| Bir-Taraf olmayan Ber-Taraf olur...!
Üyelik tarihi: 29.02.2004 Teşekkür etti: 53
55 Teşekkür 29 Mesaja aldı
| KUR'AN VE SÜNETTE DAR'UL HARB
İslâm sisteminin temeli, Kur'an ve Sünnete dayanır. Kuran'ı Kerim müslümanlar için bir mekteb ise, Hz.Muhammed (s.a.v.) de bu mektebin derslerini açıklayan ebedi bir muallimdir. Hz.Muhammed {s.a.v.) buyuruyor: «Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça katiyyen sapıklığa düşmezsiniz. Allah'ın Kitabı ve Nebinizin sünneti.» (1) Dar'ul Harb kavramı için Kur'an ve sünnete sarıldığımızda sapıklığa düşmeyiz. Amma ne yazık ki kavramlarımızın çoğu bugüne kadar hep Yunan kültürüne göre tarif edilmiştir.
Müslümanın eğitim kaynağı Kur'an, gerekmez artık ilmi Yunan.
Dar'ul Harb kavramının lafız olarak Kur'an-ı Kerim'de geçmediğinde şüphe yoktur. (2)
Ancak Kur'an-ı Kerimin Dar'ul Harb kavramına işaret ettiğinden de herhangi bir şüphe yoktur. Allah (c.c.) hayat mektebimiz Kur'an-ı Ke-rîm'de şöyle buyuruyor: «Ey İman edenler! İman eden kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihan edin; Allah onların imanlarını çok İyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar bunlara helal olmazlar, İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz vakit, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehiri İsteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda o hükmeder. Allah Alim'dir, Hakim'dir.» (3) İşte bu ayeti kerime Darul Harb Kavramına delalet ediyor.
Yukarıdaki ayet-i Kerime'yi izah eden müfessirler Dar'-ul Harb kavramını bol bol kullanmışlardır. Yani Dar'ul Harb kavramını 'kullanmadan izah edememişlerdir. Örnek olarak bu müfessirlerden (bazılarını hızlı olarak sayalım : El.Cesas (Rrra.) (4), Zemahşeri (Rh.a.) (5), Alleme Alüsi (Rh.a.) (6), Nesefi (Rh.a,) (7) Taberi (Rh.a.) de kendi Tefsirinde Dar'ul Küfür kavramını kullandı (8), Nisaburi (Rh.a.) kendi Tefsirinde Dar'ul Harp kavramını kullandı (9),
İmamı Kurtubi (Rh.a.) de hem Bilad-i İslam, hem Bilad-ı Şirk ve hemde Dar’ul Harb kavramını kullandı, (10) Bütün bu müfessirlerin açıklamasında anlıyoruz ki; KUR'AN-İ KERİM DAR’UL HARB KAVRAMINA İŞARET ETMİŞTİR. BUNCA MUFESSİRLERİN AÇIKLAMASI BUNUN DELİLİDİR.
Kur'an-i Kerim'in ayetlerini ve ayetlerdeki kapalı kavramlarını açıklayan en büyük müfessir Kur'an'dan sonra Hz.Muhammed (s.a.v.)'dır. İşte Hz.'Muhammed (s.a.v.) de Kur'an-ı Kerim'in işaret ettiği Dar'ui Harb kavramını hadislerinde, bol bol gündeme getirmiştir. Bugün Dar'ul Harb kavramını gündeme getiren fedakar müslümanlara «Fitneci», «Karıştırıcı», «Milletin Akidesini bozanlar» diyenler; direkmen Hz.Muhammed (s.a.v.)'ı suçluyorlar. Çünkü yeryü-zünde ilk kez Dar'ul Harb kavramını lafız olarak gündeme getiren Hz.Muhammed (s.a.v.)dir. Hz.Muhammed (s.a.v.)ın Dar'ul Harb kavramı ile ilgili bir çok hadisi vardır. Bu hadisler ileri de metin ve mealleri ile verileceğinden dolayı biz burada sadece örnek olarak bir hadisi şerifi zikir edeceğiz. Hz.Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor» : “Darul Harb’de Haddler ikame edilmez.” Resulullah (s.a.v.) bu hadisinin içerisinde Dar’ul Harb’ın tarifi vardır. Şöyle ki; Dar’ul Harb, içerisinde İslami hadlerin tatbik edilmediği ve uygulanmadığı bir dardır. İslam uleması Hz.Muhammed (s.a.v)’ın bu hadisinin ışığında Dar’ul Harb hakkında çeşitli açıklamalar yapmışlar ve Dar’ul Harb konusunda İslam ümmetinin ufkunu genişletmişlerdir. Bu nedenle biz İslam alimlerinin Dar’ul Harb kavramı ile ilgili tariflerine geçelim. Dar’ul Harb kavramı, Allah (c.c.)’ın inzal ettiği ahkamların yerine başka ahkamların tatbik edildiği dardır. Ancak Dar'ul Harb kavramı; Dar'ul Küfür (12), Dar'ul Cehalet (13), Dar'uş-Şirk (14) Bilad-ı Şirk (15), Bilad-ı Küfür (16), Daru Kahr (17), Biladuladuvv, Biladul müşrikin, Ardülharb, Ardülküfr, Arduşirk, Daruhum (18) olarakta kullanılmıştır.
Şimdi bütün bu manalara gelen Dar'ul Harb'ın tariflerine geçelim. Hanefi mezhebinin âlimleri bir mekanın ne zaman Dar'ul Harb olacağı konusunda açıklamalarda bulundular. Melikul Ulema Imam-ı Kâsani (Rh.a.) şöyle diyor: «Bizim mezhebimizin alimleri Dar'ul İslâm'ın ne ile Dar'ul Küfür olduğu konusunda ihtilaf ettiler. Ebu Hanife (Rh.a.) dediki: «Dar'ul İslâm şu üç şartla Dar'ul Harb olur: 1 — İçinde Ahkam-ı Küfrün icra edilmesi 2 — Dar'ul Küfre sınır olması 3 — Müslüman ve Zimmi için ilk emanın ortadan kalkması. Yani İslâm emanının kalkması
( Din Emniyeti, Can Emniyeti, Mal Emniyeti, Nesil Emniyeti gibi…) Ebu Yusuf ile Muhammed (Rh.a.) dediler ki: «Dar'ul İslâm içinde Ahkam-ı Küfrün icra olunmasiyla Dar'ul Küfür olur.» Bir Dar'ın İslâm veya Küfre nisbet edilmesinden murad; bizzat İslâm veya küfrün mahiyeti değildir. Maksad; emniyet ve korkudur. Eğer bir Dar’da mutlak surette Emniyet müslümanlara, korku da kafirlere aitse orası Dar'ul İslamdır. Ancak korku Müslümanlara, emniyette mutlak surette kafirlere aitse orası Dar'ul Küfür'dür. Ahkam korku ve emniyet üzerine mebnidir. (19) Demek ki Dar'ul Harb; Müslümanların Din, Can, Mal Nesil ve akıl emniyetlerini kaybettikleri ve içerisinde korku ile yaşadıkları bir küfür djyarıdır. Müslüman içerisinde İslâmi ahkamları tatbik etme emniyetine sahip değildir. Ulemadan El Kuhistani (Rh.a.) Dar'ul Harb'ı şöyle tarif ediyor: «Darul Harb: Kafirlerin reisinin emir ve idaresinin yürürlükte olduğu dardır.» (20) Yine Hanefi mezhebine göre kaleme alınmış Feteva-ı Hindiyye adlı eserde şöyle geçiyor: «Bil ki, Dar'ul İslâm, İmam-ı Ebu Hanife (Rh.a.)’ye göre üç şartla Dar’ul Harb olur: 1 – Açıklıkla küfür ahkamının icra edilmesi ve o yerde İslam hükmü ile hüküm verilmemesi 2 – Dar’ul Harbe bitişik olması. Yani aralarına Bilad-ı İslam’dan her hangi birisinin olmaması 3 – O yerde küffann istilasından önce mevcut bulunan ilk güven emniyet, mümin ve zimmi için kalkmış olmak, bu güven Müslümanların İslamı ka'bul etmesiyle ve zimminin de zimmet akdi ile olan emniyet halidir
Bu mesele üç şekilde özetlenebilir:
Ya Ehl-i harb darlarımızdan herhangi birisinde galib olur, yahut, yerin ahalisi irtidad ederek dinden çıkarlar, galip gelerek küfür ahkamını icra ederler, yahut zimmet ehli sözleşmelerini bozarak üstünlük kazanırlar, galip gelirler. Bu şekilde Dar'ul Harb ancak yukarıdaki üç şarttan sonra meydana gelir. İmam-ı Yusuf ile, Muhammed (Rh.a.) demişlerdir ki:
Yalnız bir şartla Dar’ul Harb olur; O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur.» (21) Esasen Maliki ve Hanbeli Mezheblerine göre de Dar'ul İslâm tek bir şartla Dar'ul Harb olur.
O da Dar'ul İslamın içerisinde küfür ahkamlarının icra edilmesidir. Böylece Hanefi mezhebinden Ebu Yusuf ile Muhammed'in görüşü Maliki ve Hanbeli mez hebinin aynisidir. (22) Nerede küfür ahkamları uygulansa ve tatbik edilse orası Dar’ul Harb’dır. Şirk ahkamlarının açıktan uygulanması bir Dar'ul İslâm'ı Dar'ul Harb’e tebdil etmeye kafidir. Esasen bir yerde İslam ahkamları tatbik edilmedi mî orası kendiliğinden Dar'ul Harb olur. İbn-i Humam (Rh.a.) “Hicretten önce Mekke Dar'uş Şirk,
İdi.» (23) derken Alleme Alüsi (Rh.a.) de şöyle der: “Fetihden önce Mekke Dar’ul Harb idi” (24) Şemsul Eimme Imam-ı Serahsi (Rh.a.) de: «Mekke bir Dar'uş-Şirk idi. Çünkü Mekkenin içerisinde İslâm ahkamları icra edilmiyordu.» (25) demektedir. “Bir yerde müslümanlar varsa oraya Dar’ul Harb denmaz” diyenlere deriz ki; İmam-ı Serahsi, Alusi, İbn-i Humam “Mekke Fetihten veya hicretten önce Dar’ul Harb idi” dedikleri zaman onlar biliyorduki o gün Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke'de idi. Fakat İslâm hakim değildi de ondan Dar'ul Harb oluyordu. Bu nedenle içerisinde İslâm ahkamları icra edilmeyen bir yerde müslümanların bulunması o yerin Dar'ul Harb olmasını engellemez. Çünki Hz. Muhammed (s.a.v.)de Mekke'de yaşıyordu. Fakat ulema buna rağmen Mekke’ye Dar'ul dediler.
Şehid Abdülkadir Udeh (Rh.a.) Dar'ul Harb konusunda şöyle diyor: «Dar'ul Ha’b deyince, müslümanların hakimiyeti altında bulunmayan veya İslâm'ın hükümlerinin açıkça yapılması mümkün olmayan gayri İslâmi ülkeler kasdolunur. Müslümanlar İslâm'ın hükümlerini İzhar edemedikleri müddetçe; sürekli sakinleri arasında müslümanların bulunup bulunmaması farksızdır.» (26) Evet bir Dar'da İslâm uygulanmadıkça isterse nüfusunun yüzde yüzü müslüman olsun o dar yine Dar'ul Harb'dır.
Şehid Seyyid Kutub (Rh.a.) Dar'ul Harb kavramını şöyle tarif ediyor: «Dar'ul Harb; Ahkam-ı İslâm'ın tatbik edilmediği ve İslâm Şeriatının uygulanmadığı bütün beldeleri kapsar. Ahalisi ne olursa olsun. İster müslüman, ister Ehl-i Kitap ve isterse kafir olduklarını söylesinler, netice aynıdır. Kısaca Dar'ul Harb; ahkam-ı İslâm'ın tatbik edilmediği ve İslâm Şeriatının uygulanmadığı beldenin adıdır. Böyle bir belde müslümana ve müslüman cemiyetine göre Dar'ul Harb sayılır.» (27) Demek ki ahalisi ne olursa olsun. .Allah Şeriatının yerine Tağut'un heva ve hevesinin tatbik edildiği Cibt’in propagandasının geçerli ve serbest olduğu, Bel'amların fetvasının makbul olduğu, Hakkın dininin halkın dini (heva ve hevesi) ile değiştirildiği her belde Dar'ul Harb'dır. Esasen İslâm nizamını tatbik etmemek fıtrata savaş açmaktır. Eğer bir 'belde de İslâm hayatın İktidarına hakim değilse o beldenin sakinleri kendi fıtratlarına savaş açmışlardır. Dolayısıyla o belde bir Bilad-ı harb haline gelmiştir. Demek istiyoruz ki; Fıtrata karşı savaşmanın en emin yolu İslâm ahkamlarını tatbik etmekten vazgeçip bu ahkamların yerine vahyi ile çatışan ahkamları tatbik etmektir. Böyle bir tatbikatta otomatikmen bir beldeyi Dar'ul Harb haline getirir.
Hanefi mezhebinin ulemasından İbn-İ Abidin (Rh.a.) Dar'ul Harb konusunda şöyle diyor: «Kafirler İslâm memleketlerinden bir memleketi mücerred ele geçirseler yahut bir şehir ahalisinin mürted olarak ahkam-ı küfrü icra etseler veyahud zimmilerin ahidlerini bozarak memleketlerini ele geçirseler bu üç surette Dar'ul İslâm Dar'ul Harb olmaz. Bir Dar'ul İslâm'ın Dar'ul Harb —Allah korusun— olabilmesi için metinde zikir edilen üç şartın tahakkuk etmesi lazımdır. (Metindeki üç şart şunlardır: 1 — İçerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi 2 — Müslüman ve Zimmi için İslam emanının ortadan kalkması 3 — Dar'ul Harb ile Dar'ul İslâm arasında bir İslâm memleketinin olmaması.) Bu İmam-ı Azam'a göredir. Ancak İmameyne göre; Dar'ul İslâm'ın -Allah Korusun- Dar'ul Harb’e_dönüşmesi bir şartın gerçekleşmesine bağlıdır. O da içerisinde ahkam-ı Küfrün icra edilmesidir. Bir Dar'ul İslâm Dar'ul Harbe dönüşünce artık orada Hadd ve Kısas icra edilmez. Artık bir müslüman esirin; kafirlerin canlarına ve mallarına taarruz etmesi caizdir. Kadınların namusuna dokunulması caiz değildir.» (28) Evet Dar'ul Harb; içerisinde İslâmi ahkamların geçerli olmadığı, Hadd-ı Zina, Hadd-ı Kazf, Hadd-ı Sirkat ve bunlara benzer haddların hiçbirisinin uygulanmadığı, bu ilahi ahkamların yerine ahkam-ı beşer'in tatbik edildiği ve müslüman ile Harbi arasında can ve mal güvenliğinin ortadan kalktığı bir küfrün tatbik merkezi ve mekanıdır. Görüldüğü gibi Dar'ul Harb; müslümanlar ile ahalisi arasında herhangi bir anlaşma ve ahidleşme olmayan bir dar'dır. Bu nedenle Dar'ul Harb'ı iki kısma ayırmışlardır.
1— Bizim ile kendileri arasında bir misak bulunan Dar'ul Harb.
2— Bizimle aralarında bir misak veya anlaşma olmayan Dar'ul Harb. (29)
Bu iki durumda da Dar'ul Harb'de İslâm ahkamları yerine Tağut'un ahkamları uygulanır. Çünkü Dar İslâm'ın Siyasi hakimiyetinin dışında kalıyor. İslâm'ın siyasi hakimiyetinin dışında kalan bütün darlar Dar'ul Harb'dir. Ancak bir Dar'da Ahkam-ı İslam İle Ahkam-ı küfür birlikte uygulansalar böyle bir yer Dar'ul Harb olmaz.(30) İçerisinde iki mahkeme bulunan ve bu mahkemelerden birisi Ahkam-ı İslamla ve diğeri de Ahkam-ı beşer ile hükmetmesi gibi.
Molla Husrev (Rh.a.) Dar’ul Harb meselesinde şöyle diyor: «Dar'ul İslâm üç şartla Dar'ul Harb'e dönüşür. Bu şartlar şunlardır: 1 — Dar'ul İslâm'ın içerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi 2 — Dar'ul Harb'e bitişik olması. Yani, kendisi ile Dar'ul İslâm beyninde bir Dar'ı müslimin olmaması. 3 — Müslüman ve Zimmi için orasının içerisinde ilk güven emniyetin kalkmış olması. Amma İmameyn’ın yanında Dar'ul İslâm tek bir şartla Dar'ul Harbe Dönüşür. O da içerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesidir. Böyle bir dar’ın Dar'ul İslam’a bitişik olması veya olmaması, içerisinde İster müslümanlar olsun İsterse olmasın durumu değiştirmez. Böyle içerisinde Ahkam-ı Şirk icra edilen bir dar Dar'ul Harb'dır» (31) Yani İmameyn'ın görüşleri arasında bir Dar'ın Dar'ul Harb olabilmesi için Dar'ul Harbe, bitişik olması veya içerisinde müslümanların bulunması şartı aranmamaktadır. Sadece Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi bir Dar'ı Harb yapmaya kafidir. Esasen Dar mefhumu herhangi bir akaidin kuvvet ve hakimiyetle ele geçirdiği belde anlamına gelmektedir. (32) Bu nedenle Dar'ul Harb; Şirk akaidinin kuvvet ve kontrolü altında tutulan beldelerin genel bir ismidir. Ömer Nasuhi Bilmen (Rh.a.) diyor: «Bir Dari İslâm -Allah muhafaza buyursun- bir dari harbe tahavüllü, İmamı Azam'a göre şu üç şartın tahakkukuna mütevakkıfdir: 1— Dari Harbe muttasıl olmalıdır. 2— İçerisinde şirk ahkamı icra edilmelidir. 3— İçinde evvelki eman ile emin bir müslîm veya zimmi kalmamış olmalıdır.
İmameyne göre herhangi bir İslâm beldesinde ahkamı küfr icra edilmeğe başlandığı, yani: harbi bulunan nafizül-hükm bir hükümdarın istilasına maruz kaldığı takdirde dari harb haline gelmiş olur. Çünkü BİR DARIN BİR DARI HARB OLMASI, GAYRİ MÜSLİMLERİN MENEASI, KUVVETİ, ORDUSU İTİBARİYLEDİR. Bunları da nafizülhükm olan hükümdarları ve hükümetleri temsil eder.
Binaenaleyh hükümdarı harbi olan herhangi bir ülke, bir dari harb bulunmuş olur. Velev ki dari İslâm'a muttasıl olsun. Müfta bih olan da budur.» (33) Dar’ul Harb kavramı hakimiyet ile ilgilidir. Bir dar'da kuvvet Küfür milletine ait ise o dar bir Dar'ul Harb'dır. Bu konuda Şemsul Eimme İmam-ı Şerahsi (Rh.a.) şöyle diyor: «Ebu Hanife'ye göre Dar'ul İslâm üç şartla Dar'ul Harb olur. Bu şartlar şunlardır: 1-- Dar'ul Harb'e bitişik olması. Bizimle Dar'ul Harb arasında bir Dar'ul Müsliminin olmaması. 2-- Müsüman ve Zimmi güven emniyetin ortadan kalkması 3-- İçerisinde Ahkam-ı Şirk’in icra edilmesidir.
Amma İmameyn’e göre Darul İslam’ın Darul Harbe dönüşmesi için ahkam-ı Şirkin orada uygulanması kafidir. Nerede İslâm ahkam-ı izhar olunursa oradaki kuvvetde müslümanlara aitse orası Dar'ul İslâm'dır. Yine neresi olursa olsun ahkam-ı şirk içerisinde iz'har olur ve oradaki kuvvetde müşriklere aitse orası Dar'ul Harb'dır. Amma İmam-ı Azam (Rh.a.) ise Kuvvet ve hakimiyetin tamamı müşriklerin elinde ise orası Dar'ul Harb olur. Aksi takdirde olmaz. Yani kuvvet ve hakimiyetin tamamı müslümanlara ait ise orası Dar'ul Harb olmaz.» (34) Şunu da unutmayalım ki; bir yer Dar'ul Harb olduktan sonra müslümanlara tanınacak emanın hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü bu durumda mevcut olan eman ilk eman değil, düşmanın tanıdığı emandır. Bu da, temelde Dar'ul Harb olan herhangi bir ülkede müslümanlara tanınabilecek emniyette farksız olup, bununla o yer Dar'ul İslâm hükmünü alamaz. (35) Yani Dar'ul Harb kafirlerin vereceği eman ile Dar'ul İslâm olmaz. Şirk ahkamının konusunda El Kuhistani (Rh.a.) şöyle der: «Küfür ahkamının açık ve yaygın şekilde, hükmetmesi, icra edilirken de müslümanların kadılarına gidilmemesi şartıyla olursa Dar'ul Harb olur.» (36) Yani içerisinde İslâm hükümüyle hüküm eden bir kadının bulunmadığı yer Dar'ul Harb'dır. Şafii mezhebine göre ise “Dar’ul İslam Dar’ul Harb’e dönüşmez. Bir belde bir kere dari İslâm oldu mu, artık ondan sonra mutlaka, yani: Gerek bilahare gayri müslimler müstevli olsunlar ve gerekse olmasınlar ve orada müslümanların İkametine müsaade etsinler ve gerekse etmesinler orası, Dar'i Küfr, dar'i Harb hükmünde olamaz (37) Ancak Şafii mezhebinin bu görüşü çeşitli şekillerde anlaşılabilir. Şafii mezhebinin görüşüne baktığımızda Dar'ul İslâm olan bir Belde küfrün saldırısına uğrasada, içerisinde şirk ahkamları uygulanmaya başlansada yine orası bir Dar'ul İslâmdır. Şafii mezhebi Dar'ul İslam'ı işgal eden harbilerin varlığını tanımıyor, onları hiç bir şeye saymıyor. Dar'ul İslâm Dar'ul Harb olamaz diye muntesiblerini amansız bir cihad’a davet ediyor. Bazı Bel'am kılıklı heriflerde Şafii mezhebinin icra olunan küfür ahkamlarına ses çıkarmadığını iddia ederek Harbileri müslümanlara sevdirmeye çalışırlar. Bu çalışmaları harbilerin ekmeğine yağ sürmekten öteye geçemez. Şafii mezhebinin görüşünden aynı zamanda şunu da anlıyoruz: Bir Dar ancak hükmü ile vasıflanır, bizzat dar küfürle itham edilemez. Ancak, orada tatbik edilen hükümler İslâm'la veya küfürle itham olunur. Bunun gibi bir üzerinde yaşayan insanların müslümanlar olması o dar'ı Dar'ul İslâm yapmaz, küfür ahkamı tatbik edildikçe. (38) Yani haşa hiçbir Şafii uleması «eğer küfür ahkamları Dar’ul İslam'da icra olsalar onlarda İslâm ahkamları gibidirler» dememiştir. Aksine İslâm'dan daha üstün bir sistemin varlığını bile kabul etmemişlerdir. Şimdiye kadar yapılan tariflerden şunu anlıyoruz ki; Dar’ul Harb; itikadi siyasi, idari, teşrii, icraii, kazi ve ahlaki esaslarının ahkam-ı şirke göre ayarlandığı ve içerisinde İslâm ahkamlarınında sinelere, mahkum edilerek hayattan uzaklaştırıldığı bir dardır. Böyle bir dar harbilerin vatanıdır. (39) Bundan sonra gelecek bölümlerde Dar'ul Harb kavramı bu manalarda kullanılacaktır. Şayet yukarıdaki tarifler anlaşılmamışsa yinede okuyalım. Anlaşıldıktan sonra diğer bölümlere geçelim. Dar'ul Harb'ın tarifini öğrenmeyen birisi fıkhını hiç öğrenemez. Çünkü Dar'ul Harb kavramının tarifi Dar'ul Harb Fıkhı için bir miftah-dır. (anahtardır)
1 — El Muvatta (İmam-ı Malik-Ter: A.MBüyükçınar ve bir heyet) ,C: 2, Sht S46, tst/1002
2 — islam Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet Özel) Sh: 71,ist/1932
3 — Mümtehine Suresi/lO
4 — Ahkam'ul Kur'an (El-Cassas) C: 3. 430, Beyrut/ty.
5 — El Keşşef Tefsiri (Zemahşeri) C; 4, Sh: 518, Beyrut/1947
6 — Ruhul Meani fi Tefsiri'l Kur'an'il Azîm ve's-Sebi Mesani
{Alüsi) C: 28, Sh: 75 Beyrut/1985
7 — Tefsir'u Nesefi (Nesefi) C: 4, Sh: 249, İst. 1984
8 — Cami'ul Beyan fi Tefsir'il Kur'an (Taberi) C: 28, Sh: 44, Mısır/1323
9 — Ge'raib'ul Kur'an ve Reğ-aib'ul Furkan. (Nisaburi-Tefsirî Taberinin bihamişinde)
C: 28, Sh: 53, Mısır/1323
10— El Cami-u Li Ahkam'il Kur'an (îmam-ı Kurtubi) C: 18, Sh: 61-65, Mısır/1967
11— Feth'ul Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Humam) C: 5, Sh: 46,
Mısır/1319, Durer'ul Hukkam fi Şerhi Gurer'ü Ahkam (M. Husrev)
C: 1, Sh: 434, tst/1258, El Mebsut Clmam-ı Serahsi) C: 0, Sh: 99-100, Mısır/1324
12— El Bedaiu's Senai fi Tertibi'ş-Şerai (îmam-ı Kâsani) C: 7,Sh: 130, Beyrut/1406
13— Eî Veciz fi Usuli'l Fıkh (Dr.Abdulkerim Zeydan) Sh: 80, Bağdad/1970
14— El Mebsut (Imam-ı Serahsi) C: 14, Sh: 57, Mısır/1324
15— El Camiu Li Ahkam'il Kur'an (İmam-ı Kurtubi) C: 18. Sh: 61 05, Mısır/1967 '
16— İslâm (Said Havva) Sh: 401, Beyrut/1981
17— El Mebsut (îmam-ı- Serahsi)C: 30, Sh: 33, Mısır/1324 .
18— İslam Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet özel) Sh: 79,îst. 1982
19— El Bedaiu's Senai fi Tertibi'ş Şerai (İmam-ı Kâsani) C: 7,Sh. 130-131, Beyrut/1406
20— Camiu'r Rumuz (El Kuhistani) C: 2, Sht 311, îst. 1300
21— Feteva-i Hindiyye (Ş.Nizameddin) C: 2, Sh: 232, Bulak/Mısrı,1310
22— İslâm Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet Özel) Sh: 108, İst. 1982
23— Feth'ul Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Humâm) C: 6, Sh: 178, Mısır/1319
24— Ruhul Meani fi Tefsiril Kur'an'il Azim ve's Seb-i Mesani (Alleme. Alüsi) C: 21, Sh: 18,
Beyrut/1985
25— El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14 Sh: 57, Mısır/1324
26— İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk (A.Üdeh) C: l, Sh: 403, Ter. Akif Nuri, îst/1976
27— Fizilal'il Kur'an (Şehid Seyyid Kutup) C: 2, Sh: 874, Beyrut/1982
28— Redd'ül Muhtar Ala'd Dürr'ül Muhtar (îbn-i Abidin) C: 4, Sh: 175, tst. 1984
29— İslâm (Said Havva) Sh: 402, Beyrut/1981
30— Redd.ül Muhtar Ala'd Dürr'üî Muhtar (îbn-i Abidin) C: 4, Sh; 175, tst. 1984
31— Dürer"ül Hükkam fi Gürer'İl Ahkam (Molla Kusrev) C: 1, Sh: 209-210, İst. 1258
32— Emanet ve Ehliyet (Yusuf Kerimoğlu) C: 1. Sh: 366. îst. 1985
33— Hukuki Islâmiyye Î.Fikhiyye Kamusu (Ö.N.Bilmen) C: 3, Sh: 370, İst. 1976
34— El Mebsut (îmam-ı Serahsi) C: 10, Sht 114, Mısır/1324
35— İslam hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet özel) Sh: 107, tst. 1982
36—Cami'ur Rumuz (El Kuhistani) C: 2, Sh: 311, îst 1300
37—Hukuki Islâmiyye Î.Fıkhiyye Kamusu (Ö.N.Bilmen) C: 3, Sh: 371
38—Dar'ul Harb ve Dar'ul İslâm Kavramları (Şerafettin Argun) Sh: 16, Ankr. 1980
39— İslâm Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk (A.Üdeh-Ter: A.Nuri) C: 1, Sh: 403, İst/1973
Not:
Sonraki Bölüm: KUR'AN ve SÜNNETTE FIKIH KAVRAMI
__________________ ~~~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~~~
Dosttan Öte Dosttan Ziyade |