![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
189.sayı elimize ulaştı
|
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
bu sayıyı okudum,....
|
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
190.sayı elime ulaştı.okudum.....
|
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Çocuk Sahibi olmak külfet mi?
Çocuk Sahibi Olmak Külfet Mi? / Taha Ömeroğlu Arkadaşıma Tavsiye Et Yazıcı Çıktısını Al Her insan belli bir yaşa geldiğinde yuva kurmak ister. Yuva kurmak "evlenmek", ev kurmak" anlamına gelir. Fiziksel olarak gelişen belli bir olgunluğa erişen insanlar, bir ihtiyaç konumundaki evliliği düşünürler. Evlilik toplumun temel yapı taşı olan aile kurumunu oluşturmak için gerekli bir programdır. Evlenmekle insanlar yaşamlarını belli bir düzene sokarlar. Çocukluk ve ergenlik döneminin başıboş hareketliliği ve haylazlığı ile sorumluluk yüklenmeme ya da sorumluluk yüklenmeden kaçınma davranışının yerine istenilen beklenen uygun davranışlar oluşur. Evlilik, insanın bir bakıma kişisel gelişimi ve tekamülü için gerekli önemli bir unsurdur. Bekarlık döneminde yapsam da olur yapmasam da mantığı giderek yerine yapmak-etmek zorunluluğu olan düşünce mantığı gelişir. Peki insan ne için evlenecektir? Evlenmeyi gerekli kılan bir şeyler var mı? Gerekçe aramak için uğraşmaya gerek yok, ister fiziksel ister duygusal ister sosyal ihtiyaçtan deyin isterse Hz. Peygamber (sav)’ in sünnetine uymak için. Sonuçta bir evlilik gerçekleşir. Evliliğin devamı ve istenilen huzuru ve mutluluğu elde etmek için evlenecek gençleri ya da kişilerin uygun bir bakış açısına ihtiyacı vardır. Evlilikten beklentisini net bir şekilde ortaya koymalıdır. Evlilikte evleneceği eşte hangi olmazsa olmaz diyebileceği özellikleri arayacağını önceden belli etmelidir. Bu özellikler neler olabilir? (Geçici de olsa) güzelliği olabilir, (geçici de olsa) zenginliği olabilir, zekası olabilir, evrensel diyebileceği değerlere sahip olma derecesi olabilir. Ayrıntısına fazlaca girmeye gerek görmediğim için kısaca evleneceğimiz eşle ilgili olarak uygun bakış açısı oluşturduktan sonra tanışma, görüşmenin ardından evlilik gerçekleşir. Biz buradan asıl konumuza geçelim. Evet evlilikte her eş bir evlilik meyvesi bekler. Çocuk... Bir iken iki olan eşler, daha yeni yeni birbirlerine alışırlarken aralarına üçüncü bir varlığın girmesine ne kadar hazırlıkları olduğunun farkında bile değillerdir. Erkek sadece "baba" olmak, "erkekliğini" isbat etmiş olmak düşüncesiyle hareket ederken, bayan ise "ben de anne oluyorum", "doğura-biliyorum" tarzına bürünmektedir. İşte buradan itibaren sıkıntı başlamaktadır. Çocuk yetiştirmek, işte bu aşamada bile değil eş seçimi aşamasında başlamaktadır. Yeni nişanlılar, sözlüler ya da evlenecek olanlar evlilik konusunda yardım almalıdırlar. Ama her evlilik danışmanından değil. İşte bunun için eş seçiminde bakış açısının öneminden bahsettik. Ancak evli çiftler için bu yardım farklılık arzedecektir. Şimdi bu konuya da değinmeyeceğiz. Anne-baba olmak isteyen çiftler önce anne ya da baba olmanın bilincine varmalıdır. Anne-baba olmanın sorumluluğunu almaya ne kadar hazır olduğunu görmelidir. Gerçekten çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde kendilerini sorgulamalıdırlar. "Ben kendi egomu tatmin etmek için mi anne-baba oluyorum?" "kendime ve çevreme doğurgan bir kadın olduğumu göstermek için mi; çocuk sahibi olan bir baba olduğumu göstermek için mi çocuk sahibi olurum?" demelidir. Vereceği cevap önünü açacaktır. Peygamber (sav)’ in tavsiyesine uymak için dediği anda iş bitmiştir. Doğru yönde ilk adım atılmıştır. Artık beklenen çocuk anne-baba adayı için bir "külfet" değil bir "nimettir". Doğacak çocuğa "külfet" gözüyle bakan biri için çocuğun, "yeni bir masraf", "yeni bir boğaz", "düzenin bozulması", "rahatın kaçması", "hayatın sınırlanması" vs. olarak görülmesi doğaldır. Tam tersi bir yaklaşım içerinde olan bir anne-baba ise, "Allah'ın bir lütfu", "bir ikram", "cennet meyvesi", "evimin neşesi", "dünya sıkıntılarının unutulduğu yer", "hoşça geçen bir zaman" şöyle düşünür değil mi? www.feyzdergisi.com |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Feyz Dergisi'nin Misyonu Arkadaşıma Tavsiye Et Yazıcı Çıktısını Al Kuruculuğunu Şenel İlhan Beyin şekillendirdiği, Feyz'in kendine has orijinal olan misyonunun temel referansları özetle şöyle sıralanabilir: 1-Kur’an’a, sahih sünnete ve cemaate bağlılıktan ayrılmamak; Bununla kastımız, kendilerine “ehl-i sünnet vel-cemaat" ismi verilen zümrenin yolunu benimsemek ve o yolu takip etmektir. O yol kısaca; Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine ve ashâbının (r.a) yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenleri ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine tâbi olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte "ehl-i sünnet ve'l-cemaat" denilmiştir.İslâm toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah'ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur'an ile birlikte Peygambere tabi olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir. Kur'an farzı, vacibi tayin etme, helâli, haramı belirleme açısından Allah'ın hükmü ile Resulünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. "Allah ve Resûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; "dinledik ve itaat ettik" diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar" (en-Nur, 24/5). Hz. Peygamber (s.a.v), "size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin" buyurmuştur (Müslim, 412, İbni Mâce, Mukaddime, 1). Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid'at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır: “Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131). Hz. Peygamber sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurur. Ashaba uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetir. "İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidayete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid'at; her bid'at sapıklıktır" (Ebû Dâvûd, Sünne,5). 2-Hazreti Peygamberin bıraktığı ehl-i beyt emanetine sahip çıkmak; Günümüzde ehl-i beyti önemsemeyen ve onların sevilmesi gerektiğini bilmeyen müslüman yok gibidir. Ama bu bilgide kalır icraata dökülemez. Bu sebepten günümüz Müslümanlarının ehl-i beyt sevgilerini yeniden sorgulamaları ve onlara karşı tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmeleri zaruridir. Zira sözde değil öz de sevgi lazımdır, Müslümanların ehl- i beyte karşı tutumları, bu günkü haliyle onları Allah Resulü’nün önünde çok mahcup edebilir. Mesela, bu günkü Müslümanlarda, ehl- i beyte karşı Osmanlının hassasiyetini göremeyiz. İşte bu konuda en azından Osmanlı zamanındaki hassasiyetin kazandırılması da feyzin önemli misyonu arasındadır Aşağıda zikredilen hadis,ehl- i beyte verilmesi gereken önemi açıkça göstermektedir. "Mekke ile. Medine arasında Hûm denilen bir su başında bulunurken Râsûlullah hutbe irâd etmek üzere ayağa kalktı; Allah'a hamd ve sena etti, vaaz ve hatırlatmalarda bulundu; sonra, 'Haberiniz olsun ki ey insanlar, ben ancak bir insanım; Rabbimin elçisinin gelmesi ve benim ona icâbet etmem yaklaşıyor. Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Bunların birincisi, Allah'ın kitabıdır; onda mutlak hidayet ve nur vardır. Bundan dolayı sizler Allah'ın kitabına tutununuz ve ona sımsıkı sarılınız' buyurdu. Böylece Allah'ın kitabına teşvik edip gönülleri ona rağbet ettirdi; sonra da şöyle dedi: 'Diğeri de ehl-i beyt'imdir. Ben, ehl-i beyt'im hakkında sizlere Allah'ı hatırlatıyorum" (Râsûlullah bu son cümleyi üç kere tekrarlamıştır). (Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 36; Ayrıca bk. Sahîh-i Müslim ve Tercümesi,2 3-İslam’ı, Günümüzdeki cemaatlerin İslam anlayışlarıyla değil de, Kur’an / Sünnet referanslı olarak anlamak ve aynı zamanda tüm boyutlarıyla yaşamaya çalışmak; Bu gün dünyanın geldiği nokta kargaşa ve karmaşadır. Beşeri söylemlerin iflasının açıkça görüldüğü ve insanların kurtuluş için yeni reçeteler aradığı garip bir zamandır. Yani ahir zamandır. Bu noktadan tek çıkış yolu dünya insanlığı için İslam’dır. Ama hangi İslam? Kuran ve sünnetin anlattığı gerçek İslam… İşte o islamı yeniden anlamak, tanımlamak, insanlığın kurtuluşu için ortaya koymak bu gün için en önemli bir meseledir. Feyzin misyonu açıkça bu düşüncenin fiiliyata dönüşmesidir, diyebiliriz. Onun için biz bütün cemaatleri seviyoruz. Hizmet eden herkesi her mümin ve müslümanı seviyoruz. Herkese diyoruz ki; İslamın evrenselliğine zarar vermeden, ümmeti davet makamında olan kâfirlere ve ümmeti icabet makamında olduğu halde islamı yaşayamayan veya ondan habersiz yaşayan Müslümanlara şefkat ve merhamet ederek, islamı, ama gerçek islamı anlatalım. İnsanlığın kurtuluşu için bir birimize yardımcı olalım. Gerçek islamın anlatılması ile İslam hızla yayılacaktır. Zira insanlığın buna ihtiyacı vardır. Son yüzyılda Müslümanların yaşamak zorunda olduğu birçok menfi olaylar nedeniyle haksız olarak İslam terörle anılır oldu. İslam’dan bu terör kanının temizlenmesi lazım... Kimi insana İslam deyince aklına İran ve orada ki uygulamalar geliyor. Kimi insana intihar olayları, adam öldürme, toplu katliamlar geliyor. Kimi insana, Arap halkının yöresel kılık ve kıyafetlerinin evrenselleşeceği fobisi geliyor. Kimi insana sanki cinselliğe paydos geliyor. Kimi insanlara kadınları evlere kapatmak ve her türlü sosyal faaliyetleri ellerinden alarak köleleştirmek geliyor. Kimine İslam deyince dünyadan elini eteğini çekmek ve yaşarken ölmek geliyor. Kimine bilime teknolojiye, yeniliklere karşı çıkmak, tarih öncesinde yaşamak v.b.geliyor. Bütün bu iftiraların sorumluları arasın da düşmanın yanında dostun da payı vardır. Onlarda orta yolu kaybetmiş Müslümanlardır. İşte her şeyi yerli yerine koymak, islamın dünya ve ahiret görüşünü ve yukarıdaki ifade edilen sorunları dile getirmek ve bunların doğrularını ortaya koyarak islamı evrensel anlamda temsil etmek ve anlatmak, Feyzin misyonudur. 4-Her türlü, mezhep, meşrep, cemaat taassubuna düşmeden, yukarıda ifade ettiğimiz referanslar çerçevesinde bir araya gelerek, İslam kardeşliği tesisine çalışmak; Bütün cemaatlerin bir birlerine karşı olan tavırlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Bir cemaatten bir cemaate adam kapmak ve bunu sanki bir gayri müslümü müslüman yapıyormuş havasında yapmak hoş değildir. Zaman birleşme zamanıdır. Bütün cemaatlerin taassup halleri, takım tutar gibi cemaat tutmaları ve en doğru yolun illaki kendilerinde olduğunu ifade eden tavır ve davranışları yanlıştır.. Ve Müslümanların cemaatlerini değil, ama cemaat taassuplarını bırakarak Kur’an, sünnet ve ehlibeyt sevgisi ortak noktasında birlik olmalarının, cemaat kardeşliğini değil, evrensel anlamda İslam kardeşliğini tesise çalışmalarının gerektiğini düşünmektedir. İslam bir insana benzetilirse, cemaatler o insanın uzuvları olabilir. İnsan denilince akla ne göz, ne kulak, ne el, ne ayak gelir. Ama bu azaların bütünü insanı temsil eder. Yine aynı şekilde, ne beyin, ne kalp, ne kulak, ne göz tek başına ben insanım diye bir iddiada bulunamaz. Gördüğümüz kadarıyla ülkemizdeki bütün cemaatler hizmetleriyle, anlayışlarıyla ancak İslam vücudunun böyle bir uzvu olabilirler. Hepsinin iyi yönleri vardır ama eksikleri de vardır. Böyle olunca bizler birbirimizi severek ve bütünleşerek ancak bir vücut olabilir ve bir anlam ifade edebiliriz. İslamı tekeline alan ve kurtuluşu yalnız kendine gören bütün grup, ekol ve cemaatler kesinlikle ifrata düşmüş, orta yolu kaybetmişlerdir diye düşünüyoruz. Ve elimizden geldiğince dilimizin döndüğünce bu yanlışlık ve aşırılıklardan dönülmesi için ciddi gayret sarfediyoruz. Bizleri yakinen tanıyanlar bu yapımızı bilir ve takdir de ederler. 5-İçinde bulunduğumuz zamanın şartlarına göre insanların sorun ve ihtiyaçlarını gözeterek, ilmi ve fikri anlamda donanımlı olmak; Bu gün insanları inkâra veya günaha iten nedenler iyi tespit edilmeli ve ilaçlar ona göre hazırlanmalı reçeteler ona göre yazılmalıdır. Tarihe bakanlar görecektir ki her peygamberin devrinde farklı bir günah ve şirk çeşidi yayılmış. Ve her ümmet ayrı bir günahtan azaba uğramıştır. Gönderilen kitaplarda da özellikle o günahlara karşı uyarı ve ikazlar vardır. Bu zamanda ise o günahların her çeşidinden bulmak ve görmek mümkündür. Kendinde tebliğ sorumluluğu olduğunu düşünen bir âlim veya bir mümin kimse bu şartları gözetmeden tebliğ yaparsa ne kadar başarılı olabilir. Yüce Kitabımız Kuran” insanlarla en güzel şekilde mücadele edin” derken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu ayetin neyi anlatmak istediğini anlamayanın önce kendinin yetişmeye ihtiyacı varken başkalarını irşada çıkması asla uygun değildir. O zaman içinde bulunduğumuz şartlarda tebliğ bu şartlar gözetilerek yapılmalı tebliğ edende bu şartlar göre tebliğ edebilecek bilgi, beceri ve ahlaki donanıma sahip olmalıdır. Tebliğ önderleri, kendi ülkesiyle beraber bütün dünya Müslümanlarının sorunlarıyla da ilgili ve alakalı olmalı, hizmet mantalitelerini 21. yüzyıla uyarlamalı, 21. yüz yıl insanının sorularına göre çare geliştirmeli, fıkıh, hadis ilimleri yanında mantık, kelam, psikoloji, sosyoloji, siyaset v.b. konularda da kendilerini yetiştirmeli, bir anlamda yöntem olarak zamana göre kendilerini güncellemelidirler. 6-Hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğu açık olan bu zamanda, ona uygun bilgi ve bilince sahip olmak; Bu zaman, hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğundan kimsenin kuşkusunun olmadığı bir zamandır. Ahir zamanın kendine has önemli olayları vardır. Bunlar şüphesiz bir gün gerçekleşecektir. Bizler sahte mehdilerin peşine takılıp gidelim demiyoruz. Ama gün gelir bu yazılmış kader, kazaya dönüşürse, kendimizi, eşimizi dostumuzu sahte Mesih ve mehdilerden koruyabilecek bilgi ve şuura sahip olmanın gerekliliğini önemsiyoruz. 7-Bu referanslar çerçevesinde insanlara her boyutta iyilik yaparak ihsan üzere yaşamak; Ana hatlarıyla izaha çalıştığımız bu çizgide kalmak ve bu çizgide hizmet etmeye çalışmak Feyzin misyonudur. Feyzin misyonu üzerinde biraz düşünenler görecektir ki, bu misyon, zamanımıza en uygun hizmet mantalitesini ifade etmektedir. Feyz Araştırma Ekibi |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
| ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
194 . sayı elimize ulaştı
|
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Serkan TEKİN ile Hz. Mehdi Üzerine Mülakat (geri dön) |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.07.2006
Mesajlar: 230
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
diğer makaleleride fırsat buldukça aktaracağım,inşallah...
|
| | |