Üyelik tarihi: 11.03.2007 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| An ve An 25 Ocak 2000 25 Ocak 2000...
"NOEL BABA Operasyonu: Devlet, kapıdan giremediği Metris'e bu sefer bacadan girdi; 12 saatlik bir direnişten sonra uzlaşma sağlandı ve eylem bitti." 26 Ocak 2000 tarihli gazetelerde bu ifadelerle yer aldı hadise... Bu tarihin ve bundan sonraki hadiselerin hangi mânâya denk geldiğini fısıldayan ifadeler... "İfade": Şekil, sûret, çehre, tarz, usûl, gibi kelime ve mânâlarla aynı silsileden... Gazetelerin bu ifadesinden de, küfrün sırtlan yüzü görüldü! 1999 ümmetin kurtuluş yılıdır!" ifadesi de, "parça bütünün habercisidir" hikmetine denk bir yerde, bütün çehresiyle zahir oldu... Hamd ederiz! "Bazı galibiyetler vardır; mağlûbiyetten beter"!.. Rus ordusunun, Grozni'yi ele geçirmesine sevinememesi gibi... Büyük İslâm mücahidi Barbaros Hayreddin Paşa, böyle "mağlûbiyetten beter bir galibiyet" kazanan küffâra şöyle demişti: "Siz bizim sakalımızı kestiniz ama, biz sizin kolunuzu budadık! Sakal yeniden ve daha gür olarak yerine gelir, kesilen kol ise bir daha yerine gelmez!" 25 Ocak 2000 tarihinde, saat 03:15'ten 17:15'e kadar süren, 14 saatlik gölgeler savaşı... O Bir yanda küfrün ve zulmün gölgesi, öbür yanda mağduriyetin ve masumiyetin... Evet mağdur ve masumuz! Denilebilir ki: "Mağdur olabilirsiniz ama pek de masum sayılmazsınız"!.. Deriz ki: "Hangi mağdur sonuna kadar masum kalabilir? Zulme boyun eğmek de zalimlik değil mi? Haksızlık karşısında susan ancak dilsiz şeytan değil mi? 25 Ocak 2000 tarihinde, saat 03:15'ten 17:15'e kadar süren, 14 saatlik gölgeler savaşı... Bir yanda küfrün ve zulmün gölgesi, öbür yanda mağduriyetin ve masumiyetin... Evet mağdur ve masumuz! Saat: 03:15... Nöbetçilerin "asker geldi" işaretiyle, çoğu zaten ayakta olan koğuşta hareketlenme... Avludaki çadırlar iki dakikada boşaltıldı; alınması gerekenler alındı ve avlu kapısı dışında bütün kapılar kilitlendi... Ağızlarından tek bir cümle çıkıyor: "TESLİM OLUN!" "Zaten mahkûmuz ve cezaevindeyiz"... "Teslim olun!" "NEDEN? Ne yaptık; eylem mi yaptık, isyan mı çıkarttık, rehin mi aldık?. "TESLİM OLUN!" "Mahkemeye çıkartmak için geldiyseniz, müdür ve savcı ile konuşun; iki gün önce mahkemeye çıkacağımıza dair kendilerine söz verdik!” "Teslim olun!" "Biz söz verdiysek tutarız; mahkemeye çıkacağız! Gidin cezaevi müdürü ve savcısına sorun!" "TESLİM OLUN!" Mazgaldan uzanan namlu; ve ilk ateş... Hem de hedef gözeterek! Görüşmede bulunan arkadaş, namluyu görür görmez kafasını yana çekiyor; kulağını sıyırarak geçen G-3 mermisi... Peşinden bir şarjör mermi daha... "DEVLETİN ŞEFKATLİ ELLERİNE TESLİM OLUN!" Zaten devletin şefkatli(!) ellerindeyiz; cezaevindeyiz! Ve bunların niyetleri kötü; havaya değil, hedef gözeterek tetiğe basıyor devletin şefkatli eli... Gecenin bir yarısı, teslim olursak hepimizi kurşuna dizecekler ve televizyon kanalları "kahvaltı" haberlerinde, "METRİS'TE YİNE İSYAN; İBDA-C'Lİ MAHKUMLAR ASKERE SALDIRDI! ÇIKAN ÇATIŞMADA TERÖRİSTLER ÖLÜ OLARAK ELE GEÇİRİLDİ." denilecek... Halkı kandırmak için, "çok sayıda mehmetçik de ağır yaralandı" denilecek... Bunlar Ankara'dan getirtilmiş özel birlik; "A TAKIMI"!.. Başka ülkelerin de böyle özel birlikleri var. Rusların Çeçen müslümanlara karşı geliştirdiği OMON birlikleri meselâ... Bu takımın mevcudu 2 bin... Ve MOSSAD'dan eğitimli... Gün ışıyıp, saldırı haberi cezaevi duvarlarını aşarak duyulana kadar direnemezsek hepimizi öldürecekler!.. Kapıların arkasına, dolaplarla anında barikatlar kuruluyor; çaprazlamasına yaslanmış, içleri dolu çelik dolaplardan... Kapıyı keserek girmeye kalkarlarsa eğer, bu da zor; kapıların arkasında orjinal bir kilit sistemi var... Kapıyı bir şekilde hâlletseler bile, içeriye girdiklerinde dolapların üzerinden birer ikişer geçerek ancak gelebilirler... Nitekim, 3-4 saat uğraşmalarına rağmen açamadılar ve kapıdan girmekten vazgeçtiler... Ama tavana yakın camlardan hedef gözeterek açılan ateşler hiç susmadı; ilk üç arrkadaşımız oradan vuruldu... Saat 03:45... Çatıda sesler; matkap sesi... Tavanı deliyorlar! Anlaşıldı: Oradan gaz bombası atacaklar! Tertibatlıyız... Karşımızdaki C Blok'ta ("İslâmî Hareket" tutuklularının kaldığı blok)operasyonu yönetenleri görüyoruz; demek ki emir komuta oradan... Delinen tavandan sayısız gaz bombası gelmeye başlıyor... Tertibatlıyız; korunuyoruz... Saat 04:50... Molotof kokteyl atarak, avludaki çadırlarımızı yakıyorlar... İçinde bizden biri varsa ölsün diye mi? Hayır! Bunu da düşünmüş olabilirler ama, asıl isyancılar yangın çıkardı bahanesiyle itfaiye araçlarıyla tonlarca su sıkacaklar... Göz yaşartıcı bomba diye attıkları, aslında zehirli kimyasal madde ihtiva eden bombaların muhtevası bu su ile temas edince daha etkili hâle gelecek ve zehirleneceğiz... Bir saat içinde 30 adet civarında bomba atılıyor... Tertibatlıyız; korunuyoruz; ama bu attıkları bildiğimiz gaz bombası değil... Vücutlarımızın ıslanan bölgelerinde yanıklar oluşuyor... Resmen kimyasal bomba atıyorlar... Saat 07:00... Sabah namazını savaş düzeninde eda ettik ve sabahı gördük... Dışarıda kar yağıyor; sabahın bıçak gibi ayazında göklere ağıyor tekbir ve tehlillerin en içlisi... Amaçlarına ulaşamadılar; sabah oldu ve hepimiz sağız... Çıldırıyorlar... Artık "teslim olun" filân dedikleri yok... Tavan başka yerlerinden de deliniyor... Bombalar.. Silâhlar... Saat 11:00... Ethem Köylü ve Şükrü Sak kurşun yarası alıyorlar... İçerisi kokudan ve dumandan geçilmiyor... Yandaki blokun bahçesine bakan "lokâl"in duvarını hava akımı olsun diye yıkıyoruz... Rüzgâr da bizden yana esiyor; rüzgâr melekleri bizim yanımızda... Koğuş kapılarını da açıyoruz ve bir nebze olsun nefes alabiliyoruz... Sularımız da akıyor; kesmeyi unutmuşlar zâhir... Saat 11:30... Üç arkadaşta kurşun yarası... Bir arkadaşımızda da zehirlenme belirtileri... Bayılmalar başlıyor... "Yaralı çıkartıp teslim edeceğiz; ateşi kesin!" Kesiyorlar... Yaralı arkadaşlarımız belden yaralı oldukları için çok dikkatli olmak gerekiyor... Yaralıları bahçe kapısına yakın bir yere bırakıp geri dönmekte olan arkadaşlarımız bir anda yaylım ateşine tutuluyorlar... Nâmertlere bakın! Biz cezaevinde ne savaş ne isyan çıkarmamışken bu saldırı yapılıyor... Haydi savaşsa savaş diyelim; sağlık görevlilerine ateş açıldığı nerede görülmüş! Saldırı boyunca, 9 arkadaşımız böyle, kurşun yağmuruna tutulacaklarını bile bile yaralı arkadaşlarını dışarıya çıkartırken vurulup alınıyor... Saat 12:00... Radyodan haberleri dinliyoruz.... Vali midir, savcı mıdır, emniyet müdürü mü; neyse... "Teslim oldular; eylem bitti!" açıklaması yapıyor... Ne eylemi, ne bitmesi, ne teslimiyeti!!! O açıklamayı halka duyuran kanalların cezaevi önündeki muhabirleri, hiç susmayan tabanca ve G-3 seslerini duymuyorlar mı? Avukatlara ulaşmaya çalışıyoruz; öğreniyoruz ki, bütün yolları kesmişler ve yüzlerce kişi ile birlikte avukatlar da gözaltına alınmış... Avukatlarımız medyaya, "silâh kullanıyorlar, katliam yapacaklar, hepsini öldürecekler" açıklaması yapmış olduğu hâlde, medyanın sesi geceden kesilmiş ki; "Metriste yine isyan..." diye haber veriyorlar... Ne isyanı, ne eylemi?! 'Daha iki gün öncesinden, 26 Ocak'taki duruşmaya gidileceği, savcılara ve cezaevi müdürüne söylenmiş olduğu hâlde, böyle bir saldırıya maruz kalmışız, gecenin üçünden beri yaylım ateşi altındayız ve biz sadece canımızı korumaya çalışıyoruz; adi medya haberi biz isyan çıkartmışız gibi veriyor... Saat 13:00... On saattir aralıksız süren sayısız bomba ve kurşun yağmuru altında Allah bizi koruyor... Saat 13:00 itibariyle 9 arkadaşımız "devletin şefkatli ellerine" düşmüş durumdalar... Gördük o "şefkatli el"i... Yaralı taşıyan arkadaşlarımızı önce "dur" ihtarında bile bulunmayarak arkadan vurdular... Yetmedi; yaralı arkadaşlarımızı yerde sürükleyerek ve o yaralı hâllerine bakmadan çift sıra dizilip koridor oluşturarak jop, dipçik, tekmelerle yaralarına vura vura dışarı çıkarttılar... Tavanda yirmiye yakın delik açtılar; oradan bomba yağmuruna devam... Silâhlar da kin ve ölüm kusuyor... Saat 13:30... Yüz metrekarelik koğuşun hâli, yıllardır Rus bombardımanı altındaki Grozni'yi andırıyor... Dumandan göz gözü görmüyor; siyah, yeşil, sarı, beyaz renkte kimyasal bomba dumanları içerden dışarıya yükselirken, çatıdaki "A Takımı" elemanları kendi zehirlerinden zehirleniyor; açık havada, çatıda bile bu zehirli dumana yarım saat dayanamıyorlar; devamlı nöbet değiştiriyorlar... İçeriye düşen her bombayı hemen alıyoruz, su kovasının içine sokup ağzını kapatarak dışarı fırlatıyoruz… Saat 14:00... Tavan elek gibi oldu; delinmedik yeri kalmadı... Çatılardan, maltadan, koğuş kapılarından uzanan namlular hiç susmuyor... Yeleklerimiz delik deşik; Allah bizi koruyor... Saat 14:30... Mutfak kısmı yanıyor; molotof attılar... Hem mutfağa, hem koğuşa, hem tuvalet-banyo bölümüne, hem lokâle bomba ve kurşun yağıyor... Yedi-sekiz arkadaş, tekbir ve kelime-i şehâdet getirerek kendilerini avluya atıyorlar... Çırpınıyorlar ve boğulur gibi öksürüyorlar!.. Avlunun üstünde yoğun bir sis tabakası... Çatıdakiler avluda çırpınan arkadaşlarımızı göremiyor ama rastgele avluya kurşun yağdırıyorlar... Arkadaşlarımız zehirlendiler... Bu durumda nefes alıp vermeyi nasıl yapmak gerektiğini iki-üç saniyeliğine unutup normal nefes almaya kalktın mı ölüm kaçınılmaz... Bu satırların yazarı da, işte tam bu anda, silâh destekli en yoğun saldırı anında, koşuşturup dururken ayağı birşeye takılıp düşüyor ve elindeki koruyucu havluyu da düşürüyor... Bir an, her taraftan yağan kurşunlardan korunma hissiyle paniğe kapılıp normal bir nefes alıyor... - "Eşhedü enlâ..." Hemen elbisesiyle yüzünü kapatıyor, nefesini sağlamlaştırıyor; "Lâ havle..."ye sarılarak vartayı atlatıyor... Kendilerini avluya atan arkadaşlar yaralı ve esir... Saat 15:15... Koğuşun tavanı ince elek... İçeride artık hiçbir tedbir ve tertibatla bile alınacak hava kalmadı; cephesi camlı ve gövdesi delik "lokâl"deyiz... Burası nisbeten iyi; bir miktar oksijen var... İhtiyaç gidermek için "lokâl"in tuvaletine giren Salih Sevim'in kafasına, havalandırma deliğinden, G-3'le "nokta" atış... Kurşun, saçlarını ve kafa derisini yakarak geçiyor... Allah koruyor... Saat 15:30... Molotoflarla çıkartılan yangın ve sayısız kimyasal bombalar ile içerisi cehenne dönmüş durumda... Çatıda açılan sayısız delikten üzerimize kurşun yağıyor... Koğuşun zemininde kurşun değmemiş santimetrekare bile yok... Üzerimizdeki koruyucu yelekler delik deşik... Bütün duvarlar yanık ve yıkık... Bizi hâlâ öldüremediler! Allah koruyor... Ve yine o ses duyuluyor: - "Devletin şefkatli ellerine teslim olun!" Halbuki biz burada, cezaevinde "devletin şefkatli ellerinde" zannediyorduk kendimizi... Beki bu bombaları hangi el atıyor; bu kurşun yağmurunu kimin eli tetikliyor? - "Devletin şefkatli ellerine teslim olun!" "Sin-Kaf"!!! Saat 16:00... Saldırı "lokâl"de yoğunlaşıyor... Sirkülasyon için açtığımız delikten, kendilerini "C Blok"un bahçesine atan 6-7 arkadaş; zehirlendiler... Etraf simsiyah; pis bir duman ve dayanılmaz koku... C Blok'un bahçesinde biraz nefeslenip kendilerine gelen arkadaşlar "lokâl"e girmek için hamle ettikleri anda farkediliyorlar... - "Ateş!"... Yaylım ateşine tutuluyorlar... Murat Çilhan arkadaşımız karnından üç tane G-3 mermisi yiyor... Diğer üçü de bacaklarından ve muhtelif yerlerinden... Hemen tahliye edilmeleri lâzım! "Yaralı çıkartıyoruz ateşi kesin!" Dört arkadaş, bu sözün nâmert nezdinde hükmü olmadığını bile bile, başlarına gelecek olanlara tereddütsüz razı olarak dışarı çıkartıyorlar yaralıları... Dışarıya çıkar çıkmaz, ellerinde yaralılar olduğu hâlde yaylım ateş açıyor... İki arkadaş geri dönebiliyor; öbürleri yaralı ve esir... Murat Çilhan'ı tahliye eden Sencer'in: ".. karnında iki-üç kurşun... .. bağırsakları dışarıda Efendim!.." sözleri... Tekbir sesleri göklere ağıyor... Gözyaşları... Sencer yanımızda, "lokâl"de, duvarın dibinde... - "Ahh!!!" Bu Sencer'in sesi... Arkadan gelen bir G-3 mermisiyle belinden yaralanıyor... "Hakkınızı helâl edin... Eşhedü enlâ ilâhe illâllah... Ve eşhedü en..." Hemen tahliye ediliyor; kurşun yağmuru altında... Saat 16:40... -Burak Çileli, Hayreddin Soykan ve İbrahim... G-3'le vuruldular... Hayreddin elini bacağına atıyor; kan ve bir parça et geliyor eline... İbrahim'in kemikleri paramparça... Yaralılarla beraber yirmi kişiyiz... Saat 17:00... Bomba ve kurşun yağmuru daha da yoğunlaşarak devam ediyor... - "Bitirelim mi Efendim?" Ali Osman bu! "Bitirelim mi Efendim?" diyor; "perdeyi kapatalım; alkış gelsin!" der gibi bir hâli var; asla yenik ve yılgın değil... - "Size kıyamıyorum ki..." Sadettin Ustaosmanoğlu konuşuyor: - "Ateşi kesin!" Bir an sessizlik... - "İnsan gibi muamele edeceksiniz! Darp yok! Yoksa devam!!! - "TAMAM! SÖZ! DARP YOK! İNSANCA MUAMELE EDECEĞİZ! SÖZ!!! - "Sedye getirip yaralıları alın!" "Gelmeyiz; siz getirin!" Allahım; şunlara bakın, korkuyorlar! 14 saattir zehir solumuş, baygın vaziyette ve yarısı da zaten yaralı 20 insandan korkuyorlar... Bizler ise tevekkül içindeyiz ve rahatız! Saat 17:05... Kumandan Mirzabeyoğlu, B-2 Blok'un kapısında... ‑"Kalkan", uzaktan sesleniyor: "Tek tek, ellerinizi kaldırarak, silâhsız gelin!! Kumandan Mirzabeyoğlu'nun dudaklarında kırık bir tebessüm: - "BİZİMKİ ERKEK SÖZÜDÜR, NE DEDİYSEK O! DEVLETİNLE KARIŞTIRMA!!! Tam bu esnâda, "lokâl"in duvarında açılmış olan delikten uzanan bir namludan ateş ediliyor; Kumandan Mirzabeyoğlu'na... - "Şerefsiz köpekler! Sözünüzün değeri bu kadar mı; arkasında dursanıza!" "Kalkan", "kesin ateşi!!!" diye bağırıyor... Delikten uzanan namlu çekilip kayboluyor... - "TAMAM! GERÇEKTEN SÖZ! DARP YOK! İNSANCA MUAMELE EDECEĞİZ! SÖZ!!! Yaralılarınızı getirin..." -Hâlâ bahçeye girmeye cesaret edemiyorlar... Kumandan Mirzabeyoğlu bize dönüyor: - "Şimdi bizim timin ******ları da oradadır; fırsat bekliyorlar!.." Leş kargaları!!! Sedyeler geliyor... İbrahim, bacağı kemikten parçalanmış olduğu için dikkatle taşınarak tahliye ediliyor... Acıdan ve kan kaybından gözleri perdelenmiş olmalı ki, B-2 Blok'un kapısından çıkartılırken elime sarılıyor: "Kumandanım! Affedin; hakkıyla savaşamadık! Hakkınızı helâl edin!.." Ağlıyor... Ben, şaşkın ve mahcup; hemen yanımızda duran Kumandan Mirzabeyoğlu'nu göstermeye çalışırken... Kumandan Mirzabeyoğlu kafama küçük bir şaplak vuruyor... - "Bozma!.." İbrahime bakıyor... Sonra bizlere... Sonra... - "GÖRÜŞECEĞİZ! HEM DE ÇOK YAKINDA! BÜYÜK ZUHURLA!.. KENDİNİZE İYİ BAKIN!” Saat 17:10... Sadeddin USTAOSMANOĞLU'nun "Hadi şimdi sen!" işaretiyle, Kumandanımıza sadece "Allah'a emanet olun!" diyebiliyorum... Başka ne diyebilirim; Allah'tan başka herşey boş!.. Kapıda "Kalkan"! "Anlaşmaya uyun; sözünüzde durun!" diyorum... - "Birşey olmayacak; ellerin havada gel!" Hâlâ korkuyor nâmertler!.. Bahçe kapısından maltaya çıktığımda, koridorun kalkanlı, joplu, tüfekli, rütbeli nâmertlerle kaynadığını görüyorum... - "Sabahtan beri sizin ÖLMEMENİZ için çalışıyorum!" Kim bu sesin sahibi? Dönüp bakmak isterken, kolumdaki iki yüksek rütbeli ve zırhlara bürünmüş nâmertten solumdaki kolumu kırıyor... Canım yanıyor... Ben, bizim ölmememiz için uğraştığını söyleyen sesin sahibini görmeye çalışıyorum... Bu sefer fena kırıyor kolumu!.. - "Kırma lan! Sin-Kaf!!!" "Kalkan", karşıdan "dokunma!" diye bağırıyor... Sağımdaki de, "düzgün tutsana lan!" diyor... Aklım o sesin sahibinde... Yürüyoruz... "Koridor" bekliyorum... Henüz yok! "Şebeke"de bir nâmert küfrediyor; pis pis yüzüne bakıyorum... Sağ kolumdaki, küfreden nâmerte "sus" diye işaret ediyor... İdari bölümdeyim; Fazıl Arslantürk de orda... Fazıl Ağabey'in cebinden çıkan -2.700- Amerikan Doları ile, bendeki -2.550- Doları cebe atmaya kalkıyorlar... Zorla kaydettiriyorum! Saat 17:30... 'Cümle kapısı; cezaevinin dışındayım... Askerî binaya doğru götürülürken oranj renkli kabanlı bir kameraman beni çekiyor... - "Adınız ne?" Ne kadar da kibar; KÖPEK!!! Bizim Tim'den... Askerî bölümdeyim; tekrar arama, tekrar kamera çekimi... Bu kameraman Jitem'den... Burada ne kadar zaman geçti bilmiyorum... Bir müddet sonra Saadeddin Ağabey ve Ali Osman geliyor! Kumandan?!! Ali Osman'ı bir bölmeye sokuyorlar... Bahaeddin USTAOSMANOĞLU'nun traş edilmiş hâlini görmüştüm... Acaba Ali Osman'ı da?! O bölmeden çıkartılırken başımı çevirip bakmıyorum Ali Osman'a; traş edilmiş hâlde görmek istemiyorum... Galiba o da öyle isterdi... Alçaklar! "Şefkatli el", "devlet sözü", "asker yemini" ha?! Alçaklar!!! Saat kaç; bilmiyorum... Dışarıya çıkarttıklarında ilk dikkatimi çeken, her tarafın bembeyaz hâliydi; kar!.. Rüya; ayniyle vâki... "Yemekhâne"ye götürülüyoruz! Arkadaşların bir kısmı orada; traşlı... Biraz sonra bir grup daha getiriliyor; "ring"de imişler, hâliyle donmuşlar!.. Kumandan Mirzabeyoğlu'ndan haber yok!!! Bize bunu yaptıklarına göre, ona "özel" muamele yapacakları kesin!.. “Yemekhane'ye askerleri dolduruyorlar... Maksatları, bizi bu hâlde seyrettirmek; "işte sizi 5 Aralık 1999'da esir alan heriflerin hâli" diyerek... "Yakışmış!" diye aklınca dalga geçen bir iki rütbeli nâmert!.. Erkekliği kıldan tüyden ibaret bir şey zannedip, saçımızı sakalımızı keserek namuslarını kurtardıklarını zanneden nâmertlere, Eskişehir'e gelir gelmez ilk iş olarak gusül abdesti aldığımızı bildiririz... Saat 23:45... Yemekhanedeki duvar saati böyle söylüyor... Burada dokuz kişi kaldık; diğer arkadaşlar Kartal'a sevkedildiler, Metris'te kalacak olanları da alıp götürdüler... Yahya Yıldırım, İbrahim Demirci, Mustafa Günaydın, Mustafa Şişman, Fatih Turgut, Mustafa Sabah, Salih Sevim, Ekrem ve ben Eskişehir yolcusuyuz; Turan Bartın da gelecek ve 10 kişi olacağız! Bu saate kadar ne yemek verdiler, ne tuvalete çıkardılar... Hepimizin elleri arkadan sımsıkı kelepçeli... Ekrem'in bilekleri mosmor; benim de öyleymiş... Turan Bartın gelmiyor; vücudunda kurşun yarası varmış ve hastahanedeymiş... "Ring"e biniyoruz; 12 saat tutacakmış yolculuk...Sabah, saat dokuz civarında karlı Eskişehir'deyiz... Üzerimiz dinden beri sırılsıklam; ve sayısız kimyasal bombanın hatırası olarak rengârenk; ve yer yer yanık... Üst araması yapacak olanlar yandı; nitekim yandılar da!.. İşte nâmertlerin "yenilgiden beter galibiyet"lerinin hikâyesi... ••• Tarih: 10 Ocak 2000... "Mescid"de, sabah namazını bekliyoruz... Söz "Bandırma"'ya geliyor... "Ben 28'ine işaret etmiştim... Aralık 28'de pek birşey olmadı. Altı Ocak'ta Bandırma patladı; demek 28, 28 Ramazan'mış... Eğer bu 28, o 28 ise; önümüzde bir vukuat daha var!" 25 Ocak 2000; "ne diyorsa o"!.. ••• "Sabahtan beri sizin ölmemeniz için çalışıyorum!" Kimdi bu sözün sahibi?! İns mi, cin mi, melâikeden mi, eyliyadan mı, şühedâdan mı?!. Yoksa?! Yoksa!? "OĞUZ"?!! ••• Zafer Allah'ındır! "Yalnızca Allah'a kulluk ederiz. Ve yalnız Allah'tan yardım dileriz!!! |