Kim, nerede, ne zaman, nasıl söylemiş?
|
|
İnsanlar kendilerine bir haber getiren kişilere farklı tepkiler verebilir. İşte bunlardan iki örnek:
- “Var ya! Falanca adam şöyle (…) demiş, sonra da dediklerini uygulamalarını istemiş. Sen onun kim olduğunu biliyor musun? Hiç de söylendiği gibi doğru ve dürüst bir insan değilmiş!”
- Vay be demek öyle. Aslında iyi adam gibi gözüküyordu. Kandırmış herkesi desene! Yalancı şey…
- Var ya! Falanca adam şöyle (...) demiş, sonra da dediklerini uygulamalarını istemiş. Sen onun kim olduğunu biliyor musun? Hiç de söylendiği gibi doğru ve dürüst bir insan değilmiş!
- Sen bu şahsın bunları söylediğinden emin misin?
- Bilmem ki araştırmadım.
- Bunları sana kim söyledi? Bu bilgileri nereden ve nasıl aldın? Bu insan, dediğin şeyleri ne zaman ve nerede söylemiş?
- Şey! Bu dediklerini bilmiyorum. Bana bunları Remzi Bey söyledi.
- Remzi Bey bunları nereden ve kimden duymuş?
***
Remzi Bey’den duyduğu sözleri sanki bizzat görmüş ve işitmiş gibi anlatan adam, aynı soruları Remzi Bey’e sorduğunda, Remzi Bey’in de net ve makul cevaplarının olmadığı görüldü. Ona da bir başkası söylemişti. Ya o şahıs nereden duymuştu bunları? Zincir karanlık bir noktaya doğru sürüklenip gidiyordu. Bu söylentiler kulaktan kulağa o kadar hızlı yayılmıştı ki kimse bu iddianın ya da iftiranın aslını astarını sormayı düşünmemişti. Neden dersiniz?
Peki siz de, “Her duyduğunuza ya da gördüğünüze” inanır mısınız? Size birileri içinde bir çanta dolusu haber ve iddiayla gelse siz de onu hemen tasdik eder misiniz? Yoksa söylenilenleri akıl süzgecinden mi geçirirsiniz?
Remzi Bey’den duyduklarını etrafa yayan bu insanın davranışı birçok sağduyulu arkadaşını rahatsız etti. O arkadaşın rencide edici sözleri kalp kırdı, gönül yıktı. Ne Remzi Bey, ne ona bu sözleri taşıyanlar, ne de Remzi Bey’den duyduklarını başkalarına anlatanlar, sorulan sorulara gerçekçi cevap veremedi. Sadece getirilen bilgileri yaymakla yetindi herkes. Bu arada iddialara inanmayanlardan birinin kulağına ortalıkta dolaşan söylentileri çıkaranlarla ilgili bazı bilgiler geldi. Ama o Remzi Bey ve arkadaşları gibi yapmadı. Bu bilgileri duyduğunda sevinemedi. Bilakis çok üzüldü. Vicdanen rahatsız oldu. Keşke, “Bu duyduklarım doğru olmasaydı!” dedi. Ve duyduklarını kimseyle de paylaşmadı. Bir sır olarak sakladı. Çünkü doğru olan dedikoduları yaymak değildi. O doğru olanı yaptı; söylese kesin haklı olacağı bir meselede sustu, sustu, sustu… Unutmayın! Bazen bilinçli suskunluk, konuşarak halledemeyeceğiniz birçok meseleyi derinden çözecek kadar etkilidir.
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
|