+ Cevapla
Toplam 31 adet sonuçtan sayfa başı 1 ile 31 arası kadar sonuç gösteriliyor
- 12.10.2009, 19:44 #1anne
- Üyelik tarihi
- 12.09.2008
- Yaş
- 33
- Mesajlar
- 181
Şeyh İsmail Çetin - Furkan dergisi
Allâme Şeyh İsmail Çetin rahimehullahla Yapılan Röportajın Tam Metni
Uzun yıllardır basına tek kelime konuşmamış Allah Dostu’nu ilk defa biz konuşturduk gibi bir malayaniliğe girmeyeceğiz. Zira, onların nazarlarının şifa olduğuna inanır, varlıklarının hakkımızda hayırlara vesile olduğuna kanaat getiririz. Söyleyenle dinleyen arasındaki hazin mesafenin müsebbibi olarak kendimizi gördüğümüzden, sadece huzura kabul edilmenin zevkini tatma teşebbüsü bizlere yeter de artar.
Allâme Şeyh İsmail (Çetin) bin Mahfuz Hazretleri
“MEHDİ İÇİN ZEMİN VE ZAMAN TAMAMDIR!”
Röportaj: Kerim Bozdağ
Takdim:
Büyükleri ululamak haddimize olan bir iş değil. Büyüklükleri müşahhas makamlara dair değil; ve mücerred makamları da biz bilici değiliz. Bu sebeble onlarla bizim aramızda şu ifadenin gerçekliği berzah bilinmeli: “BU NE HAZİN MESAFE İKİ TEN ARASINDA / BİR ŞEYİ SÖYLEYENLE DİNLEYEN ARASINDA”…
Uzun yıllardır basına tek kelime konuşmamış Allah Dostu’nu ilk defa biz konuşturduk gibi bir malayaniliğe girmeyeceğiz. Zira, onların nazarlarının şifa olduğuna inanır, varlıklarının hakkımızda hayırlara vesile olduğuna kanaat getiririz. Söyleyenle dinleyen arasındaki hazin mesafenin müsebbibi olarak kendimizi gördüğümüzden, sadece huzura kabul edilmenin zevkini tatma teşebbüsü bizlere yeter de artar.
Onlar mânâ yolunun kahramanları. Bizler peşlerine düşme ferasetinden bile mahrum akıl yoksunları. Bu sebebtendir ki, o büyük insan bizi basın mensubu kimliğimiz içinde haklı olarak kuşkuyla karşılıyor. “Gazeteciler” diyor “insana kuyruk takar”. Yüzbin kere haklı. At izi it izine karıştığından işin mümini münafığı da kalmadı. Herkesin tek derdi nefsin geniş alanında at koşturmak. Ruhlar ateşlere dururken, şeytanî mârifetler(!) bini bir paradan Pazar bulmakta; her şey devrilmiş. Bu devrilmenin derin mârifetine mâlik Allah dostu, gelecek müjdeciyi şu sözlerle beklediğini ifade ediyor, “Akşam yatıyorum sabah gelir diye, sabah kalkıyorum akşam gelir diye bekliyorum”…
Bu sohbeti sıkı bir röportaj şeklinde okumaya hazırlananlara hatırlatalım; sakın böyle bir hataya düşmeyin. “Zevken meydana gelen mânâyı kelâm nasıl anlatsın” hikmetince bakın satırlara ve hikmetin aslı satır’da değil sadr’da olduğu kanaatini ciddiyetle muhafaza edin. Kelimelerin geliş ve gidişi de yanıltabilir sizleri, ama öyle değil. Her müessesenin, her serdedilen politik fikrin, her siyasî manevranın çok üstünde bir keyfiyetin temsilcisi olarak halka (bizlere) inen, tenezzül eden bir şahsiyetle karşılaştığımızı hissettik. Beşinci sınıf bir İmam-ı Gazali Hazretleri tercümesi ne ise, bizim sizlere, sorarak aktarmaya çalıştığımız da o kadardır… Bu da bizim çapımız.
Kırkbeşi aşan eserleriyle muhteşem bir kütübhane kurmuş Allah dostunu eserlerinden müşâhade etmenizi tavsiye ederiz. Çok ama çok şey bulacaksınız.
Son olarak…
“Kendinizden bahseder misiniz?” dediğimiz Allah dostu, “Ben kimim ki kendimden bahsedeyim” derken gözyaşına hakim olamamış ve cümleyi şöyle tamamlamıştır: “Ben büyüklerle şu çocuklar arasında (talebeleri gösteriyor) kalmış biriyim, ben kimim ki!”
Evet… Onların KİM olduğu belli… Ya biz kim’iz? İdrakimiz?
Sohbetin sonunda teberrük bâbında naklettiğimiz satırlar, Allah Dostu’nun bize imzalayıp hediye etme lutfunda bulunduğu “Ta’lim-i Asfiyâ” isimli eserinin 25 ile 27. sayfaları arasındaki dipnotlarıdır. Fikir ziyafetini nimet bilenlere.
Mihenk Taşı Şeriat
-Tasavvuf nedir?
- Tasavvuf, Şer-i Şerîf’i tatbik etmektir. İnandığımızı tatbik edersek tasavvuf oluyor. Bizim zamanımızda tasavvuftan kalıntılar var. Kanaatım odur ki, yüzde yüz olmamakla beraber, kalıntılar olmakla beraber, sağlam kalıntılar var. Yani kullanılabilecek kalıntılar var. Ve Elhamdulillah bu itibarla, bizim ülkemiz dahil, tasavvuf vardır. Dörtbaşı mâmur tasavvuf yok; dörtbaşı İslâm yok! Meselâ İmam-ı Âzam buraya gelse, “Bunlar Müslüman mıdır, Hıristiyan mıdır?”, düşünür...
- Günümüzde tasavvufun sosyal hâdiselere tesiri ne kadardır?
- Onu diyemem; bizim aleyhinde bulunduğumuz kimse sizin dostunuz olur, yahut bizim lehinde bulunduğumuz kimseyi siz iyi görmezsiniz... Fakat Şeriat var, mihenk taşı var bizim elimizde. Mihenk taşı Şeriat’tır; ilimdir. Artık kimse menkıbeyle, hikâyeyle ikna olamaz... Şeyhin ilminde şart, dini güzel bilmesidir.
- Önemli olan bu.
- Evet! Okur-yazar olması şart değildir. Şart, bilmektir. Diyeceksiniz, okuma-yazması olmadan nasıl bilir? Allah-u Teâlâ, “Allah’tan ciddi korkun; Allah size öğretecek!” buyuruyor. Meselâ 4 cild tefsir, 4 cild fıkıh yazan Süleymânu’l Cemal ümmîdir. Diyeceksiniz, ümmî nasıl tefsir yazar? Halkası var, tefsir okuyorlar, O dinliyor. Okuma bittikten sonra, “Sen Kâdi’den şunu okumuştun, Kâdi’nin ibaresi şöyledi, onu kaydet. Sen Semim’den şunu okumuştun, onu kaydet...” Hafıza işi değil bu. Dediler ki, “bu Allah-u Teâlâ’nın öğrettiği ilimdir. Etrafında çok âlimler vardı.”
- Tarikatlarda bozulmanın...
- Bir mü’minin 4 duvarını yıkamazsın. Şeyh olsun, olmasın; bir duvarını yıkar, iki duvarını yıkar, üç duvarını yıkar ama dört duvarını yıkamaz...
Müslümanlar İttifak Etmemeleri SebebiyleMağlub Oluyorlar
- Türkiye’deki siyasî gelişmeleri nasıl buluyorsunuz?
- Kim çok hile biliyorsa, aferin ona!
- Bunu takdir makamında mı söylüyorsunuz, tenkid makamında mı?
- Şimdi devlet dediniz, din demediniz; din demediniz!.. Şu anda iktidarda olanlar namaz kılıyorlar mı, tam tesettür değilse bile (Kur’an-ı Hakim’de başörtüleri yaka paça üstüne bırakın buyruluyor, bunlar yaka paça altına sokuyorlar.) Türkiye’de görülmeyecek bir şey, karısı başörtülü cumhurbaşkanı oldu, başbakan oldu. Ben özellikle başbakanın gavurlara karşı dik duruşunu çok seviyorum... Ama her cemaatte, her ailede iyiler var kötüler var...
-Şu an maslahata uygun diyorsunuz?
- Evet; gücü budur! Neden millet ittifak etmiyor? İttifakın olmaması sebebiyle onlar mağlub oluyor.
- Müslümanlar mağlub oluyor.
- Evet. İttifak etsinler!
- İttifakın altyapısını nasıl hazırlayabiliriz?
- Zor!.. Zor!.. (Eliyle para işareti yapıyor.)
- Maddiyat mı?
- Para... Para... Şu an cemaatler, tavuk cemaatidir...
- Tavuk cemaati?!
- Birisi balkona çıkar, kabı boşaltıp “bili bili” dedi mi, mahallede ne kadar tavuk var, oraya toplanır. Tane bulduysa yer, kümeyi dağıtır. Taneyi yiyen tavuğun peşine kümedeki diğer arkadaşları düşüyor, büyük lokmayı yedi diye. O yedi, bu yedi derken, küme perişan... Bugünkü siyaset budur!
- Biraz önce bahsettiğiniz, hanımları başörtülü siyasetçiler de böyle yapıyorlarsa ne yapacağız?
- İlim okuyorlarsa, Müslüman olarak ilim okumaları...
- Kur’an, sünnet, icma ve kıyas üzerinden...
- Para... Para... Bugün halkımız ekmek partisindedir!
- Millet para peşinde; parası olan da kandırabiliyor.
- Hepsi değil, kısmî azamisi… Şimdi bak arkadaş, İsrailoğulları aleyhinde bulunmayana ben kızarım. Bunlar diyalogcudur, ben diyologcu değilim. Ben Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatim.
- Elhamdulillah, biz de öyleyiz.
- Şu anda İslâmî tatbikatta birleşecek Müslümanlar aciz ve fakir değiller. Ama hırsızlık bizi fakir ediyor. Yahut da rüşvet fakir ediyor.
Mehdi İçin Zemin ve Zaman Tamamdır
Dünyanın gidişatını nasıl görüyorsunuz?
- “Siz dininizi bıraktığınız vakitte, Allah sizin düşmanlarınızı size musallat edecek.” Şimdi Saddam orada dövülürken sen uyuyor muydun? Ben uyuyordum!...
- Mehdi Aleyhisselam hakkında ne buyurursunuz?
- Her sabah “bu akşam gelir”, her akşam “bu sabah gelir” diyorum. Ama görür müyüm, görmez miyim, bilemem. Geleceği kesindir. Zamanı tamamdır. Mehdi’nin zamanına kadar, en zor Irak muhaberesiydi; o da tamam. Zemin tamamdır, zaman da tamamdır. Mehdi konusunda Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Muhyiddin Arabî Hazretleri, “Onunla musafaha yaptım.” buyuruyor.
Üstad Fikirde Önderimizdir
- Üstad Necip Fazılla ilgili bir hatıranızı öğrendik. Üstad’ı ziyarete gittiğinizde, Üstad size sarılıp “Senden şeyhimin kokusu alıyorum” diyor.
- Hâdise doğru ama şahıs ben değilim. Ben, Şeyh Abdulhakim Arvasî’nin kızkardeşinin oğlu Sadreddin, milletvekili Faruk ve iki arkadaş Necip Fazıl’ı ziyarete gittik. Randevu için kim telefon açtıysa Üstad, “meşgulüm” dedi ve ısrar edince de sövdü! Ben telefon açmayı bilmiyorum. Dedim ki, telefonu açın ve ahizeyi elime verin. Açtılar, elime verdiler. Onlar gibi “selamun aleykum, Üstad’ım müsaitseniz ziyaret edeceğiz” demedim. “Müküs’ten beş kişi sizi ziyaret etmek istiyoruz” dedim. Müküs, Abdulhakim Arvasî’nin doğduğu köyün adı. Şu anki Tavaş... Müküs deyince, “başımın üzerinde yeriniz var” dedi. Gittiğimizde Üstad bahçe kapısındaydı. Öndeki arkadaşa bakmadı. Ben onun arkasındaydım, bana da bakmadı. Benim arkamda milletvekili Faruk vardı, ona da bakmadı. Sadreddin onun arkasındaydı, Sadreddin’e gitti ve sarılıp öpmeye başladı. Bizleri evine götürdü. Bizlere iltifat etmiyor, Sadreddin’e devamlı sigara sarıp veriyor, öpüyor. Necip Fazıl dışarı çıktığı bir zamanda ben, “Sadreddin Şeyh Abdulhakim Arvasî’yi görmedi, Necip Fazıl’ın bu hareketi garib” dedim. Faruk, “Hayır, öyle değildir. Şeyh Abdulhakim Irak’a sefer ettiği vakitte Sadreddin üç günlüktü. Şeyh Abdulhakim buraları öpmüştür. Necip Fazıl aşıktır, aşıklar kınanmaz. Aşkı doğrudur.” dedi.
- “Necip Fazıl fikirde önderdir” sözü size mi ait?
- Fikirde üstad’dır! Fikirde bize örnektir.
Kâfir Müslüman Herkes Rabıta Yapar
- Rabıta hakkında ne buyurursunuz?
- Rabıta yapmayan kim var?
- Hiç kimse yok!
- Kâfir olsun, Müslüman olsun herkes rabıta yapar; nûrânî var, zulmânî var. Nûrânî olanın hepsi meşrûdur; bazen de memurdur, emr edilmiştir.
- Rabıtayı inkâr etmenin mümkünü yok!
- Zararı yok.
- İnkâr edene zararı yok?
- Zararı yok. Sevgiyi inkâr eden kâfir olur.
- Sevgi derken kastınız?
- Allah’ı, Peygamber’i, Ehl-i Beyt’i, Peygamber’in arkasından giden ulemayı ve evliyayı sevmeyi inkâr ederse... Rabıta, sevmenin semeresidir. Neyi seviyorsam onu düşünüyorum. İnsan ister istemez bir şeyi sever. Kalbi, sevdiğiyle bağlanmış oluyor; rabt oluyor.
Size tavsiyem, zikr-i hafi’ye yerine şirk-i hafiye’den kaçın. Rabıta niçin? Rabıta, başkası dimağa gelmemesi için; şu şöyle etti, bu böyle etti dememek için. Yoksa rabıtada Allah’tan başkasını düşünmek de şirk olur. Rabıta, oyuncaktır; çocuğun eline oyunca bebek verilir, bebeği canlı zanneder. Gerçeği bulunca da oyuncak bebeğe iltifat etmez.
Tasavvuf Ehlinde Ruhî Hastalık Olmaz
- Psikiyatristler için ne diyorsunuz? Onlar bir tasavvuf ehlini tedavi edebilirler mi?
- Doktorlar beni muayene etti. Ben, “psikiyatristler de beni muayene etsin. Belki bende bir şeyler vardır.” dedim. Birini getirdiler. Dedi, “Ne düşünüyorsun?” “Doktor bey, her şeyi!” dedim. Doktor, gitti! Tasavvuf ehlini, ruh olarak değil ama madde olarak tedavi edebilirler; dimağına aldığı bir darbeden dolayı...
- Tasavvuf ehli bir psikiyatr doktora, tasavvuf ehli birisini götürdüm. Doktor, “Sen tarikat ehli misin?” diye sordu. O da “evet” dedi. Doktor, “Sen tarikat ehliysen niye hasta oldun, demek ki tarikata doğru inanmıyorsun.” dedi.
- Doğru söylemiş. Tarikata inanan, cine inanır, periye inanır ve bunlardan korkmaz. Korkmayınca, üzülmeyince...
- Melekler insanlara görünerek yardım edebilirler mi?
- Görülebilir, sessiz. Ses gelir, görülmez.
- Aynı insanda hem cin, hem şeytan, hem melek bulunabilir mi?
- Aynı anda olamaz.
- Farklı zamanlarda gelebilirler mi?
- Gelirler
- Peki cahil bir insana gelebilir mi?
- Herkeste var. Gaflette şeytan, gafletten çıktığı anda da melek emdirir.
- Melek nasıl emdirir?
- Kuvvet verir. Şeytan, Ehlullah’ın içine, fenafillah olmuş kişinin içine giremez.
- Şeytan cahilin içine girdiğinde melek gelip yardım etse o kişi düzelir mi?
- Normal her insanda olur. Tabiî kâfirlere melek yok. Gazetecilerin dinleme cihazı olduğu gibi, şeytanın da gagası var. Şeytan müminin önünden giremez. Zikir olduğu vakit gelemez, zikir olmadığı vakit yaklaşır. Zikir olduğu vakitte ya yanar, ya kaçar.
- Cahil bir insan şeytanı çağırsa, zarar görmez mi?
- Zarar görmeyebilir. Şeytanın gagası var, bu hadis-i şeriftir. Mü’mine önden gelemez. Önden gelirse ya kaçar, ya yanar. Arkadan önce akciğeri dinler; nefes içerisinde zikir var mı yok mu. Nefes, “Hu, hu” diyor mu, yoksa gaflette mi. Eğer orada yok ise karına bakar. Orda da ses yok ise buruna gelir. Nefesi dinler. Latifelerde var ise onu yakar. Eğer orada da yok ise, o zaman içine girer, Allah korusun kalbin içine girerse tüm sistemi eline alır, şoförlük yapar.
- Latifeleri mi parlatmak lâzım?
- Herkes yapamaz. Sûfî, nefesini boş bırakmamalıdır. Cehrî olmasına rağmen Kadirî tarikatı, Şahı Abdulkadir Geylani, “Bin kere kalbinle Allah de, bir kere dilinle” buyuruyor.
- Cehrî olmasına rağmen?
- Kalbinle söylediğin vakit şeytan yaklaşamaz. Kaçar.
Mürşid-i Kâmil Arayın
- İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin Mebde ve Mead adlı eserinde, “Bir mürşid-i kâmil bulduysanız, bağlanın. Eğer bulamadıysanız, zamanın kutbuna rabıta üzere olun. Ondan size feyz gelir” buyuruyor. Bu zamanda bunun yapılması meşrû mudur?
- Hayır! Mürşid bulun. Çünkü zamanımızda vardır. Türkiyemiz’de vardır. Hiç ummadığın, bunda bir şey yok dediğin adam belki Allah nezdinde sultan olur, bizim gibi eli öpülen hiçbir şeye yaramaz!
- İmam-ı Rabbani Hazretleri bunu hangi dönem için söylemiş olabilir?
- Daha o zaman gelmedi.
- Arayan bulur...
- Arayan bulur. Eğer şimdi o zaman geldi dersek, müsbet olanları inkâr eder, bu çok tehlikelidir.
- Öbürünü yapmaya çalışır, bunu inkâr eder. Şeytan da musallat olur o zaman.
- Bana göre, ölü bir aslan yerine diri bir tilkiyle irtibat kurmak, onun arkasından gitmek daha iyidir. Çünkü ölü bir aslana derdini anlatsa da sesini işitemiyor. Ses verse de onu alan yok. Fakat, tilki de olsa, noksan da olsa bir karşılık verir.
Mutlaka yaşayan birine bağlanmak lâzım!
Evet. Arayın, bulun! İmam-ı Rabbani’nin bahsettiği dönem de gelecek. İnşaallah o zamana yetişmeyeceğiz.
- İnşaallah.
- Ama yakın.
- Mehdi Aleyhisselâm hakkında, “Her sabah bu akşam gelir, her akşam bu sabah gelir” diyorsunuz. Buna paralel olarak, ümmet-i Muhammed’e bir müjde verir misiniz?
- Bugün gelir diyemem.
- Ama bekliyorum, diyorsunuz.
- Evet. Geleceğini inkâr etmek mümkün değildir. Üç vasfı var ki, bunlar kimsede yok.
- Nedir onlar?
- Meselâ, “Humeyni, mehdi” dediler. Humeyni geldi. Zengin, evet. Hükümdar, evet. Ama adaleti icra etmekten aciz. Beceremedi. Bediüzzaman geldi, o da hükümdar değildi... Muhtemelen Uhud dağındaki altınlar Mehdî Aleyhisselâm’a kendini gösterecek.
- Uhud’daki altınlar, Fırat’taki altınlar...
- Gizli kalmaz ona.
- Bildiğimiz altın madeni, hadis-i şerifte geçen...
- Petrol de olabilir.
- Su da olabilir mi?
- Olabilir.
- Tevile açık, her şey olabilir...
- Nasıl olacağını bilemeyiz ama, geleceğine inanıyorum ve bekliyorum. Bediüzzaman kadar âlim olması lâzım, tekâmülünü ilerletmesi lazım, ki bugünkü zındıklara karşı konuşabilsin.
- Konuşması kitâbî mi olacak, yoksa sözlü mü?
- Kitâbî! Bugünkü bilgisayarlar, tele deccallar o zaman olursa herkes görecek Mehdî Aleyhisselam’ı.
- Tele deccal?
- Televizyon!
Allah Bize Saddam’ın Ölümü Gibi Ölüm Nasib Etsin
- Tek gözlü!
- Ben, tele deccal evime girmeyecek, dedim. Fakat Saddam zamanında dayanamadım... Elhamdulillah, Saddam’ın iki kere kelime-i şehadet getirdiğini işittim.
- Ondan sonra çıkardınız...
- Evet. Saddam’ın çok aleyhindeydim. Fakat bütün dünya imanına şahid oldu.
- Ama hâlâ Müslümanlar bu mevzuyu idrak edemiyorlar, hâlâ kızıyorlar
- İmanından şübhe yok! Hadis’te, “Kim Lâ ilâhe illallah derse...”
- Kurtulur...
- Sadece “Lâ ilâhe illallah” değil, “Muhammedun resûlullah” da demeli. Saddam’ın, “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah” demesini, şu sağır kulağımla işittim. O anda bunu söylemek kolay değil.
- Çok cesaretli öldü. Cellatları bile titriyordu karşısında.
- Allah bize de nasib etsin!
- Amin!
- Sağır olduğumdan televizyon, cep telefonu kullanamıyorum. Birisinin bana tercüme yapması lâzım. Kulaklık yankı yapıyor.
- Ama Saddam’ın şehadetini duydunuz?
- Evet! Bu zamanda dört başı mamur Müslüman bulamayız. Dört başı mamur Müslüman resmiyete giremez. Hele hele, Hanefî olsa hiç giremez.
- Neden?
- İmam-ı Azam girmediği için. Ahmet bin Hanbel girmediği için. Daha sayayım mı?
- Resmiyete girenlere ne diyeceğiz?
- Arkadaş, bunlara ittiba edilir. Üç asırdır yaşayan ulemaya itibar ederiz. Artık araştırmak şarttır.
- Neyi araştırmak?
- Dini.
- Bugün devlet memurluğuna girmiş bir Hanefî meselâ, “Amerika bizim dostumuzdur” diyor.
- Devlet memuru bir profesöre sordum, “Şu anda benim yanımdaki imanınla, rektörün yanına gittiğindeki imanın bir midir?”
- Ne dedi?
- “Bir değil” dedi. Memur, bu!
- O zaman sakat
- Sakat! Ama kâfir oturacağına Müslüman otursun oralarda.
- Kendinizden bahseder misiniz? Gençliğinizden...
- Evet, evet gençliğimden çok güzel bahsederim ben! Gençliğimde isyan ettim, Allah’a karşı geldiğim için (Bağlı olduğu solunum cihazının hortumunu göstererek) Allah da beni böyle bağladı. Bundan daha büyük keramet mi olur! Kimim ki kendimden bahsedeyim! Büyüklerimiz... (Ağlıyor) Kimiz ki kendimizden bahsedelim! Ne hocalarıma uyabildim, ne de talebelerime... Ortada kaldım.
Furkan Dergisi, Ağustos 2009, s. 34HAKKPEREST OLMAYAN PUTPEREST OLUR !!!
İSMAİL ÇETİN
- 12.10.2009, 22:11 #2Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
İsmail Çetin Hz.: "Bunlar diyalogcudur, ben diyologcu değilim. Ben Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatim."
Birilerinin kulağı bir kez daha çınlasın.
- 12.10.2009, 22:29 #3Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
- 13.10.2009, 08:11 #4
- Üyelik tarihi
- 30.09.2009
- Mesajlar
- 427
Mâşallâh !
" Besmele "den evvel " Eûzü ", " Eûzü "den evvel " edeb-sükût "elzem;
Şeytan'dan, şeytanlaşmışların şerrinden
Allâhû Teâlâ ve Tekaddes Hadretleri'ne sığınıyoruz...
http://www.mehmetoruc.com/pdfs/diyalog.pdf
- 13.10.2009, 16:46 #5
- Üyelik tarihi
- 27.05.2008
- Mesajlar
- 220
- 14.10.2009, 02:17 #6
- Üyelik tarihi
- 13.06.2008
- Mesajlar
- 11.020
Nurcularla, gülencileri ayırmak lazım...
Ayrı tellerden çalıyorlar..
- 14.10.2009, 10:03 #7
- Üyelik tarihi
- 14.10.2009
- Mesajlar
- 1
Üstad o konuşmasında herhangi bir cemaatten bahsetmiş mi arkadaşlar,birlik beraberlikden yana olan bir kişinin(İsmail Çetin Efendinin)konuşmasından böyle bir şeyi nasıl çıkarırsınız...Eğer O'nu tanısaydınız kesinlikle bu düşüncede olmazdınız.Neden oraya buraya çamur atmaya çalışıyorsunuz,bunu yapmak yerine üstadı tanımaya çalışsanız,daha iyi olmaz mı !
Muhabir arkadaş ne güzel demiş : "Kırkbeşi aşan eserleriyle muhteşem bir kütübhane kurmuş Allah dostunu eserlerinden müşâhade etmenizi tavsiye ederiz."
Kardeş kırılmayandır,kardeşlik ise kırılsa da yıkılmayandır...İsmail Çetin
- 14.10.2009, 10:12 #8Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
- 06.11.2009, 22:37 #9
- Üyelik tarihi
- 06.11.2009
- Mesajlar
- 1
müslüman ya ehli sünet vel cemaattir yada değildir bunda kocunacak ne vardır ki,bence nerde olduğumuza bakmamız lazım yorumu da ordan yapmak lazım
- 07.11.2009, 11:56 #10
- Üyelik tarihi
- 28.05.2006
- Mesajlar
- 2.799
Diyalogun hertürlüsü BATIL degilidr.
Ismail Cetin Hocaefendi burada kastettigi kesim BATIL olan diyalogdur.
Cübbeli Ahmet hoca bir sohbetinde bunun tarifini yapmisti:
Cübbeli konusmasinda kafirlerinde cennete girebileceklerini savunan ehli-sünnet disi diyalogun tarifini yaparken diyalogun caiz olaninida acikliyor.Ben sahsen Fethullah Gülen cemaatini bunlardan sayiyorum.
Cübbelide ayni görüste ve diyorki:
"Fethullah Gülen Hocaefendiin kendisnde ve cemaatinin ekserisinde böyle bir görüs (ehli-sünnet disi sapik diyalog anlayisini kastederek söylüyor) görmüyorum."
Hatta Fethullah Güleni sakalli sekilde rüyasinda gördügünü ve diyalog konusunda sordugunda "haksizlik" cevabini aldigini söylüyor ve devam ediyor:
"Onun bu görüste oldugunu ben duymadim.Duymadigima göre ben ona nasil isnat edeyim,isnat edemeyiz.
Bundan dolayi kendisinin bu görüste oldugunun kanaatinde degilim.Ehli-Sünnet oldugu kanaatindeyim,evvelinden beri...Haci Sali efendi onun hocalarindandi,büyük evliyaullahtan,onlan görüsürdü mesela,oda onu cok meth ederdi.
Yani Efendi haz leriyle görüsmeleri var,ismailagaya birkacdefa gelmistir,itikaflarda.
Yani Fethullah Gülen hocaefendinin Ehli-Sünnet oldugu kanaatindeyiz.
Cemaatin icindeki bazilarin bu diyalog dozunu kacirmis olmalari hocaefendiyi temsil etmez,baglayamayabilir.
Mesela birazevvel dedinizki,bazi hanim hocalar,sunlar,bunlar efendi hz leri adina bazi seyler konusuyor.Bu simdi efendiyi baglarmi?
Ha simdi efendi hz lerine bagli binlerce hoca vardir,bunlardan 5 i,10 u yanlis yapar.Bu yanlislardan dolayi mahmut efendi yanlis yapar diyemeyecegimize göre,Fethullah efendide bu görüstedir diyemeyiz.Ama isterizki bu (hristiyanlar hakkinda yanlis olan) sözler,bu beyanlar ona ulasirda kendisi bir aciklama yapar...
Hocaefendi sevdigimiz,saydigimiz bir büyügümüzdür.Bekliyoruzki bu isi bir acikliga kavustursun."
Ardindan M.S.eygininde hocaefendiyi rüyasinda gördügünü ve bu diyalog tartismalarindan rahatsizligini ifade ettigini,hatta kendi sitesinde yayinlandigini,ardindan cekildigini,dolayisiyla bazi gizli güclerin ard niyetli faaliyetleri olabileceginden bahsediyor
Konusmanin devaminda:
"Fethullah gülenin Ehli-Sünnet oldugu,cemaatinin ekseriyetinin bu görüste olmadigi kanaatindeyiz" aciklamasini tekrarliyor.
Devaminda:
"Hocafendinin görüsü bumudur,hic inanasim gelmiyor.Kesinlikle böyle bir görüs (gayri müslimlerinde cennete girecegi ve islama girmelerine gerek olmadigi görüsü) islam dairesinde degildir.
Hocafendi cok ilim sahibi,fazilet sahibi,zikir sahibi,bizim bildigimiz uyumaz,yemez,icmez,dünya zevkinden uzak ibadet yapan bir insan.
Papayla görüsmüs kendisi,papazlarla görüsebilir,iftar verebilir,hocaefendi bunlari tabiki bir islam elcisi olarak yapiyor,hocadir,bunlarda ben birsey diyemem,ama sizde cennete gireceksiniz dermi yani?Mümkünmü demesi yani ya?
Böyle dedigini diyenlere rastlaniyor,ben bu cemaate mensubum der ama adam bu cemaattenmidir degilmidir,birde bu var.
Onun icin bu camiayi bu seyde darbeleyemeyiz,lekeleyemeyiz.koca camianin hepsi bu görüstedir dersek iftira atmis oluruz.
Delil lazim yani,belge lazim.Ben Hocafendinin böyle bir görüsünü görmedim,okumadim,nasil diyecegim simdi?
Hocaefendi hakkinda cok ileri geri konusanlar vardir,ajan,su bu diyenler,bunlar iftiracidir.
Yok hoca söyledir,böyledir,vatikancidir falan,olmaz.
Yani simdi herseyi dozunda birakalim.
Hocaefendi bir Ehli-Sünnet alimidir.
Bugüne kadar ehli-sünnet disina cikan bir konusmasi görülmemis,duyulmamis,ben onun cemaatindenim diyen biri kalkmis birsey demis...simdi bunu hocaefendiye mal etmis olursak iftiraya girmis oluruz.
Bir fasiktan haber gelirse arastirin diyor ayeti kerimede.
Dolayisiyla biz arastirmakla mükellefiz ama arastirma kaynaklarimiz kisitlidir...."
diyerek cemaati acikca görüs beyan etmeye davet ediyor.
Hocafendinin bu konudaki sessizligini istismar eden bazilari hocaefendiye asiri itham ve iftiralarla yükleniyor,onada karsiyiz diyor.
Devaminda:
"Ehli-Sünnet istikamet ister.Biz ifrat ve tefrit arasi ortadayiz.
Hocafendiyi ehli-sünnet camiasinin alimi olrak degerlendirmekteyiz.
Isterizki kendisi yakin zamanda su diyalogun cizgilerini bir cizsin.
islam dan baska hak din yoktur,müslüman olmayan cennete giremez6 desin,bukadar bir ifade bütün müslümanlari rahatlatacaktir.
Hocafendi hassas ve duygusal bir insan.ben zannediyorumki hocaefendi bukadar insanin sıkıntıda kaldigi bir konuda sıkıntıyi cözecektir"
- 07.11.2009, 12:04 #11müminin feraseti zalimin üstüne bir gölge gibi inecek....
- Üyelik tarihi
- 02.01.2003
- Yaş
- 29
- Mesajlar
- 1.242
İsmail çetin'e kim icazet vermişte şeyh olmuş ?
ifadelere dikkat edelim lütfen ...Eşsiz sevgiliye şükür; ve O'nun sevgilisine selam ile....

- 07.11.2009, 22:35 #12
- Üyelik tarihi
- 27.09.2009
- Mesajlar
- 1
"vermişte" kelimesinin sonundaki "de" bağlaçtır. Bağlaç olan "de" de ayrı yazılır ve hiçbir zaman "te" şeklinde yazılmaz. Yani ki sana diyecek bir şey yok, yani ki senin dilin bozuk.
Ey dili bozuk kişi!
"İfadelere dikkat edelim lütfen..."
Not: Buradaki "dil" kelimesi tevriyeli kullanılmıştır.
- 08.11.2009, 07:55 #13
- Üyelik tarihi
- 23.09.2009
- Yaş
- 21
- Mesajlar
- 249
- 08.11.2009, 08:08 #14
- Üyelik tarihi
- 28.05.2006
- Mesajlar
- 2.799
- 08.11.2009, 11:57 #15
- Üyelik tarihi
- 27.05.2008
- Mesajlar
- 220
Bu sorunun cevabı yokmu (röportajda var gibi gözüküyor)
Yada siyaset gereği söylen(e)miyor.
Abdulber mahlaslı arkadaşımızda "böyle şeyi nerden çıkardınız" demiş. Röportajı okuyan herkes görmüştür. Birçok kişide benim düşündüğüm manayı anladığını sanıyorum.
İsmail çetin bunu dile getirmekten çekinmiyorsa daha saklamanın yada üstünü örtmenin anlamı yok. En azından bizde düşüncelerini net bir şekilde bilmek isteriz.
- 08.11.2009, 23:09 #16
- Üyelik tarihi
- 28.05.2006
- Mesajlar
- 2.799
Diyalogun hertürlüsü BATIL degildir.
Dikkatinizi cekerim.
Bu konuda TR nin en radikallerinden sayilan cübbeli hoca bile diyalogu iki kisma ayirmis,fethullah gülen hocaya ehli-sünnet alimi demis...
http://www.delikanforum.net/1135555-post10.html
Ismail cetin hocaefendinin kastettigi diyalog cübbelinin sohbetinde tarif edilen BATIL diyalogdur.
Kim kafirleri cennetlik yapan,dinlerinide hak din gibi tanitan diyalogculardansa ehli-sünnetin ölcülerini asmistir.Anlatilmak istenilen budur.
- 02.12.2009, 19:09 #17
- 02.12.2009, 20:08 #18
- Üyelik tarihi
- 30.08.2006
- Mesajlar
- 5.219
- 03.12.2009, 00:20 #19
- 03.12.2009, 00:43 #20Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
İsmail Çetin Efendi:
TEVFîK-i MEZAHiB MESELESi (DİNLER DİYALOGU)
Yakın zamanlarda, Yahudî, Nasârâ ve Müslümanları birleştirmek, doğrusu aralarından sun’î bir din çıkartmak maksadıyla “tevfîk-i mezâhib = dinler diyaloğu” fikrini yaydılar.
Dinler diyaloğundan ne demek istediklerini bilmem, Eğer maksadları Yahudî, Nasârâ ve Müslümanları birleştirmek ise; Kur’an’da Tevhîd ve tenzih esas kılınmıştır, hulûl ve ittihaddan sakınılmıştır, nübüvvet ve Ulûhiyyet meseleleri birbirinden ayrılmıştır.
Yahudî ve Nasârâda ise Tevrat’ta ve İncil’de Tevhîdin yerini tecessüm ve şirk almıştır, nübüvvet ve Ulûhiyyet meseleleri birbirine karışmış, hulûl ve ittihad fikri yerleştirmiştir. Bundan böyle İslamla Yahudiliğin yahud Nasrâniliğin, Müslümanla Yahudinin yahud Nasârânın birleşmesi imkansızdır.
Eğer diyalogdan maksadları üç din arasından yeni bir din çıkarmak ise, çıkarılan din, beşerî olur. İlâhî din olmaz. Zira “Din; peygamberler vasıtasıyla gönderilen kanun ve nizamdır.” yoksa din, insanlar tarafından tayin edilen bir kuruluş değildir; üç dînin birleşmesinden ortaya çıkan din, beşerî bir nizam olur, din olamaz.
Hiç şübhesiz küfürle iman, şirkle Tevhîd birbirine zıd olduğu için, biri Allah Teâlâ’nın Varlığı’na, Birliği’ne, kemal sıfatlarına inanan, diğeri inkar eden, biri meleklerin varlığına ve sıfatlarına inanan, diğeri inkar eden, biri kitabların ve özellikle Kur’ân-ı Hakîm’in, hatta hadislerin hükümlerinin hak olduğuna inanıp bulunduğu zamana yeterli gören, diğeri inanmayıp yeterli görmeyen, biri tüm peygamberleri ve özellikle Muhammed sallâllahu Teâlâ aleyhi ve sellem’i imanla kabul eden, diğeri etmeyen, biri ahiret gününün yani cennetin,cehennemin, sevab ve azabın olacağına inanan, diğeri inkar eden Mü’min ve kafirin ihtilafları, birleşmesi imkansız, birbirine ters iki yolda yürümek gibidir.
Mûsâ aleyhisselam hayatta iken dahi İsrail Oğulları Mûsâ-i Sâmirî’nin peşine düştüler, buzağıya taptılar; Mûsâ’nın hayattan sonra buzağıya tapmak sûretini değiştirip teşbih ve tecessüm itikadıyla şirk ve tecessüme devam ettiler.
İnciller ise Îsâ aleyhisselâm ‘ın hayatından çok çok sonra yazıldılar ve zamanımıza kadar, her bir kaç asırda bir yenilenmektedirler. Mesela Arabî tercümeyle Beyrut’ta Hristiyanlar tarafından basılan Matta’nın incili 22’nci sahahta: “Îsâ Rabb’dir.”, 20’nci sahahta: “Îsâ Allah’ın rasûlü ve nebîsidir.”, 28’inci sahahta: “Îsâ Yûsuf’un oğludur.” diye üç yerde Îsâ hakkında muhtelif söz yazılmıştır. Yuhanna İncil’i 19’uncu sahahtaki: “Babam içimdedir; söylediğim sözler benim değildir, içime girenin sözleridir.” Gibi daha bir çok yerlerde Tevhîdi bozan birçok sözler bulunmaktadır. Kaldı ki teslis meselesi Pisagor’un felsefesinden alnıp İncil’e sokulmuştur. Bundan böyle gerek Yahudîlerin, gerek Nasârâ’nın ihtilafları, doğrusu hilaf ve muhalefetleri, dînî esasları ve temel ahlakı bozmaya sirayet etmiştir ve yolları birbirinden ayrılmıştır; bundan böyle Yahudî ve Nasârâ’nın yolunda yürüyenlerin, hatta Yahudiyle Yahudinin, Nasârayla Nasârânın aynı itikadda birleşmeleri imkansızdır.(Keşşâf-u Istılâhât-il-Fünun c.1 s.440,441, Külliyât-ı Ebi-l-Bekâ s.22, ez-Zeria s.169)
Dinler arasında vukû’ bulan neshten kat’ı nazarla, kütüb-ü mukaddese = gerek Tevrat, gerek Zebur ve gerekse İncil, değişmeksizin tevâtür ve senedle bizim zamanımıza kadar ulaşmamıştır; ulaşmayınca hiçbirisine güven bağlanmaz ve uyulamaz.
Dini esaslara inanmakla beraber, fürû’da cebhelerinin bir olmamasından ve neshin vukû’ buluşundan dolayı beş Ulu-l-Azm’in yoluna gidilirse beş yahud üç cihetlerle birbirinden ayrılır. Binaenaleyh Milâdî 611 senesinden itibaren kıyamete kadar Yahudî ve Nasrânîlerin İslam Dînine tâbi’ olmaları farz olmaktadır. Zira Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, Tevrat’ı, İncil’i ve sâir İlâhî kitabları vahiy vasıtasıyla Allah Teâlâ’dan en doğru olarak bildirmiştir.
Evet “Habîbim, andolsun, Yahudi ve Nasârâ değiştirdikleri dinlerine uyuncaya kadar aslâ Senden razı olmazlar...” (El-Bakara Sûresi ayet 120) ayet-i kerîmesinde bildirildiği üzere Peygamber’i dahi heva ve heveslerine uydurmaya çalışan Yahudilerle yahud Nasârayla Müslümanın birleşmesi imkansızdır. Zira gerek Yahudilerde ve gerekse Nasârâda Tevhîd silinmiş, yerini şirk almıştır; Yahudilerde “Üzeyr Allah’ın oğludur.” İnancı, Nasârâda “Îsâ Rabb’dir.” yahud “Îsâ Allah’ın oğludur.” inancı yerleşmiştir; her iki tâife de nebîleri nübüvvet mertebesinden Ulûhiyet mertebesine çıkarmışlardır; Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı Ulûhiyyet yani Rab olması sebebiyle Ma’bûd olması mertebesinden beşerî nübüvvet mertebesine indirmişlerdir. Her iki tâife de hulûl ve ittihadı kabullenmiştir.
Eğer Yahudi ve Nasrânîlere uyulsa bile onlar, Müslümanı dîninden çıkardıktan sonra: “Ne bahaneyle dîninizi bıraktınızsa, aynı bahaneyle bizi de bırakacasınız.” deyip Müslümanları yapayalnız bırakacaklardır. Târîhen defalarca bu iş vukû’ bulmuştur.
Üstaz İsmail Çetin - İttiba’ Ehli Sünnetedir
- 03.12.2009, 01:32 #21
- Üyelik tarihi
- 28.05.2006
- Mesajlar
- 2.799
Böylece üstaz ismail cetin hocaefendinin "diyalogcular ehli-sünnet disidir" manasindaki söyzüyle üç din arasından yeni bir din çıkarmak isteyenlerin diyalogunu kastettigide anlasilmis oldu.
Fethullah gülen ve cemaati bu diyalogdan uzak olduklarina göre sizde bu kardeslerimize camur atmaktan vazgecin artik.
- 03.12.2009, 01:44 #22
- Üyelik tarihi
- 30.08.2006
- Mesajlar
- 5.219
Diyalogun meyvleleri diye 3 dinli nikahi öven Zaman gazetesi degil miydi?
- 03.12.2009, 01:48 #23Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
Sayın Osmanlı kardeşim,
FG ve grubu İsmail Efendinin kastettiği Diyalogculardan değil ise, o zaman bu kastedilen "diyalogcular" kimlerdir, buyrun açıklayınız.
- 03.12.2009, 03:28 #24
- Üyelik tarihi
- 28.05.2006
- Mesajlar
- 2.799
valla bilmiyorum.

Bazi hoca gecinen dengesiz diyalogcular var herhalde,diyalog konusu acildiginda ve bulusmalar yapildiginda ortaya cikiyorlar,kimler kimlerdenler bilmiyorum ,görüslerinide bilmiyorum ,hristiyanligi ve yahudiligi hak din olarak görüp görmedikleri konusunda,kafirleri cennetlik yapip yapmadiklari konusunda,3 dini tek din haline getirmek isteyip istemedikleri konusunda bilgim yok.
Bu konuya forumun F.G sempatizanlari aciklasinlar...
Bizim buradaki bu kardesler müslümanlar olarak söz sahibi olmamiz icin egitim merkezleri ve okullar aciyorlar bende böyle bir calismaya ihtiyac oldugundan,okula giden müslüman türk kardeslerimizi kafirlere teslim etmemek icin,uniye giden genclere sahib cikmak icin bunlara destek oldugumdan istisare toplantilarina katiliyorum, sohbetlerinede katiliyorum ve hicbirzaman böyle bir iddialari olmadi...gecenlerde sohbetlerin birinde istegim üzerine suclamalara cevab verilsin diye diyalog konusu acildi ve sohbeti veren hoca 3 dini hak din gibi tanitmaya calisanlarin fitnesinden bahsetti,böyle bir iddialari asla olamayacagini acikladi.
Ben defalarca bu kardeslerin sohbetlerine katildim,istisarelerine katildim,okullarini ziyaret ettim,beraber egitim merkezi actik ve yeminle söylüyorum,böyle bir iddialarini göremedim.
Müslüman olmus bir hristiyanin müslüman bir bayanla evlenmesi olayini Zaman gazetesi neden "cift dinli" seklinde bir haberle verdiginide cözebilmis degilim.Ben yanlis yapmislar diyorum,bizim buradaki hocalarida yanlis yapmislar diyor,bundan önceki hocalardan birine konuyu actigimda oda "eger anlattigin gibiyse yanlis yapmislar" dedi ve Fethullah Gülen hocaefendinin veya cemaatten herhangi birinin hicbirzaman mümin bir bayanin kafirle evlenebilecegini,hristiyanligin ve yahudiliginde hak din oldugunu ve kafirlerinde cennette gireceklerini aciklayan ne bir söz isittim,nede bir yazi okudum.
Zaman gazetesinin o zamanki muhabiri haberi yaparken hata yapmistir.
O haberin neden hala zaman gazetesinin sitesindeki arsivlerden kaldirilmadigina ve neden özür dilemediklerine ise hicbir anlam veremiyorum.
F.Gülen cemaatinde görevleri olan hocalar ve agabeylerin yetkisi bu meseleyi asdigini farkettim,onlarda bilmiyorlar,sorumluluklarinin disinda oldugunu söylüyorlar,bencede yanlis bir davranis diyorlar,sikayetinizi zaman gazetesine yapin diyorlar...
daha gecen hafta mütevelli kardeslerden biri STV nin aldigi reklamlarla ilgili görevli hocaya sikayette bulundu,cok uygunsuz reklamlarin alindigini söyledi,yakismiyor dedi,neden böyle diye sordu...
Hocada bilmiyorum dedi,gazetede ve tv de bazen görevli kisilerin zaaflarindan kaynaklanan uygunsuz islerin yapilabildigini söyledi ,suanki reklamlardan sorumlu yetkilinin kusurundan kaynaklanmis olabilecegini,hersedede Fethullah Gülen hocaefendiden bilmemek gerektigini ve lütfen sikayette bulunun,yapabilecegimiz en etkili tepki direk stv ye sikayette bulunmak oldugunu acikladi ve böyle yapmamizi tavsiye etti.
Zaman Gazetesinin "cift dinli" haberinede aslinda tepki göstermek lazim,ben gazeteye tel acacaktim,cemaatin avrupa, almanya veya kuzey almanya sorumlusuna konuyu maille acacaktim,neden böyle yaptiklarini,bu konu hakkinda ne düsündüklerini,haberi veris tarzini uygun bulup bulmadiklarini,uygun bulmuyorlarsa böyle vahim bir hatada bulunan ve fitneye alet olan zaman gazetesinin neden hala reklamini yaptiklarini,neden hala abone aradiklarini soracaktim,daha hala soracagim,bunu ben yapmam lazim ve yapacagim insaAllah...
Buradaki görevli kisiler beni yillardan beri zaman gazetesine abone yapmaya calisiyorlar,bu gibi sebeblerden dolayi abone olmuyorum,"cift din" konusuna aciklikta getiremiyorlar,daha dogrusu ben tartisma olmasin diye konuya girmiyorum,onlarda abonelik konusunda fazla israr etmiyorlar...
bana Milli-gazete yeter.
Ama suda var.
Milli-gazetye aboneyim ama birileri zaman gazetesinin,STV nin ve Cemaatin hata ve kusurlarini arastirip büyüttügü gibi milli-gazetenin,tv 5 in ve milli-görüsün hatalarini arastirsa mutlaka birseyler bulur düsüncesindeyim.
Sahsi düsünceme göre hicbirimiz hatasiz degiliz.Ne fertler olarak hatasiz ve kusursuz degiliz nede hata ve kusur isleyebilen insanlardan olusan islami kurum ve kuruluslar hatasiz ve kusursuz degil.
Eger hata ve kusurlarimizdan dolayi islama ve müslümanlara hizmet edenleri kesip atacaksak,hepsini kesip atmamiz gerekecek.
Benim icin önemli olan itikaddir.
Kim olursa olsun,itikadlari saglam olmali.
Icraatlerde saglam olmali.Bazi dengesiz icraatler olabilir,hata yapilmis olabilir.Hataya dikkat cekip ehli-sünnet ölcülerine göre hata oldugu ispat edilirse ve hatayi isleyenler hatayi hata olarak kabul edip birdaha islememeye azim ederse sorun yok.Cemaatte böyle yapiyor düsüncesindeyim.hata varsa hatalarini kabul ediyorlar,hatada israr etmiyorlar.Eger ederlerse sorun var demektir ama zaman gazetesinin bu hatasindan sonra buna benzer bir haber ben göremedim.Eger varsa bilenler bilmeyenlere göstermeli bunu.
Konuya forumdaki F.G ciler cevab versin,mesela ninja kedi bu meseleye aciklik getirsin.
- 05.12.2009, 05:38 #25Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
Bilmemeniz doğal. Çünkü FG ve ekibinden başka Diyalogcu yok.
Bulunduğunuz yerdeki Hoca kendi konuşmuş siz dinlemişsiniz. Bu hocalar neden zaman gazetesine reddiye yazmazlar. Uyarmazlar! Ya da Aksiyon dergisine.. Ya da Genç Adam gibi sitelere? Yani basın yayın araçlarında bu hocaların seslerini duymadığımız için onlardan nakledilen tekzipler de havada kalıyor, boştur. Dünya sizin dinlediğiniz hocaları değil, FG ve ekibinin yazdıklarına söylediklerine bakıyor. FG ve ekibinin bu konuşmaları ve yazıları her yerde yayınlanmış ve yayılmıştır. Halen de yayınlanıp durmaktadır.
Zaman gazetesinin ve benzeri araçların kırdığı ceviz kırkı aştı amma gel gör ki sağır sultan duydu siz duymamışsınız.
Yıllardır reddiye veren verene... Tekzipler, tepkiler çığ gibi... Hepsi yapılmıştır. Ama geri adım atmıyorlar. Bu da kasıt ve ard niyet olduğunun en büyük ispatıdır..
Cemaat öyle yapmıyor işte. Bu konularda biz hata ediyoruz diyen tek bir ferdini görmedim. İspatı bu forumda, Bulut isimli bir yazar olduğunu sanan kişi, Hz. Osman efendimize büyük hatalar işlemiştir, diye dil uzatıyor; ninca kedisi onu tasdik ediyor; biz Alimlerden bununla ilgili nasihatler getiriyoruz ve bir adım dahi geri atmıyorlar.
Hata konusu... OSMANLI kardeşim, sizin için bazen acaba bu kardeşimiz saf mı yoksa kurnaz mı diye içimden geçiyor... Zannedersem, iyi niyetinizden dolayı iyi anlamda bir saflığınız var. Öbür türlüyse zaten sizin de işiniz zor.
İtikadi hatalar, bakın ne güzel ifade ettiniz: Benim icin önemli olan itikaddir. Kim olursa olsun,itikadlari saglam olmali. Yapılanların itikadi hatalar olduğunu görmüyor olamazsınız. Yoksa hata tabii ki herkes hata edebilir. Kul, kusursuz olmaz. Ama Müslümana itikadi HATA etmemek için öğrenmek ve titiz olmak şarttır.
Devam edecek...
- 05.12.2009, 05:41 #26Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
Yine de Balkanlarda Ortodokslarla Müslümanlar arasında birbirlerini karşılıklı rahatsız eden hususlar var...
Dinler insanları birbirinden ayırmak için değil, birleştirmek içindir. İslam diniyle Ortodoks dini arasında onları birbirinden ayıran farklardan daha fazla ortak ve birleştirici çizgiler var. Her iki dinde de Allah'tan, peygamberden, meleklerden, ahiretten, kutsal kitaptan söz ediliyor. Her iki dinde de ahlaki ve hukuki mefhumlar aynı.
Gerçek bu. Her iki din arasında çelişmeleri meydana getirenler ya Allah'ı unutan ve siyasi yararlar peşinde koşan çıkarcılar yahut da anlaşılmamış olmaktır. Kur'an-ı Kerim'de açık ve seçik olarak şöyle buyurulmaktadır: 'Gelin, her halimizde birlik olalım. Allah'a dua edelim, ona ortaklık koşmayalım..' Bu, dinleri birbirine düşman etmek, husumete saçmak isteyen kimselere bir uyarıdır. Oysa üzerinde ittifak ederek buluşabileceğimiz yüzlerce köprüler var.
Fethullah Gülen Web Sitesi - Yüzlerce Köprüler Kuran Hoca
Burada ne denildiğini bilmem anlıyor muyuz? Satır aralarına bakarsanız, şeytan ayrıntıda gizlidir.
Aşağıdaki alıntı karelerindeki ifadelerin hepsi Fethullah Gülen ile yapılan bir mülakattandır. Fethullah Gülen’in sözleridir.
Gülen: "La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah diyen herkes, bizim din kardeşimizdir.""La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah" dese inanın bana, o gün benim için bayram olur. O şahsın bana yıllardan beri durmadan, usanmadan, yılmadan düşmanlık yapmasını hiç önemsemeden onu bağrıma basarım.Allah öyle bir rahmet sahibi ki son Peygamberine inanmayanları dahi affedip son Peygamberine itaat eden ümmetle beraber onları da Cennetine alabilir, demek bu sözler... Öyle ya Şeytan bile ümitlendiğine göre... Öyle ya Allah mülkünde mutlak tasarruf sahibi ya! Başka bir anlamı iması yok. Halbuki Kur'an'da iblis ve avanesi Cehennemde azap ve ızdırapta tasvir edilmiştir! Peygamber Efendimiz, kendisini tasdik etmeyenlerin Cehenneme gireceğini bildirmiştir. Yukardaki gibi bir inanç, Allah'ı ve Resulünü yalanlamaktır en başta! Allah'ın ve Resulünün bildirdiklerini, sözde bir "tehdit" olarak görüp, bildirdikleri dışında muamele olacağını zannetmektir. Düşülen garabet anlaşılsın diye diyorum. Allah ve Resulü bir haber ve tehditde bulunuyorlar, fakat ahirette tersi olabiliyor. İfade edebilecek kelimeyi yazmakta zorlanıyorum. Allah Teala, vaadinden tehdidinden dönmez! Asla ve kat'a... Resulullah Efendimiz, şaka yaparken dahi yalan yanlış söylememiştir. Mahsuscuktan bir haber vermemiştir. Asla ve kat'a..."Hasılı, herkes kelime-i şehadeti esas alarak etrafındaki insanlara bakış açısını yeniden ayarlamalı. Hatta onun birini söyleyip diğerini, yani "Muhammedün Resulullah"ı söylemeyen insanlara bile, rahmet nazarıyla bakmalı. Çünkü hadislerde anlatıldığına göre, Allah'ın o engin rahmeti ahirette öyle tecelli edecektir ki, şeytan bile: "Acaba ben de istifade edebilir miyim?" diye ümide kapılacaktır. Şimdi böyle bir rahmet enginliği karşısında, cimrilik yapma ve o cimriliği temsil etme bize yaraşmaz. Hem bize ne? Mülk Onun, hazine Onun, kul O'nun...Öyleyse herkes haddini bilmeli..."
"Mücerred 'La ilahe illallah' demek kurtuluş için yeterli olduğu manasına gelmiyor; onu söyleyen bir insanın "Muhammedün Resulullah" demese de ahiret azabından kurtulacağını söylemiyoruz"Gülen, her tarafa çekilebilecek ucu açık ifadeler kullanmaktadır. Bir yandan bütün vuslat yollarının başında Resulullah Efendimiz var buna işitrak ediyoruz derken, öte yandan ufacık (yarım kelimeyle) dahi olsa Resulullah Efendimize uğramadan Allah'ın rahmetiyle kurtulunabileceğini ima etmektedir. Bu bir çelişkidir. Bir öyle bir böyle olabilir derseniz; iki tarafa da çekilmesi kaçınılmazdır. Ya öyledir ya böyle. İkisi aynı anda vaki olamaz. Eşyanın tabiatına ve akıl ilkelerine aykırı."Ben hayatım boyunca herkese karşı cennet hazinleri gibi yumuşak edalı olup, yarım kelimeyle dahi olsa insanlara bir ümit vererek bir kurtuluş yolunun olabileceğini hatırlatmaya çalıştım. Bazen mükellefiyetlerin tam-tekmil edasının bile insanın kurtuluşu için yetmeyeceğini söyleyip asıl meselenin Rahmet-i İlahiye ye iltica olduğunu anlattım.
Bu sözü de Efendimizin bir hadis-i şeriflerine dayanarak söyledim: 'Bir gün Allah Resulü 'Hiç kimse ameliyle kurtulamaz.' deyince, Sahabe Efendilerimiz: 'Sen de mi ey Allah'ın Resulü?' diye sorarlar. Efendimiz, "Evet, ben de kendi amelimle kurtulamam. Ancak Allah rahmet ederse kurtulabilirim." cevabını verir. Ama aynı Allah Resulü bir başka hadislerinde, 'La ilahe illallah deyin kurtulun.' buyurur.
Malesef, siz çelişkili konuşursanız, ucu açık ifadeler ederseniz, tavrınızı açık olarak belirtmezseniz; neyi kabul ettiğiniz neyi reddettiğiniz kesin olmayacaktır elbette! Varsa yanlış anlayanlar yorumlayanlar kadar Gülen de açık ifade kullanmadığı için, bir böyle bir öyle konuştuğu için hatalıdır. Efendim, siz de her tarafa çekilecek kelamlar etmeyin. Net olun. Sağı solu suçlamaktan daha kolaydır."Zannediyorum, havf ve reca dengesini anlamayanlar en masumane sözleri de kendi anlayışlarına göre bir yerlere çekiyor ve keyiflerine göre yorumluyorlar." "Fakat, adeta cımbızla seçip hem de anlamadıkları sözleri kendi anlayışlarına göre yorumlayanlar" "en masumane sözlerden hiç olmayacak manalar çıkaranlar"
O tevhidi anlatan Peygamber Efendimizdir, onun tebliğini kabul Nübüvvetini de tasdiktir. Doğrudur. Ama siz Peygamber değilsiniz! Siz sadece Allah'ın tevhidine çağıramazsınız. Bu çağrınızdan, iman için şart olan "Peygamber Efendimizin nübüvvetini tasdik" manası çıkmaz. Üstelik açıkça Peygamber Efendimize çağırmadığınız için muhataplarınız, biz zaten bir ilaha, yaratıcıya inanıyoruz, ne gerek var yerimizden kıpırdamaya diye de düşünebilirler. Kendi sakat "yaratıcı" anlayışlarını sürdürebilirler. Normaldir."Efendimiz risalet vazifesiyle tavzif edilir edilmez, adeta mahalle mahalle, çarşı çarşı, kapı kapı dolaşarak muhataplarına Allah'ın tek yaratıcı olduğunu, dünya saadetinin ve ahirette kurtuluşun buna inanmakla mümkün olabileceğini anlatmaya çalışmıştır. Haddizatında, bu teklifte bulunan belli ki bir peygamberdir ve O'nun tevhid davetini kabul eden de Ona inanmak suretiyle nübüvvetini de kabul etmiş demektir."
Müslüman tebliğ ederken inandığı Peygamberini gizleyemez. Bunun ismi dürüstlükten ayrılmaktır. "Önce tevhide alışsınlar, sonra Peygamberimizi anlatırız" derseniz, Peygamberimizden bahsetmeye başladığınızda birileri de çıkar, siz oyun yapmışsınız, asıl amacınızı gizleyip sahtekarlığa yönelmişsiniz, sizden hayır gelmez deyiverir. Tebliğin oyunu hilesi hurdası olmaz! Tebliğ açık bir davettir. Tevhidiyle nübüvvetiyle.
Demek ki "Muhammedur Resulullah" demeyenler, Peygamberimizin nübüvvetini tasdik etmeyenler için kısmi bir kurtuluş var! Burada Gülen, artık imayı bırakıp, net olarak inandığını ortaya koymuş. O yüzden başta söylediği sözler, yani Peygamberimiz bütün vuslat yollarının başındadır, buna bayram ediyoruz filan ifadeleri boşa çıkmış oluyor!'La ilahe illallah' diyen bu insanlar 'Muhammedun Resulullah' desin ve tam kurtuluşa ersin!
"Kimse ameliyle kurtulmaz" Buradaki ifade, hitap Müslüman olmayanlara değil ki!"Bu sözü de Efendimizin bir hadis-i şeriflerine dayanarak söyledim: 'Bir gün Allah Resulü 'Hiç kimse ameliyle kurtulamaz.' deyince, Sahabe Efendilerimiz: 'Sen de mi ey Allah'ın Resulü?' diye sorarlar. Efendimiz, "Evet, ben de kendi amelimle kurtulamam. Ancak Allah rahmet ederse kurtulabilirim." cevabını verir. Ama aynı Allah Resulü bir başka hadislerinde, 'La ilahe illallah deyin kurtulun.' buyurur.
İnsan önce iman etmesi gerekenlere inanacak, "La İlahe İllallah Muhammedur Resulullah" deyip teslim olacak, sonra salih amel işleyecek ve peşinden diyecek ki "Ya Rabbi, kimse kendi ameliyle kurtulamaz, ancak senin fazl u kereminle kurtulur, medet ya Rabbi, ümidim sadece senin ulu Padişahlığındadır, kendi kusurlu amellerimle kendi gözümde küçülüyorum diyecek. Diyebilecek. Demeye yüzü olacak.
Yoksa Müslüman olmayan biri, kimse kendi ameliyle kurtulamaz, ben de Allah'ın fazlıyla kurtulurum diyebilir mi? Hani sen amel etmedin ki amelinden değil Allah'ın fazlından bekliyorsun?! Olmayan bir amelden Allah'a ümide nasıl dönülebilir ki! Başka bir anlatımla, insan iman salih amel ve ancak Allah'ın fazl u tevfikiyle kurtulur. Biri eksik olmaz. Allah'ın fazl u tevfiki ise iman edip salih amel işleyenlerledir. Amel işlemeyenlerle değil. Sözümüzün delili "Asr" suresidir. Orada iman edip salih amel işlemeyenler dışındakiler "hüsranda" diye vasfedilmişlerdir.
Böyle bir mantığın, bu ifadelerin "hoca" bilinen birinden sadır olması inanılacak gibi değil. Acaba birileri hocanın ismini mi kullanıyor!
Herneyse, hoca adına konuşan varsa o da hocanın meselesi. Konuşturmasın o da. Her şey ortada ama gören için. Görmeyene Allah görmek nasip eylesin. Allah akıl fikir göz versin, başka bir şey demiyorum netice... "Şüphesiz bu din ilmidir, dininizi kimden öğrendiğinize dikkat ediniz!" Hadis-i Şerif.
- 05.12.2009, 05:52 #27Sağır Sultan...
- Üyelik tarihi
- 20.12.2007
- Yaş
- 44
- Mesajlar
- 1.932
OSMANLI kardeşim... Arama motorlarından birine girip Net'te aratınız:
Fethullah Gülen'den Papa'ya Mektup...
Sonra, dikkatle ve inceden inceye okuyunuz. Onu da nakledip yer işgal etmeyelim.
- 08.11.2011, 13:02 #28
- Üyelik tarihi
- 22.08.2009
- Mesajlar
- 16
Edeb Öncelikle sen kendi ifadene dikkat etmelisin, edeb herşeyin başıdır. İlim geride kaldı, illa edeb illa edeb, kim değil kimler icazet vermiş burdan okuyabilirsin;
ama öncelikle üstaz ismail çetin rahmetullahi aleyh ehlisünnet velcemaat dışında hiçbir zümrenin hiçbir partıinin adamı olmamıştır. Hayatını İslama kurban etmiştir.
Tasavvufi olarak ilk dersini 7 yaşında Norşinli Şeyh Ma'şûk'dan aldı. Gençlik
döneminde Seyyid Abdulhakim el-Hüseynî hazretlerine intisab etti, bir dönem vekilliğini
yaptı. Onun yanında amelini tamamladı, hilafet aldı. Ğavs Hazretleri ömrünün
sonlarında hilafetini ilan için yanına çağırdı, fakat müftülükten izin alamadığı için
ancak vefatından bir müddet sonra yetişebildi. Ğavs'ın halifesi olduğunu fitneye
sebebiyet vermemek için ömrü boyunca gizledi. İsmail Çetin Hoca Efendi 1973
yılında intisab ettiği Medineli Şeyh Abdulğafûr el-Abbasi hazretlerinin oğlu Şeyh
Abdulhak hazretlerinden 1976 yılında hac mevsiminde Nakşibendî, Kâdiri, Kübrevî,
Sehreverdi ve Çiştiyye tarikatlerinden ve 2000 yılında Kadiri şeyhlerinden olan kayınbabası Şeyh Muhammed Ma'sûm Diyarbekrî hazretlerinden hilafet aldı.
- 08.11.2011, 13:09 #29
- Üyelik tarihi
- 22.08.2009
- Mesajlar
- 16
Kardeşim Üstaz hiçbir zaman a partisi b cemaati gibi isim vererek kimseyi hakir görmemiştir. Üstad hazretleri halihazırda mevcut olan sorunları dile getirmiştir. Yoksa hiçbir cemaate partiye taş atma gayesinde değildir. Bunu tanıyan bilir.!
Kendi Kitabında bu konu ile alakalı şu dizeler onun bu titizliğini apaçık gözler önüne sermiştir:
Bir kısmı kendilerine "Ehli Hadis", bir kısmı kendilerine "el-Cemaat-ul-İslamiyye", bir kısmı "Hizb-ut-Tebliğ", bir kısmı "Ehli Tevhid" isimlerini takmışlardır. Her bir fırka ve hizb gayrini İslam dışında görmektedir. Türkiyemiz de öyle… Manzara meydanda: Şucu bucu…
Andolsun! Üstad Bediüzzaman, Seyyid Şeyh Abdulhakim Arvasi, Süleyman Efendi, Hazreti Dıyaeddin'in halifeleri ve bunlara benzer bütün büyüklerimiz ipektirler. Tenkidi bırakalım. Ehli Sünnet vel'Cemaate sarılmayı tavsiye ederiz. Ehli Sünnet vel'Cemaatin yolu, Ashab yoludur. Ameli tatbikatta dört mezhebden birini taklid, itikada Eş'ari ve Maturididen birini takib etmenin hak yol olduğuna inanıyoruz. İttibâ' Ehli Sünnete'dir Sayfa:168-169 Dilara Yayınları İsmail Çetin Rahmetullahi Aleyhi
- 08.11.2011, 15:18 #30
- Üyelik tarihi
- 22.08.2009
- Mesajlar
- 16
Hiçbirşey olmasa 50 tane Türkçe 6 Arapça matbu eseri olan bir Zevat hakkında böyle edeb dairesi dışında konuşmak ya çok cüretkar olmayı gerektirir ya da ahmaklığı...
Şunları da aktarmak ta fayda var:
Müslümanların hâkimiyeti ve refahı bir tek beden gibi olmalarına bağlıdır. Olgunluk Günahtan Sakınmaktır Sayfa: 266 - İsmail Çetin Rahmetullahi Aleyhi - Dilara Yayınları
Birliğin, dirilmenin, felâhın, hülâsa bütün maksadlara kavuşmanın tohumu, ilk ve ferdî vazife olarak muhasebe ve murâkabedir; cemaat olarak da, sevgi, merhamet ve şefkattir. Olgunluk Günahtan Sakınmaktır Sayfa: 265 - İsmail Çetin Rahmetullahi Aleyhi - Dilara Yayınları
Rabb'imiz bir;
kıblemiz bir;
Peygamberimiz bir;
dînimiz bir;
maksadımız bir,
yani: İ'lâu Kelimetillâhi hiyel'ulyâ...
Öyleyse tefrika ne için?!..
Nifaksız cemaat olalım...
Müslüman,
hangi mezhebde,
hangi meşrebde,
hangi ırkta olursa olsun;
İslam Dîni'ni hâkim kılmak için,
olduğu gibi safa gelmeli...
ve bir tek can olmalıdır... Milli bütünlük...
Cemaat kitabının arka kapağı - Dilara Yayınları - İsmail Çetin Rahmetullahi Aleyhi
İhtilafa düşen iki imam, İmam Şafii ve İmam Ahmed bin Hanbel'in, takriben yetmiş iki meselede ihtilaf etmiş olduklarını buldum.
Bununla beraber bir araya gelişlerinde, İmam Ahmed bin Hanbel ayet ve hadisi, icma'yı, sahabenin sözlerini ele alır, meselenin tüm delillerini serer. İmam Şafii de aynısını yapar. Ve sükût halinde, tebessümle, selamla, kucaklaşmayla, ağlayışla birbirlerinden ayrılırlardı; ayrıldıktan sonra gözyaşlarıyla birbirlerine dua ederlerdi. İttibâ' Ehli Sünnete'dir S:270 - İsmail Çetin Rahmetullahi Aleyhi - Dilara Yayınları
- 08.11.2011, 16:23 #31
- Üyelik tarihi
- 22.08.2009
- Mesajlar
- 16
Kardeşim, 1. Kutbul Arifin Semiyyuz Zebih İsmail Bin Mahfuz Rahmetullahi Aleyh hakkında edeb dairesinde konuşmanı tavsiye ederim, senin için söylüyorum zarar görmeyesin!.
2.Üstazımız, Şer'i Şerifle ilgili bütün meseleleri ömrü boyunca mudafaa etmişdir. Kendisinin İslam davasından başka bir davası fikri olmadığı için İslam uğruna Hiçbir kişi veya kurumdan çekinmesi söz konusu olamaz. Eğer Ehli Sünnet Vel Cemaat'e yani Peygamber ve Ashabının yoluna muhalif bir ekol çizilmisse bunun yanlış olduğunu dile getirmekten hiçbir surette çekinmez. Bunun misalleri de çoktur, Bediuzzaman Rahmetullahi Aleyh gibi Hakk'ı savunduğu için zamanında çok eziyetler çileler çekmiştir.
Yani burada yanlış olan ekolun içine, A cemaati girsin B cemaati girmesin bu olanı "yanlışı" değiştirmez. Kim bu Ehli Sünnet dairesinden çıkıyorsa işte o kasdedilmiştir.
Siyaset gereği ne demek ?, Belli ki Üstazı hiç tanımamış veya tanıyamamışsın, Üstazın particilik yok ! yasak diye sürekli siyasetten uzak durduğunu, gelenlerede burda A partisi B partisi yok burası serbest parti diye latife yaptığını da duymamışsın bilmiyorsun.
Dediğim gibi Üstad siyaset yapmazdı siyasetciler gelirdi, roportajcılar gelirdi, dergiler gelirdi Üstaz kim olursa olsun Şeri Şerif doğrultusunda soru soranlara cevap verirdi. Cevap verirkende devlet de olsa siyaset de olsa riyasette olsa hiçbir şekilde Hak sözü söylemekten çekinmezdi.
Allah Teala rahmet eylesin, bizleri şefaatine nail eylesin, "Şuncu Buncu" gibi ifadelerden çok rahatsız olurdu.
3. Düşüncelerini zaten net bir şekilde aktarmış, nefsimizi bir kenara koyup dediklerini okuyup anlarsak, yazdığı 46 Türkçe eseri 7 Arapça eserlerinden birkaç'ına dahi olsa bakıp okursak Berrak bir şekilde fikri, düşüncesi hakkında bilgi sahibi olabiliriz.
Allah Teala bizleri Müslümanları birbirine düşürme, bölme gayretinde olan Ehli Fesad, Ehli Fitne ve insi şeytanların şerrinden uzak eylesin... Kurban Bayramınız Mubarek Olsun...
Benzer Konular
-
Düşmanını dahi kendine hayran bırakan efsane: Şeyh Şamil
Von jandarma im Forum Kitaplar ve Önemli ŞahsiyetlerCevaplar: 1Son Mesaj: 03.08.2008, 23:07 -
İŞARAATÜL FURKAN TEVHİDİ BEYAN' adlı eserden
Von Burucerdi im Forum Dini Bilgi ve EğitimCevaplar: 0Son Mesaj: 11.09.2006, 20:30


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla


Linkler