İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Kitablar ve Dergiler
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 31.08.2007, 00:27
Bir-Taraf olmayan Ber-Taraf olur...!

 
cevher25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.02.2004
Yaş: 38
Mesajlar: 1.279
Teşekkür etti: 53
55 Teşekkür 29 Mesaja aldı
Angry Darul Harb Fıkhı

DARUL HARB FIKHI – 1
Mustafa ÇELİK
Ölçü Yayınları
Şubat – 1993 (4.Baskı)


TAKDİM

İslam düzeninin temelini ilim teşkil eder. İlim her şeyden üstündür. Bil ki; üzerinde durduğumuz İlm. İLM-İ FIKIH'dır. Zira Fıkıh ilmi herkese lazım olan elbise gibidir. Değişmez hayat muallimimiz. Hz.Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: «İlim öğrenmek her müslüman erkek ve kadına farzdır. İlmi ehil olmayan insanların yanına bırakan kimse domuzun boynuna altından, cevherden ve inciden gerdan takana benzer.» (1) Bu hadiste geçen ilim'den murad, ilmi fıkıh'dır. Bu nedenle İbn-i Abidin (Rh.a.) şöyle diyor: “Fıkhı okumak, Kur'an'ın ihtiyaçtan fazlasını öğrenmekten efdaldir. Bütün fıkhı öğrenmek mutlaka lazımdır.” (2) Çünkü fıkhı öğrenmeyen bir kimse İslamı tam manasıyla yaşayamaz. İslamı yaşamak için Fıkıh şarttır.

El Mültekat» ile diğer kitablarda beyan edildiğine göre İmam-ı Muhammed (Rh.a.) : «Bir kimsenin şiir ve Nahiv ile şöhret bulması layık değildir. Çünkü şiirin sonu dilenmeye, Nahv'ın sonu da çocuk okutmaya varır. Hesap-la şöhret bulması da gerekmez; zira sonu yer ölçümüne varır. Tefsir ile şöhret bulmasıda öyledir. Çünkü sonu vaizlik ve hikayeciliğe varır. Bilakis kişinin ilmi, helal ve harama ve bilinmesi zaruri olan AHKAMA dair olanıdır.''» (3) Zira ahkamı bilen ahkamsızlıktan kurtulur. Ahkamsızlıktan kurtulan da tek çareyi Ahkam-i Rahmana tabi olmakta bulur. Hayatt boyunca Tağüt ve Bel'amlar çetesinden de uzak durur.

Hz. Muhammed (s.a.v.) söyle buyuruyor: «Allah kimin hayrını murad ederse o kimseyi dinde FAKIH kılar. (4) İmam-ı Burhaneddin Ez-Zernüci (Rh.a.) bu konuda şöyle buyuruyor : «Bil ki her ilmi elde etmek her müslüman üzerine farz değildir. Bel ki her müslüman üzerine ilmihal bilgisini elde etmek farzdır. Nitekim şöyle denilmiştir. «İlimlerin en üstünü ilmihal bilgisidir. Amellerin en üstünü de bulunduğu hali muhafaza etmektir.» (5) Yani kişinin İçerisinde bulunduğu ahval ile ilgili durumu bilmesi üzerine farzdır. Bilhassa içinde bulunduğu darın fıkhi hükmü-nü bilmek ve içinde yaşadığı darın fıkhına talib olmak müslümanın değişmez bir görevidir.

İslâm ulemasının verdiği fetvalar iki çeşittir. Dar'ul İslâm'a ait, yani Dar'ul İslâm'da geçerli olan fetvalar, bir de Dar'ul Harb'de geçerli olan fetvalar. Gerçi müşterek olan fetvalar da hiç şüphesiz vardır. Fakat Daru karar farklı olduğu İçin fetvalarda haliyle farklıdır. Ancak müs-lüman olan ülkelerde yaşayan mükellefler bu durumdan gafil oldukları için çoğu zaman cahili bir hayatı islâm zan etmişler hatta bir islâmi hayat olarak kabul etmişlerdir. Dahası var bu işin. Cahili hayata davetiye fetvalarını dağıtan Bel'amların fetvalarını muhabbetle kabul etmek ve bu kabul ile iftihar duymak. Hani meşhur bir darbı mesel var; Maymuna «Allah cezanı versin, demişler, oh be demiş, beni ceylan yapacaklar!»

İşte DAR'UL HARB FIKHI, böyle bir ortamda yaşayan müslümanların fıkhı sorunlarına çözüm getirmeyi amaçlayan bir inceleme ve araştırma eseridir. Eser sahasında tek eserdir. Çünkü bugüne kadar İslâm âleminde böyle müstakil bir Dar'ul Harb Fıkhı adında bir eser yayınlanmadı. Bu nedenle böyle bir esere ihtiyaç vardı. Çünkü bugün herkes tertibli veya tertibsiz olarak Dar'ul harb kavramını ağzında sakız gibi çiğnemektedir. Eseri baştan sona kadar dikkatle okudum. Cerihadar gönlümüze bir teselli olduğunu gördüm. Yusuf kuyusundan Eyyüb mağarasına seslendim. Bir verdim üç aldım, sevince gark oldum. Yine vahşetin ilacını vahdet sarayında buldum.

Mustafa kardeşim «HAYRI İHYA ŞERRİ İMHA» projesini tatbike başlamıştır. Vakit onu kuşanmadan o vakiti kuşanmıştır. Eserinde vahdet sofrasını sermiş, Tevhid ağacından meyveler getirmiş, merhamet pınarından su akıtmış, uhuvvetimizin açılan yarasını kapatmış vs ardın-dan da gufran ilacını serpmiştir. Bu nedenle Mustafa ÇELİK kardeşimi bu çalışmasından dolayı candan tebrik eder, böyle çalışmaların devamını kendisine nasib etmesini yüce Allah'tan dilerim.

Ş.Müslim KUŞ
MAYIS 1988
Ş.URFA


1— Sünen-i îbn-a Mace Terceme ve.Şerhi (Haydlır Hatiboğîu) C; 1. Sh: 387. tst/1982
2— İbn-i Abidin (Ter: Ahmed Davudoğlu) C: 1, Sh: 37. İst/1982
3— İbn-i Abidin (Ter: Ahmed Davudoğlul C: 1, Sh: 38, tst/1982
4— Sahih-i Buhari Tecridi,Sarih Tercemesi/C: 1, Sh: 77, tst/1980
5— Taltm'ül Mütealim (lmam-ı Burhaneddin Zernüci) Sh: 27. İst/1980


ÖNSÖZ

İnsanlara eskimez hayat kanunları gönderen ve mutlak hakimiyet sahibi olan yüce Allah'a Hamd ve Senalar olsun.
Cihanşümul bir Şeriatla gönderilen ebedi önder Hz. Muhammed (s.a.v.)'e, âline, ashabına, Allah'ın nizamının yanlış anlaşılmaması için var gücüyle çalışarak İctthad ve kivaslarıyia Kur'an ve Sünnetteki değişmez nuru gösteren mıictehid ulemaya ve İslâm nizamını Tağuti ve şeytani rejimlere galib kılmak İçin bütün varlığıyla Cihad eden tüm dünya müslümaniarına selatü ve selâm olsun.

Allah'ın arzında Allcrh'ın inzal ettiği vahy'e göre hayatını tanzim edemeyen müslümaniar tarihin her devresinde «Beşeriyete ibadet Mezhebi» olan fıtrat düşmanı ideolojilerin tahakkümüna mahkum olmuşlardır. Mahkum müslümaniar vahyi öğrenme yerine necis ideolojileri öğrenmeye adeta kendilerini adamışlardır. Bunun neticesinde m'üslüman kendini vahiy sistemine karşı değil de ideolojiye karşı sorumlu kabul etmiş, dini ile ilgili durumlarıda Bel'am çetesinden öğrenmeye duçar olmuştur. Vahyin zıddı olan ideolojinin hükümran olduğu mekanlarda dini öğrenme makamı olarak Bel'amlar gösterilmiştir.

Belamların din adına fetva öğrettikleri bir mekanda Hz. Muhhamed (s.a.v.) hayat özellikleri ve birçok hadisleri tarih.n hatıralar müzesine sevk edilir. Tarîhin hatıralar müzesinde saklanan hadislerden bahs eden müslümanlar din harici ilan edilir ve Beî'amların fetvasıyla «Ehl-i Fitne», «Cühela», «Deli» vs. isimlerle isimlendirildi. Bir hadisi ve bir hadsin insanlığa sunduğu hükümleri tarihin hatıralar müzesinden kurtarmak başlı başına bir hadisedir, Günkü öyle hadisler var ki; şayet anlatılsa ideolojilerin vahyi gibi işlem görmesine ve yaşanmasına hayat hakkı kaimaz. Hele hatıralar müzesine gömülen bu hadis hayata ışık tutan ve yön veren kavramları içeriyorsa hadise bir kat daha önem kazanmış olur. Çünkü bu durumda müslüman kendisini ideolojik kavramlarla değil vahyinin sunduğu terimlerle tarif edecektir. Kendini vahiy sistemine göre tanımlayan bir müslüman küfrün ölüm alametidir.

İslâm topraklarında vahy'e göre kimlik kazanan müslümanlar ne kadar çoğalırsa küfrün ölüm alametleri o ka-dor çoğalır. Vahy'in yerine ideolojilerin hükümran olduğu beldelerde sürekli ilâhi ahkamları mükelleflere karşı «Biz, bunları anlatırsak halk bize ne der» endişesiyle gizlenir. İşte senelerden beri Hz.Muhammed (s.a.v,) gündeme getirdiği Dar'ui Harb kavramı ve bu kavrama mesned olan hadisler «Biz bunları anlatırsak halk bize ne der» endişesiyle mükelleflere karsı gizlenmekteydi. Ancak son zamanlarda Dar'ul Harb kavramı tertipli veya tertipsiz olarak: gündeme girmiştir. Bazı Bel'am kılıklı herifler bu kavramın gündeme girmesinden çok rahatsız olmaktadırlar. Hatta Dar'ul Harb kavramının yahudiler tarafından ortaya atılan bîr kavram olduğunu iddia edecek kadar esfeli safiîine düşmektedirler. Bazı beyni kireçlenmişlerde yukarıda temas ettiğim grb; «Biz Dar'ul Harb kavramını anlatırsak halk bize ne der» endişesine kapılarak mükellefleri hakir görmektedirler. Esasen ideolojilerin hüküm sürdüğü toplumlarda mükellefler sürekli hor ve hakir görülürler. Bazıları da «Dar'ul Harb kavramı vardır. Fakat bu kavram İslâm'da gizlidir, anlatılmaz» derler. Bütün bunlar ideolojilerin ne-cis kültüründen kaynaklanan şeytani endişelerdir
.
Her müslüman bilmeli ve inanmalıdır ki; HZ.MUHAMMED (s.a.v.)'in GÜNDEME GETİRDİĞİ BİR KAVRAM VE HÜKÜM «Halk bize ne der» ENDİŞESİYLE MÜKELLEFLERE KARŞI GİZLENEMEZ. ŞAYET GİZLENSE ŞİRK MEYDANA GELMİŞ OLUR. Dar'ul Harb Fıkhını da Hz.Muhammed (s.a.v.) gündeme getirmiştir. Biz bu eserimizde Dar'ul Harb İle ilgili hadisleri metin ve mealiyle beraber verdik. Çünkü bugüne kadar Dar'ul Harb İle ilgili hadisler müstakil olarak bir araya toplanmamıştır. Bu eserimiz 'Dar'ul Harb ile ilgili hadis öğrenmek isteyenler için bir el kitabıdır. Biz Yeni bir Fıkıh ortaya çıkarmıyoruz Ancak var olan bir Fıkıh türünü müslümanların gündemine delilleriyle beraber getiriyoruz. Müctehid ulema eserlerinde Dar'ul Harb ile ilgili birçok fetva vermişlerdir. Ayni zamanda Dar'ul Harb ile İlgili meseleleri Dar'ul İslâm'daki meselelerden farklı ve ayrı olarak müteala etmişlerdir. Müctehid ulemanın eserleri tetkik edildiği zaman « Dar'ul İSLAM Fıkhı » ve « Dar'ul Harb Fıkhı» na rastlamak mümkündür. Bazı çevrelerin zanettiği gibi Dar'ul Harb kavramı basit bir kavram değildir. Bu kavram beraberinde apayrı bir Fıkıh anlayışını getirmiştir. İslâm'ın Dar'ul Harbdeki müslümanın problemlerine getirdiği çözümler Dar'ul Harb Fıkhını meydana getirmiştir.

Dar'ul Harb Fıkhını hazırlarken hep kaynaklara müracat ettik. Ancak kaynaklarımız sadece Fıkıh kitaplarını kapsamamaktadır. Bunun sebebini iki şekilde izah etmek mümkündür. Birincisi Fıkıh İlmine olan bakış açımızdır. Biz Fıkıh ilmini şeriat açısında; İsiâmı bir bütün olarak bilmek ve anlamaktan İbaret olduğunu kabul ederiz. Bunun için Fıkhi bir meseleyi bir Fıkıh kitabında öğrenmek mümkün olduğu gibi bir Tefsir, kitabında, bir Hadis kitabında veya bir Akaid kitabında da Öğrenmek mümkündür. Bunun için bizim gösterdiğimiz kaynaklar arasında Tefsir, Hadis, Akaid ve Tarih 'kitapları da vardır. İkinci sebebe gelince; İslâm âleminde bugüne kadar Dar'ul Harb Fıkhı adında müstakil bir çalışmanın olmayışıdır. Müstakil bir çalışma olmayınca pek tabi olarak Dar'ul Harb Fıkhı ile ilgili fetva ve hükümler İslâmi kaynaklar içerisinde dağınıktırlar. Biz de bu eserimizde dağınık olan bu Dar'ul Harb Fıkhının fetva ve hükümlerini bir araya toplamaya gayret ettik.

Dar'ul Harb Fıkhını hazırlamaktan maksadımız; Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hatıralar müzesine gömülen hadislerini ümmet-i Muhammed'e' bildirmek ve Resulüllah (s.a.v.)'-ın pak bildirilerine sahip çıkmak, Dar mefhumu konusunda müslümanları aydınlatmak. Dar'ul Harb meselesinin bir Fıkhın temelini teşkil ettiğini müslümanlara bildirmek ve islâm Fıkhının ne kadar zengin olduğunu, her çağ ve mekanda müslümanların 'problemlerine nasıl çözüm getirdiğini müslümanların gözü önüne sermektir. Eserimiz hatalardan "hali değildir. Bu Dar'ul Harb fıkhı'na bir giriştir. Temennimiz bu saha da daha güçlü kalemlerin çalışması ve meyve vermesidir. Aynı zamanda hatalarımızı da bize bildirmeleridir. Bu eserdeki doğrular İslâm'a, hatalar da bize aittir.
Çalışma bizden basan Allah'tandır.

Mustafa ÇELİK
MAYIS 1988 Ş.URFA


Not: Bu bölüm sadece bir giriştir. Yukarıdada belirtildigi gibi konunun önemi üzerine, zaman içerisinde kitaptan aktarmalar yapacagım inş...

Selametle...
__________________
~~~
İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
~~~
Dosttan Öte Dosttan Ziyade

Konu cevher25 tarafından (23.11.2007 Saat 22:19 ) değiştirilmiştir..
cevher25 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 31.08.2007, 22:06
Beni Benden et, SENDEN etme Ya RABB.. !!

 
HASGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.06.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 1.920
Teşekkür etti: 22
5 Teşekkür 3 Mesaja aldı
Allah razi olsun abi... Kayseri de aradim, DF de buldum ;)

Bu sene Kayseride aradim bu konuyla ilgili bi kitap ama kitap ismi bilmedigim icin yardimci olamadilar..

google de bulup okumustum cok ilginc bi konu.. ben Darul Harp hakkinda uc dort ay oncesine kadar hic bisey duymamistim...

insaAllah sen buraya aktardiginda daha cok bilgi edinmis olcam...

musait oldugun en kisa zamanda yazmani bekliycem ...
__________________
Ben beni birakirsam,SENI birakirsam,
SEN beni birakma YA RABB!!!!
HASGIZ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 16.09.2007, 01:09

 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 608
Teşekkür etti: 15
12 Teşekkür 10 Mesaja aldı
EVET GERCEKTEN GUZEL ESERLERI VAR MUSTAFA CELIGIN

SU SAYFEYE BAK BUTÜN CIKMIS ESERLERI ORDA MEVCUTTUR.WWW.MISAK1.COM

COK SEY ÖGRETIYOR ILIM MUCAHIDI ALLAH ILMINI ARTIRSIN

VESSELAM
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 16.09.2007, 01:27

 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 608
Teşekkür etti: 15
12 Teşekkür 10 Mesaja aldı
Mustafa Çelik
Sitemizde yazara ait 37 kitap bulundu!







Sayfa Seçiniz:


Bilek Dersleri 1
Mustafa Çelik
FÜTÜVVET YAYINLARI


Günümüzün istilâ altındaki islam topraklarında öncülerin fosilleşme dönem ve devresini yaşayan müslümanlar, "Ne Yapmalıyız?", "Niçin Yapmalıyız?", ve "Nasıl Yapmalıyız?" suallerini birbirlerine yüksek...
Satışa Kapalıdır!






Dar'ul Harb Fıkhı 2
Mustafa Çelik
ÖLÇÜ YAYINLARI


"Müstevlilerin işgal ettikleri camilerde imamlık görevini yapanların arkasında namaz kılınmaz. Çünkü bunlar samimi müslüman değildir." iddiasını ileri sürmektedir. Tabii ki, bunların ek delilleri müst...
Satışa Kapalıdır!






Dar'ul Harb Fıkhı 3
Mustafa Çelik
ÖLÇÜ YAYINLARI


Hanefi Mezhebi'nin Dar'ul Harb kavramının tarifi ile ilgili görüşlerini özetlersek deriz ki: Hanefi Mezhebi'ne göre dünya iki dardır. Dar'ul Harb ve Dar'ul İslâm. Dar'ul İslâm Dar'ul Harb'e dönüşür. ...
Satışa Kapalıdır!






Dar'ul Harb Fıkhı 4
Mustafa Çelik
ÖLÇÜ YAYINLARI


Dar'ul Harb'de elleriyle ve dilleriyle münkere dayalı iktidarı değiştirmeye gücü yetmeyen müslümanlar, kalbleriyle münkere dayalı iktidar'dan ve o münker iktidarını ayakta tutup destekleyen harbilerde...
Satışa Kapalıdır!






Hatalı Atasözleriyle Kadın Aleyhtarlığı
Mustafa Çelik
ÖLÇÜ YAYINLARI


İslam Topraklarında Atalar dininin egemenliği yüzünden İslam öncesi cahiliye devrinin kadın düşmanlığı günümüz müslümanları arasında "Hatalı Atasözleri" vasıtasıyla kendi varlığını bütün şiddet ve hid...
Satışa Kapalıdır!






Hesap Günü Şuuru
Mustafa Çelik
MİSAK YAYINLARI


İslam Ümmetinin alimlerinin yahudileşmesi, abidlerinin ise hıristiyanlaşması hesab günü şuurunun yokluğundandır. İslam ümmetinin asli kimlik ve kişiliğine tekrar kavuşması hesab günü şuurunun geliştir...
Satışa Kapalıdır!






Hürriyet Risalesi
Mustafa Çelik
MİSAK YAYINLARI


Esasen İslam olmasaydı, hürriyet de olmazdı. İslam, hürriyetin varlık ve sağlık sebebidir. Bunun için diyoruz ki; İslam'ın önüne çıkan beşeri ideolojileri, kanunları, yasaları, anayasaları, felsefi ku...
Satışa Kapalıdır!






İhtilaf Ahlakı
Mustafa Çelik
MİSAK YAYINLARI


.
Satışa Kapalıdır!






İlahlar Rejiminin Anatomisi
Mustafa Çelik
ÖLÇÜ YAYINLARI


Biz bu eserimizde karanlığa aydınlık diye sarılanları ikaz ettik. Karanlıklara küfretmenin yerine bir mum yakmayı tercih ettik. Aydınlık gelince karanlık gitmeye mahkumdur inancını kalblere ve kafalar...
Satışa Kapalıdır!






İslam'ın Yitik Yadigarları (1) Bilgi
Mustafa Çelik
FÜTÜVVET YAYINLARI


Bilgi; haberdir gözü yolda kalmışlara, umuttur umutsuz çağda yaşayanlara, ikazdır kendi hadini aşmışlara, çıkadır karanlıkta aydınlık arayanlara, gecenin aydınlığını gösterir şafaklara, acı verir yeri...


ilgili siparis sitesi
http://www.kitapalemi.com/url/yazar/11010
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 19.10.2007, 09:43
Ölümüne.

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.616
Teşekkür etti: 42
49 Teşekkür 36 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız cevher25
Mesajı göster

Not: Bu bölüm sadece bir giriştir. Yukarıdada belirtildigi gibi konunun önemi üzerine, zaman içerisinde kitaptan aktarmalar yapacagım.

Selametle...
inş...
__________________
göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 23.11.2007, 21:56
Bir-Taraf olmayan Ber-Taraf olur...!

 
cevher25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.02.2004
Yaş: 38
Mesajlar: 1.279
Teşekkür etti: 53
55 Teşekkür 29 Mesaja aldı
KUR'AN VE SÜNETTE DAR'UL HARB

İslâm sisteminin temeli, Kur'an ve Sünnete dayanır. Kuran'ı Kerim müslümanlar için bir mekteb ise, Hz.Muhammed (s.a.v.) de bu mektebin derslerini açıklayan ebedi bir muallimdir. Hz.Muhammed {s.a.v.) buyuruyor: «Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça katiyyen sapıklığa düşmezsiniz. Allah'ın Kitabı ve Nebinizin sünneti.» (1) Dar'ul Harb kavramı için Kur'an ve sünnete sarıldığımızda sapıklığa düşmeyiz. Amma ne yazık ki kavramlarımızın çoğu bugüne kadar hep Yunan kültürüne göre tarif edilmiştir.
Müslümanın eğitim kaynağı Kur'an, gerekmez artık ilmi Yunan.

Dar'ul Harb kavramının lafız olarak Kur'an-ı Kerim'de geçmediğinde şüphe yoktur. (2)
Ancak Kur'an-ı Kerimin Dar'ul Harb kavramına işaret ettiğinden de herhangi bir şüphe yoktur. Allah (c.c.) hayat mektebimiz Kur'an-ı Ke-rîm'de şöyle buyuruyor: «Ey İman edenler! İman eden kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihan edin; Allah onların imanlarını çok İyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar bunlara helal olmazlar, İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz vakit, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehiri İsteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda o hükmeder. Allah Alim'dir, Hakim'dir.» (3) İşte bu ayeti kerime Darul Harb Kavramına delalet ediyor.

Yukarıdaki ayet-i Kerime'yi izah eden müfessirler Dar'-ul Harb kavramını bol bol kullanmışlardır. Yani Dar'ul Harb kavramını 'kullanmadan izah edememişlerdir. Örnek olarak bu müfessirlerden (bazılarını hızlı olarak sayalım : El.Cesas (Rrra.) (4), Zemahşeri (Rh.a.) (5), Alleme Alüsi (Rh.a.) (6), Nesefi (Rh.a,) (7) Taberi (Rh.a.) de kendi Tefsirinde Dar'ul Küfür kavramını kullandı (8), Nisaburi (Rh.a.) kendi Tefsirinde Dar'ul Harp kavramını kullandı (9),
İmamı Kurtubi (Rh.a.) de hem Bilad-i İslam, hem Bilad-ı Şirk ve hemde Dar’ul Harb kavramını kullandı, (10) Bütün bu müfessirlerin açıklamasında anlıyoruz ki; KUR'AN-İ KERİM DAR’UL HARB KAVRAMINA İŞARET ETMİŞTİR. BUNCA MUFESSİRLERİN AÇIKLAMASI BUNUN DELİLİDİR.

Kur'an-i Kerim'in ayetlerini ve ayetlerdeki kapalı kavramlarını açıklayan en büyük müfessir Kur'an'dan sonra Hz.Muhammed (s.a.v.)'dır. İşte Hz.'Muhammed (s.a.v.) de Kur'an-ı Kerim'in işaret ettiği Dar'ui Harb kavramını hadislerinde, bol bol gündeme getirmiştir. Bugün Dar'ul Harb kavramını gündeme getiren fedakar müslümanlara «Fitneci», «Karıştırıcı», «Milletin Akidesini bozanlar» diyenler; direkmen Hz.Muhammed (s.a.v.)'ı suçluyorlar. Çünkü yeryü-zünde ilk kez Dar'ul Harb kavramını lafız olarak gündeme getiren Hz.Muhammed (s.a.v.)dir. Hz.Muhammed (s.a.v.)ın Dar'ul Harb kavramı ile ilgili bir çok hadisi vardır. Bu hadisler ileri de metin ve mealleri ile verileceğinden dolayı biz burada sadece örnek olarak bir hadisi şerifi zikir edeceğiz. Hz.Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor» :

“Darul Harb’de Haddler ikame edilmez.” Resulullah (s.a.v.) bu hadisinin içerisinde Dar’ul Harb’ın tarifi vardır. Şöyle ki; Dar’ul Harb, içerisinde İslami hadlerin tatbik edilmediği ve uygulanmadığı bir dardır. İslam uleması Hz.Muhammed (s.a.v)’ın bu hadisinin ışığında Dar’ul Harb hakkında çeşitli açıklamalar yapmışlar ve Dar’ul Harb konusunda İslam ümmetinin ufkunu genişletmişlerdir. Bu nedenle biz İslam alimlerinin Dar’ul Harb kavramı ile ilgili tariflerine geçelim.

Dar’ul Harb kavramı, Allah (c.c.)’ın inzal ettiği ahkamların yerine başka ahkamların tatbik edildiği dardır. Ancak Dar'ul Harb kavramı; Dar'ul Küfür (12), Dar'ul Cehalet (13), Dar'uş-Şirk (14) Bilad-ı Şirk (15), Bilad-ı Küfür (16), Daru Kahr (17), Biladuladuvv, Biladul müşrikin, Ardülharb, Ardülküfr, Arduşirk, Daruhum (18) olarakta kullanılmıştır.

Şimdi bütün bu manalara gelen Dar'ul Harb'ın tariflerine geçelim. Hanefi mezhebinin âlimleri bir mekanın ne zaman Dar'ul Harb olacağı konusunda açıklamalarda bulundular. Melikul Ulema Imam-ı Kâsani (Rh.a.) şöyle diyor: «Bizim mezhebimizin alimleri Dar'ul İslâm'ın ne ile Dar'ul Küfür olduğu konusunda ihtilaf ettiler. Ebu Hanife (Rh.a.) dediki: «Dar'ul İslâm şu üç şartla Dar'ul Harb olur:

1 — İçinde Ahkam-ı Küfrün icra edilmesi
2 — Dar'ul Küfre sınır olması
3 — Müslüman ve Zimmi için ilk emanın ortadan kalkması. Yani İslâm emanının kalkması
( Din Emniyeti, Can Emniyeti, Mal Emniyeti, Nesil Emniyeti gibi…)

Ebu Yusuf ile Muhammed (Rh.a.) dediler ki: «Dar'ul İslâm içinde Ahkam-ı Küfrün icra olunmasiyla Dar'ul Küfür olur.» Bir Dar'ın İslâm veya Küfre nisbet edilmesinden murad; bizzat İslâm veya küfrün mahiyeti değildir. Maksad; emniyet ve korkudur. Eğer bir Dar’da mutlak surette Emniyet müslümanlara, korku da kafirlere aitse orası Dar'ul İslamdır. Ancak korku Müslümanlara, emniyette mutlak surette kafirlere aitse orası Dar'ul Küfür'dür. Ahkam korku ve emniyet üzerine mebnidir. (19) Demek ki Dar'ul Harb; Müslümanların Din, Can, Mal Nesil ve akıl emniyetlerini kaybettikleri ve içerisinde korku ile yaşadıkları bir küfür djyarıdır. Müslüman içerisinde İslâmi ahkamları tatbik etme emniyetine sahip değildir.

Ulemadan El Kuhistani (Rh.a.) Dar'ul Harb'ı şöyle tarif ediyor: «Darul Harb: Kafirlerin reisinin emir ve idaresinin yürürlükte olduğu dardır.» (20) Yine Hanefi mezhebine göre kaleme alınmış Feteva-ı Hindiyye adlı eserde şöyle geçiyor: «Bil ki, Dar'ul İslâm, İmam-ı Ebu Hanife (Rh.a.)’ye göre üç şartla Dar’ul Harb olur:


1 – Açıklıkla küfür ahkamının icra edilmesi ve o yerde İslam hükmü ile hüküm verilmemesi
2 – Dar’ul Harbe bitişik olması. Yani aralarına Bilad-ı İslam’dan her hangi birisinin olmaması
3 – O yerde küffann istilasından önce mevcut bulunan ilk güven emniyet, mümin ve zimmi için kalkmış olmak, bu güven Müslümanların İslamı ka'bul etmesiyle ve zimminin de zimmet akdi ile olan emniyet halidir

Bu mesele üç şekilde özetlenebilir:

Ya Ehl-i harb darlarımızdan herhangi birisinde galib olur, yahut, yerin ahalisi irtidad ederek dinden çıkarlar, galip gelerek küfür ahkamını icra ederler, yahut zimmet ehli sözleşmelerini bozarak üstünlük kazanırlar, galip gelirler. Bu şekilde Dar'ul Harb ancak yukarıdaki üç şarttan sonra meydana gelir.

İmam-ı Yusuf ile, Muhammed (Rh.a.) demişlerdir ki:
Yalnız bir şartla Dar’ul Harb olur; O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur.»
(21) Esasen Maliki ve Hanbeli Mezheblerine göre de Dar'ul İslâm tek bir şartla Dar'ul Harb olur.
O da Dar'ul İslamın içerisinde küfür ahkamlarının icra edilmesidir. Böylece Hanefi mezhebinden Ebu Yusuf ile Muhammed'in görüşü Maliki ve Hanbeli mez hebinin aynisidir.
(22) Nerede küfür ahkamları uygulansa ve tatbik edilse orası Dar’ul Harb’dır. Şirk ahkamlarının açıktan uygulanması bir Dar'ul İslâm'ı Dar'ul Harb’e tebdil etmeye kafidir. Esasen bir yerde İslam ahkamları tatbik edilmedi mî orası kendiliğinden Dar'ul Harb olur. İbn-i Humam (Rh.a.) “Hicretten önce Mekke Dar'uş Şirk,
İdi.» (23) derken Alleme Alüsi (Rh.a.) de şöyle der: “Fetihden önce Mekke Dar’ul Harb idi” (24) Şemsul Eimme Imam-ı Serahsi (Rh.a.) de: «Mekke bir Dar'uş-Şirk idi. Çünkü Mekkenin içerisinde İslâm ahkamları icra edilmiyordu.» (25) demektedir. “Bir yerde müslümanlar varsa oraya Dar’ul Harb denmaz” diyenlere deriz ki; İmam-ı Serahsi, Alusi, İbn-i Humam “Mekke Fetihten veya hicretten önce Dar’ul Harb idi” dedikleri zaman onlar biliyorduki o gün Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke'de idi. Fakat İslâm hakim değildi de ondan Dar'ul Harb oluyordu. Bu nedenle içerisinde İslâm ahkamları icra edilmeyen bir yerde müslümanların bulunması o yerin Dar'ul Harb olmasını engellemez. Çünki Hz. Muhammed (s.a.v.)de Mekke'de yaşıyordu. Fakat ulema buna rağmen Mekke’ye Dar'ul dediler.

Şehid Abdülkadir Udeh (Rh.a.) Dar'ul Harb konusunda şöyle diyor: «Dar'ul Ha’b deyince, müslümanların hakimiyeti altında bulunmayan veya İslâm'ın hükümlerinin açıkça yapılması mümkün olmayan gayri İslâmi ülkeler kasdolunur. Müslümanlar İslâm'ın hükümlerini İzhar edemedikleri müddetçe; sürekli sakinleri arasında müslümanların bulunup bulunmaması farksızdır.» (26) Evet bir Dar'da İslâm uygulanmadıkça isterse nüfusunun yüzde yüzü müslüman olsun o dar yine Dar'ul Harb'dır.

Şehid Seyyid Kutub (Rh.a.) Dar'ul Harb kavramını şöyle tarif ediyor: «Dar'ul Harb; Ahkam-ı İslâm'ın tatbik edilmediği ve İslâm Şeriatının uygulanmadığı bütün beldeleri kapsar. Ahalisi ne olursa olsun. İster müslüman, ister Ehl-i Kitap ve isterse kafir olduklarını söylesinler, netice aynıdır. Kısaca Dar'ul Harb; ahkam-ı İslâm'ın tatbik edilmediği ve İslâm Şeriatının uygulanmadığı beldenin adıdır. Böyle bir belde müslümana ve müslüman cemiyetine göre Dar'ul Harb sayılır.» (27) Demek ki ahalisi ne olursa olsun. .Allah Şeriatının yerine Tağut'un heva ve hevesinin tatbik edildiği Cibt’in propagandasının geçerli ve serbest olduğu, Bel'amların fetvasının makbul olduğu, Hakkın dininin halkın dini (heva ve hevesi) ile değiştirildiği her belde Dar'ul Harb'dır. Esasen İslâm nizamını tatbik etmemek fıtrata savaş açmaktır. Eğer bir 'belde de İslâm hayatın İktidarına hakim değilse o beldenin sakinleri kendi fıtratlarına savaş açmışlardır. Dolayısıyla o belde bir Bilad-ı harb haline gelmiştir. Demek istiyoruz ki; Fıtrata karşı savaşmanın en emin yolu İslâm ahkamlarını tatbik etmekten vazgeçip bu ahkamların yerine vahyi ile çatışan ahkamları tatbik etmektir. Böyle bir tatbikatta otomatikmen bir beldeyi Dar'ul Harb haline getirir.

Hanefi mezhebinin ulemasından İbn-İ Abidin (Rh.a.) Dar'ul Harb konusunda şöyle diyor: «Kafirler İslâm memleketlerinden bir memleketi mücerred ele geçirseler yahut bir şehir ahalisinin mürted olarak ahkam-ı küfrü icra etseler veyahud zimmilerin ahidlerini bozarak memleketlerini ele geçirseler bu üç surette Dar'ul İslâm Dar'ul Harb olmaz. Bir Dar'ul İslâm'ın Dar'ul Harb —Allah korusun— olabilmesi için metinde zikir edilen üç şartın tahakkuk etmesi lazımdır. (Metindeki üç şart şunlardır:

1 — İçerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi
2 — Müslüman ve Zimmi için İslam emanının ortadan kalkması
3 — Dar'ul Harb ile Dar'ul İslâm arasında bir İslâm memleketinin olmaması.)

Bu İmam-ı Azam'a göredir. Ancak İmameyne göre; Dar'ul İslâm'ın -Allah Korusun- Dar'ul Harb’e_dönüşmesi bir şartın gerçekleşmesine bağlıdır. O da içerisinde ahkam-ı Küfrün icra edilmesidir. Bir Dar'ul İslâm Dar'ul Harbe dönüşünce artık orada Hadd ve Kısas icra edilmez. Artık bir müslüman esirin; kafirlerin canlarına ve mallarına taarruz etmesi caizdir. Kadınların namusuna dokunulması caiz değildir.» (28) Evet Dar'ul Harb; içerisinde İslâmi ahkamların geçerli olmadığı, Hadd-ı Zina, Hadd-ı Kazf, Hadd-ı Sirkat ve bunlara benzer haddların hiçbirisinin uygulanmadığı, bu ilahi ahkamların yerine ahkam-ı beşer'in tatbik edildiği ve müslüman ile Harbi arasında can ve mal güvenliğinin ortadan kalktığı bir küfrün tatbik merkezi ve mekanıdır.

Görüldüğü gibi Dar'ul Harb; müslümanlar ile ahalisi arasında herhangi bir anlaşma ve ahidleşme olmayan bir dar'dır. Bu nedenle Dar'ul Harb'ı iki kısma ayırmışlardır.

1— Bizim ile kendileri arasında bir misak bulunan Dar'ul Harb.
2— Bizimle aralarında bir misak veya anlaşma olmayan Dar'ul Harb. (29)


Bu iki durumda da Dar'ul Harb'de İslâm ahkamları yerine Tağut'un ahkamları uygulanır. Çünkü Dar İslâm'ın Siyasi hakimiyetinin dışında kalıyor. İslâm'ın siyasi hakimiyetinin dışında kalan bütün darlar Dar'ul Harb'dir. Ancak bir Dar'da Ahkam-ı İslam İle Ahkam-ı küfür birlikte uygulansalar böyle bir yer Dar'ul Harb olmaz.(30) İçerisinde iki mahkeme bulunan ve bu mahkemelerden birisi Ahkam-ı İslamla ve diğeri de Ahkam-ı beşer ile hükmetmesi gibi.

Molla Husrev (Rh.a.) Dar’ul Harb meselesinde şöyle diyor: «Dar'ul İslâm üç şartla Dar'ul Harb'e dönüşür. Bu şartlar şunlardır:

1 — Dar'ul İslâm'ın içerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi
2 — Dar'ul Harb'e bitişik olması. Yani, kendisi ile Dar'ul İslâm beyninde bir Dar'ı müslimin olmaması.
3 — Müslüman ve Zimmi için orasının içerisinde ilk güven emniyetin kalkmış olması.

Amma İmameyn’ın yanında Dar'ul İslâm tek bir şartla Dar'ul Harbe Dönüşür. O da içerisinde Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesidir. Böyle bir dar’ın Dar'ul İslam’a bitişik olması veya olmaması, içerisinde İster müslümanlar olsun İsterse olmasın durumu değiştirmez. Böyle içerisinde Ahkam-ı Şirk icra edilen bir dar Dar'ul Harb'dır» (31) Yani İmameyn'ın görüşleri arasında bir Dar'ın Dar'ul Harb olabilmesi için Dar'ul Harbe, bitişik olması veya içerisinde müslümanların bulunması şartı aranmamaktadır. Sadece Ahkam-ı Şirk'in icra edilmesi bir Dar'ı Harb yapmaya kafidir. Esasen Dar mefhumu herhangi bir akaidin kuvvet ve hakimiyetle ele geçirdiği belde anlamına gelmektedir. (32) Bu nedenle Dar'ul Harb; Şirk akaidinin kuvvet ve kontrolü altında tutulan beldelerin genel bir ismidir.

Ömer Nasuhi Bilmen (Rh.a.) diyor: «Bir Dari İslâm -Allah muhafaza buyursun- bir dari harbe tahavüllü, İmamı Azam'a göre şu üç şartın tahakkukuna mütevakkıfdir:

1— Dari Harbe muttasıl olmalıdır.
2— İçerisinde şirk ahkamı icra edilmelidir.
3— İçinde evvelki eman ile emin bir müslîm veya zimmi kalmamış olmalıdır.

İmameyne göre herhangi bir İslâm beldesinde ahkamı küfr icra edilmeğe başlandığı, yani: harbi bulunan nafizül-hükm bir hükümdarın istilasına maruz kaldığı takdirde dari harb haline gelmiş olur. Çünkü BİR DARIN BİR DARI HARB OLMASI, GAYRİ MÜSLİMLERİN MENEASI, KUVVETİ, ORDUSU İTİBARİYLEDİR. Bunları da nafizülhükm olan hükümdarları ve hükümetleri temsil eder.

Binaenaleyh hükümdarı harbi olan herhangi bir ülke, bir dari harb bulunmuş olur. Velev ki dari İslâm'a muttasıl olsun. Müfta bih olan da budur.» (33)

Dar’ul Harb kavramı hakimiyet ile ilgilidir. Bir dar'da kuvvet Küfür milletine ait ise o dar bir Dar'ul Harb'dır. Bu konuda Şemsul Eimme İmam-ı Şerahsi (Rh.a.) şöyle diyor: «Ebu Hanife'ye göre Dar'ul İslâm üç şartla Dar'ul Harb olur. Bu şartlar şunlardır:

1-- Dar'ul Harb'e bitişik olması. Bizimle Dar'ul Harb arasında bir Dar'ul Müsliminin olmaması.
2-- Müsüman ve Zimmi güven emniyetin ortadan kalkması
3-- İçerisinde Ahkam-ı Şirk’in icra edilmesidir.

Amma İmameyn’e göre Darul İslam’ın Darul Harbe dönüşmesi için ahkam-ı Şirkin orada uygulanması kafidir. Nerede İslâm ahkam-ı izhar olunursa oradaki kuvvetde müslümanlara aitse orası Dar'ul İslâm'dır. Yine neresi olursa olsun ahkam-ı şirk içerisinde iz'har olur ve oradaki kuvvetde müşriklere aitse orası Dar'ul Harb'dır. Amma İmam-ı Azam (Rh.a.) ise Kuvvet ve hakimiyetin tamamı müşriklerin elinde ise orası Dar'ul Harb olur. Aksi takdirde olmaz. Yani kuvvet ve hakimiyetin tamamı müslümanlara ait ise orası Dar'ul Harb olmaz.» (34) Şunu da unutmayalım ki; bir yer Dar'ul Harb olduktan sonra müslümanlara tanınacak emanın hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü bu durumda mevcut olan eman ilk eman değil, düşmanın tanıdığı emandır. Bu da, temelde Dar'ul Harb olan herhangi bir ülkede müslümanlara tanınabilecek emniyette farksız olup, bununla o yer Dar'ul İslâm hükmünü alamaz. (35) Yani Dar'ul Harb kafirlerin vereceği eman ile Dar'ul İslâm olmaz. Şirk ahkamının konusunda El Kuhistani (Rh.a.) şöyle der: «Küfür ahkamının açık ve yaygın şekilde, hükmetmesi, icra edilirken de müslümanların kadılarına gidilmemesi şartıyla olursa Dar'ul Harb olur.» (36) Yani içerisinde İslâm hükümüyle hüküm eden bir kadının bulunmadığı yer Dar'ul Harb'dır.

Şafii mezhebine göre ise “Dar’ul İslam Dar’ul Harb’e dönüşmez. Bir belde bir kere dari İslâm oldu mu, artık ondan sonra mutlaka, yani: Gerek bilahare gayri müslimler müstevli olsunlar ve gerekse olmasınlar ve orada müslümanların İkametine müsaade etsinler ve gerekse etmesinler orası, Dar'i Küfr, dar'i Harb hükmünde olamaz (37) Ancak Şafii mezhebinin bu görüşü çeşitli şekillerde anlaşılabilir.

Şafii mezhebinin görüşüne baktığımızda Dar'ul İslâm olan bir Belde küfrün saldırısına uğrasada, içerisinde şirk ahkamları uygulanmaya başlansada yine orası bir Dar'ul İslâmdır. Şafii mezhebi Dar'ul İslam'ı işgal eden harbilerin varlığını tanımıyor, onları hiç bir şeye saymıyor. Dar'ul İslâm Dar'ul Harb olamaz diye muntesiblerini amansız bir cihad’a davet ediyor. Bazı Bel'am kılıklı heriflerde Şafii mezhebinin icra olunan küfür ahkamlarına ses çıkarmadığını iddia ederek Harbileri müslümanlara sevdirmeye çalışırlar. Bu çalışmaları harbilerin ekmeğine yağ sürmekten öteye geçemez.

Şafii mezhebinin görüşünden aynı zamanda şunu da anlıyoruz: Bir Dar ancak hükmü ile vasıflanır, bizzat dar küfürle itham edilemez. Ancak, orada tatbik edilen hükümler İslâm'la veya küfürle itham olunur. Bunun gibi bir üzerinde yaşayan insanların müslümanlar olması o dar'ı Dar'ul İslâm yapmaz, küfür ahkamı tatbik edildikçe. (38) Yani haşa hiçbir Şafii uleması «eğer küfür ahkamları Dar’ul İslam'da icra olsalar onlarda İslâm ahkamları gibidirler» dememiştir. Aksine İslâm'dan daha üstün bir sistemin varlığını bile kabul etmemişlerdir.

Şimdiye kadar yapılan tariflerden şunu anlıyoruz ki; Dar’ul Harb; itikadi siyasi, idari, teşrii, icraii, kazi ve ahlaki esaslarının ahkam-ı şirke göre ayarlandığı ve içerisinde İslâm ahkamlarınında sinelere, mahkum edilerek hayattan uzaklaştırıldığı bir dardır. Böyle bir dar harbilerin vatanıdır. (39) Bundan sonra gelecek bölümlerde Dar'ul Harb kavramı bu manalarda kullanılacaktır. Şayet yukarıdaki tarifler anlaşılmamışsa yinede okuyalım. Anlaşıldıktan sonra diğer bölümlere geçelim. Dar'ul Harb'ın tarifini öğrenmeyen birisi fıkhını hiç öğrenemez. Çünkü Dar'ul Harb kavramının tarifi Dar'ul Harb Fıkhı için bir miftah-dır. (anahtardır)




1 — El Muvatta (İmam-ı Malik-Ter: A.MBüyükçınar ve bir heyet) ,C: 2, Sht S46, tst/1002
2 — islam Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet Özel) Sh: 71,ist/1932
3 — Mümtehine Suresi/lO
4 — Ahkam'ul Kur'an (El-Cassas) C: 3. 430, Beyrut/ty.
5 — El Keşşef Tefsiri (Zemahşeri) C; 4, Sh: 518, Beyrut/1947
6 — Ruhul Meani fi Tefsiri'l Kur'an'il Azîm ve's-Sebi Mesani
{Alüsi) C: 28, Sh: 75 Beyrut/1985
7 — Tefsir'u Nesefi (Nesefi) C: 4, Sh: 249, İst. 1984
8 — Cami'ul Beyan fi Tefsir'il Kur'an (Taberi) C: 28, Sh: 44, Mısır/1323
9 — Ge'raib'ul Kur'an ve Reğ-aib'ul Furkan. (Nisaburi-Tefsirî Taberinin bihamişinde)
C: 28, Sh: 53, Mısır/1323
10— El Cami-u Li Ahkam'il Kur'an (îmam-ı Kurtubi) C: 18, Sh: 61-65, Mısır/1967
11— Feth'ul Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Humam) C: 5, Sh: 46,
Mısır/1319, Durer'ul Hukkam fi Şerhi Gurer'ü Ahkam (M. Husrev)
C: 1, Sh: 434, tst/1258, El Mebsut Clmam-ı Serahsi) C: 0, Sh: 99-100, Mısır/1324
12— El Bedaiu's Senai fi Tertibi'ş-Şerai (îmam-ı Kâsani) C: 7,Sh: 130, Beyrut/1406
13— Eî Veciz fi Usuli'l Fıkh (Dr.Abdulkerim Zeydan) Sh: 80, Bağdad/1970
14— El Mebsut (Imam-ı Serahsi) C: 14, Sh: 57, Mısır/1324
15— El Camiu Li Ahkam'il Kur'an (İmam-ı Kurtubi) C: 18. Sh: 61 05, Mısır/1967 '
16— İslâm (Said Havva) Sh: 401, Beyrut/1981
17— El Mebsut (îmam-ı- Serahsi)C: 30, Sh: 33, Mısır/1324 .
18— İslam Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet özel) Sh: 79,îst. 1982
19— El Bedaiu's Senai fi Tertibi'ş Şerai (İmam-ı Kâsani) C: 7,Sh. 130-131, Beyrut/1406
20— Camiu'r Rumuz (El Kuhistani) C: 2, Sht 311, îst. 1300
21— Feteva-i Hindiyye (Ş.Nizameddin) C: 2, Sh: 232, Bulak/Mısrı,1310
22— İslâm Hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet Özel) Sh: 108, İst. 1982
23— Feth'ul Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Humâm) C: 6, Sh: 178, Mısır/1319
24— Ruhul Meani fi Tefsiril Kur'an'il Azim ve's Seb-i Mesani (Alleme. Alüsi) C: 21, Sh: 18,
Beyrut/1985
25— El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14 Sh: 57, Mısır/1324
26— İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk (A.Üdeh) C: l, Sh: 403, Ter. Akif Nuri, îst/1976
27— Fizilal'il Kur'an (Şehid Seyyid Kutup) C: 2, Sh: 874, Beyrut/1982
28— Redd'ül Muhtar Ala'd Dürr'ül Muhtar (îbn-i Abidin) C: 4, Sh: 175, tst. 1984
29— İslâm (Said Havva) Sh: 402, Beyrut/1981
30— Redd.ül Muhtar Ala'd Dürr'üî Muhtar (îbn-i Abidin) C: 4, Sh; 175, tst. 1984
31— Dürer"ül Hükkam fi Gürer'İl Ahkam (Molla Kusrev) C: 1, Sh: 209-210, İst. 1258
32— Emanet ve Ehliyet (Yusuf Kerimoğlu) C: 1. Sh: 366. îst. 1985
33— Hukuki Islâmiyye Î.Fikhiyye Kamusu (Ö.N.Bilmen) C: 3, Sh: 370, İst. 1976
34— El Mebsut (îmam-ı Serahsi) C: 10, Sht 114, Mısır/1324
35— İslam hukukunda Ülke Kavramı (Dr.Ahmet özel) Sh: 107, tst. 1982
36—Cami'ur Rumuz (El Kuhistani) C: 2, Sh: 311, îst 1300
37—Hukuki Islâmiyye Î.Fıkhiyye Kamusu (Ö.N.Bilmen) C: 3, Sh: 371
38—Dar'ul Harb ve Dar'ul İslâm Kavramları (Şerafettin Argun) Sh: 16, Ankr. 1980
39— İslâm Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk (A.Üdeh-Ter: A.Nuri) C: 1, Sh: 403, İst/1973


Not:
Sonraki Bölüm: KUR'AN ve SÜNNETTE FIKIH KAVRAMI
__________________
~~~
İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
~~~
Dosttan Öte Dosttan Ziyade
cevher25 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 14.12.2007, 23:12
Bir-Taraf olmayan Ber-Taraf olur...!

 
cevher25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.02.2004
Yaş: 38
Mesajlar: 1.279
Teşekkür etti: 53
55 Teşekkür 29 Mesaja aldı
Kur’an Ve Sünnette Fikih Kavrami

KUR’AN VE SÜNNETTE FIKIH KAVRAMI

Fıkıh kavramı Kur'an mektebinin nurlu kavramlarından birisidir. Hareketli olmayı beraberinde gündeme getiren bir kavramdır. Allah (c.c.) kıyamete kadar değişmez: ve eskimez hayat mektebimiz Kur'an'da şöyle buyuruyor: “Bununla bereber müminlerin hepsi toplanıp toptan savaşa çıkmaları uygun değildir. Her sınıfdan bir fırka savaşa gitmeli, 'her fırkadan bir taife de dinde FIKIH tahsil etmelidirler ve kavimleri savaştan döndükleri zaman, onları korkutmak için. Umulur 'ki onlar sakınırlar.” Bu ayeti Kerimede Fırka ve Taife kelimeleri geçmektedir. Fırka kelimesi cemaata itlak edilir. Cemaatin asgari haddi üçtür. Taife ise cemaatten kopan bir kısımdır. Üçün parçası, ya bir veya İkidir. (2) Yine görüldüğü gibi FIKIH İlmi Cihad ile beraber emredilmiştir. Bu nedenle Fıkıh bir hareket ilmidir.

Fikm ilmi cihadın temelini teşkil eder. Bazı şabloncular Fıkıh İlmini tahsil etmeyi gereksiz bulurlar. Bunlar Bel'am kılıklı insanlardır. Islâmi ahkamları kendi şahsi kanaatlerine kurban eden tiplerdir. Yukarıdaki ayet-i kerimenin tefsirinde, Elmalı M.Hamdi Yazır (Rh.a.) şöyle der: “Fıkıh ilmini tahsil etmek için toplananlar kendi kavimleri savaştan dönüp geldikleri vakit belki hazer ederler diye kavimlerini inzar için bunu yaparlar. Yani halka tahakküm etmek veya diğer maksadı dünyeviyye elde eylemek gibi bir garaz için değil, sırf inzar ve irşad maksad ve gayesi manaya göre İlmi din tahsili için de bir seferberlik mevzui bahistir. Çünkü ilim ve hüccet İle Cidal, seyf ile Cidalin asıl ve menbaını, maksudi asli olan Cihadı Ekberi teşkil eder.” (3) Evet Fıkıh; bir bütün olarak dini tahsil etme eylemidir. Yani Dini Islamı tahsil etme hareketidir. Sadece Namaz, Zekat, Hac ile ilgili bir kaç fetvayı ezberlemek işi değildir. Çünkü İslâm sadece Namaz, Hac, Zekattan ibaret değildir. İslâm hayatın her cihetini kuşatan bir sistemdir. O halde Fıkıh; hayatın her alanıyla ilgili olan İslami hükümleri tahsil etmektir. Bunun İçin S.Şerif Cürcani (Rh.a.) der ki: “Fıkıh; kendisiyle amel kazanılan Ahkam-ı Şeriatı delilleriyle tafsili bir şekilde bilmektir. Hatta şöyle de denildi: Fıkıh; isabet etmek, hüküm ile ilgili gizli manaya vakıf olmaktır.” (4)

Fıkıh; İslâmi ahkamları anlamaktır. Yani İslâm'ı kavrama ve anlama hareketidir. Sadece Namazı, Sadece istinca konusunu araştırmak ve anlamak değildir. Fıkıh, İslamı bir bütün olarak anlamaktan ibaret kabul edilmiştir. Bu nedenle Fıkıh ilminin sahası oldukça geniştir. Fıkıh ilmini İslâm'ın belli bir kesimine münhasır kılmak başlı başına bir Fıkıhsızlık {anlayışsızlıktır.} Bakınız bu konuda. Ö. Nasuhi Bilmen (Rh.a.) ne diyor: «Fıkıh, îbadata, muamelata, ukubata ait bütün şer'i meseleleri ihtiva eden, İslâm hukukunu vucude getiren malumatın heyeti mecmuasıdır.» (5) Yani Fıkıh Şeriat ile ilgili bütün meseleleri inceler.

Bundan ötürüdür ki Fıkıh kitaplarına Şeriat kitapları denilmiştir. (6) Yani Fıkıh, Şeriatın ahkamlarını araştıran, öğreten ve gösteren bir ilimdir. Bu ilim bir noktada Allah vergisidir. Ebedi hayat muallimimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: «Allah c.c. kim hakkında hayır dilerse ona İslâm dini hususunda FIKIH bilgisini verir.» (7) Bundan da anlıyoruz ki Fıkıh dinin her yönünü anlamaktır. Yani hem nehyini ve hem de emrini öğrenmek, hem tebşirini ve hem de inzarını öğrenmektir.

Fıkıh; Allah (c.c.) bütün tekliflerini anlamak işidir. Bu konuda İmam-ı Azam Ebu Hanife (Rh.a.) şöyle diyor: «Fıkıh; kişinin leh ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir.» (8) İnsanın hayatında leh ve aleyhinde her ne varsa dini İslâm izah etmiştir. İşte Fıkıh İslâm sisteminin izah ettiği ve insanın leh ve aleyhindeki bu durumları öğrenmesidir. Yani Fıkıh insana leh ve aleyhindeki durumları öğretir. Bunları öğrenmenin yolu veya Fıkıh'ın kaynağı ve kaynak¬ları şunlardır:

1 — Allah'ın Kitabı Kur'an-ı Kerim
2.— Hz.Muhammed (s.a.v.) pak ve yüce Sünneti
3 — İcmai Ümmet
4 — Kıyas-ı Fukaha
5 — İctihad
6 — İstinbat
7 — Maslahat-ı Mürsele
8 — Örfü ve Adet
9 — İstîhsan ve İstislah
10— Zerâyi

Bir kişi bu yollarla leh ve aleyhindeki durumları öğrenebilir. İşte bu yollar ile insana leh ve aleyhindeki durumları öğreten bir ilim varsa o da Fıkıh'dır.

İslâm hareket mekanizması olan bir sistemdir. Doğan her güneşle birlikte yenilenen ilahi 'bir inkılabdır. Bunun ilkelerini, hükümlerini öğrenmek isteyen bir toplum hareketli ve dinamik olmalıdır. Bunun içindir ki Zemahşeri (Rh. a.) Fıkıh tahsil etmek 'bir Cihad-ı Ekber'dir.» (9) Hareketli olan İslâm ile birlikte 'hayatına hareketli olarak devam etmek. Fıkıh'dır. Bu konuda Şehid Seyyid Kutup (Rh.a.) şöyle diyor: «Şüphesiz İslâm hareketi İslâm Fıkhını doğurdu. Önce din bulundu sonra da Fıkıh bulundu. Bunun aksini sahih olarak ortaya koyacak hiçbir şey yoktur. Önce Allah'ın dinini bağlılık meydana gelmiş yani yalnız tek olan Allah'ın hakimiyetine teslim eden bir cemaat ortaya çık¬mıştır. Cahiliyyet geleneklerini, adetlerini ve alışkanlıklarını bırakarak hayatın hangi cephesinde olursa olsun kul yapısı sistemlerin hakim olmasını reddederek karşı çıkan bir cemiyet kurulmuş. Sonra 'bu cemiyet yaşayışlarını fiilen İslâm Şeriatına uydurmaya çalışmış ve bundan sonra Fıkıh ilmi ortaya çıkmış ve gelişmiştir.» (10) İşte yukarıda Fıkıh ilminin tahsili ile İlgili olarak zîkr ettiğimiz ayet-i kerime de Ci'had İçin seferber olmuş bir topluluktan Fıkıh tahsili istenmiştir. Yani Tağuti güçlere karşı Cihad'a, girişenler Fıkıh tahsil etmelidirler. Fıkıh ilmî islâm'ın verdiği enerji ile hareket eden topluma Kur'an ve Sünneti gösteren bir mercek, bir camdır. Bazı Bel'amlar Allah kabul etmez sistemlerin hatırı İçin Fıkıh ilmini yenileme hareketine girişmektedirler. Sırf gayeleri Allah kabul etmez sistemle¬rin melanetine bîr fetva bulmak. Bunun için de zaman zaman Müstekbir güçlere karşı savaşan ve îctihadlarıyla bi¬ze Kur'an-ı Sünnetin derin anlamını anlatan Müctehid ulemaya dil uzatırlar. Hatta müctehidleri Kuran ve Sünnet için bîr hicab, bir gölge olarak gösterirler. Oysa ki tam tersine mezheb imamlarımızın hepsinin fetva ve ictihadları bize Kur'an ve Sünneti gösteren şeffaf cam mahiyetindedir. Ancak bugün fıkıh perdesi altında mezhep imamlarımızın ictihadlarını Kur'an'a ve Sünnete gölge yapıp büyük tezatlar meydana getiren Belamlarda mevcut. İşte mevcud olan bu Bel'amlar saf müslümanların fıkıh ilmi hakkında bilgilerini tahrip etmektedirler. Seneler önce bu Bel'amlara cevap verip bugünki çağdaş bir sorunumuzun çözümünü veren mücahid âlimimizi dinleyelim:

Saîd-i Nursi (Rh.a.) şöyle diyor: «Demek Şeriat kitabları (Fıkıh kitabları), birer şeffaf cam mahiyetinde olmak lazım gelirken mürur-u zamanla mukallidlerin hatası yüzünden paslanıp, hicab olmuşlardır. Evet bu kitaplar, Kur'an'a tefsir olmak lazım iken başlı başına tasnifat hükmüne geçmişlerdir.

Hâcât-ı dinîyede cumhurun enzarını doğrudan doğruya, câzibe-i i'caz ile revnekdar ve kudsîyetle haledar ve daima iman vasıtasıyle vicdani ihtizaza getiren Hitab-ı Ezelinin timsali bulunan Kur'an'a çevirmek üç tarikledir:

1 — Ya müellifinin bihakkın lâyık oldukları derin bir hürmeti, emniyeti tenkid ile kırıp, o hicabı izale etmektir. Bu İse, tehlikelidir. İnsafsızlıktır, zulümdür.
2 — Yahud tedrici bir ter biye-i mahsusa iie kütüb-ü şeriatı şeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur'anı göstermektir. Selefi müceddidinin kitapları gibi.. Muvatta, Fıkh-ı Ekber gibi
3 — Yahud Cumhurun nazarını, ehî-i tarikatın yaptığı gibi, o hicabın fevkine çıkararak üstünde Kur'anı gösterip, Kur'an'ın halis malını yalnız ondan İstemek ve bilvasıta olan ahkamı vasıtadan aramaktır. (11) Buna başka mad¬delerde eklenebilir. Biz dördüncü bir madde olarak şunu söyliyebiliriz.
4 — Tağut'un heva ve hevesi için çalışan ve din adına fetva hazırlayan Bel'amların fetvalarının merdüdlüğünü mütemadiyen müslümanlara anlatarak, Mezheb imamlarımızın ümmete olan rehberliğini ortaya koymak. Veyahut mezheb imamlarımızın fetvalarının Kur'an ve Sünnetteki dayanaklarını göstererek Bel'amların ne derece Kur'an ve Sünnetten uzak olduklarını İslâm ümmetine göstermektir.

Yukarıdan beri izah ettiğimiz gibi Fıkıh ilmi bir hareket ve bereket ilmidir. Cihad halindeki müslüman Fıkıh ilmini bilmek mecburiyetindedir. Çünkü Fıkıh tahsili de bir Cihad-ı Ekber'dir. Dinini tahsil eden, küfrü tahsil etme ihtiyacını hissetmez. Bunun için diyoruz ki; Fıkıh, İslâmi tahsil edip küfrü tahsil etmemektir. Dar'ul Harb'de yasayan bir müslüman fiilen farz-ı ayn olan Cihadın içerisindedir. Cihad eden bir hareket Fıkıh doğurur. Bu nedenle Dar'ul Harb'deki müslümanın Fıkhi meselelerine geçelim. Dar'ul Harb'de yaşayan müslüman da leh ve aleyhindeki durumları bilmek zorundadır. Ancak Dar'ul Harb'de ehliyet arızası vardır. Ehliyet; kişinin leh ve aleyhindeki haklara sahip olmasıdır. (12) Dar'ul Harb'de kişi leh ve aleyhindeki haklara sahip değildir. Ancak harbiler leh ve aleyhindeki haklara sahiptirler. İşte şimdi kişinin leh ve aleyhindeki haklara sahip olmadığı Dar'ul Harb'de İslâm ne gibi çözümler getirmiştir. İslâm'ın Dar'ul Harb'de müslümanın proplemleri için getirdiği çözümlere Darul Harb Fıkhı diyoruz..



1 — Tevbe Suresi/122
2 — Makaleler (Sadreddin Yüksel) Kitlab/1, Sh: 24, İst. 1985
3 — Hak Dini Kur'an Dili (Elmalılı M.Hamdi Yazır) C: 4, Sh:2646-2647, İst. 1971
4 — Kitab'ut-Ta'rifat (S.Şerif Cürcani) Sh: 164, Kahire/ty.
5 — Hukuki İslâmi Î.Fıkhiyye Kamusu (Ö.N.Bilmen) C: l, Sh:38, îst. 1076
6 — Sunuhat- Tuluat – İşarat (Saidi Nursi) Sh.27, Ankara/1976
7 — Sünen-i İbn-i Mace Terceme ve Şerhi (H.Hatipoğlu) C.1, S.381 İst/1982
8 — Ta’limü’l Mütealim (İmam Burhanüddin Ez Zernüci Ter.) Sh.27 İst./1982
9 — Tefsir’ul Keşşaf (Zemahşeri) C.2 Sh.323 Beyrut/1947
10— Fizilalil Kur'an (Şehid Seyyid Kutulb) C: 3, Sh; 1735, Bey¬rut/1982
11— Sunuhat- Tuluat – İşarat (Saidi Nursi) Sh.27,28 Ankara/1976
12— Şerh'ul Menar fi Usulil Melek (İbn-i Melek) Sh: 333, İst.306


Sonraki bölüm: DAR’UL HARB’DE FIKHİ MESELELER
__________________
~~~
İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
~~~
Dosttan Öte Dosttan Ziyade
cevher25 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 15.12.2007, 10:43
sözde degil, özde olmak gerek

 
kaymazahmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.10.2007
Yaş: 25
Mesajlar: 325
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
ellerine saglik.süper bi konu iyi aciklanmis. bende bir ara bir yerde benzeri bir
seyler okumustum.
kaymazahmet isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık