumu Batı'dan alıyoruz, öyleyse toplumsal yapımızı buna göre kurmalıyız."
"Geçmişi unutmayın ama geçmişte de yaşamayın" diyen Aliya da her canlı gibi ölümü tadacaktır. Halkıyla, ailesiyle vedalaşması huzurlu bir ruh halini aksettirmektedir. "Zalimler devrildi, bağımsız bir Bosna devleti kuruldu. Çok yaşadım ve yoruldum. Şimdi sevgilime kavuşmak istiyorum."
Sevgilisine, yani Rabbine kavuşan Aliya'ya Allah'tan rahmet diliyoruz. Kalıcı olan İslâm'dır. Kişiler ölür, halklar yaşar. Ölümünden sonra çocukları mezar taşına onun için şu sözünü kazımışlardır: "Büyük Allah'a söz veriyorum ki asla esir düşmeyeceğiz."
Bu yazı Somuncu Baba dergisinden alınmıştır.

__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
itimat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 10.03.2007, 09:06
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

Alıntı:
itimat´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Doğu-Batı arasında Aliya



[size=4]İzzetbegoviç, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme çizgisinde yaşayan ve her ikisine de aidiyet hisseden Müslüman bir entelektüel, bir filozoftu. Eserlerinde çok çeşitli ve zengin kaynakların izi görülür. Kur'an, İncil, Tevrat dışında Aristo, İbn Rüşd, en çok Muhammed İkbal hayranıydı. Mevdudi'nin kitaplarıyla tanışmış, ondan çok etkilenmişti. Bir başka etkilendiği isim Muhammed Hamidullah'tır. Denilebilir ki Pakistanlı Muhammed İkbal Doğu İslâmı'nın, İzzetbegoviç de Batı İslâmı'nın simgesidir. Bu manada onu reformistler, yenilikçiler biraz daha fazla överler.

yukarıdaki cümleler hakkında yeterli bilgiyi veriyor.Yazının amacı övgü mü ? Yergi mi?
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 14.03.2007, 19:30
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

Vefatının ardından Aliya İzzetbegoviç için günlerce yazıldı. “Kör ölünce badem gözlü olur” ata sözünün ne kadar doğru, isabetli olduğuna bir kere daha şahit oldum. Ayrıca Ehli sünnetin ne kadar garip kaldığını gördüm. Herkes Begoviç’i övme yarışına girdi. Reformistlerin, yenilikçilerin övmelerini anlıyorum. Tabii ki kendi görüşlerinde, düşüncelerinde olan Begoviç’i övecekler. İşin garibi dinde reforma karşı olan kimseler de bu yarışa katıldı. Bu adam kimdi, neler yaptı, neler yapmak istedi? Sorularının cevabı araştırılmadan yazıldı, çizildi...

Haydi size göre bazı övülecek tarafları vardı diyelim; “Ancak..” kelimesi ile başlayıp, Begoviç’in, reformist fikirlerine, dinin akla, zamana göre yorumlanması düşüncelerine katılmıyorum, denilemez miydi? Önce, “Merd-i kıpti... “ deyimini hatırlatarak hayranları Aliya İzzetbegoviç için ne demişler ona bir bakalım:

“Begoviç, Muhammed İkbal hayranıydı. Pakistan İslam Cumhuriyeti'nin kurulması genç Begoviç'i çok heyecanlandırmıştı; bu önemli hadiseden sonra Mevdudi'nin kitaplarıyla tanışmış, ondan çok etkilenmişti. Begoviç'i derinden etkileyen bir başka isim Muhammed Hamidullah'tır.”

Begoviç, yukarıda ismi geçen, çok etkilendiği reforcular gibi kendi aklına göre bir İslamı savunuyordu. Bunun için İslamın zamanımıza göre yeniden yorumlanması, reforma tabi tutulmasında örnek alınacak kitaplar, şahsiyetler arasında Begoviç’in kitapları da bulunuyor. Yandaşlarının bununla ilgili tespitleri:

“Aliya İzzetbegoviç’in ‘Doğu-Batı Arasında İslam’ adlı eseri , Muhammed İkbal’in İslam Düşüncesinin Yeniden İnşaası, Mevdudi’nin, Ali Şeriati’nin bütün eserleri bu bağlamda anılabilir.”

“İzzetbegoviç, ‘Doğu ile Batı Arasındaki İslam’ isimli kitabında, kendine mahsus düşünceler ortaya atan ve İslam düşüncesini çağdaş döneme taşıyan bir ‘feylesof’ tur. Örneğin, İslam ile demokrasinin bağdaşabilirliğinin en önemli ip uçları o kitapta mevcuttur. İslam pratiği ile Anglo-Sakson düşünce kalıbı arasındaki çarpıcı benzerlikler, sadece o kitapta ortaya konmuştur.”

“İzzetbegoviç’in İslam düşüncesine katkısı ile Prof. Fazlurrahman’ın düşünceleri arasında önemli yakınlıklar bulunuyor.” “Pakistanlı Muhammed İkbal Doğu İslamının, İzzetbegoviç Batı İslamının simgesidir"

"Begoviç, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme çizgisinde yaşayan ve her ikisine de aidiyet hisseden, Müslüman bir entelektüeldi, filozoftu... "Doğu ile Batı Arasında İslam" onun temel konusuydu. Eserlerinde Kuran, İncil ve Tevrat'tan ayetler, Aristo, İbn Rüşd, Milton, Marcel Proust ve totalitarizmin büyük eleştirmeni George Orwell'e kadar çok zengin kaynaklar görürsünüz.”

Bozacının şahidi şıracıdır, derler ya. Bütün bu övgülerden sonra, Begoviç’in nasıl biri olduğu anlaşıldı herhalde. Burada dikkatinizi bir hususa çekmek istiyorum. Begoviç’in hayranlık duyduğu, rehber edindiği Fazlurrahman, Muhammed İkbal, Mevdudi, Hamidullah gibi kimseler; Batı’nın yetiştirdiği dolayısıyla, Batılı gibi düşünen, İslama müsteşrik gözü ile bakan, Batı’nın yönlendirdiği dolayısıyla onların menfaatleri doğrusunda çalışan reformcu kimselerdir. Begoviç de bu ekiptendi.

Batı, bu tür adamları önce meşhur eder, kahramanlaştırır. Sonra da sinsi emellerine ulaşmada bunları vasıta yapar. Maksatları, İslamda yenilik, Modernlik adı altında dini bozmak ve siyasi amaçlarına bunları alet etmek. Ayrıca, Bosna- Hersek’te 250 bin Müslüman katledildi. Şimdi Müslümanlar Bosna’da öncekinden daha iyi bir durumda mıdırlar? Ne gezer. Hem 250 bin kişi gitti, hem de önceki ağırlığı kalmadı. O zaman bu nasıl kahramanlık, nasıl “Bilge Krallık!”
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 14.03.2007, 19:31
Alp
 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3,409
Konulara Teşekkür etti: 0
10 Teşekkür aldı 8 Mesajlar için

Aliya İzzetbegoviç, “Akla göre, zamana göre din” ekolünün temsilcilerindendir. Bu ekolün temsilcileri, aklı ve vahyi aynı derecede mütalaa ederler. Hatta bazan, aklı vahyin önüne çıkartırlar. Bunlara göre, Kur'an belirli bir zamanda ve belirli bir mekanda indi. O zamanın ve mekanın şartlarını veri olarak kullandı. Zamanın ve şartların değişmesi durumunda dini devam ettirmek için yeni hükümler çıkartmak şarttır.

Nitekim bu ekolün önde gelen temsilcisi Muhammed İkbal, bazı hadislerin tarihsel olduğunu söyler. İkbal’e göre dinin temel amaçları doğrultusunda zamana şartlara göre yeni hükümler konulmalıdır.

Begoviç'te nakli değil aklı esas alanlardan. Herşeyi kendi aklına, mantığına dayandırmaya çalışıyor: Diyor ki, “Hz. Muhammed mağaradan dönmeye mecburdu. Bu dönüşü olmasaydı Hanif olarak kalacaktı. Fakat döndüğü için İslam'ın resulü olmuştur. Bu, dahili ile harici dünyanın, mistik ile aklın, meditasyon ile eylemin karşılaşmasıydı. İslam mistik olarak başlamıştı, siyasi ve devlet fikri olarak devam etti. Din, gerçekler dünyasına girerek İslam oldu.”

Görüldüğü gibi hep akıl akıl. Sanki Resulullah efendimiz bütün bunları kendiliğinden yaptı. Sanki vahiy ile yaptırılmadı.

Begoviç ve diğerleri, kendi akıllarına uygun olarak tasarladıkları sistemi oturtmada, karşılarına yorum yapamayacakları kadar açık bir ayeti kerime engeli çıktığı takdirde, “Tarihsel” yani o gün için geçerli idi; bugün için geçerliliği kalmadı, diyorlar. Nitekim, Begoviç'e göre; Kur'an, evrensel değerlere vurgu yaparak, yeni yorumları zamanın Müslümanlarına bırakmıştır.

Begoviç’in hayran olduğu Seyyid Kutup ta, tarihsellik ile kafasını bozanlardan. "Tarihte oluşmuş mezhep ve akımlar bizim için birer veridirler. Gelecek yüzyıllarda yeni mezhep ve akımların oluşması gerekir..." diyor.

Bu, akla dayalı, felsefi kaynaklı yenilikçilik, reformculuk hareketinin yakın tarihteki belli başlı temsilcileri şunlardır: Mehmet Akif, Sait Halim Paşa, İsmail Hakkı İzmirli, Ömer Rıza Doğrul, Muhammed Abduh, Ali Şeriati, Muhammed İkbal, Fazlur Rahman, Roger Garoudy, Aliya İzzet Begoviç vb. isimler aralarındaki nuanslara rağmen bu çizgiyi temsil etmektedirler.

Bunlara göre, “İslam'ın emir ve yasakları o zamanın şartlarında o zamanın insanları içindi. Aradan asırlar geçti. Bunun için yeni şartlara göre yeni anlayışlar geliştirmelidir. İslam, her devirde yeni bir dille, kendini yeniden inşa ederek insanların karşısına çıkmalıdır. İslamın her toplumsal ve kültürel ortama uygun bir formu geliştirilmelidir. Bu formu ona verecek olan müslüman ilim adamları, müslüman düşünürler, felsefeciler ve sosyal bilimcilerdir...”

Bütün bunlar, vahyi, nakli bir tarafa bırakıp, zamana akla dayalı bir din arayışlarını dile getiren sözlerdir. Dikkat ederseniz, Begoviç ve diğerleri hep akıl üzerinde duruyorlar. Vahiyden, nakilden bahsetmiyorlar. Bunun sebebi şu: Çünkü, vahyin bildirdikleri kesin olarak bellidir. Günümüze kadar nakil yolu ile gelmiştir. Bunu yıkmadıkları takdirde, kendi kafalarından yorum getirip dinde reform yapamayacaklardır. Bunun için, hep akıl üzerinde duruyorlar, aklı ön plana çıkartıyorlarlar. İş akla kalınca da, insan sayısı kadan inanış ortaya çıkacağı için, din diye bir şey kalmayacak ortada!.. Varmak istedikleri son nokta da bu zaten!..
Alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
İzzet ve Şerefe Erişmek avali Özgün Yazılarınız 0 04.10.2006 12:15


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:07 .
Powered by vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de

 
Anasayfa - Arşiv - Yukarı git