İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Kitablar ve Dergiler
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #81
Alt 26.02.2007, 16:51

 
Üyelik tarihi: 06.02.2007
Mesajlar: 45
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
ALLAH BİRDİR ALLAH SAMETTİR O DOĞURMAMIŞ VE DOĞMAMIŞTIR

Konu gençüsküdar tarafından (26.03.2007 Saat 14:09 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Allah'ın (cc) ismi sanırım sehven yanlış yazılmış
fenerbahçe22 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #82
Alt 27.02.2007, 17:18

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
fenerbahçe22 ,arkadaşım ne edemek istediğinizi anlayamadım......Tabii ki Allahu Zülcelal bizi yaratan ,yediren içiren giydiren nefes aldıran ve verdiren hareket ettiren....dir......Bu tevhiddir......imandır.......Allahu Zülcelalin sünnetlerine karşı bu tarz bir yaklaşım içinde olmak bilakis Allaha karşı olmaktır............ilim Allaha aittir ve ilmi inkar Allahı inkardır........Bu ilimler Allahın ilminden bir damladır.......Siz tutarda ilmi Allahın dışında gibi görür ve gösterirseniz bu dahi karşınıza aldığınız insanların konumuna sizi getirir....
Her türlü ilim Alim olan Allaha aittir ve dünyayaı yaratan Allah DÜNYADA Kİ DÜZENİNİ DE ÇEŞİTLİ İLMİ FORMÜLLERE ENTEGRE ETMİŞTİR........Ne ifrata nede tefrite düşmemelidir......ifratta bizim dışımızdadır tefritte bizim dışımızdadır. Her iki bakışta sapıklıktır ve şirke düşürür insanı.......Allahu Zülcelal Hz.leri her işi bir formülle yaratmıştır tabii ki kendisi bu formüllere bağlı değildir....Ancak Allahu Zülcelalin düzenle yarattığı işlere karşı Alim isminin tecellisini görmeye çalışalım.......İlme tapma Allaha tap ancak Allaha taparken Allahın ilmi seni Allaha yaklaştırsın......
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #83
Alt 27.02.2007, 17:22

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
yemek yememizi irada eden Odur,çiftleşerek ürememizi irada eden O dur,zamanla yaşlanmamızı irade eden Odur.........vitaminleri yaratan,proteinleri yaratan,karbonhidratları yaratan,yağları yaratan,suyu yaratan Odur...........
Cahil cahil konuşmamalı.........ve dahi yazmamalı,sormalı ve öğrenmeli......
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #84
Alt 19.03.2007, 16:02

 
evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
189.sayı elimize ulaştı
evran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #85
Alt 03.04.2007, 23:58

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
bu sayıyı okudum,....
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #86
Alt 26.04.2007, 00:10

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
190.sayı elime ulaştı.okudum.....
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #87
Alt 06.06.2007, 20:09

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Çocuk Sahibi olmak külfet mi?

Çocuk Sahibi Olmak Külfet Mi? / Taha Ömeroğlu Arkadaşıma Tavsiye EtYazıcı Çıktısını Al Her insan belli bir yaşa geldiğinde yuva kurmak ister. Yuva kurmak "evlenmek", ev kurmak" anlamına gelir. Fiziksel olarak gelişen belli bir olgunluğa erişen insanlar, bir ihtiyaç konumundaki evliliği düşünürler. Evlilik toplumun temel yapı taşı olan aile kurumunu oluşturmak için gerekli bir programdır. Evlenmekle insanlar yaşamlarını belli bir düzene sokarlar.
Çocukluk ve ergenlik döneminin başıboş hareketliliği ve haylazlığı ile sorumluluk yüklenmeme ya da sorumluluk yüklenmeden kaçınma davranışının yerine istenilen beklenen uygun davranışlar oluşur.
Evlilik, insanın bir bakıma kişisel gelişimi ve tekamülü için gerekli önemli bir unsurdur. Bekarlık döneminde yapsam da olur yapmasam da mantığı giderek yerine yapmak-etmek zorunluluğu olan düşünce mantığı gelişir.
Peki insan ne için evlenecektir? Evlenmeyi gerekli kılan bir şeyler var mı?

Gerekçe aramak için uğraşmaya gerek yok, ister fiziksel ister duygusal ister sosyal ihtiyaçtan deyin isterse Hz. Peygamber (sav)’ in sünnetine uymak için. Sonuçta bir evlilik gerçekleşir. Evliliğin devamı ve istenilen huzuru ve mutluluğu elde etmek için evlenecek gençleri ya da kişilerin uygun bir bakış açısına ihtiyacı vardır. Evlilikten beklentisini net bir şekilde ortaya koymalıdır. Evlilikte evleneceği eşte hangi olmazsa olmaz diyebileceği özellikleri arayacağını önceden belli etmelidir. Bu özellikler neler olabilir? (Geçici de olsa) güzelliği olabilir, (geçici de olsa) zenginliği olabilir, zekası olabilir, evrensel diyebileceği değerlere sahip olma derecesi olabilir.

Ayrıntısına fazlaca girmeye gerek görmediğim için kısaca evleneceğimiz eşle ilgili olarak uygun bakış açısı oluşturduktan sonra tanışma, görüşmenin ardından evlilik gerçekleşir.

Biz buradan asıl konumuza geçelim. Evet evlilikte her eş bir evlilik meyvesi bekler. Çocuk... Bir iken iki olan eşler, daha yeni yeni birbirlerine alışırlarken aralarına üçüncü bir varlığın girmesine ne kadar hazırlıkları olduğunun farkında bile değillerdir. Erkek sadece "baba" olmak, "erkekliğini" isbat etmiş olmak düşüncesiyle hareket ederken, bayan ise "ben de anne oluyorum", "doğura-biliyorum" tarzına bürünmektedir. İşte buradan itibaren sıkıntı başlamaktadır.
Çocuk yetiştirmek, işte bu aşamada bile değil eş seçimi aşamasında başlamaktadır. Yeni nişanlılar, sözlüler ya da evlenecek olanlar evlilik konusunda yardım almalıdırlar. Ama her evlilik danışmanından değil. İşte bunun için eş seçiminde bakış açısının öneminden bahsettik. Ancak evli çiftler için bu yardım farklılık arzedecektir. Şimdi bu konuya da değinmeyeceğiz.

Anne-baba olmak isteyen çiftler önce anne ya da baba olmanın bilincine varmalıdır. Anne-baba olmanın sorumluluğunu almaya ne kadar hazır olduğunu görmelidir. Gerçekten çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde kendilerini sorgulamalıdırlar. "Ben kendi egomu tatmin etmek için mi anne-baba oluyorum?" "kendime ve çevreme doğurgan bir kadın olduğumu göstermek için mi; çocuk sahibi olan bir baba olduğumu göstermek için mi çocuk sahibi olurum?" demelidir.

Vereceği cevap önünü açacaktır. Peygamber (sav)’ in tavsiyesine uymak için dediği anda iş bitmiştir. Doğru yönde ilk adım atılmıştır. Artık beklenen çocuk anne-baba adayı için bir "külfet" değil bir "nimettir".

Doğacak çocuğa "külfet" gözüyle bakan biri için çocuğun, "yeni bir masraf", "yeni bir boğaz", "düzenin bozulması", "rahatın kaçması", "hayatın sınırlanması" vs. olarak görülmesi doğaldır. Tam tersi bir yaklaşım içerinde olan bir anne-baba ise, "Allah'ın bir lütfu", "bir ikram", "cennet meyvesi", "evimin neşesi", "dünya sıkıntılarının unutulduğu yer", "hoşça geçen bir zaman" şöyle düşünür değil mi?

www.feyzdergisi.com
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #88
Alt 06.06.2007, 23:01

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Feyz Dergisi'nin Misyonu Arkadaşıma Tavsiye EtYazıcı Çıktısını Al Kuruculuğunu Şenel İlhan Beyin şekillendirdiği, Feyz'in kendine has orijinal olan misyonunun temel referansları özetle şöyle sıralanabilir: 1-Kur’an’a, sahih sünnete ve cemaate bağlılıktan ayrılmamak; Bununla kastımız, kendilerine “ehl-i sünnet vel-cemaat" ismi verilen zümrenin yolunu benimsemek ve o yolu takip etmektir. O yol kısaca; Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine ve ashâbının (r.a) yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenleri ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine tâbi olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte "ehl-i sünnet ve'l-cemaat" denilmiştir.
İslâm toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah'ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur'an ile birlikte Peygambere tabi olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir.
Kur'an farzı, vacibi tayin etme, helâli, haramı belirleme açısından Allah'ın hükmü ile Resulünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. "Allah ve Resûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; "dinledik ve itaat ettik" diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar" (en-Nur, 24/5). Hz. Peygamber (s.a.v), "size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin" buyurmuştur (Müslim, 412, İbni Mâce, Mukaddime, 1).
Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid'at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır: “Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131).
Hz. Peygamber sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurur. Ashaba uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetir. "İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidayete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid'at; her bid'at sapıklıktır" (Ebû Dâvûd, Sünne,5).

2-Hazreti Peygamberin bıraktığı ehl-i beyt emanetine sahip çıkmak;

Günümüzde ehl-i beyti önemsemeyen ve onların sevilmesi gerektiğini bilmeyen müslüman yok gibidir. Ama bu bilgide kalır icraata dökülemez. Bu sebepten günümüz Müslümanlarının ehl-i beyt sevgilerini yeniden sorgulamaları ve onlara karşı tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmeleri zaruridir. Zira sözde değil öz de sevgi lazımdır, Müslümanların ehl- i beyte karşı tutumları, bu günkü haliyle onları Allah Resulü’nün önünde çok mahcup edebilir.
Mesela, bu günkü Müslümanlarda, ehl- i beyte karşı Osmanlının hassasiyetini göremeyiz. İşte bu konuda en azından Osmanlı zamanındaki hassasiyetin kazandırılması da feyzin önemli misyonu arasındadır

Aşağıda zikredilen hadis,ehl- i beyte verilmesi gereken önemi açıkça göstermektedir.
"Mekke ile. Medine arasında Hûm denilen bir su başında bulunurken Râsûlullah hutbe irâd etmek üzere ayağa kalktı; Allah'a hamd ve sena etti, vaaz ve hatırlatmalarda bulundu; sonra, 'Haberiniz olsun ki ey insanlar, ben ancak bir insanım; Rabbimin elçisinin gelmesi ve benim ona icâbet etmem yaklaşıyor. Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Bunların birincisi, Allah'ın kitabıdır; onda mutlak hidayet ve nur vardır. Bundan dolayı sizler Allah'ın kitabına tutununuz ve ona sımsıkı sarılınız' buyurdu. Böylece Allah'ın kitabına teşvik edip gönülleri ona rağbet ettirdi; sonra da şöyle dedi: 'Diğeri de ehl-i beyt'imdir. Ben, ehl-i beyt'im hakkında sizlere Allah'ı hatırlatıyorum" (Râsûlullah bu son cümleyi üç kere tekrarlamıştır). (Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 36; Ayrıca bk. Sahîh-i Müslim ve Tercümesi,2

3-İslam’ı, Günümüzdeki cemaatlerin İslam anlayışlarıyla değil de, Kur’an / Sünnet referanslı olarak anlamak ve aynı zamanda tüm boyutlarıyla yaşamaya çalışmak;
Bu gün dünyanın geldiği nokta kargaşa ve karmaşadır. Beşeri söylemlerin iflasının açıkça görüldüğü ve insanların kurtuluş için yeni reçeteler aradığı garip bir zamandır. Yani ahir zamandır. Bu noktadan tek çıkış yolu dünya insanlığı için İslam’dır. Ama hangi İslam? Kuran ve sünnetin anlattığı gerçek İslam…
İşte o islamı yeniden anlamak, tanımlamak, insanlığın kurtuluşu için ortaya koymak bu gün için en önemli bir meseledir. Feyzin misyonu açıkça bu düşüncenin fiiliyata dönüşmesidir, diyebiliriz.
Onun için biz bütün cemaatleri seviyoruz. Hizmet eden herkesi her mümin ve müslümanı seviyoruz. Herkese diyoruz ki; İslamın evrenselliğine zarar vermeden, ümmeti davet makamında olan kâfirlere ve ümmeti icabet makamında olduğu halde islamı yaşayamayan veya ondan habersiz yaşayan Müslümanlara şefkat ve merhamet ederek, islamı, ama gerçek islamı anlatalım. İnsanlığın kurtuluşu için bir birimize yardımcı olalım. Gerçek islamın anlatılması ile İslam hızla yayılacaktır. Zira insanlığın buna ihtiyacı vardır. Son yüzyılda Müslümanların yaşamak zorunda olduğu birçok menfi olaylar nedeniyle haksız olarak İslam terörle anılır oldu. İslam’dan bu terör kanının temizlenmesi lazım...
Kimi insana İslam deyince aklına İran ve orada ki uygulamalar geliyor.
Kimi insana intihar olayları, adam öldürme, toplu katliamlar geliyor.
Kimi insana, Arap halkının yöresel kılık ve kıyafetlerinin evrenselleşeceği fobisi geliyor.
Kimi insana sanki cinselliğe paydos geliyor.
Kimi insanlara kadınları evlere kapatmak ve her türlü sosyal faaliyetleri ellerinden alarak köleleştirmek geliyor.
Kimine İslam deyince dünyadan elini eteğini çekmek ve yaşarken ölmek geliyor.
Kimine bilime teknolojiye, yeniliklere karşı çıkmak, tarih öncesinde yaşamak v.b.geliyor.
Bütün bu iftiraların sorumluları arasın da düşmanın yanında dostun da payı vardır. Onlarda orta yolu kaybetmiş Müslümanlardır.
İşte her şeyi yerli yerine koymak, islamın dünya ve ahiret görüşünü ve yukarıdaki ifade edilen sorunları dile getirmek ve bunların doğrularını ortaya koyarak islamı evrensel anlamda temsil etmek ve anlatmak, Feyzin misyonudur.


4-Her türlü, mezhep, meşrep, cemaat taassubuna düşmeden, yukarıda ifade ettiğimiz referanslar çerçevesinde bir araya gelerek, İslam kardeşliği tesisine çalışmak;
Bütün cemaatlerin bir birlerine karşı olan tavırlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Bir cemaatten bir cemaate adam kapmak ve bunu sanki bir gayri müslümü müslüman yapıyormuş havasında yapmak hoş değildir. Zaman birleşme zamanıdır.
Bütün cemaatlerin taassup halleri, takım tutar gibi cemaat tutmaları ve en doğru yolun illaki kendilerinde olduğunu ifade eden tavır ve davranışları yanlıştır.. Ve Müslümanların cemaatlerini değil, ama cemaat taassuplarını bırakarak Kur’an, sünnet ve ehlibeyt sevgisi ortak noktasında birlik olmalarının, cemaat kardeşliğini değil, evrensel anlamda İslam kardeşliğini tesise çalışmalarının gerektiğini düşünmektedir.
İslam bir insana benzetilirse, cemaatler o insanın uzuvları olabilir. İnsan denilince akla ne göz, ne kulak, ne el, ne ayak gelir. Ama bu azaların bütünü insanı temsil eder. Yine aynı şekilde, ne beyin, ne kalp, ne kulak, ne göz tek başına ben insanım diye bir iddiada bulunamaz. Gördüğümüz kadarıyla ülkemizdeki bütün cemaatler hizmetleriyle, anlayışlarıyla ancak İslam vücudunun böyle bir uzvu olabilirler. Hepsinin iyi yönleri vardır ama eksikleri de vardır. Böyle olunca bizler birbirimizi severek ve bütünleşerek ancak bir vücut olabilir ve bir anlam ifade edebiliriz.

İslamı tekeline alan ve kurtuluşu yalnız kendine gören bütün grup, ekol ve cemaatler kesinlikle ifrata düşmüş, orta yolu kaybetmişlerdir diye düşünüyoruz. Ve elimizden geldiğince dilimizin döndüğünce bu yanlışlık ve aşırılıklardan dönülmesi için ciddi gayret sarfediyoruz. Bizleri yakinen tanıyanlar bu yapımızı bilir ve takdir de ederler.

5-İçinde bulunduğumuz zamanın şartlarına göre insanların sorun ve ihtiyaçlarını gözeterek, ilmi ve fikri anlamda donanımlı olmak;
Bu gün insanları inkâra veya günaha iten nedenler iyi tespit edilmeli ve ilaçlar ona göre hazırlanmalı reçeteler ona göre yazılmalıdır. Tarihe bakanlar görecektir ki her peygamberin devrinde farklı bir günah ve şirk çeşidi yayılmış. Ve her ümmet ayrı bir günahtan azaba uğramıştır. Gönderilen kitaplarda da özellikle o günahlara karşı uyarı ve ikazlar vardır. Bu zamanda ise o günahların her çeşidinden bulmak ve görmek mümkündür.
Kendinde tebliğ sorumluluğu olduğunu düşünen bir âlim veya bir mümin kimse bu şartları gözetmeden tebliğ yaparsa ne kadar başarılı olabilir. Yüce Kitabımız Kuran” insanlarla en güzel şekilde mücadele edin” derken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu ayetin neyi anlatmak istediğini anlamayanın önce kendinin yetişmeye ihtiyacı varken başkalarını irşada çıkması asla uygun değildir. O zaman içinde bulunduğumuz şartlarda tebliğ bu şartlar gözetilerek yapılmalı tebliğ edende bu şartlar göre tebliğ edebilecek bilgi, beceri ve ahlaki donanıma sahip olmalıdır.
Tebliğ önderleri, kendi ülkesiyle beraber bütün dünya Müslümanlarının sorunlarıyla da ilgili ve alakalı olmalı, hizmet mantalitelerini 21. yüzyıla uyarlamalı, 21. yüz yıl insanının sorularına göre çare geliştirmeli, fıkıh, hadis ilimleri yanında mantık, kelam, psikoloji, sosyoloji, siyaset v.b. konularda da kendilerini yetiştirmeli, bir anlamda yöntem olarak zamana göre kendilerini güncellemelidirler.
6-Hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğu açık olan bu zamanda, ona uygun bilgi ve bilince sahip olmak;
Bu zaman, hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğundan kimsenin kuşkusunun olmadığı bir zamandır. Ahir zamanın kendine has önemli olayları vardır. Bunlar şüphesiz bir gün gerçekleşecektir. Bizler sahte mehdilerin peşine takılıp gidelim demiyoruz. Ama gün gelir bu yazılmış kader, kazaya dönüşürse, kendimizi, eşimizi dostumuzu sahte Mesih ve mehdilerden koruyabilecek bilgi ve şuura sahip olmanın gerekliliğini önemsiyoruz.

7-Bu referanslar çerçevesinde insanlara her boyutta iyilik yaparak ihsan üzere yaşamak;
Ana hatlarıyla izaha çalıştığımız bu çizgide kalmak ve bu çizgide hizmet etmeye çalışmak Feyzin misyonudur. Feyzin misyonu üzerinde biraz düşünenler görecektir ki, bu misyon, zamanımıza en uygun hizmet mantalitesini ifade etmektedir.
Feyz Araştırma Ekibi
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #89
Alt 06.06.2007, 23:02

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
www.feyzdergisi.com
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #90
Alt 12.06.2007, 13:24

 
evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız AHMET@Y
Mesajı göster
bu siteden çok faydalanıyorum..Allah razı olsun sizlerden....
evran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #91
Alt 29.06.2007, 10:52

 
evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Anne Babaya Hizmet

--------------------------------------------------------------------------------

Anne ve Babaya Hizmet (geri dön)

Babaya ve anneye hizmet İslamın vaciplerindendir. Bunlara çocukların hizmeti, muhtaç oldukları zamandır. "Firdevs-ül Ahbar" kitabında diyor ki; Abdullah bin Amr (R.A) Resulullah’ tan (S.A.V) bildirir. Buyurdu ki: "Allahu Teala' nın rızası, baba ve annenin rızasındadır. Allahü Teala' nın rızasızlığı da, baba ve annenin rızasızlığındadır". Yine bir hadis-i şerifte geldi ki: "Baba ve annesini kendisinden razı eden, dünya ve ahiret iyiliğini, kendisi için bir araya getirmiştir." Bir hadis-i şerifte de: "İki günah vardır ki, kişi bunların cezasını görmeden, dünyadan göçmez. Biri, Allahü Teala' nın kullarına zulüm eden, diğeri baba ve annesine eziyet edendir." buyuruldu.
Diğer günahlar affedilebilir, yahud cezası ahirette olur. Bu iki günahın cezası muhakkak dünyada iken gelir. O halde bütün günahlardan çok kaçınmalıdır. Bilhassa bu iki çirkin günahdan çok sakınmalıdır.
İmam Gazali' nin (R.A) Zad-ül Ahiret kitabında diyor ki: "Çocuğun ana ve babasına karşı edebi şöyledir: Her dediklerini dinlemeli, özürsüz önlerinden yürümemeli, günah olmayan emir ve sözlerini yerine getirmeli, onlar kalkınca kalkmalı, sesini onların sesinden yüksek çıkarmamalı, seslendikleri zaman, hemen "Buyurun" demeli, onların rızasını almaya gayret etmeli, kendini onların önüne atmalı, feda olurcasına hizmet etmeli, onlara saygı ve haklarını gözetmeden dolayı sitem etmemeli, yüzlerine sert bakmamalı, kaşlarını çatmamalı, onlardan izinsiz yolculuğa çıkmamalıdır."
Diğer haklarından bazıları da şunlardır: "Huzurlarında edeble oturmalı, ayaklarını uzatmamalı, onların yerine oturmamalı, onlarla beraber aynı tabaktan meyve yememeli, bir yeri ağrıdığında, mümkün mertebe onlara söylememeli, kalblerini üzmemelidir. Bu şekilde edebler çoktur, hepsine dikkat etmelidir."
Zad-ül Mukvin kitabında diyor ki: Resulullah (S.A.V)' a Allahü Teala' nın Lokman Suresi onbeşinci ayetinin "Ana ve babana dünyada iyi sahiplik et" açıklaması sorulduğunda: "Onlara iyi sahipliğin, bakmanın birincisi; aç iseler onlara yemek vermeniz, ikincisi; elbiseleri yoksa elbise yapmanızdır, üçüncüsü; sizin hizmetinize muhtaç iseler onlara hizmeti canınıza minnet bilin, dördüncüsü; sizi çağırdıklarında buyurun deyip yanlarına gidin ve onlara ihsan, iyilik üzere olun, beşincisi; bir iş buyurduklarında emirlerini yerine getirin, ancak günahla olan emirlerini yapmayın, altıncısı; onlarla konuşurken tatlı ve yumuşak hitap edin, yedincisi; onları isimleri ile çağırmayın, sekincisi; onlarla bir yere giderken arkalarından gidin, dokuzuncusu; kendiniz için sevdiğiniz, beğendiğiniz her şeyi, onlar için de sevin ve beğenin, onuncusu; kendinize dua ettiğiniz zaman, onlara da dua edin" buyurdu.
Soru: Vakı'at-ı Hüssami' de diyor ki: "Bir kimse namazda iken, anne ve babası ona seslense, cevap vermeli mi, yoksa vermemeli midir?"
Cevap: "Farz namazda ise, cevap vermez. Nafile namaz da ise (sünneti kılıyorsa) namazı bozup, cevap vermelidir."
Hadis kitablarında diyor ki: Peygamber Efendimiz (S.A.V):"Ümmetimden üç sınıf insan vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz. Kocasının emrine itaat eden kadın, ana ve babasına iyilik yapan evlad ve Allahü Teala' nın kullarına merhamet edenler" buyurdu. Envar-ül Meşarık' da diyor ki, Resulullah (S.A.V) "Üveys-i Karani (R.H) kavuştuğu bütün ihsan ve derecelere, annesine iyilik yapmakla kavuştu. Eğer Allah-ü Teala' ya yemin etse, Allahü Teala yemin ettiği şeyde onu doğru çıkarır. Ey Ömer, ona rastlarsan, Allahü Teala' nın seni mağfiret etmesi için sana dua etsin." buyurdu.
...devamı Feyz Dergisi 191. Sayısı' nda
evran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #92
Alt 10.07.2007, 21:55

 
evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Baba'mısınız Yoksa Naylon Baba mı?
Henüz delikanlılık çağında bir genç. Ailenin tasvip etmediği bir hata işlemiş. Baba almış anneyi karşısına avazı çıktığı kadar bağırıyor. "Her şey senin suçun, bir çocuk yetiştirmeyi beceremedin. Rezil ettiniz beni elaleme. Oysa ben sabahtan akşama kadar durup dinlenmeden sizin için çalışıyorum.

Çocuk bakımı ile eğitimini aynı kefeye koyan, eğitim hususunda kendisine bir parça olsun pay biçmeyen babaların en çok sığındıkları limandır bu. Ne yazık ki yukarıdaki manzara birçok evde defaten tekrarlanmakta.

Allahu Teala kadına ve erkeğe ayrı meziyetler vermiş. Mesela bir bebeğe bakabilmesi için anneyi en mükemmel donanımlarla donatmış. En basitinden bebeği için anne uykusuz kalır. Anne gaz sancısı çeken çocuğuyla birlikte ağlar. Çocuğu ilk adımını attığında, sanki kendi yeni yürümeye başlamış gibi sevinir. Kısacası çocuğunun mutluluğu onun mutluluğu, çocuğunun hastalığı kederi onun hastalığı kederi olur. Zaten böyle olmasa idi büyük bir acziyet içerisinde doğan insanoğluna bakmak ne kadar zor, hatta imkânsız olurdu.

Ve kendisine yaratan tarafından verilmiş meziyetlerle doğal olarak çocuğunun bakımını anne üstlenir. Normal şartlar altında "çocuğuna bakmalısın" diye anneyi kimsenin zorlaması gerekmez. Buna ihtiyaç yoktur. Ama insanoğlu sadece bakım ile adam olsaydı herhalde dünyada ahlaksızlık, kötülük, haksızlık, yolsuzluk… diye bir şey olmazdı. Acziyet içerisinde doğan bizim bakıma olduğu kadar, hatta bir devreden sonra bakımdan çok eğitime de ihtiyacımız var. İnsan yemek yemeği, tuvalete gitmeyi bile eğitimle öğreniyor. Ve emin olunki bir çocuğun eğitiminde anne kadar baba da rol almak zorunda.
Hele ki insan şahsiyetinin karakterinin oluşumuna dış tesirlerin etkisinin önemsenmeyecek kadar çok olduğu bu zamanda. Çocuklar için hazırlanmış çizgi film yada filmlere bakıyoruz; şiddet cinsellik had safhada.

Keza internet üzerinden bir porno sitesine girmek oldukça kolay. İzlenme rekorları kıran diziler, gençlerin de rağbet ettikleri show programları artık Türk toplumunun aile yapısının tam zıddı mesajlar veriyor. Bundan on onbeş sene öncesine kadar "birlikte yaşıyoruz" diyen kaç kişi vardı?. Şimdi gençlerin hayatlarına büyük bir özenle baktıkları, "düzeyli bir ilişkimiz var. Ama henüz evlenmeyi düşünmüyoruz." diye açıklamalar yapıyorlar. Yani diyorlar ki; gezin, dolaşın, birbirinizin cinsel ihtiyaçlarını giderin, egolarınızı tatmin edin, birbirinizi sömürebildiğiniz yere kadar beraber olun, baktınız artık sömürme imkânı kalmadı ayrılırsınız.

...devamı Feyz Dergisi' nin 192. sayısında

Halime ALÇAY
evran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #93
Alt 14.08.2007, 16:23

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
194 . sayı elimize ulaştı
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #94
Alt 26.08.2007, 14:49

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Bilemezsin Anne !
Büyüdüğünde şikayetçi olduğumuz, bir çok davranışını beğenmediğimiz çocuklarımız var ya; bize karşı gelen, her sözümüze karşılık veren , isyan eden çocuklarımız var ya; hiç söz dinlemeyen, kafasına eseni yapan çocuklarımız var ya; stres yumağı, asık suratlı, herşeyden alınan çocuklarımız var ya; işte onlar daha annelerinin karnındayken doğmamış yavrularımızın böyle davranışlar sergilemesinde acaba bizim nasıl etkimiz olduğunu hiç düşündünüz mü?

Çocuk doğumuna az bir zaman kala dile gelse de şöyle dese: "Ey anneciğim, ey babacığım dünyaya gelmeyi ben istemedim. Bu konuda benim herhangi bir istek ya da iradem söz konusu değil. Ana karnına düştüğüm andan beri siz benim geleceğimi planlamaya başladınız, beni büyütmeyi düşündünüz, düşlediniz. Hiçbir şekilde yetişmem konusu aklınıza gelmedi. Eğer sorumluluğunuz beni dünyaya getirmekse tebrikler onu başardınız.

Eğer sorumluluğunuz beni soğuktan sıcaktan korumaksa onu da yaptınız.

Eğer sorumluluğunuz beni yedirip içirmekse onu da yaptınız. Bu yaptıklarınızın hangisi insani söyleyebilir misiniz? Bu yaptıklarınızı hayvanlar da yapmıyor mu? O zaman sizin hayvanlardan farkınız nedir? Haydi söyleyin bana!

Şunu unutmayınız sevgili anne-babacığım, ben bu dünyaya sizin beklentilerinizi gerçekleştirmek için gelmiyorum. Ben bu dünyaya sizin yapamadıklarınızı yapmak için de gelmiyorum. Ben bu dünyaya sizin bir türlü başlayamadığınız işlere başlamak ya da bitiremediğiniz işleri bitirmek için de gelmiyorum. Ben bu dünyaya sizin olmak isteyip hayalini kuruduğunuz kişilik egonuzu tatmin etmeye de gelmiyorum. Evet daha bir çok şey sıralanabilir. Her birini bu kadar açıklama yeter, siz akıllı anne-babalarına.

...devamı Feyz Dergisi' nin 192. sayısında

Dr.Taha Ömeroğlu
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #95
Alt 22.09.2007, 22:25

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Serkan TEKİN ile Hz. Mehdi Üzerine Mülakat (geri dön) Arkadaşıma Tavsiye EtYazıcı Çıktısını Al Mehdî gelmeden önce hangi olaylar olacak?

Serkan Tekin: Aşağıdaki hadislerden rivâyet ettiğimiz bütün olaylar olacak:

İşte Mehdî'den önceki olaylar
Hz. Mehdî'nin gelmesinden önce Ahlas (Deve uçlu) fitnesi 4.5. Naim b. Hamma'dan, Ebu said-ül Hudri'den tahric etti. O dedi. Resûlullah (sav) buyurdu. Benden sonra fitneler görülecektir. O fitnelerden biri de "Ahlas" (Deve uçlu) fitnesidir. Orada harp ve hicretler olur sonra ondan daha şiddetli bir fitne olur. Ha kesildi denirken, sonra daha da devam eder. Ve fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu hal ıtretimden (soyumdan) bir adam çıkana kadar devam eder. Naim b. Hammad, Said b. Müseyeb'den tahric etti. Buyurdu ki: Başlangıcı çocuk oyuncağı gibi basit olan, fakat bir tarafta sükûnet bulsa da, diğer tarafta genişleyerek devam eden ve ancak gökte bir münadinin üç defa "uyanın falan emir sizin gerçek emirinizdir" deyinceye kadar sona ermeyen fitneler görülür.
İbni ebi Şeybe, Ebi Celd'den tahric etti; O dedi ki: Bir fitne görülür, bunu diğer fitne-ler takip eder ve birinciler sonuncuların kılıçla çatışmaya dönüşünü kamçılar ve bundan sonra bütün haramların helâl sayılacağı bir fitne gelir. Sonra da hilafet, yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdî'ye evinde otururken gelecektir. Deylemi, Ebu Ali Merdani'den o da Ebu Zer'den o da Resûlullah'tan rivâyet ettiler. Buyurdu ki; Mısır'da Kureyş'ten bir adam çıkar, çökük burunludur. Mağlup olur ve mülkünü zail eder ve Rum'a kaçar onları alıp İsken-diriye'ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur. Dani, Hakem b. Uyeyne'den tahric etti o dedi ki; Ben Muhammed b. Ali'ye dedim ki "İşittiğimize göre sizden bir adam çıkacak bu ümmet arasında adâlet yapacak" o dedi ki: "Biz de insanların umduğunu ummaktayız ve ümit ediyoruz ki Dünya'dan bir gün bile kalsa, Allah Teâlâ o günü uzatır, ta ki bu ümmetin umduğu olsun" ancak ondan önce fitneler görülecektir. Bu fitnelerin içinde en şerlisi, bir kişinin mümin olarak akşama ermesi, ama sabah kâfir olarak kalkması ve mümin olarak sabahlaması fakat kâfir olarak akşama ulaşmasıdır. Naim b. Hamada, fitneninde sahih bir senetle Müslim'den nakille Hz. Ali'den tahric etti. Buyurdu ki: Fitneler dörttür; bolluk fitnesi, darlık fitnesi, keza bir fitne ve altın madeninin zikri. Sonra da Peygamber (sav)'in soyundan birisi çıkar ve Allah onun eliyle insanların işini ıslah eder.

1. ve 2. Körfez savaşları, Mescid-i Aksâ'nın esir düşmesi, kadınların seçme ve seçilme haklarına sahip olmaları, Hicaz topraklarında kâfirin sözünün dinlenmesi olayları da Muhyittin İbni Arabî Hz.lerinin beyitlerinde ebced hesabıyla tarihleri verilerek Mehdî'den önceki alâmetler arasında sayılmıştır. İşte o beyitler ve tahlilleri:

Yahudi ve Hristiyanlar ittihad ettiği (birleştiği) zaman
İza ittehadal Yahudu Maa Nasara
Elif 1+Zal 700+Te 400+Te 400+Ha 8+Dal 4+Elif 1+Ye 10+He 5+Vav 6+Dal 4+Mim 40+Ayn 70+Nun 50+Sad 90+Elif 1+Re 200+Elif1=1991

Bu beytten 1991'deki Körfez Savaşı anlaşılıyor. Çünkü bu beytte Muhyittin İbni Arabî, Yahudi ve Hristiyan topluluğunun birleşerek bir demirle sarayların üzerinden uçup saraylara zarar vermelerinden bahs etmiştir.
Körfez Savaşı'nda hakikaten Yahudi ve Hristiyanlar birleşti ve bir demir olan uçakla Irak Saraylarının üzerinden uçarak bombaladılar. Bu beytteki Yahudi ve Hristiyan'lar birleştiği zaman tabirlerinin cifri hesabı 1991 eder ki bu tarih Körfez Savaşı'nın milâdî tarihidir.

DEVAMI İÇİN FEYZ DERGİSİ 195. SAYISINDA BULUŞALIM...

AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #96
Alt 24.09.2007, 10:02

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
diğer makaleleride fırsat buldukça aktaracağım,inşallah...
AHMET@Y isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #97
Alt 25.09.2007, 23:24

 
evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İyilik Yapmanın Faziletleri


1.Hadis: Enes b. Malik (ra), Hz. Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir:
"Bütün insanlar, Allah'ın geçimlerini üstlendiği kulları, ıyalidir. Bu kulları arasından ise en çok sevdiği kimseler; aile fertlerine, hanımlarına en çok faydalı olanlarıdır." (Taberani, Mu'cem'inde nakletmiştir.)

2. Hadis: Abdullah b. Abbas (ra), Cabir (ra)'tan Hz. Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir: "İnsanların en hayırlı, en değerli olanları, insanlara en faydalı olanlarıdır." (eş-Şihb, Müsned)

3. Hadis: Kesir b. Abdullah b. Amr b. Avf el-Medeni, Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir: "Allah'ın yarattığı bir kısım insanlar vardır. Bunlar sırf diğer muhtaç olan insanların ihtiyaçlarını gidermek için görevlendirmiştir. Allah bu insanları cehennemde cezalandırmayacağına dair söz vermiştir. Kıyamet günü vuku bulunca, herkes sorgu-lanırken bunlar nurdan minberler üzerinde yüce Allah'la konuşurlar."

4. Hadis: İbn Hibban "Sahih"inin dışında şöyle rivayet etmiştir: "Allah'ın yarattığı kullarından öyle yüzlere sahip kimseler vardır ki, bunları Allah insanların ihtiyaçları için yaratmıştır. Onlar ahiret hayatını can-ı gönülden arzu ederler. Cömertliği ahiret yurdu için ticari bir servet olarak hazırlarlar. (Bilindiği gibi) Allah da güzel ahlaki davranışları sever."

5.Hadis: İbn Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir:"Allah'ın bir kısım öyle kulları vardır ki; insanlar ihtiyaçları için onlara yaklaşıp onlara sığınırlar. İşte onlar yarın kıyamet gününde Allah'ın azabından (mutlaka) emin olacaklardır." (Ebu Nuaym ve Kud Müsned'i)

6.Hadis: İbn Abbas (ra), Hz. Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir: "Kim herhangi bir din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, bunun için çaba gösterirse, o ihtiyaç sonuçta görülsün veya görülmesin, Allah o kimsenin (gösterdiği çabalardan dolayı) geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlar. Cehennemden azad olduğuna ve münafıklıktan kurtulduğuna dair iki berat yazar."

7. Hadis: Nafi' b. Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)'den rivayet etmiştir: "Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, (kıyamet gününde) amellerin tartılacağı yerde ben onun yanında olurum (ona şefaatçi olacağım) hayırlı amelleri ağır gelirse ne ala, şayet hafif gelirse ona şefaat edeceğim." (Hilye'de zikredilmiştir.)


DEVAMI İÇİN FEYZ DERGİSİ 195. SAYISINDA BULUŞALIM...

A. Faik Yurtöven Efendi
evran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #98
Alt 26.09.2007, 00:05

 
AHMET@Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Ahirzaman ve Yeni Dünyaya Bakışımız (geri dön)
Arkadaşıma Tavsiye Et Yazıcı Çıktısını Al


Feyz; Toplumun zihninde belirli bir sistematik bilgi maalesef yok. Günümüz insanı okumadığı için mi, irfan ehli onlara yetişemediği için mi? Ulaşıp da insanlar alamadığı için mi? Ahirzamandayız deniyor. Biraz düşünen kafalar bu konularda bunalıma giriyor. Bu konulardaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Ökten; Dünyanın her devrinde çamur çirkef insanlar vardır. Bir defa ahirzaman konusu, o Allah'ın takdiri onu kimse bilmez. Harun Reşid Bağdat civarında tebdil gezerken veziriyle beraber, bir ihtiyar görmüş, Dicle'nin kenarında hurma fidanı dikiyor. Baba demiş, selamün aleyküm, aleyküm selam. "Sen bu diktiğin fidanın meyvesini yiyebilecek misin?" "Hayır yiyemem" demiş.

Öyleyse niye dikiyorsun deyince; "Eğer benden evvelkiler böyle düşünseydi ben de hurma yiyemezdim" demiş. Hoşuna gitmiş Harun Reşid’in. Ahirzaman dediniz, şöyle bir tesbitim var. Herkesin yaşadığı zahiri bir ahirzamanı vardır aslında. Nedir o? Yaşlılık. Ben hayatımın son devresini yaşıyorum, kışın başlangıcına girdim. Onbeş yaşında değilim, yirmi de değilim, otuz da değilim, bu belli birşey. Ha hayatımız devam ediyor ama insan kendini kandırmamalıdır. Sen hizmet aşkı ile dolu, muhabbetle dolu, olabilirsin o ayrı hadise, tabiki öyle olmasını Allah’tan niyaz ediyoruz. Ama kendi ahir ömrümüzü yaşayacağız. Ahirzaman deyince insan bunu da düşünmelidir. Kıssadaki o ihtiyar da bayağı ahir-i ahirzaman ömründe imiş.

İhtiyar, Harun Reşid’e cevaben; yok demiş yiyemeyeceğim. Benden öncekiler de senin gibi düşünseydi, ben hiç hurma yiyemezdim deyince, vezirine işaret ediyor, ufak bir kese ihsanda bulunuyor. "Hı" diyor ihtiyar "Herkesin hurma ağacı mevsiminde meyve veriyor benimki daha dikilince verdi" diyor. Hemen bir kese daha altın veriliyor kendisine. İhtiyarda laf çok. "Herkesin hurması bir meyve verir, benimki iki verdi" deyince, "Kaçalım" diyor Harun Reşid, bu hazineyi bitirecek, soyacak bizi diyor. Evet herkesin bir ahirzamanı var. Kim kimden önce gidecek belli değil.

Efendim şimdi biz istatistiklere bakıyoruz, ortalamalar insan ömrünün iki yaş büyüdüğünü gösteriyor. Erkekler 69, kadınlar 71. Git hastanelere bak, kaç kişi hastalıktan "ıh, ıh" diyerek inliyor. Lakin ölüm meleği gelmiyor. Kaç kişide ölmek istemediği halde Azrail (as) o insana gelip canını alıyor. İstanbul'u monitörlere bağlayın uzaktan bir seyredin. Kimisi Azrail’in gelmesini istiyor o ise gelmiyor, kimisi de gelmesin diyor ölüm ansızın geliveriyor. Ahirzaman da farklı bir hadise. Biz önce kul olarak kendi ahirzamanımıza bakmalıyız. Şu sorunun cevabını düşünmeliyiz ey beyefendi, ey hanımefendi, senin ahirzamanın ne zaman?

Sorunuzun ariflerle olan kısmına gelirsek, şu anda irfan ehli ariflerin haberi bize erişmiyor. Çünkü ariflerin meclisinin bulunduğu yerler şimdi setredilmiş durumda. Cevamii açık, tekayaa kapalı. (Camiler açık, tekkeler kapalı) Kurumsallaşma olmuyor. Sağda solda, kaçarken koşarken kıyısından köşesinden kısmen istifade oluyor. Bir de tabi Türkiye parayla ve paranın getirdiği imkanlara yeni yeni farkına vardı. Yani kapitalist mantığıyla Türkiye yeni tanıştı. Onun sadmesi var. İmpak geldi ve toplumu bir vurdu bu impak. Hoşuna gitti Türkiye'nin… Yaşamak, zevk almak, o parayı savurup sarfetmesi... Bu çok iyi olmadı belki ama bu bir realite. Türkiye kapitalist dünyaya açıldı. Şimdi işte bu darbenin sarsıntıları devam ederken, akla "doğru mu yaptık, eğri mi yaptık, niye böyle oldu, biz neyiz" sualleri geliyor. İşte bu yüzden insanlar bir hizmet yarışına giriyor. Bakıyorsun dergiler çıkıyor, vakıflar kuruluyor. Netice olarak insanlar bakıyor ve müşahade ediyorlar ki o ariflerin irfan meclisinin havası, suyu, kokusu çok uzak bir mazide kalmış…

"Ona doğru nasıl gideriz, gidebilir miyiz" dediklerinde, bir yandan ona gitmek gerektiğinde bu büyük şahşahadan, debdebeden vazgeçmek gerektiğini de hissediyorlar. Bu tenakuz içinde, bu dönemler o dönemlerdir. Yani bundan 20, 25, 30 evvel "yürüyelim, para kazanalım, hayatı yaşayalım" diyordular. Bütün Türkiye geneli için söylüyorum bunu, bütün spektrumlar için diyorum. Bugün kazandılar, yaşadılar, gördüler. Şimdi geçmişle şu anki durumu mukayese edebilir bir duruma geldi Türkiye. Bir yandan da toplumun içinde uzaklaşan, sitelere çekilen ve kendini dış dünya ile izole eden bir toplum haline geldi. Bununda çözüm olmadığı görüldü. Diğer yandan varoşlardaki halk fukara olduğunu zannederken, vehmederken, toplum ona sen fukarasın diyor. Halbuki onun gelirine baktığımız zaman, eski İstanbul'da kendini fukara hissetmeyen halka göre o çok zengin bir halk; ama toplum ona sen fukarasın diyor, kapitalist değer yargıları "sen fakirsin, eziliyorsun" diyor ona…

Mühim olan insanın kendinin hissetmesidir. Rakamlar bir şey söylemez ve yanıltıcı olabilir. İnsanın iç dengesi meselesidir. Mühim olan Allah'la olan, kaderle olan, seküler bir kavramla, hayatla olan barışıklığınızdır. Şimdi adam "30 bin dolar" alan adam da kendini mutsuz ve umutsuz olarak tanımlıyor. Aldığı para önemli değil adam yine kendisini zavallı, aciz, mutsuz hissediyor. Başka birisi 300 dolar alıyor, adam mutlu... Bunun izahı yok yani… Peki, dün 30 bin dolar alan, bilmem ne arabasına binen, şu en lüks evde oturanın hayat garantisi var mı, yok... O da 30 yaşında 40 yaşında, yaşında ölebiliyor. Ama bu çizilen resmin arkasında başka resimler var. Bunu söylemek istiyorum insanlara. Dolayısıyla Türkiye bu impaktı, şimdi atlatmak noktasında.

İşte ve bir çıkış yolu arıyor, kendisini arıyor; sağ da arıyor, sol da arıyor. Onun için zaten en aşırı uçta görülen sağ ve en aşırı uçtaki soldaki kişiler, beraber kitap yazıyor, bir şeyler arıyor. Ve millet birbiri hakkında; biri dua ediyor öteki temennide bulunuyor. Solcu dua etmiyor, kendi içinde, temennide bulunuyor. O dua edemez çünkü. Onun müteal anlayışı yoktur. Bireysel bazda vardır, onu da söyleyemez. Çünkü söylerse, sol teamüle, sol jargona aykırı düşer. Öteki dua eder. Böyle bir şey çıkıyor orta yere. Ben bütün bunların ötesinde, ümit var olarak hadiseyi görüyorum.

Yani bu kapitalist akıma tam anlamı ile Türkiye kapılmadı her şeye rağmen, onu size ifade edeyim. Ve inşallah, Türkiye bu maddeyi, yani elindeki bu imkanları, bunu şöyle söyleyelim; yani sanayi devrimiyle ortaya çıkan, kapitalist dünya görüşüyle bir zemine oturan, ekonomik hayatın getirdiği bu zenginliği, bu maddesel gücü, Türkiye, bir başka medeniyet perspektifi içinde yorumlayarak, hem zengin, müreffeh, ama hizmete dönük; -tahakküme dönük değil hizmete ve merhamete dönük bir hayat modeli inşallah kuracak. Bütün temennimiz biraz çabamız olabiliyorsa bu yönde. Mesela ben şunu söylüyorum Roma'ya bakın, tarım toplumu, askeri bir toplum… Bu maddeyi, bu ekonomik maddeyi, devlet erki nasıl kullanıyor? Bir de İslam dünyasına bakın, o nasıl kullanıyor? O da tarım o da tarım.

Buradan bir sonuç çıkıyor, demek ki sanayi toplumu sözkonusu olduğu zaman, Batı dünyasının, yani seküler toplumun, kendinden öte bir başka değer tanımayan toplumun, bu sanayiyi kullanışı başkadır; ama bunun karşılığında, seküler olmayan, kendinden öte, ilahi bir değer sistemini tanıyan toplumun bu maddeyi kullanışı başka olacaktır. Şu anda bu sözünü ettiğim başka bir oluşum ortada yok ama emareleri var. Bu emarelerin de en tipik başlangıcı şudur. İslam toplumları Batı kapitalizmine teslim olmadılar. Olur gibi oldular, 20. asrın başında, olmadılar. Ama 1945'den sonra bir reaksiyon doğdu. Mısır’daki hareketler çok net, Hindistan'da ortaya çıkan hareketler ve şimdi Türkiye'de ortaya çıkan hareketler. Yani reaktif, kimse otomobili reddetmiyor, kimse fabrikayı reddetmiyor. Amerika'daki Normon toplumu gibi değil. Bunu bir başka şekilde kullanmanın yollarını arıyor. Çok kolay bulunmayacak belki ama kendi modelini arayış hızlı bir şekilde devam ediyor. Hadiselere baktığında kendi zihinsel dünyasıyla bir zıtlık görmüyor. Çünkü bu, Allah'ın "ol" dediği ve oldurduğu bir vakıadır.


Feyz; Bu konuda ters yönde bilgilendirme var. Dünya nimetleri ve teknolojiyle Müslümanlık arasında tenakuz varmış gibi yaklaşıyorlar konuya. Karşı cephedeki bu irrasyonel yaklaşımı nasıl buluyorsunuz?

Ökten; Efendim, ben şöyle bakıyorum hadiseye. Eğer siz elinizdeki imkanları insani bir biçimde kullanabilirseniz, o zaten bütün insanlara hitap eden bir sistemdir bu çok önemlidir. Esasen Cenab-ı Peygamberin yaptığı oluşan değeri bir başka anlayışın istikametinde kullanmasıdır. Hizmete, merhamete dönük bir anlayış, tahakküme dönük değil. Kureyş, tahakküme dönük bir anlayış olarak kullanıyordu bunu. İslam Peygamberi öyle yapmadı, aldığı ilahi emir ve misyon mucibince onu hizmete ve merhamete, aşka dönük bir biçimde kullandı. Ne değişti o günden bugüne. Siz eğer dolarlarınızı, mekanlarınızı, şehirlerinizi, evlerinizi, elinizdeki imkanları, bilgisayarı hizmete dönük bir perspektifte kullanırsanız, bırakın Türkiye'yi, dünyanın hakimi olursunuz. Dünyanın buna ihtiyacı var çünkü bugün geçerli olan bu değerler.

Peki Müslümanlık nasıl yayılıyor zanne-diyorsunuz. Batının çok uç adamları geliyorlar. Bunlar çok mühim kabiliyetli, duyarlı ve vicdanlı ruhlara sahip insanlar. Bunlar İslam’ı seçip yayıyorlar. Avrupalı kendi toplumundaki insaniyet dışı ayrımcılığı görüyor, kendisi o medeniyetin bir unsuru olduğu halde kendinin muhasebesini yapıyor. Bir beşer olarak hemcinsinin bu kadar aşağılanmasına vicdanı tahammül etmiyor. Yine parantez içinde söyleyelim zelil, aciz Müslümanların safına geçmek ihtiyacı hissediyor. Neden? Çünkü kurtuluşun orada olduğunu hissediyor.

Rene Geunon, Maruice Bucaili ve Cat Stevens böyle bir çok insan var; bunlar sadece çok tanınan adamlar. Daha nice müslümanlığı seçen insanlar. Bunların çok mühim ruhları var yani. Dolayısıyla şimdi Türkiye'de yaşayan ve manevi tarafı güçlü olan insanlar parayla tanıştılar, tabi bunun sarhoşluğu biraz devam eder. Ama kitle bu sarhoşluktan çok çabuk kurtuldu. Ve kendi köklerine dönük bir takım kazılar yapıyor, vakıflar kuruyor. İftar çadırı yapıyor mesela. "İftar çadırında çok insan birikiyormuş, iftar çadırında eskiden çok güzel muamele edilirmiş." Tamam güzel, sen iyisini yap. Teklifler geliyor, sen güzelini yap.

Herkes sana gelsin, yapmıyor güzelini, yapamaz. Onu yapması mümkün değil. O parayı oraya ayıramaz, ondan haz duymaz, o parayı o başka şeye ayırır, kendi gücünü artıracak, ikbalini artıracak. İsmini tırnak içinde "ebedi" kılacak işlere ayırır. Öteki, belediyenin gariban kadrosu da 18-20.000 kişiye Ramazan'da iftar verir. Seneden seneye bunlar düzelir. Yerel meseleler zamanla düzelir. Ama arkasındaki fikri yaşatmak ve o fikirden öte, o muhabbeti içine koymak, o çok önemli. Bu bir medeniyet tezidir, medeniyet savaşıdır. Biz kendi medeniyetimizi 21. asra tercüme edebilirsek, biçim olarak kültür olarak evlerimizde, muaşeretimizle, konuşma tarzımızla…

Emin olunuz, başka medeniyetlerin karşımızda durma ihtimali, yoktur. Hiçbir zaman siyasal güçle bir şeyler elde edilemez. Yoksa dünya hiçbir zaman tümüyle Müslüman olacak diye bir iddiamız sözkonusu değil. Mümkün değil yani. Sünnetullaha aykırı. Ama misyonu yerine getirmiş olacağız. Hem kendimiz mutlu olacağız, hem insanlara Resulullah'ın bize tebliğ ettiği muhabbeti, o rikkati, o hizmeti aksettirmiş olacağız. Ama İslam'la tanışırsa, hem İslam'ın hizmet tarafıyla hem muhabbet tarafıyla beraber tanışması lazım. Muhammedi ahlakla tanışacak. O, nasıl insanlara sevgiyi, muhabbeti öğretiyorsa ve onun yanında onu yapmak için gereken hizmeti öğretmişse, o tebliğ varsa, onu beraber tanıyacak. Yine nasibi kadar. Akıl bunu çok kabul etmez. Ben şu emeği sarfettim şu parayı bana ver der. İşçiliğim yevmiyem şu kadar der. Mektep talebesi, "Gittim çalıştım, hoca hakkımı vermedi" diyor. Allah'la böyle konuşulmaz. Şu kadar kıldım, hakkımı ver diyemezsin…

Şu kadar zekat verdim, hakkımı ver diyemezsin… Allah'a karşı daima boynun bükük olacak, kulluk budur.

Feyz; Teşekkürler ediyoruz efendim. Ağzınıza