İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > MESELELERİMİZ > İbadet Hayatımız
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #101
Alt 02.05.2005, 14:04
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5,446
Konulara Teşekkür etti: 16
64 Teşekkür aldı 32 Mesajlar için

Tasvvufta son devrin mühim şahsiyetlerinden merhum Mehmed Zahid KOTKU Hocaefendinin şu güzel sözü ile bu konuyu noktayalım:

"Bir kimse Hakk'ı dilemede sadık olmazsa, bin mürşidi kamil olsa Hakk'a vasıl olamaz."

Bu sözü beğenenler için duvar kağıdı hediyesi de benden olsun.

__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #102
Alt 02.05.2005, 14:12
 
AsRi-SaaDeT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.01.2003
Yaş: 57
Mesajlar: 2,674
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Allah razi olsun..
__________________
Değildir buna layık bu bende, bu lütf ile ihsan nedendir?
AsRi-SaaDeT isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #103
Alt 02.05.2005, 18:00
 
msabri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.07.2004
Mesajlar: 1,956
Konulara Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için

Allah razı olsun.
msabri isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #104
Alt 02.05.2005, 18:36
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....
 
itimat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2004
Mesajlar: 16,844
Konulara Teşekkür etti: 6
329 Teşekkür aldı 191 Mesajlar için

seviyeli bir yazışma olmuştur...

Bütün kardeşlerime teşekkür ederim....

BU KONUDA SÖZÜN ÖZÜ



Dua Ederken Araya Aracı Konur mu?
Mümin bunaldığında, dara düştüğünde, kendisini çaresiz hissettiğinde Sonsuz Kudret Sahibi Allah'a sığınarak ondan yardım diler.

Fatiha suresinde bulunan ve devamlı okuduğumuz "Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz" mealindeki âyet, manevi bir kaynaktan yardım dilenecekse bunun ancak Allah olabileceğini açıkça ifade etmektedir.

Aslında maddi bir kaynaktan mesela güçlü, kudretli, zengin... kimselerden gerekip de yardım dilediğimizde de onlardan gelen yardımın Allah'tan olduğunu bilmemiz, bu şuur içinde olmamız gerekir; çünkü onlara bu güç ve imkanı veren de Allah'tır, onların bize yardım etmelerine izin ve imkan veren de Allah'tır.

Bu konuda tartışılan mesele, "tevessül" kelimesiyle ifade edilen "Allah'ın yardımını dilerken araya vasıta koymaktır". Burada dikkat edilmesi gereken husus "Yardımın yalnızca Allah'tan geleceğidir"; eğer böyle değil de Allah'tan başka bir varlığın da, O'ndan bağımsız olarak kullara yardım edebileceğine inanırsak şirke düşmüş oluruz.

"Yardım, himmet, feyiz..." yalnızca Allah'tan gelir. Pekiyi bu yardımı dilerken "Ya Rabbi, filan kulunun (peygamberin, şeyhin, velînin...) hatırı, nezdindeki yeri... için bana şunu ver, lütfet, şu dileğimi kabul buyur..." dersek bu şirk olur mu? Şirk olmazsa meşru mudur, faydası var mıdır?


Yardım Allah'tan dilendiğine; Onun, verecekse araya vasıta koymadan da verebileceğine inandıktan sonra "dilekleri kabul etmesi için faydalıdır" inancı ile araya, O'nun sevdiğine inanılan birinin konması; yani "onun hatırı için" denmesi elbette ki şirk olmaz. "Meşru mudur ve faydası var mıdır?" sorusunu ise İslam alimleri farklı şekillerde cevaplandırmışlardır.

Bir guruba göre ölmüş bir kimseyi araya koymanın faydası yoktur, böyle bir uygulamanın sahih delili de bulunmadığı için meşru değildir.

Diğer guruba göre Hz. Peygamber, onun amcası Abbas vasıta kılınarak Allah'a dua edilmiş, ondan yağmur istenmiştir. Diriler için caiz olan ölüler için de caiz olur; çünkü Allah'ın sevdiği kullar fani dünyadan ayrıldılar diye Allah katındaki itibar ve değerlerini yitirmezler.
Şeyhten himmet (yardım) istemek yukarda açıklanan tevessül şeklinde olmuş ise bunun hükmünü açıklamış olduk. Böyle değil de doğrudan şeyhten bir şey istenmiş, mesela "bana şifa ver, derdime çare bul, beni şu sıkıntıdan kurtar..." denilmiş ise büyük hataya düşülmüş demektir, tövbe etmek ve bir daha yapmamak gerekir.



Tevessül:
Tevessül, aracı (vesile) kılmak mânasında olup, aracı kılınanın amel veya şahıs olması bakımından ikiye ayrılır:

a) Amel ile tevessül:
Bir kimse, iyi bir amelini ortaya koyarak, bunu aracı kılarak Allah Teâlâ'dan dilekte bulunabilir.
«Ey imân edenler! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol (vesile) arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız...» (el-Mâide: 5/35) âyetinin şahıs ile tevessül mânasında ihtilâf edilmiş olmakla beraber, amel ile tevessül mâna ve hükmünde ittifak edilmiştir.

Bu nevi tevessülün Sünnet'de de delil ve örnekleri vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in anlattığına göre üç kişinin sığındığı bir mağaranın ağzını büyük bir kaya kapatmıştı. Her biri en iyi amelini vesile kılarak Allah'a dua etmeye karar verdiler. Birincisi ana ve babasına itaati, ikincisi Allah korkusu ve iffeti, üçüncüsü kul hakkına riâyeti ile alâkalı en seçkin amellerini vesile kılarak yalvardılar ve Allah tarafından kayanın, mağara ağzından çekilmesi ile kurtuldular (Buhâri, K. el-Enbiyâ. 53; Müslim, K. ez-Zikr, 100.).

b) Şahısla tevessül:
Araya, Allah'ın sevdiği bilinen veya sanılan bir kulu konularak taleb üç nevidir.

Birincisi: Şefaat mânasında tevessüldür; yâni araya konan şahıs, isteyen nâmına dua eder, talepte bulunur. Hz. Ömer (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v)'in amcası Abbas ile tevessül ederek: «Ya Rabbi, kuraklık içinde kalınca Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik, bize yağmur verirdin; şimdi de O'nun amcası ile tevessül ediyoruz, bizi suya kavuştur» derdi ve yağmur yağardı (Buhari, K. el-İstıska, 3; K. Fedâili's-ahâbe, 11) Burada tevessül Hz. Abbas'ın onlar için dua etmesi, onların da bu duaya katılmaları şeklinde olmaktadır.

Bu sağlam rivayetler sebebiyle mezkûr tevessül, ulamanın ekseriyetince benimsenmiştir.

İkincisi: Vesile kılınan şahsın, Allah nezdindeki değerine dayanarak tevessüldür. Eğer bu şahıs Habib-i Hûda (s.a.v.) ise ekseriyet bunu da caiz görmüştür.
Birisi peygamberimiz (s.a.v.)'e gelerek «Ya Rasûlullah! Gözlerim kapandı, benim için Allah'a dua buyur» dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdu: Abdest al, iki rek'at namaz kıl, sonra da şöyle de: «Allah'ım, Peygamberin Muhammed ile sana yönelerek yalvarıyorum; Ey Muhammed, gözümün açılması için senin şefaatçi olmanı istiyorum; Allah'ım onun, hakkımdaki şefaatini kabul buyur.» ve ekledi: «Bir ihtiyacın olduğunda hep aynısını yap.»
Bunun üzerine adamın gözü açıldı. (Tirmizi, K. ed-Da'avât. 118; İbn Mâce, K. el-İkâmeh, 189; Ahmed, Müsned, 4/138.)

Vesile kılınan Peygamberimiz'den başka birisi ise bâzı âlimler bunu da caiz görmüş, bâzıları görmemişlerdir.

Üçüncüsü: Vefat etmiş bir kimse ile ikinci mânada tevessüldür. Bu tevessül çeşidi de tasavvuf erbabı ile birçok ulemâ tarafından caiz görülmüştür. İbn-i Teymiyye ve taraftarları ise dua manalı şefaat dışında kalan tevessül nevilerini caiz görmemişlerdir. (A. Mahfuz, ag. esr, s. 199-204. Tevessül hakkında İbn Teymiyye taraftarlarının görüşü için bk. İbn el-Âlûsi, Cilâu'l-Ayneyn, Kahire, 1961, s. 432-505; M. Ebu Zehra, İbn Teymiyye, Kahire, 1958, s. 320 vd.; karşı görüş için bak. es-Sübki, Şifâu'ssekâm, Kahire 1318, s. 133-149; M. Zâhid el-Kevserî, Muhikku't-Tekavvül, Kahire 1369.)

Başı oldukça kavgalı olan tevessül meselesinde titizlik gösterilen nokta tevhid inancının korunmasıdır. Bilindiği gibi dua bir ibâdettir ve ibâdet ancak Allah'a yapılır; yardım da —vasıtalı ve vasıtasız— yalnız Allah'tan gelir: «Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz» (Fatiha). Tevessülü caiz görenler ise tevessül edenin şirk koşmadığını, bunun tevhid inancına aykırı olmadığını söylemişlerdir.
Uygulamada her tevessül edenin şirk koştuğu iddia edilemez. Her üç nevi tevessülü, usulünce kullanan, istediğini Allah'tan isteyen, yardımı O'ndan bekleyen; ancak kendi aczini, kusurunu, günâhını bildiği için bir Allah sevgilisini araya koyan, onun hatırı için isteyen kimseye «sen şirk koştun, haram işledin» denemez.

Ancak türbelerin etrafında toplanan, dede ve tekkelere kurbanlar kesen, adaklar adayan, ellerini kaldırarak, ölülerden medet, imdat, şifâ... bekleyen kimselerin hatalı hareket ettikleri, imanlarını tehlikeye düşürdükleri bir gerçektir; onlara yolun doğrusunu göstermek mürşidlerin görevidir.

Faydalanılan eserler :
Prof.Dr.H.Kamil YILMAZ, "İslâm Tasavvufu", Altınoluk, İstanbul 1996, s.443-558
Hayrettin Karaman'ın eserlerinden faydalanılmıştır
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
itimat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #105
Alt 18.09.2006, 11:48
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....
 
itimat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2004
Mesajlar: 16,844
Konulara Teşekkür etti: 6
329 Teşekkür aldı 191 Mesajlar için

Alıntı:
serter´isimli üyeden Alıntı
Paşalar Rabbim cümlemizin dualarını ve ibedetlerini kabul buyurduklarının hürmetine kabul buyurur inşallah...!
inşaallah...
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
itimat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #106
Alt 18.09.2006, 15:30
 
Murat Yazıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 473
Konulara Teşekkür etti: 1
21 Teşekkür aldı 12 Mesajlar için

Peygamberimiz duâ ederken (Allahümme innî es-elüke bi-hakkıssâilîne aleyke), yâni (Yâ Rabbî! Senden isteyip de verdiğin kimselerin hâtırı için Senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu [Sünen-i İbni Mace]. Hz. Alînin annesi Fâtımayı kendi mübârek elleri ile, mezara koyunca: (İğfir li-ümmî Fâtımate binti Esed ve vessi' aleyhâ medhalehâ bi-hakkı nebiyyike vel enbiyâillezîne min kablî inneke erhamürrâhimîn) demişti. Bu duâ (Yâ Rabbî! Annem Fâtıma binti Esedi mağfiret eyle, yâni günahlarını affeyle! İçinde bulunduğu yeri genişlet! Peygamberinin hakkı için ve benden önce gelmiş, Peygamberlerin hepsinin hakkı için bu duâmı kabûl et! Sen, merhametlilerin en merhametlisisin) demektir. Ensârın büyüklerinden Osman bin Huneyfin bildirdiği hadis-i şerifte, iyi olması için duâ isteyen bir âmâya, abdest alıp, iki rekât namazdan sonra, (Allahümme innî es'elüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin nebiyyirrahme, yâ Muhammed innî eteveccehü bike ilâ Rabbî fî hâcetî hâzihî li-taktiye-lî Allahümme şeffi'hü fiyye) duâsını okumasını emretmişti. Bu duâda, dileğin kabûl edilmesi için, Muhammed aleyhisselâmı vesîle etmesi emrolunmaktadır. Eshâb-ı kirâm, bu duâyı hep okurdu. Bu duâ, (Eşi'at-ül leme'ât) ikinci cildinde ve (Hısn-ül hasîn)de senetleri ile birlikte yazılıdır. Şerh ederken (Peygamberini vesîle ederek sana dönüyorum) demektedirler. Bu duâlar gösteriyor ki, Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, onların hâtırı ve hürmeti ile duâ etmek câizdir. Son yazdığım duanın Türkçe meali şöyledir: (Yâ Rabbî! İnsanlara rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberin ile sana teveccüh ediyorum. Senden istiyorum! Yâ Muhammed “aleyhisselâm”! Dileğimin hâsıl olması için Rabbime senin ile teveccüh ediyorum. Allahım! Onu bana şefâ’atci eyle!) (et-Tirmizî, "De'âvât", 118; İbn Mâce, "İkâme", 189; Ahmed b. Hanbel, IV, 138; İbn Huzeyme, es-Sahîh, II, 225-6; el-Hâkim, el-Müstedrek, I, 313, 519; en-Nesâî, es-Sünenu'l-Kübrâ, VI, 169; a.mlf. Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle, 417.)

Yukarıda verdiğim, Şevahid-ül-hak kitabında yazılı, ibni Mace hadisinde bildirildiği gibi, Peygamberimiz (Allahümme inni eselüke bihakkıssailine aleyke), yani (Ya Rabbi! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle dua ediniz buyururdu. Hz. Ali’nin annesi Fatıma’yı kendi mübarek elleri ile mezara koyunca (İgfir li ümmi fatımate binti Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiya-illezine min kabli inneke erhamürrahimin) buyurduğunu, Taberani ve İbni Hibban ve Hakim ve Süyuti bildirmektedir. Bkz: Taberanî, Mu'cem-i Kebîr, No:871, 24/351, Evsat,No:191,1/152, Heysemî, Mecmau 'z-Zevaid,No:15399,9/414, Ebu Nuaym,Hılyetül Evliya, 3/121.


TEVESSÜLÜN CAİZ OLDUĞUNU İSPATLAYAN BAZI SAHİH HADİS-İ ŞERİFLER

Hafız İbni Hacer-i Mekki hazretleri (vefatı m. 1566) Cevher-ül-munzam kitabında buyuruyor ki:
"Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrînin bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem “aleyhisselâm” hatâ edince, yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni afv ve mağfiret et dedi. Allahü teâlâ da, Muhammed aleyhisselâmı dahâ yaratmış değilim. Sen Onu nasıl tanıdın buyurdu. O da, yâ Rabbî! Beni yaratıp rûh verdiğin zemân, başımı kaldırdım. Arşın kenârlarında, lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah yazılmış gördüm. Kullarının içinde en çok sevdiğinin ismini, kendi isminin yanına koymuş olduğundan anladım dedi. Allahü teâlâ da, yâ Âdem! Doğru söyledin. Kullarım arasında en çok sevdiğim Odur. Onun hakkı için benden afv dileyince, seni hemen afv etdim. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu) buyurulmuşdur."

İbni Hacer hazretlerinin sahih olduğunu bildirdiği bu hadis hakkında, Allame Ebu'l-Hasan es-Subki (vefatı m. 1355) Şifaü's-Sekad kitabında özet olarak şöyle diyor: “Bu hadis İmam-ı Hakim'in Müstedrek adlı eserinde ve İmam-ı Beyheki'nin Delailü'n-Nübüvve kitabında mevcuttur. İmam-ı Hakim "Bu, isnadı sahih olan bir hadistir" buyuruyor. Beyheki dahi bu hadisi rivayet etmiştir. Taberani de bu hadisi zikretmiş ziyade olarak (O -aleyhisselam- zürriyetinden olan Peygamberlerin -aleyhimüsselam- en sonuncusudur) cümlesini de rivayet etmiştir.”

Kıymetli kitaplara şerh yazmakla ve sahih bazı hadislere mevdu demekle meşhur olup, yukarıda mezkur hadise de mevdu diyen Ali el-Karî (vefatı m. 1607) bile şunları yazıyor: "Fakat manası sahihtir. ed-Deylemî, İbn Abbâs (r.a)'dan merfu (Hz. Peygamber (s.a.v)'in sözü) olarak şöyle rivayet etmiştir: "Cibrîl bana geldi ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Eğer sen olmasaydın Cennet yaratılmazdı. Eğer sen olmasaydın Cehennem yaratılmazdı." İbn Asâkir'in rivayetinde ise "Sen olmasaydın dünya yaratılmazdı" şeklindedir."[4]

Kadızade Ahmed Efendi (vefatı m. 1783) şu bilgileri veriyor:

“İmam-ı Beyheki bildirir ve İmam-ı Hakim doğrular ki, hazret-i Ömer bin Hattab (radıyallahü anh) anlatır: Allahü teala, Adem aleyhisselama (Ey Adem, eğer Muhammed aleyhisselamı yaratmıyacak olsaydım, seni yaratmazdım.) buyurdu. İbni Asakir (rahimehullah) Selman-ı Farisi’den (radıyallahü anh) bildirir: Cebrail aleyhisselam, Resulullah efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) indi ve dedi ki, rabbin (sübhanehü ve teala) buyuruyor: (İbrahim’i Halil edindiysem, seni Habib edindim. Katımda, senden kıymetli kimse yaratmadım. Dünyayı ve dünyadakileri, benim yanımdaki senin kerametini, kıymetini, faziletini ve mertebeni bilmeleri için yarattım. Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım.)” [5]

İmam-ı Kastalani (vefatı m. 1418) hazretleri de (Ey Adem, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım) hadisini bildirmektedir [6]

Yine İbni Hacer hazretleri şöyle buyuruyor:

“Abdüllah ibni Abbâsın “radıyallahü anhümâ” bildirdiği hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ Îsâ aleyhisselâma, yâ Îsâ! Muhammed aleyhisselâma îmân et! Senin ümmetinden, Onun zemânına yetişecek olanların, Ona îmân etmeleri için de ümmetine emr et! Muhammed aleyhisselâm olmasaydı, Âdem Peygamberi yaratmazdım. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı, Cenneti, Cehennemi yaratmazdım. Arşı su üzerinde yaratdım. Hareket etdi. Üzerine, Lâ ilâhe illallah yazınca durdu, buyurdu.) Bu hadîs-i şerîfi, Hâkim sahîh senedlerle haber vermişdir.” İmam-ı Sübki de yukarıda bahsettiğim kitabında bu hadisin sahih olduğunu bildirmektedir.

Yukarıda adı geçen muhaddislerin (Hakim, Beyheki, Taberani, Deylemi, İbni Asakir, es-Sübki, İbni Hacer-i Mekki) hepsi meşhur hadis alimleridir. Ayrıca İmam-ı Kastalani Mevahib kitabında [6] ve İmam-ı Rabbani Mektubat'ta [7] yukarıda geçen hadislerden en az birini yazmışlardır. Aklı ve insafı olana bu yeter. Başkasına da sözümüz yoktur.

[1] Hakim, Müstedrek, II, 615.
[2] Beyheki, Delâilü'n-Nübüvve, V, 488, 499.
[3] Tabarani, el-Mu'cemü's-Sağır, II, 82-83.
[4] Ali el-Karî, el-Esrâru'l-Merfû'a, 288.
[5] Kadızade Ahmed Efendi, Amentü Şerhi, Berekat Yayınevi, İstanbul; s.166.
[6] İmam-ı Kastalani, Mevahibü Ledünniye, Hisar Yayınevi, İstanbul, sayfa 22.


Milli Gazete - 12 Ekim 2004

Daha önce bir kısmının adını zikrettiğim çalışmalarda konuyla ilgili merfu hadislerin durumu hakkında doyurucu bilgi mevcut olduğu için burada onların tümünü tekrar etmek zait olacak.
Söz konusu rivayetleri ele alan çalışmaların mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, Sahabe'nin ve daha sonraki nesillerin "tevessül" kapsamına giren tutum ve tatbikatlarından –bir kısmı merfu rivayetler ihtiva eden– birkaç örnek zikredeceğim.
1. Sahabe, hastalık vb. bir sıkıntıdan kurtulmak için Efendimiz (s.a.v)'in mübarek vücudundan ayrılan saç, sakal teli gibi şeylerle tevessül ederdi. Osman b. Abdillah b. Vehb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ailem beni Hz. Peygamber (s.a.v)'in zevcesi Ümm-ü Seleme (r.anha)'ye, bir gümüş bardak içindeki su sebebiyle yolladı. (…) O bardağı içinde Hz. Peygamber (s.a.v)'in saçları vardı. İnsanlar, kendilerine göz değmesi yahut (başka) bir şey (hastalık) isabet ettiği zaman Ümm-ü Seleme'ye bir kap gönderirlerdi. Ben de gittiğimde Ümm-ü Seleme'nin yanında küçük bir kap (bardak ve) içinde bir takım kırmızı (kına ile boyanmış) saçlar gördüm." (el-Buhârî, "Libâs", 66.)
İbn Hacer ("Fethu'l-Bârî", X, 353) bu rivayetin şerhinde şunları söyler: "İnsanlardan birisine göz değmesi veya başka herhangi bir hastalık isabet ettiği zaman Ümm-ü Seleme validemize bir kap gönderirlerdi. O da Hz. Peygamber (s.a.v)'in, yanında bir kap içinde mahfuz bulunan saçlarından (birkaç tel) alır, getirilen kabın içindeki suya atar, (saçları aldıktan sonra) suyu iade ederdi. Halk, içinde Hz. Peygamber (s.a.v)'in saçlarının yıkandığı o suyu şifa bulmak maksadıyla içer veya yıkanır, o suyun bereketiyle şifa bulurdu."
2. Hz. Peygamber (s.a.v), gündüz uykusu (kaylule) için Ümm-ü Süleym'in yanına giderdi. Bir keresinde Ümm-u Süleym, Efendimiz (s.a.v) uyuduğu zaman terini ve (yastığa düşen) saç tellerini bir şişe içine toplamış ve güzel bir koku ile karıştırarak saklamıştı.
Enes b. Mâlik (r.a), vefatı yaklaştığı zaman, öldükten sonra bedenine ve kefenine konacak kokunun içine, Hz. Peygamber (s.a.v)'in terinin ve saç tellerinin bulunduğu (ve annesi Ümm-ü Süleym (r.anha) tarafından muhafaza edilen) kokudan da katılmasını vasiyet etmişti. Vefat ettiği zaman bu vasiyeti yerine getirildi." (el-Buhârî, "İsti'zân", 41.)
(İbn Hacer ("Fethu'l-Bârî", XI, 71-2), el-Buhârî'nin bu rivayetinde "saç teli"nin zikrini "garib" olarak niteler ve Müslim'in sadece "ter"i zikrettiğine dikkat çeker. Ardından da birazdan nakledeceğim rivayeti aktararak, Efendimiz (s.a.v)'in veda haccında tıraş olduğu zaman, kesilen saç tellerinden Hz. Enes (r.a)'ın babası Ebû Talha (r.a)'ın aldığı kısmın Ümm-ü Süleym (r.anha)'nın biriktirdiği ter ile aynı kapta muhafaza edildiğini söyler.)
Bu olayı Müslim de ("Fedâil", 84, 85) rivayet etmiş ve şöyle bir ziyadeye yer vermiştir: Efendimiz (s.a.v) uyanıp da Ümm-ü Süleym (r.anha)'ya ne yaptığını sorunca, "Çocuklarımız için bunun bereketini umuyoruz" cevabını almış ve "İsabet ettin" buyurmuştur.
3. Enes b. Mâlik (r.a)'ın naklettiğine göre Efendimiz (s.a.v) haccettikten sonra tıraş olurken kesilen saçlarını orada bulunanlara dağıtmıştır. (el-Buhârî, "Vudû", 33; Müslim, "Hacc", 323, 324.)
Müslim'in belirttiğim yerde naklettiğine göre Efendimiz (s.a.v) saçlarından bir kısmını halka dağıtmış, bir kısmını da Enes b. Mâlik (r.a)'ın babası Ebû Talha (r.a)'a vermiştir.
2. sıradaki rivayet üzerinde dururken de belirttiğim gibi, Ümm-ü Süleym (r.anha)'nın, Efendimiz (s.a.v)'in teriyle birlikte muhafaza ettiği saçı da, Efendimiz (rs.a.v) tarafından Ebû Talha (r.a)'a verilenler olmalıdır.
Yine belirttiğim yerde el-Buhârî'nin naklettiğine göre İbn Sîrîn, Abîde b. Amr es-Selmânî'ye, kendisinde, Efendimiz (s.a.v)'e ait olan ve Hz. Enes (r.a)'den intikal etmiş bulunan saç telleri olduğunu söylemiş, Abîde, "Onlardan bir tek telin bende olması, benim için dünyadan ve içindekilerden daha sevimlidir" demiştir. Buradaki Abîde ("Fethu'l-Bârî"de (I, 273) muhtemelen baskı hatası sonucu "İbn Ömer ve es-Selmânî" tarzındadır, ve araları virgülle ayrılmıştır; doğrusu yukarıda zikrettiğim gibi, Abîde b. Amr es-Selmânî olacak), Tabiun'un büyüklerinden ve Muhadramun'dandır. Hz. Ömer (r.a)'in meşhur kadısı Şurayh, içinden çıkamadığı meseleleri ona sorardı.

Milli Gazete - 14 Ekim 2004

4. Cesareti ve savaş sanatındaki dehası ile ünlü sahabî Hâlid b. el-Velîd (r.a), Yermuk savaşı günü takkesini kaybetmişti. Askerlere onu aramalarını emretti. Uzun aramalardan sonra takke bulundu. Bu oldukça eskimiş takkeyi ısrarla aratmasını yadırgayarak sebebini soranlara şöyle karşılık verdi:
"Hz. Peygamber (s.a.v) umre yapmış ve başını tıraş ettirmişti. Etrafında bulunanlar, O'nun saçının yanlardan kesilen uçlarını almak için atıldılar. Bense atik davranarak O'nun alnının perçeminden kesilen kısmı aldım ve onu bu takkemin içine koydum. Bu saç yanımdayken girdiğim her savaşta galip geldim." (et-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, IV, 104; II, 335; el-Hâkim, el-Müstedrek, III, 299.)
ez-Zehebî, Telhîsu'l-Müstedrek'te bu rivayetin senedinin münkatı (kesintili) olduğunu söylemiştir. el-Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid'de (IX, 349), ravilerinin sahih hadis ravileri olduğunu belirttikten sonra bu inkıtayı şöyle açıklar: "Senetteki Ca'fer (b. Abdillah b. el-Hakem) Sahabe'den bir gruptan hadis işitmiştir; ancak Hâlid b. el-Velîd'den hadis işitip işitmediğini bilmiyorum."
Müracaat ettiğim Rical kitaplarında bu zatın cerh edildiğine dair herhangi bir bilgiye rastlamadım.
5. Mü'minlerin annesi Hz. Esmâ (r.anha)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "… İşte Hz. Peygamber (s.a.v)'in cübbesi! (…) Aişe (r.anha) vefat edene kadar bu cübbe onun yanında idi. O vefat edince ben aldım. Resulullah (s.a.v) onu giyerdi. Şimdi biz de onu hastalar için yıkıyoruz; onunla şifa talep ediliyor." (Müslim, "Libâs", 10.)
6. Mu'âviye b. Esbî Süfyan (r.a) zamanında şiddetli bir kuraklık olmuştu. Mu'âviye (r.a) Şamlılar'la birlikte yağmur duası yapmak için minbere çıktı ve oturduğu zaman Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'nin nerede olduğunu sordu. Orada bulunanlar Yezîd b. el-Esved'i çağırdılar. Geldiğinde Mu'âviye (r.a) ona minbere çıkmasını söyledi. Yezîd b. el-Esved minbere çıktı ve Mu'âviye (r.a)'ın ayaklarının yanına oturdu.
Akabinde Mu'âviye (r.a) şöyle dua etti: "Allahım! Bugün en hayırlımız ve en efdalimiz olan kişiyi bizim için sana aracı yapıyoruz. Allahım! Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'yi bizim için sana aracı yapıyoruz. Ey Yezîd, ellerini kaldır!"
Bunun üzerine Yezîd b. el-Esved ellerini kaldırdı; orada bulunanlar da ellerini kaldırdılar. Hemen oracıkta batı tarafından bir bulut beliriverdi ve bir rüzgâr çıktı. Ardından da öyle bir yağmur yağdı ki, neredeyse insanlar evlerine ulaşamayacaktı. (İbn Sa'd, et-Tabakâtu'l-Kübrâ, VII, 210; ez-Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, IV, 127.)
İbn Hibbân (Kitâbu's-Sikât, V, 532) ve (yukarıda belirttiğim yerde) ez-Zehebî, (sahabî olup olmadığında ihtilaf bulunan) ed-Dahhâk b. Kays el-Fihrî'nin de Yezîd b. el-Esved ile yağmur duasına çıktığını ve duanın hemen ardından yağmur yağdığını kaydederler.
7. ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da (XI, 212) naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (s.a.v)'in saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir.
8. Yine aynı kaynaktan (XVI, 400-1) öğrendiğimize göre İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi birer Hadis imam olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı. Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (s.a.v)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir… Sahabe'den itibaren Selef'in tevessül kapsamına giren tutum ve fiilleri konusunda zikredilebilecek olanlar elbette bunlardan ibaret değildir. Hz. Ömer (r.a)'in Hz. Abbas (r.a) ile tevessülü, Mâliku'd-Dâr ve el-Utbî'nin naklettiği anekdotlar ve daha pek çok rivayet, daha önce işaret ettiğim eserlerde zikredildiği için onları tekrar ederek yazıyı uzatmak istemiyorum…

Milli Gazete'den aldığım yazılar burada bitti. Yukarıdaki hadis-i şerifler ve sahih rivayetler açık bir şekilde gösteriyor ki, Peygamberimiz (aleyhisselam) ile hem hayatında, hem de vefatından sonra tevessül etmek caizdir ve güzeldir. İnanmayana bunun faydasından mahrum kalmak zarar olarak yeter. Vefatından sonra da Peygamberimiz (aleyhisselam) ile tevessülün caiz olduğunu bildiren bir hadis-i şerif daha yazalım (yukarıda naklettiğim bilgilerden bu zaten anlaşılmaktadır; ama yine de yazalım):

İki gözü kör bir kimse, gözlerinin açılması için Resûlullahdan düâ istedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” de (İstersen düâ ederim. Fekat, sabr edip katlanırsan, senin için dahâ iyi olur) buyurdu. (Sabr etmeğe gücüm kalmadı. Düâ etmeniz için yalvarırım) dedi. (Öyle ise, abdest alıp şu düâyı oku!) buyurdu. Bu düâ, arabî Ed-dürer-üsseniyye ve El-Fecr-üs-sâdık kitâbları ile Merâkıl-felâh ve bunun Tahtâvî şerhinde ve bu ikisinin türkçe tercemesi olan Ni’met-i islâm kitâbında, "hâcet nemâzı" sonunda yazılıdır. O kimse, bu düâyı okuyunca, Allahü teâlâ kabûl buyurarak gözlerinin açıldığını, hadîs âlimlerinden imâm-ı Nesâî “rahime-hullahü teâlâ” bildiriyor. Bunu imâm-ı Hasen de tasdîk etmişdir. Vehhâbîlerin inanmamaları için hiçbir sebeb yokdur.

Daha evvel yazdığım bu duanın Türkçe meali şöyledir: (Yâ Rabbî! İnsanlara rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberin ile sana teveccüh ediyorum. Senden istiyorum! Yâ Muhammed “aleyhisselâm”! Dileğimin hâsıl olması için Rabbime senin ile teveccüh ediyorum. Allahım! Onu bana şefâ’atci eyle!)

İmam-ı Taberani Mu'cemi'l-Kebir eserinde diyor ki: Bunu haber veren Osmân bin Huneyf, ayrıca diyor ki, Osmân bin Affân “radıyallahü anhümâ” halîfe iken, büyük sıkıntısı olan bir kimse, Halîfenin karşısına çıkmağa utandığı için, bana dert yanmışdı. Ben de, hemen abdest al! Mescid-i se’âdete git! Şu düâyı oku diyerek, yukarıda yazılı kimsenin okuyarak gözlerinin açıldığı düâyı okumasını söyledim. Adamcağız, düâyı okudukdan sonra, Halîfenin bulunduğu yere gider. Halîfeye çıkarılır. Halîfe, bunu seccâdesi üstüne oturtup, derdini dinler ve kabûl eder. Adamcağız, işinin birdenbire yapıldığını görünce sevinerek, Osmân bin Huneyfi bulup, (Allahü teâlâ senden râzı olsun! Halîfeye sen söylemeseydin, sıkıntıdan kurtulamıyacakdım) der. Osmân bin Huneyf “radıyallahü anh” ise, (Ben Halîfeyi görmedim, işinin çabuk yapılması, sana öğretdiğim düâdandır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, o düâyı bir a’mâya öğretirken işitmişdim. Vallahi a’mânın, Resûlullahdan “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ayrılmadan önce, gözleri açılmışdı) dedi. (Taberanî,Mu'cemu'l-Kebir, No:8311,9/30) Bunu hadis alimlerinden Taberani ve Beyheki haber vermektedirler.

VEHHABİLERİN MÜCTEHİD VE ALLAME DEDİKLERİ İBNİ KAYYIM'DAN SEÇMELER

Vehhâbîlerin Allâme ismini verdiği ve yazılarını kendilerine sened olarak kullandığı İbni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefât etdi. Bu Kitâb-ür-rûh kitabında diyor ki:

“Bir kimse, bir kabri ziyâret edince, kabrde bulunan meyyit, ziyâret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferâhlanır. Onun selâmına cevâb verir. Bu hâl, yalnız şehîdlere mahsûs değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zemâna mahsûs da değildir. Her zemân böyledir.”

İbni Teymiyye'nin bir başka talebesi Zehebi'nin yazılarını hatırlayalım:

"ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da (XI, 212) naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (s.a.v)'in saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir. Yine aynı kaynaktan (XVI, 400-1) öğrendiğimize göre İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi birer Hadis imam olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı. Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (s.a.v)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir…"

İbni Kayyım Kitâb-ür-rûh kitâbında diyor ki: “Dirilerin rûhları ile ölülerin rûhlarının buluşduklarını bildirenlerden biri de şudur: Diri, ölüyü, rü’yâda görerek, ondan birşeyler soruyor. Meyyit dirinin bilmediklerini ona haber veriyor. Verdiği, olmuş veyâ olacak haberler doğru çıkıyor. Çok defa, diri iken gömmüş olduğu ve kimseye bildirmediği malın yerini haber veriyor. Alacağı olduğunu ve şâhidlerini bildirmesi de çok görülmüşdür. Kimsenin bilmediği, kendinin gizli yapdığı bir işi haber vermesi ve bildirdiği gibi çıkması çok görülmüşdür. Çok şaşılacak birşey de, şu zemânda öleceksin dediği kimsenin, o zemânda öldüğü görülmüşdür. Bir dirinin gizlice yapdığı bir işin, bir ölü tarafından başka bir diriye bildirilmesi de çok görülmüşdür. Sa’b ve Sâbit öldükden sonra rü’yâda dirilerle konuşmuşlardır.”

İbn-ül-Kayyım-i Cevziyye Kitâbür-rûh kitâbında, İbni Ebiddünyâdan, o da Sadaka bin Süleymân Ca’ferîden bildiriyor ki: "Bir kötü huyum vardı. Babamın ölümünden sonra, pişmân oldum. Bu taşkınlıklarımdan vaz geçdim. Bir aralık bir kabâhat yapdım. Babamı rü’yâda gördüm. Ey oğlum! Senin güzel işlerinle kabrimde râhat ediyordum. Yapdığın işler bize gösteriliyor. İşlerin sâlihlerin amellerine benziyor. Fekat, son yapdığından dolayı çok üzüldüm, utandım. Yanımdaki mevtâlar arasında beni utandırma, dedi. Bu haber, yabancı mevtâların da, dünyâdaki işleri anladıklarını gösteriyor. Çünki, çocuğun işleri babasına gösterildiği zemân, babası oğluna, beni yanımdaki ölülere utandırma demekdedir. Yabancı ölüler, çocuğun işlerinin babasına gösterildiğini anlamasalardı, babası rü’yâda böyle söylemezdi."

Şemseddîn ibn-ül-Kayyım-ı Cevziyye, Haydarabad’da basılan Kitâb-ür-rûh kitabının 3.baskısının 127.sayfasında diyor ki: “Rûhun hâli, kuvvetli ve za’îf ve büyük ve küçük olduğuna göre değişmekdedir. Büyük rûhlar için olanlar, başka rûhlar için olmaz. Dünyâda da rûhların, kuvvetli, za’îf, sür’atli olduklarına göre başka başka hâlleri olduğu bilinmekdedir. Bedenin esâretinden ve bağlılığından ve tesarrufundan kurtulan rûhların kuvvetleri, nüfûzları, himmetleri, sür’atleri ve Allahü teâlâya ve madde âlemine te’allukları, bedene bağlı olan rûhlar gibi elbet değildir. Rûhun kendisi yüksekdir, temizdir, büyükdür, yüksek himmet sâhibidir. Bedenden ayrıldıkdan sonra, dahâ başka olur. Başka şeyler yapabilir. İnsanların öldükden sonra rûhları, rü’yâda görülüp öyle şeyler yapmışlardır ki, diri iken, bedene bağlı oldukları zemân bunları yapdıkları görülmemişdir. Bir kişi veyâ iki kişi veyâ birkaç kişinin, büyük bir orduyu mağlûb etmesi çok görülmüşdür. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekr ve Ömer “radıyallahü anhümâ”, çok def’a rü’yâda görülmüş ve rûhları, kâfir ve zâlim askerlerini dağıtmış, kaçırmışdır. Acayip şeylerdendir ki, aralarında en uzak mesafe olduğu halde, birbirlerini sevip tanışan mü’minlerin ruhları, birbirine rastlayıp müsafeha edip tanışıyorlar, arkadaş ve aynı aşiretten olanlar gibi birbirlerini biliyorlar. Hatta, rüyadan ayrıldıktan sonra, o kimseleri görünce, ruhu rüyada gördüğü kimsenin aynı zat olduğunu anlıyor.”

Meyyit, kendini ziyârete gelenleri tanır. Ebû Bekr Abdüllah bin Ebiddünyâ, Kitâb-ül-kubûr'da diyor ki, hazret-i Âişenin “radıyallahü anhâ” haber verdiği hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, din kardeşinin kabrini ziyârete gider ve mezârı başında oturursa onu tanır ve selâmına cevâb verir) buyuruldu. Ebû Hüreyrenin “radıyallahü anh” bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, tanıdığının mezârı başına gidip selâm verince, meyyit onu tanır ve selâmına cevâb verir. Tanımadığı kimsenin kabrine gidip selâm verince, meyyit selâmına cevâb verir) buyuruldu. Yûsüf ibni Abdülberr ve Ahkâm kitâbının sâhibi olan Abdülhak, bu hadîs-i şerîf için sahîhdir dediler. İbni Kayyım-ı Cevziyye, bu hadîs-i şerîfi Kitâb-ür-Rûh'da bildiriyor. Sonra çeşidli haberleri de yazıp, burada yazacak dahâ birçok haberler vardır diyor. Hadîs-i şerîflerde, ziyâret kelimesi kullanılmakdadır. Meyyit, kabre geleni tanımasaydı, ziyâret kelimesi kullanılmazdı. Her dilde ve her lügatda, ziyâret kelimesi, tanıyan ve anlıyan kimselerin buluşmasında kullanılır. (Selâmün aleyküm) de anlıyan kimseye söylenir. Bir kimse, kabre yakın bir yerde nemâz kılarsa, meyyitler bunu görür. Nemâz kıldığını anlar ve imrenirler. Yezîd bin Hârûn Sülemî diyor ki: İbni Sâseb, bir cenâzede bulundu. Bir mezâr yanında iki rek’at nemâz kıldı. Sonra kabre dayandı. Diyor ki, vallahi uyanıkdım. Kabrden bir ses işitdim. (Beni incitme! Siz ibâdet yaparsınız, fekat işitmezsiniz, bilmezsiniz. Biz ise biliriz. Fekat hareket edemeyiz. Bana göre, şu kıldığın iki rek’atden dahâ kıymetli birşey yokdur) dedi. Meyyit, İbni Sâsebin kabre dayandığını ve nemâz kıldığını anlamışdı. İbni Kayyım, bunu bildirdikden sonra, meyyitin işitdiğini gösteren, Eshâb-ı kirâmdan gelen çeşidli haberleri yazmışdır. Vehhabiler, İbni Kayyım için müctehid diyorlar. Onu aşırı övüyorlar. Fekat, İbni Kayyımın bu yazılarına inanmıyorlar. İnananlara da müşrik diyorlar. Bu hâlleri, islâm âlimlerine kıymet verdiklerini değil, işlerine geldiği zaman övdüklerini, hiçbir âlimi beğenmediklerini göstermekdedir.

***

Allâme İbn-i Hacer-i Mekkî (rh.), “bi’l-Hayrâti’l-Hısân fî Menâkıbi’l-İmâm Ebî Hanîfeti’n-Nu‘mân” isimli eserinin 25. bâbında şöyle demiştir:

“İmâm Şâfiî (rh.) Bağdat’ta kaldığı günlerde İmam Ebû Hanîfe’nin (rh.) türbesine gelir, ziyaret eder, kendisine selâm verirdi. Sonra da Allah Teâlâ’ya, ihtiyacını gidermesi için onunla tevessül ederdi.” Yani Cenab-ı Hak’tan, ihtiyaçlarının, onun yüzü suyu hürmetine giderilmesini niyaz ederdi.

Mehaz: Yûsuf b. Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak, s. 166-167.

Aynı kitapda şu bilgi de verilmiş:

İmam-ı Ahmed ibni Hanbel'in İmam-ı Şâfii ile tevessül ettiği sabit olmuştur. Hatta Ahmedü'bnü Hanbel'in oğlu Abdullah, buna hayret etmiştir. Bunun üzerine oğluna: "İmam-ı Şâfii, umum insanlar için güneş gibi, beden için âfiyet mesabesindedir." dedi. (Şevâhidü’l-Hakk, s.167)

Buna ilaveten, Hayreddin Karaman'ın sitesinde telfik hakkındaki bir kitabın tercümesinde şu bilgi dikkatimi çekti:

İmam Şâfiî hastalandığı bir sırada, yıkayıp suyunu içerek şifa bulmak ümidiyle Bağdat'dan İmam Ahmed b. Hanbel'in gömleğini istemiştir. Bu hususu Menâkıbu Ahmed'de böylece yazılı gördüm. (Muhammed b. Abdulazim, el-Kavlu's-sedîd Risâlesi)

Yukarıdaki ilk rivayet hakkında şu bilgileri de burada kaydetmek istiyorum:

"Hatib-i Bağdâdî Tarih'inde İmam-ı Şâfiî'ye vâsıl olan bir sened ile Şâfiî hazretlerinin şöyle dediğini rivayet ediyor: Ben Ebu Hanîfe'nin kabrini ziyarette yümn ü bereket buldum. Ve hergün onun kabrini ziyaret etmek îtiyâdındayım. Kendime bir ihtiyaç ârız olunca hemen menzilimde iki rekat namaz kılıp Ebu Hanîfe'nin kabrine giderim. Onun merkadi yanında hâcetimi Allahü teâlâdan dilerim. Aradan çok bir zaman geçmeden hâcetim kazâ olunur." (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 4. cilt, s.197.)

Bu bilgi aynı zamanda şu kaynaklarda bulunabilir:

İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar Ale'd-Dürrü'l-Muhtar, Tercüme: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1982; c.1, s.63.

Nişancızâde Muhammed bin Ahmed, Mir’ât-ı Kâinât, Berekat Yayınevi, İstanbul, 1987; c.2, s.51.



KONUYLA ALAKALI İLAVE VESİKALAR

Ebû Sadık, Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet etmektedir:

Rasûlullah'u (sallallahü aleyhi ve sellem) defnettiğimizden üç gün sonra bir bedevi Arap yanımıza çıkıp geldi. Kendisini Rasûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabri üzerine attı. Toprağından başının üzerine saçmaya koyuldu. Şöyle dedi:

Ey Allah'ın Rasûlü, sen söyledin biz de senin söylediğini dinledik. Sen Allah'tan belledin biz de senden belledik. Allah'ın sana indirdiği buyruklar arasında da: ''Şayet kendilerine zulmettiklerinde..." âyeti de vardır. Ben kendime zulmettim. İşte sana, bana mağfiret dilemen için gelmiş bulunuyorum.

Kabirden ona: Sana mağfiret olundu, diye seslenildi.

Kaynak: Kurtubi Tefsiri, Nisa/64.



İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin müellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sabbâğ'ın bulunduğu bir grup âlim Utbâ'dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır : Hz. Peygamber (s.a.) in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah'ın Rasûlü, Allah Teâlâ'nın : »Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi:

«Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir.
Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır.»

Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Rü'yâmda Hz. Peygamberi (s.a.) gördüm. Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi'ye var ve Allah'ın kendisini bağışladığını ona müjdele.

Kaynak: İbni Kesir, Nisa/64 tefsiri.



Abdurahman ibn Sa’d (radiyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Bir kere Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anh)un ayağı uyuştu. O zaman sahabeden bir adam, ona en sevdiğin bir insanı an dedi. O da “Ya Muhammed” deyince, bağlardan kurtulmuş gibi rahatladı.

KAYNAKLAR:

Buhari el-edeb’ül-Müfred: 438 no:993 sh:262.

İbni Teymiyye, El-Kelimuttayyib adli kitabının 73. sayfasinda "Faslu firraculi iza hadirat ricluhu" bölümünde.

Şevkani Tuhfetuzzakirin adli kitabinin 267. sayfasinda.

İmam İbnü's-Sünni, fi Ameli'l-Yevmi ve'l-Leyle'de tahriç ettiğini İmam-ı Süyuti rahmetullahi aleyh Menahilü's-Safa, sayfa 63'de kaydetmiştir.

İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübra, IV/154.

Kadi İyaz, Şifa-i Şerif tercümesinde s.404 (Bedir Yayınevi).

Ayrıca bkz:

http://www.sunna.info/sarih/256.png


*****

The Salaf used to say Ya Muhammad! [May Allah bless him and grant him peace]

Selef “Ya Muhammed” diye nida ederdi (sallallahü aleyhi ve sellem)


*****

Imam Bukhari, Hafidhh Ibn Taymiyya and Qadi Shawkani all posed the same question, that if a person's foot becomes numb, what should he do? Their recommendations were the same, and included with their answer, the following hadith:

Some time after Rasul Allah, (May Allah bless him and grant him peace), had passed away, 'Abd Allah Ibn 'Umar [May Allah be pleased with Him] was in Najd where one day his foot became numb. As a remedy to alleviate the pain, a person said to him. "Remember the one whom you love the most!" Upon hearing this Ibn 'Umar [May Allah be pleased with Him] said "Ya Muhammad! [May Allah bless him and grant him peace]" and his foot made an immediate recovery from numbness.

[Imam Bukhari, Adab al Mufrad al Kalim al Tayyab; Hafidhh Ibn Taymiyya and Qadi Shawkani, Tuhfah al Dakireen chapter on Khadirat Rijluhu, and also Imam Nawawi's Kitab al Adkar]

İmam-ı Buhari, Hafız ibni Teymiyye ve Kadı Şevkani hepsi aynı soruyu sordular: “Birisinin ayağı uyuşursa, ne yapmalı?” Hepsinin tavsiyesi aynı idi ve cevapları ile beraber aşağıdaki hadis yazılı idi:

Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından bir süre sonra, Abdullah İbni Ömer Necd’de idi ve birgün ayağı uyuştu. Acısının geçmesi için birisi ona “En çok sevdiğini an!” dedi. Bunu duyan İbn Ömer “Ya Muhammed” deyince, ayağının uyuşukluğu hemen geçti.

[İmam Buhari, Hafız İbni Teymiyye, Kadı Şevkani, ve ayrıca İmam-ı Nevevi]


*****

Hafidhh Ibn Taymiyya writes, In the same way as 'Abd Allah ibn Umar's foot became numb and he remembered the one he loves the most, 'Abd Allah Ibn Abbas's foot also became numb. Someone also said to him to remember the one who he loves the most, whereupon 'Abd Allah Ibn Abbas said Ya! Muhammad [May Allah bless him and grant him peace] and his foot immediately recovered from numbness.

[Hafidhh ibn Taymiyya, Al Kalim al Tayyib chapter on Khadirat Rijluhu]

Hafız İbni Teymiyye der ki: Aynı şekilde Abdullah ibni Abbas’ın da ayağı uyuşmuştu. Ona da birisi en çok sevdiğini anmasını söyledi. Abdullah ibni Abbas “Ya Muhammed!” diye nida etti ve ayağının uyuşukluğu hemen geçti.

[Hafız İbni Teymiyye, El-Kelim-el-Tayyib, Hadirat Ricluhu bölümünde]


*****

Qadi Shawkani writes: If one is in trouble or is in distress, he should perform two nawafil rakats and then make a supplication. They should say ''Ya Muhammad!'' [May Allah bless him and grant him peace] and Allah most High will grant them what they requested and their problems and troubles should be resolved. The scholars of hadith say that this hadith is authentic and Tirmidhi, Hakim, Nasa'i, Ibn Majah and at-Tabarani record it.

[Qadi Shawkani, Tofah al Dhakireen chapter on Salaah al Hajah]

Kadı Şevkani der ki: Birisinin başı dertte ise veya sıkıntıda ise, iki rekat nafile namaz kılmalı ve sonra gönülden yalvarmalı [Allahü tealaya dua etmeli]. “Ya Muhammed” diye nida etmeliler ve Allahü teala isteklerini verecektir ve problemleri çözülecektir. Muhaddisler bu hadisin sahih olduğunu bildirmişlerdir ve Tirmizi, Hakim, Nesai, İbni Mace ve Taberani onu kaydetmiştir.

[Kadı Şevkani, Tuhfetuzzakirin]


*****

Hafidhh Ibn Kathir, Imam Tabari and Imam Ibn Athir all wrote [that]: During the Khilafa of Abu Bakr as- Siddique, may Allah be pleased with Him, there was a battle against the false Prophet Musaylima [of Najd]. When the battle commenced, the Muslims lost their footing at which point Khalid bin Walid, may Allah be pleased with Him, and the rest of the companions called out "Ya Muhammad!" [May Allah bless him and grant him peace] and proceeded to win the battle.

[Tarikh at Tabari, Tarikh Ibn Kathir and Tarikh Qamil by Imam Tabari, Hafidhh Ibn Kathir and Imam Ibn Athir and Ibn Jarir in Chapter Musaylima Kadhaab]

Hafız ibni Kesir, İmam Taberi ve İmam İbni Esir hepsi dediler ki: Ebubekr-i Sıddik radıyallahü anh hilafeti zamanında Necd'li yalancı peygamber Museyleme’ye karşı bir savaş oldu. Savaş başladıkta müslümanlar pozisyonlarını kaybettikleri zaman Halid bin Velid radıyallahü anh ve arkadaşları “Ya Muhammed!” (sallallahü aleyhi ve sellem) diye seslendiler ve devamında savaşı kazandılar.

[Taberi, İbni Kesir, İmam İbni Esir]

Kaynak: Traditional Scholarship and Modern Misunderstandings: Understanding The Ahl al-Sunna, by Abu Ammar.


Hz. Ömer'in, Hz. Abbas (radıyallahü anhüm) ile tevessülde bulunurken kullandığı ifadeyi hatırlayalım:

"Allah'ım! Biz daha önce sana Hz. Peygamber (s.a.v) ile tevessülde bulunurduk ve sen bize yağmur ihsan ederdin. Şimdi de Peygamberimiz'in amcası ile tevessülde bulunuyoruz; bize yağmur ver!" (el-Buhârî, "İstiskâ", 15.)

Şu sahih rivayet de pek meşhurdur:

Ensârın büyüklerinden Osman bin Huneyfin bildirdiği hadis-i şerifte, iyi olması için duâ isteyen bir âmâya, abdest alıp, iki rekât namazdan sonra, (Allahümme innî es'elüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin nebiyyirrahme, yâ Muhammed innî eteveccehü bike ilâ Rabbî fî hâcetî hâzihî li-taktiye-lî Allahümme şeffi'hü fiyye) duâsını okumasını emretmişti. Bu duâda, dileğin kabûl edilmesi için, Muhammed aleyhisselâmı vesîle etmesi emrolunmaktadır. Eshâb-ı kirâm, bu duâyı hep okurdu. Bu duâ, Eşi'at-ül leme'ât ikinci cildinde ve Hısn-ül hasîn'de senetleri ile birlikte yazılıdır. Şerh ederken (Peygamberini vesîle ederek sana dönüyorum) demektedirler. Bu duâlar gösteriyor ki, Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, onların hâtırı ve hürmeti ile duâ etmek câizdir. Bu duanın Türkçe meali şöyledir: (Yâ Rabbî! İnsanlara rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberin ile sana teveccüh ediyorum. Senden istiyorum! Yâ Muhammed “aleyhisselâm”! Dileğimin hâsıl olması için Rabbime senin ile teveccüh ediyorum. Allahım! Onu bana şefâ’atci eyle!) (et-Tirmizî, "De'âvât", 118; İbn Mâce, "İkâme", 189; Ahmed b. Hanbel, IV, 138; İbn Huzeyme, es-Sahîh, II, 225-6; el-Hâkim, el-Müstedrek, I, 313, 519; en-Nesâî, es-Sünenu'l-Kübrâ, VI, 169; a.mlf. Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle, 417.)

Ebubekir Sifil bunlar hakkında şu yorumu da yapıyor:

Tıpkı ilk hadiste olduğu gibi, bu rivayetin sıhhatinde de herhangi bir ihtilaf yoktur. Gerek İbn Teymiyye, gerekse el-Albânî, bu ve benzeri rivayetleri –sahih olduklarını itiraftan sonra– tevile tabi tutarak, buradaki tevessülün, "Hz. Peygamber (s.a.v)'in duasını istemek" anlamında olduğunu söylemişlerdir. Bunun zorlama bir yorum olduğu ise son derece açıktır. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) dua etmek isteseydi o anda eder, adamı abdest alıp iki rekât namaz kılarak bu şekilde dua etmesi için geri göndermezdi! Öte yandan "müteşabihat" konusunda tevili kesinlikle onaylamayan İbn Teymiyye ve takipçilerinin burada böyle zorlama yorumlara başvurmasına, önemli bir çelişki olarak başta İbn Teymiyye çizgisinde olduğunu söyleyenler tarafından dikkat çekilmelidir diye düşünüyorum. Ancak belirtmek gerekir ki, el-Albânî biraz daha insaflı davranarak "Eğer rivayette zikri geçen ama adam gerçekten Hz. Peygamber (s.a.v)'in zatı ile tevessülde bulunmuşsa, bu, Hz. Peygamber (s.a.v)'e özgü bir durum olur…" demiştir. (E. Sifil, Milli gazete)

Devam edelim:

Peygamberimiz duâ ederken (Allahümme innî es-elüke bi-hakkıssâilîne aleyke), yâni (Yâ Rabbî! Senden isteyip de verdiğin kimselerin hâtırı için Senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu [Sünen-i İbni Mace]. Hz. Alînin annesi Fâtımayı kendi mübârek elleri ile, mezara koyunca: (İğfir li-ümmî Fâtımate binti Esed ve vessi' aleyhâ medhalehâ bi-hakkı nebiyyike vel enbiyâillezîne min kablî inneke erhamürrâhimîn) demişti. Bu duâ (Yâ Rabbî! Annem Fâtıma binti Esedi mağfiret eyle, yâni günahlarını affeyle! İçinde bulunduğu yeri genişlet! Peygamberinin hakkı için ve benden önce gelmiş, Peygamberlerin hepsinin hakkı için bu duâmı kabûl et! Sen, merhametlilerin en merhametlisisin) demektir. Bunu pekçok alim ve hadis imamı bildirmiştir. (Mesela, bkz. Taberanî, Mu'cem-i Kebîr, No:871, 24/351, Evsat, No:191,1/152, Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, No:15399, 9/414, Ebu Nuaym, Hılyetül Evliya, 3/121.)

Görüldüğü gibi Peygamberleri (aleyhimüsselam) ve salih kişileri aracı/vesile yaparak dua etmek caizdir ve güzeldir. Böyle dua eden, sadece ve sadece Allahü teâlâdan istiyor, yalnız O'na dua ediyor.

Nasıl ki hekime giden, ilaç kullanan, hekimi ve ilacı sebep ve vesile edip Allahü teâlâ'dan şifa bekliyorsa. Buna "Allah'ı bırakıp hekimden yardım istiyorsun, hekime tapıyorsun, cansız bir maddeden (ilaçtan) medet umuyorsun" demek ahmaklık olur. Allahü teâlânın yarattığı sebebleri kullanmak tevhide aykırı değildir, sünnete uygundur.

İbni Teymiyye'nin bizzat kendi yazılarında tezadlar olduğu gibi, İmam-ı Zehebi'nin şu yazısı da hocası İbni Teymiyye'nin bazı yazılarını ve Vehhabileri tekzip etmektedir:

ez-Zehebî Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'sında (XVI, 400-1) diyor ki: İmam et-Tebarânî ile –kendisi gibi Hadis imamı olan– Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebu'ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde, açlık içinde geçen birkaç günün sonunda Ebû Bekr b. Mukrî, "kabr-i saadet"e giderek, "Ey Ellah'ın Resulü! Açlık bizi perişan etti!" diye serzenişte bulunur. Medine'de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve "Bizi Hz. Peygamber (s.a.v)'e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu" diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir.

Birkaç yeni iktibasla devam edelim.

Abdülhak-ı Dehlevî, (Cezb-ül-kulûb) kitâbında buyuruyor ki: (İbni Ebî Şeybe haber verdi: Hazret-i Ömer zamânında Medînede kaht oldu. Bir kimse, Kabr-i Nebevîye gelip, yâ Resûlallah! Ümmetin için yağmur düâsı yap! Helâk olacağız dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâsında görünüp, Ömere git! Yağmur geleceğini müjdele buyurdu. İbni Cevzî diyor ki, Medînede kaht oldu. Hazret-i Âişeye gelip, yalvardılar. Resûlullahın türbesinin tavanını deliniz buyurdu. Öyle yapdılar. Çok yağmur yağdı. Kabr-i şerîf ıslandı).

Şimdi bu haberler hakkında ilave bilgi verelim.

Sünen-i Darimi, 15. Bab, No: 94. (Madve Yayınları, c.1, s. 198):

93. Bize Ebu'n-Nu'mân rivayet edip (dedi ki) bize Sa'îd b. Zeyd rivayet edip (dedi ki) bize Amr b. Mâlik en-Nukri rivayet edip (dedi ki) bize Ebu'l-Cevzâ' Evs b. Abdillah rivayet edip şöyle dedi: Medinelilere çok şiddetli bir kuraklık isabet etmişti de Aişe'ye dert yanmışlardı. Bunun üzerine o şöyle demişti: "Hz. Peygamber'in -sallallahu aleyhi ve sellem- kabrine bakın ve ondan göğe (doğru) bir delik açın. Öyle ki onunla gök arasında hiçbir tavan kalmasın!" (Râvi) dedi ki, onlar bu (söyleneni) yaptılar. Bunun sonucu öyle bir yağmur yağdı ki nihayet otlar bitti, develer etlenip yağlandılar. Hatta iç yağından (çatlayıp) yarıldılar. Bundan dolayı (bu yıla) "yarık yılı" adı verildi.

Diğer rivayete geçelim:

İbni Ebî Şeybe haber verdi: Hazret-i Ömer zamânında Medînede kaht oldu. Bir kimse, Kabr-i Nebevîye gelip, yâ Resûlallah! Ümmetin için yağmur düâsı yap! Helâk olacağız dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâsında görünüp, Ömere git! Yağmur geleceğini müjdele buyurdu. ...

Bu rivayet hakkında daha fazla malumat için şu siteye bakılabilir:

http://hadithproofsfortawassul.blogs...ik-al-dar.html

İngilizce metinde şu alimler ve kitapları zikredilmiş:


Musannaf (12/31-32) of ibn Abi Shayba (d. 235 AH)
Imam al-Bayhaqi's Dala'il al-Nubuwwa (7/47)
al-Irshad fi Ma'rifa Ulama al-Hadith of Hafiz al-Khalili
Ibn Kathir in al Bidaya wal Nihaya (7/106)
Hafiz Ibn Hajar al-Asqalani in al-Isaba fi Tamyiz al-Sahaba (3/484)
Hafiz ibn Hajar in Fath al Bari (2/495)
Imam ibn Abdal Barr in al-Isti’ab (2/464)

Yazının sonunda da şu yorum var:

"Note: All of these Imams narrated it and not one of them weakened it let alone said it leads to Shirk as some of the innovators of this age claimed! In fact Imam ibn Hajar and Imam ibn Kathir explicitly declared its Isnad to be Sahih. Ibn Kathir in his recently published: Jami al-Masanid (1/223) - Musnad Umar - declared it as: "Isnaduhu Jayyid Qawi: ITS CHAIN OF TRANSMISSION IS GOOD AND STRONG!" Let the pseudo-Salafiyya take note - that this is the ruling of ibn Kathir in 2 places, and he was associated with Ibn Taymiyya."

Yaklaşık tercümesi:

Not: Bütün bu imamlar bunu rivayet etmişler ve bir tanesi bile onu zayıflatmamıştır; hele zamanımızdaki bid'atçıların iddia ettiği gibi şirk olduğunu hiç biri söylememiştir. Aslında, İbni Hacer [Askalani] ve İbni Kesir onun isnadının sahih olduğu açıkca ifade etmişlerdir. İbni Kesir yakın zamanda basılan kitabında (Camiül Mesanid (1/223)), "isnaduhu ceyyid kavi" = rivayet zinciri iyi ve kuvvetlidir, demiştir. Selefiler not edin: Bu İbni Kesir'in iki ayrı yerdeki hükmüdür; o İbni Kesir ki İbni Teymiyye'nin çevresindendir.

Buradaki açıklamaya göre bütün bu alimler (bilhassa İbni Hacer-i Askalani ve İbni Kesir) bu rivayetin sahih olduğunu bildirmişlerdir. Ayrıca İbni Hacer-i Mekki hazretleri de bu hadisi şöyle yazmıştır:

"...Bundan başka, Resûlullah ile tevessül istigâse etmek demek, Onun düâ etmesini istemek demekdir. Çünki O, kabrinde diridir, istiyenin istediğini anlar. Sahîh haberde bildirildi ki: (Emîr-ül-mü’minîn Ömer “radıyallahü anh” zamânında kaht [kıtlık] oldu. Eshâb-ı kirâmdan birisi, Resûlullahın kabri yanına gelip, yâ Resûlallah! Ümmetine yağmur yağması için düâ eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, buna rü’yâda görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Rü’yâda ayrıca (Ömere git, Selâm söyle! Yağmur yağacağını müjdele. Keys ile hareket etmesini söyle!) de buyurdu. Keys, yumuşak davranmakdır. Ömer “radıyallahü anh” sert idi. Dînin emrlerini yerine getirmekde şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halîfenin yanına geldi. Olanı anlatdı. Halîfe dinledi ve ağladı. Bir habere göre rü’yâyı gören, Eshâbdan Bilâl bin Hâris Müzenî idi. Burada, rü’yâyı değil, Sahâbînin, Resûlullahın kabrine gelerek tevessül etmiş olduğunu bildirmek istiyoruz. Görülüyor ki, Resûlullahdan, hayâtda iken olduğu gibi vefâtından sonra da, dileklerin hâsıl olmaları için düâ buyurması istenilir. Onun düâ ve şefâ’at etmesi ile dilekler hâsıl olduğu gibi, hayâta gelmeden önce ve hayâtda iken ve vefâtından sonra, Onu vesîle ederek yapılan düâ ve tevessüller de kabûl olmakdadırlar." (İbni Hacer-i Mekki; Cevher-ul-Munzam)


İBNİ TEYMİYYE'DEN BAZI VESİKALAR

İbrahim ibni Abdurrahman ibni Abdülkaarî’in beyanına göre İbni Ömer’in, elini Resulullah’ın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) minberinde oturduğu yere koyup, sonra yüzüne sürdüğü görülmüştür.

İbni Kuseyd ve Utbî’den rivayet edildiğine göre, Mescid-i Nebevî tenhalaştığında Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı, minberin kabr-i şerif tarafındaki Rummane'ye (Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sağ eliyle tuttuğu nara benzeyen topuza) sağ elleriyle dokunup teberrükte bulunurlar, sonra kıbleye yönelip bu vesile ile Allahü Tealâ'ya yalvarırlardı.

(Kazî lyaz, Eş Şifâ bi ta'rîf-i Hukûki'-l Mustafa, 2/86; İbni Sa'd, Tabakât, 1/254)

Bu gibi teberrüklere şirk diye karşı çıkan Vehhabî fırkasının en büyük dayanağı olan İbni Teymiyye bile bir çok sapıklıklarına rağmen, bu hususta doğru bir nakil yaparak,

"İmam-ı Ahmed ibni Hanbel’in, Resulullah’ın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) minberine el sürmeye ruhsat verdiğini, İbni Ömer, Said ibni Müseyyeb ve Yahya ibni Said (Radıyallahü Anhum) gibi Medine-i Münevvere'nin en büyük fakîhlerinin bunu yaptıklarını" zikretmiştir.

(İbni Teymiyye, İktizâu's-Sirati'l--Müstakim, s.367)

Kaynak: Ruh-ul Furkan.


Hafidhh ibn Taymiyya says that:

In the time of a drought, a person came to our Prophet’s grave and complained about the drought. He then saw our Prophet, (May Allah bless him and grant him peace), who said go to ‘Umar and tell him to perform the Salaah of Istisqah. There are numerous true narrations similar to this.

[Iqtisa Sirat al Mustaqim, page 373, Also Imam Bukhari has mentioned about this in his book, Tarikh al Kabir, biography of Malik al dar]

Kaynak: Traditional Scholarship and Modern Misunderstandings: Understanding The Ahl al-Sunna, by Abu Ammar.

Hafız İbni Teymiyye der ki:

Kuraklık olduğu zaman, birisi Peygamberimizin (aleyhisselam) kabrine geldi ve kuraklık hakkında şikayet etti. Daha sonra [rüyasında] Peygamberimizi gördü. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) "Ömer'e git ve İstiska namazı kılmasını söyle" buyurdu. Buna benzeyen birçok doğru rivayet mevcuttur.

[İktizâu's-Sirati'l--Müstakim, s. 373; Ayrıca İmam-ı Buhari bundan Tarih el-Kebir kitabında, Malik el-Dar'ın hal tercümesinde bahsetmiştir.]


Hafidhh Ibn Taymiyya writes:

Some people came to the grave of our Prophet, (May Allah bless him and grant him peace), and requested something, and their needs were fulfilled. In the like manner, the pious people can also fulfill the needs of people - and we do not deny this.

[Iqtida as Sirat al-Mustaqim, - page 373, Hafidhh Ibn Taymiyya]

Hafız İbni Teymiyye yazıyor:

Bazı insanlar Peygemberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrine gelerek Peygamberimizden birşeyler istedi ve istekleri yerine geldi. Bunun gibi, salih zatlar da insanlara yardım edebilir. Biz bunu inkar etmiyoruz.

İktizâu's-Sirati'l-Müstakim, s. 373.

Kaynak: Traditional Scholarship and Modern Misunderstandings: Understanding The Ahl al-Sunna, by Abu Ammar.

Hafidhh Ibn Taymiyya writes:

A person came to the blessed grave of the Messenger of Allah, (May Allah bless him and grant him peace), and requested food from the Prophet and sat down. After a while a Hashmi [a member of the Prophet’s (May Allah bless him and grant him peace] family came to him. He had with him a tray of food, and said, “this food has been sent by the Prophet, (May Allah bless him and grant him peace), and with it he gave a message: eat it and leave from here because whoever loves us does not make this kind of desire”.

[Iqtida as Sirat al Mustaqim, page 290 by Hafidhh Ibn Taymiyya]

Hafız İbni Teymiyye der ki:

Peygemberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek kabrine birisi gelerek Peygamberimizden yiyecek istedi ve oturdu. Bir süre sonra Haşimilerden biri geldi. Yanında bir tepsi yiyecek vardı. Dedi ki: "Bu yiyecek peygamberimiz tarafından gönderildi ve bununla sana şu mesajı gönderdi: bunu ye ve buradan git, çünkü bizi seven bizden bu tür istekde bulunmaz."

İktizâu's-Sirati'l-Müstakim, s. 290.

Konu Murat Yazıcı tarafından (18.05.2007 Saat 19:05 ) değiştirilmiştir..
Murat Yazıcı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #107
Alt 25.02.2008, 17:49
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....