İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Özgün Yazılarınız
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 24.01.2010, 13:03
 
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.01.2007
Mesajlar: 8.037
Teşekkür etti: 1.964
3.224 Teşekkür 1.584 Mesaja aldı
Edepsiz edebiyatı kim ister ?

İNSANİYETİN SINIRI NE?

Edepsiz edebiyatı kim ister?
Edebiyatçılarımıza sorduk, edebiyatın sınırı var mıdır, olmalı mıdır?


Sorumuz şu şekilde: Edebiyat, kelime olarak “edeb” kökünden gelmektedir. Eskilerin ifadesiyle yazarlara, şairlere “edip” denirmiş. Edebiyatta ‘sınır’ var mıdır? Edebiyat, nereye kadar gidebilir? Yazarlarımızdan aldığımız cevaplar ise aşağıda:


---------------------------------------------------------------------



Rasim Özdenören / Yazar – Eleştirmen

Sınır, yazarın tasarrufundadır


Edebiyatta elbette sınır vardır. Ancak o sınırın nereye kadar uzandığı/ uzanacağı apriori olarak belirlenemez. O sınırı her yazar kendisi belirler. Onu, o edibin edebi belirler. Ben, bu cümleyle bazılarının sanabileceği gibi, kelimelere, hayallere bir sınır koymuyorum. Bir sözlükte bulunması gereken bütün kelimeler, kullanmasını bilen yazarın malıdır. Onu nasıl tasarruf edeceğini ancak o yazarın kendisi belirler. Mesnevi’nin bazı kıssalarında bazı dar kafalı yorumcular müstehcenlik bulmaya kalkışır. Ben böyle bir teşebbüse “haşa!” demekle yetinirim.

Ve asla kendimce bazı apriori yargılardan hareketle başkalarının sınırına tecavüz etme küstahlığını göstermem. Bırakalım, yazar, kelimelerini en yakışıklı ve yaraşır biçimde nasıl ifade edebiliyorsa o yönde tasarrufta bulunsun.


---------------------------------------------------------------------



Sadık Yalsızuçanlar / Yazar

Her şeyin sınırı vardır


Edep kelimesinin anlamlarından biri de, ‘sınırlarını bilmek, sınırlara uymak’tır. Bir tür haddini bilmek. Bu tabi insan olarak sınırlarını bilmek anlamındadır. Edebiyatın değil sadece her şeyin sınırları vardır. Edebiyat, aynı zamanda sınırsız olanı da keşfe çalışmaktır. Böylesi bir yola koyulmak. İzzetbegoviç’in şiir tanımını hatırlayalım : ‘Şiir, anlatılamazın anlatılamazlığını anlatmaktır.’ Edebiyat da, sınırları keşfetmek, sınırsız olanı hissetmek… Yoksa bir ahlaki denetim, bir otoriter bakış değil kastettiğim. Çünkü, bendeniz güzel-iyi-gerçek formülasyonuna inanıyorum ve bunu indirgemeci bulmuyorum. Güzel olan iyi, iyi olan hakikidir. Gerçeğin, gerçekliğin, gerçekçiliğin de tanımını burada aramak gerekir. Ama modern zamanlarda çirkinliğin bizatihi bir form, güzelliğinse lüks bir kategori olarak algılandığına tanık oluyoruz. Bu durumda ‘sınır’ tanımı ve algısı da tartışmalı bir yere doğru savurabiliyor bizi.

---------------------------------------------------------------------



Mustafa Aydoğan / Şair – Editör

Edebiyat her yere gidebilir


Edebiyat ‘edeb’ kökünden mi geliyor gerçekten!!! Eğer böyleyse tuhaf. Bu genel kanıya katılmıyorum ben. Bir şair düşünün ki ‘edepli edepli” şiirler yazıyor. Komik bir şey olur bu.

Tabii, ahlaksız olmak başka bir şey... Sanırım, sınırı belirleyen ölçü edeple çizilmiyor. Ölçü; Ahlaksız olmamak… Edebiyatın, kendi meşruları vardır. Edebiyat, her yere gidebilir. Edebiyatın muhatabı insan değil mi? Edebiyatçı insanı nerede ‘bulacak’? Edeplice otururken mi? Dahası, insanın doğasını harekete geçirecek hızı nereden kavrayacak? Beşeri olanı hedeflemeyen metin edebiyat olamaz gibi geliyor bana. Eğer böyleyse, edebiyat insana her yönden bakmak zorundadır. Bence esas olan, sınırsızlıktır. Şu söylenebilir; bir Müslüman (edebiyatçı) için genel yasaklar belli. Bunlara uyması yeter.

---------------------------------------------------------------------



İbrahim Tenekeci / Şair

Edebiyatın çatısı vardır


Cahit Zarifoğlu’ndan ilhamla söyleyecek olursam, edebiyatın sınırı değil, çatısı vardır. O çatı, güzel ahlaktır.

Bizim birinci vazifemiz İslam kalmaktır. Edebiyat da dâhil olmak üzere, her şey bu vazifeden sonra gelir. Bundan dolayı, mesuliyet ve hakkaniyet kelimeleri, kavramları her daim aklımızda, gönlümüzde olmalıdır.

Bir de şu: Önemli olmayı değil, değerli olmayı öncelemek gerekir.

---------------------------------------------------------------------




Mustafa Özçelik / Şair - Yazar

Yazar inancından bağımsız olamaz!


Bana göre edebiyatta sınır elbette vardır ve olmalıdır. Zira, her edebi metin bir dünya görüşüne göre şekillenir.

Yazar, inancından, düşüncesinden bağımsız olamaz. Edebiyat da bu disiplinin izin verdiği, meşru gördüğü sınırlar içinde yapılması gereken bir faaliyettir.


---------------------------------------------------------------------



Cihan Aktaş / Yazar

Üslup gerçeğin giysisidir!


Kimse kimseye sınır koyamaz yazarken, bir yere kadar, bu böyle. Kendine sınır koymayacağını ilân eden yazar, ola ki okurlarınca ağır şekilde sınandığı sorulara maruz kalacaktır.

Etiğin (daha geniş olarak da ahlâkın) estetiğe içkin ve esasında ahlâkın estetiğin en yüksek tarzı olduğuna inandığım için, estetik alanında sahte değerlerle at oynatılamayacağını, sahte ürünlerle idare edilemeyeceğini düşünüyorum. Tarih kötülüğe ve bayağılığa çağıran metni eliyor, ikinci plana veya dipnotlara düşürüyor, onu bir edebiyat tarihi malzemesi kılıyor; estetik açıdan ne kadar cazip olursa olsun. Bunun aksi örnekler de var tabii. Bir dönemde ahlaksızlıkla suçlanarak mahkum edilmiş kimi (yapıbozan) metinler var ki aslında toplumu daha iyiye ve güzele, hakkaniyetli, tutarlı bir gidişata yöneltmeye dönük içerikleriyle mevcut edebi kamunun konforunu bozdukları için lanetlenmişlerdir.

Biçimin anlamını kaba hazcı yorumdan daha özsel bir şekilde anlamamızı sağlayacak bir içerik ögesinin önemini farketmek için Bahtin’in aracılığına gerek var mı? Pornografi, duyguları her bakımdan tahrik ederek dikkat çekmeye ve bu yüzeysel, anlık dikkatler üzerinden bir varoluş üretmeye dönük metin ve sahneleri kapsar. Dolayısıyla okuyucuyu kolayca avlamaya dönük ucuz anlatımlar edebiyatın amaçladığı derinliği ve peşinde olduğu hakikatı kurmayı olduğu gibi görmeyi de engelleyen bir mahiyete sahiptir.

Bazen, içinde ne varsa ortaya dökmelisin, diye kışkırtılır yazar (sanatçı) bazen eleştirmenler tarafından. Peki, içinde görmeye değecek bir yoksa, ortaya dökülen sadece ruhsuz cümle yığınlarıysa, o zaman ne olacak... Sanat ve edebiyat için çok gerekli olan özgürlük, sanatçının veya yazarın içinde ne varsa olduğu gibi dışavurması değildir. Aksi takdirde bu da tabiatın kopyalanmasına benzeyen bir “iç kopyalama”, dahası ucuz bir imitasyon olurdu.

Edebiyat tarihi imitasyon olmayanı saklıyor, ucuz niyetlerle yazılmış olanı ayıklıyor.

Edebiyat hayatın sadece aynası olma iddiası taşımaz, muhayyele algılarını derinlerde bir sentez yaparak yüzeye çıkartmanın yöntemlerini sunar. Edebiyat derini görürken, nesnelere ve olgulara zamanın ilerisinden de bakar. Zamanında öncü bir duyarlıkla verilmiş eserler vardır. Bunlara bir örnek Kötülük Çiçekleri idiyse, bir diğeri Rüzgarlı Bayır’dır. Bu eserlerden ilki yayınlandığında şairinin afaroz edilmesi gibi bir sonuç verdi; fakat zaman içinde “Kötülük Çiçekleri”nin şairi, görünüşü (veya hayat tarzı) nedeniyle sanatın dışladığını, göze görülse bile horgörülerek istismar edileni konu alma cesaretiyle dönem açan, dönem kapatan bir öncü olarak tarihte yerini aldı. Kafka’nın Ceza Sömürgesi’nin İşkenceci’si, Makyevalist siyaset anlayışına yönelik büyük bir hicivdir. Tanrı’nın öldüğünü ilân eden Nietzsche’nin sesi Hristiyanlar için yeni bir ilahiyata çağrı olarak anlaşılıyor günümüzde. Bir bakıma edebiyat bilinçaltındaki birikimleri olduğu kadar, mevcut uygarlığın akıldışı doğasının da göstergelerini sunar. Dolayısıyla sınırlarımızı belirlerken bazen iradi davransak da, aynı zamanda elimizde olmayan işaretlemelerle hareket ederiz. Bazen devlet koyar sansürü; bazen de kişi kendini sınırlamayı ister. Esasında gerçeği bütün çıplaklığıyla anlattığını söyleyen yazar çoğu kez, gerçeği kendi giyindirdiği örtüyle anlatıyordur. Üslup gerçeğin giysisidir.


---------------------------------------------------------------------




Ali Görkem Userin / Eleştirmen

Bir şey yap, güzel olsun!


Edebiyatın etimolojisi bir yana, yaptığımız her işin kökünde ve temelinde olduğu gibi gövdesinde, yani kendisinde de edep olmalı. Temel şartı bu olarak görüyorum. Hepimiz öncelikle her yaptığımızı güzel yapmakla yükümlüyüz. Yazar, yaşadığı müddetçe fazladan bir tane daha güzel ve anlamlı cümle kurmak zorundadır. Dolayısıyla içerikten önce bir üslup hassasiyeti söz konusu. Çünkü güzellik biçimle doğrudan alakalı bir durum. Bu anlamda edebiyatın sınırı ile güzelin sınırı paralel ilerler.

Sorunuzun ikinci cephesi ise konu ve içerik itibariyle edebiyatın sınırlarına dair. Bu açıdan edebiyatın sınırı, hayatın ve bilginin sınırlarına ulaşır. Yazarın gücüne ve yaklaşımının özgünlüğüne göre herhangi bir konu edebiyat eserine dönüşebilir. Bir yaprak tanesi ya da ter damlası, kar tanesi ya da öfkenin taşan sesi aynı oranda müsaittir edebî esere konu olmaya. Bu konu zenginliğiyle nereye kadar gidebileceği ise yazarın gücüne bağlıdır. Üsluptan gelen bu güç güzele yaklaştıkça zarifleşir, ondan uzaklaştıkça cılızlaşır.


---------------------------------------------------------------------




Kalender Yıldız / Şair

Edebi ürün ahlak kitabı olmadığı gibi hezeyanlar kitabı da değildir


Edebiyatı sınırsız bir alan olarak görmek, düşünmek edebiyatın lehine mi yoksa aleyhine mi? Sınırlı bir dünyada yaşıyoruz, her şeyin bir sınırı var. Edebiyat disiplinini sınırsız kabul etmek; absürde kapı açmak ve akla gelen histerik duyguları yazıya dökmek ve buna “sanat” demek bana pek muzır görünüyor. Edebi ürün bir ahlak kitabı değildir ama hezeyanlar kitabı da değildir. Bunları, okuduktan sonra başkasının eline geçmesin diye birkaç parçaya ayırıp farklı çöp kutularına kitap atmış biri olarak söylüyorum. Edebi zevkten mahrum, dil ve üslup açısından zayıf sadece anlattığı olayın sürükleyiciliğine, fevkaladeliğine sığınan eserler için de aynı şey söylenebilir.

Edebiyat nereye kadar gidebilir? Bunu kestirmek zor, edebiyatı cazip kılan biraz da öngörüleri boşa çıkarması değil midir? Edebiyatın en parlak dönemi hangi dönemdir derseniz şiiri bu genellemenin dışında tutmak şartıyla bana göre kabaca 1850 ila 1950 yılları arasıdır. Sanatı merkeze alan ve klasik olarak adlandırılan yapıtlar, yoğun olarak bu yüz yılda ortaya çıktı. Elliden sonra edebiyat; özne olma, belirleyici ve merkezde olma hususiyetini yavaş yavaş yitirmeye başladı. Sanat çizgisinden politik, popüler hatta propaganda zeminine kayması, belki de sinemayla rekabette zorlanması; onun gölgesinde kendine yer edinme ve ona öykünme çabası üzerinde yoğunlaştıktan sonra “edebiyat nereye gidiyor” sorusuna cevap aramak gerek.


---------------------------------------------------------------------




Ali Osman Dönmez / Şair

Dinden Kopuk Ahlâk Problemlidir


Ehl-i irfân arasında aradım kıldım talep

Her hüner makbûl imiş, illâ edep, illâ edep


“Edebiyat” bizde 19. yüzyıldan itibaren “literatür”ün karşılığı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Eskiler “edebiyat” ile “edep” arasındaki semantik münasebetten hareketle “edib”in edepli olması gerektiğini belirtmişler ve yukarıdaki beyitte de altı çizildiği üzere “edeb”in bütün hünerlerden daha üstün olduğuna dikkatleri çekmişlerdir. Ancak edebiyata son bir-bir buçuk asırda yüklenen anlamlar bunun sorgulanmasına yol açmıştır. Edebiyata sadece “estetik zevk ve heyecan” uyarma misyonu yükleyen bazı münekkitler onun kutsalla bir bağının olmaması gerektiği üzerinde durmuşlardır. Ancak Türk ve dünya edebiyatına yakından bakıldığında, “sanatı en yüce değer” olarak gören yazarların bile toplumu değiştirip dönüştürmede ondan nasıl faydalandıkları görülecektir.

Fatih Andı’nın “İnsan Toplum Edebiyat” isimli eserinde bu konuda detaylı bilgiler vardır. Andı sözkonusu eserinde, yenileşme dönemi Türk edebiyatında yazarların eserleriyle toplumu bilinçli olarak nasıl değiştirip/dönüştüklerine dair şöyle bir bilgi aktarır: Tevfik Fikret, Servet-i Fünûn’a yazdığı Musahabe-i Edebiyyelerin birinde, H. Ziya ile romanların sosyal ve ahlâkî hayata tesirlerini konuşurken, onun biraz da kurumlanarak “Evet, hiç şüphe yok! Hayat, romanları değil, romanlar hayatı yapıyor!” dediğinden bahseder. Servet-i Fünun’un iki usta kalemi arasında geçen bu konuşma, “sanat sanat içindir” anlayışı çerçevesinde eserlerini kaleme alan bir yazarın bile aslında hangi düşünceler içinde olduğunu gösterir. Bu pencereden bakıldığında döneminde “soysuz birkaç konağın kapısını çalmakla” ve “toplumdaki dejenere kişileri umuma mal etmekle” tenkit edilen “Aşk-ı Memnû”nun hangi emele hizmet ettiği daha bariz anlaşılacaktır.

“Edebiyat” ile “edep” arasındaki ilişkide bence asıl sorgulanması gereken “edeb”in niteliğidir. Yani “maddecilik” ve “aşırı dünyevilik” harmanında yozlaşmış olarak değerlendiren çağdaş edebiyatı “ahlâk” çizgisine çekmekle meselenin halledilip edilmeyeceğidir. “Ahlâk” veya “edep” kavramının da kendi içerisinde bir kaypaklığı barındırıp barındırmadığıdır önemli olan. Meseleyi biraz daha açarsak; bir sokakta ayıp karşılanan bir hâli/durumu 200 veya 500 metre ötedeki bir plajda “normal” kılan ahlâk anlayışının “sorun”lu olup olmadığıdır.

Çağdaş edebiyatı, dinden ve ona bağlı ahlâk şuurundan yoksun bulduğu için “eksik” bulan Nobel ödüllü eleştirmen T.S. Eliot; din ve ahlâk ile edebî değer yargılarının birbirlerinden tamamen soyutlanamayacağını belirtir ve ahlâka dair şu çarpıcı tespitleri yapar: “Bir devrin ahlâk ölçüleri, kendisini meydana getiren dinî kaynaktan koptuğu zaman, yani sadece bir alışkanlık meselesi hâlini aldığı zaman, değişmeye ve önyargılarla değerlendirilmeye mahkûmdur. İşte böyle zamanlarda ahlâk, o devrin edebiyatı tarafından etkilenebilir hâle gelir. Hepimiz biliyoruz ki bir nesli şaşırtan değerler, ondan sonraki nesil için çok tabiî sayılabilir.”

Bu tür meselelerde aslında sözün dönüp dolaşıp geldiği yer, edebî eserin açık veya gizli dinî/ahlâkî bir mesaj ihtiva edip etmemesi meselesidir. Necip Fazıl’ın da altını çizdiği gibi insanların en şereflileri olan peygamberlere yüklenen bir misyondan edibi mahrum bırakıp bırakmama meselesidir. Bence sanatkârın asıl görevi, sanatın ihtişamı içinde insanın en kadîm meselelerine çözümler üretmedir. Bunu yaparken de, dinden bağını koparmamış bir ahlâk anlayışı onun yolunu devamlı aydınlatacaktır. Sözümüzü Necip Fazıl’ın o güzel mısralarıyla tamamlayalım:

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış


------------------------------

Yılmaz Yılmaz soruşturdu

GYY'nin notu: Sorunun mahiyetinde bir sorun olduğunu düşündüğümüzü ifade etmezsek ölürüz! Soruyu böyle sormak aslında bir tuzağa zemin hazırlamaktır! "Edebiyatta sınır olmaz" dedirtmeye zorlar bir yanı var sorunun ama yazarlarımız bu tuzağa gelmemişler.

-Dünya Bizim-
Seida isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

  #2
Alt 25.01.2010, 09:15
 
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.01.2007
Mesajlar: 8.037
Teşekkür etti: 1.964
3.224 Teşekkür 1.584 Mesaja aldı
okuyanlarin gözlerine saglik

Rahman bizleri ilmi ile amil kullardan eylesin (amin)
Seida isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

  #3
Alt 25.01.2010, 09:24
 
Arifan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.03.2005
Yaş: 28
Mesajlar: 9.958
Teşekkür etti: 561
778 Teşekkür 534 Mesaja aldı
insanoğlunun güzel yaratılarından biridir ve konusu da "insan"dır. Sözlü ya da yazılı olarak ortaya konur, yani "dil"in bir ürünüdür. Sözcük olarak Arapça "edep"ten gelir, "-at" eki Arapça çoğul ekidir. sözcüklere göre "edep" toplumda oluşan töreye uygun davranış; utanma, çekinme, sıkılma duygusu; incelik; iyi terbiye; usluluk" gibi anlamlar içeriyor.
Edebiyat, insanın, kendini sanatsal değer taşıyan bir biçimde ifade etmesidir. Bir ağaç gibi, yazının bulunmasından önce sözlü olarak boy göstermiş, yazının bulunması ile iki dal halinde büyümeye devam etmiştir. Edebiyat insanın öğrenme isteğinin bir parçasıdır. Sürekli bir değişim içinde bulunan evrende insan, ve bu değişime ayak uydurmak,kendini geliştirmek, ufkunu genişletmek için edebiyata başvurur.
Arifan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
university of anam of okumadıh be
  #4
Alt 25.01.2010, 10:46
 
kahraman_asker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.12.2009
Mesajlar: 645
Teşekkür etti: 277
154 Teşekkür 119 Mesaja aldı
Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış

ne yazıkki çoğu yaşayan insan sanatı farklı boyutlara taşımış
edebiyet , sanat nerde eski dönem
artık medyada sanatçı olmak istiyorsan herşeye açık olacaksın gerekirse kadın erkek farketmez soyunacaksın
ve sonunda bu aptallığı sanata bağlayacaksın
ne biçim düşünme tarzıdır
ne biçim bir yozlaşmadır bu
Allah rızası için bir şey yap desen yapılmaz , ama sanat için insanlar namus kavramını bile unuturlar
hatta bunlar öyle aleni hale geldi ki
normal insanlar ,çin bile bu namussuzca , iğrenç, yaşam tarzı kulp takılarak yaşanmaya çalışıldı.
insan artık değerlerini yitirdi.
neden peki
Allah'ı yeterince zikretmediğinden
sadece inanıyorum demekle yetinen insan kulluk vazifelerini unuttu.
“Bir devrin ahlâk ölçüleri, kendisini meydana getiren dinî kaynaktan koptuğu zaman, yani sadece bir alışkanlık meselesi hâlini aldığı zaman, değişmeye ve önyargılarla değerlendirilmeye mahkûmdur. İşte böyle zamanlarda ahlâk, o devrin edebiyatı tarafından etkilenebilir hâle gelir. Hepimiz biliyoruz ki bir nesli şaşırtan değerler, ondan sonraki nesil için çok tabiî sayılabilir.”

insan değişti, değiştirildi.
bu tür namussuzlar haramı helal , helali de harammış gibi göstermeye çelışarak, temiz insanların kafalarını çeldi.Doğru dürüst insanlar bile ne oluklarını şaşırdılar.
TV, radyo, internet, medya, bilumum iletişim araçları insanları düzgün yola değilde kötü yola sevketti.
Bunlar hep dış güçlerin üzerimizde oynadığı oyundu, ve bizim gibi sadecesözde müslümanlar için başarılı oldular.
yazık, kaybedeilen değerlere
yazık şahsiyetlerimize konumlarımıza ve insanlığımıza
yazık
bu tür şerefsiz alçak insanlar tarafından değiştirilen değer yargılarımıza ,
anlamadığım tek şey
müslüman akıllı olmalıdır
bu tür oyunlara müzade etmemelidir.
neden, peki neden
işte size cevap
nerde o eski müslümanlar
artık herşey sözde
herkes müslüman
peki müslümanlığın gerektirdiği gibi yaşamak nerde
sanat için soyunan ,edebiyet için müstehçen şiirler yazan şairler müslümanlık nerde
dinimizde bu şekilde iğrenç bir yaşam tarzı varda biz mi bilmiyoruz
namussuzca yaşamak, şerefini kaybederek, heveslerinin peşinde koşmak var da biz mi okumadık bilmiyoruz
basitçe düşünüyoruz, istediğimiz gibi, basitçe yaıyoruz istediğimiz gibi,unutuyyoruz ne için yaşamamız gerektiğini..
bizler sahte ve basit müslümanlarız
gerisi boş
yaşayamıyorsan adam gibi yaşama daha iyi değil mi.

akıllı olalım üzerimizde sanat edebiyat adı altında oynanan oyunlara kanmayalım
ağzından bal damalrmış gibi görünen ancak aslında zehir saçan bu tür insanlardan kaçınalım
özümüze dönüp bu siyasi oyuna son verelim
bir müslüman olarak akıllı davranalım


SEİDA paylaşım çok güzeldi teşekkürler
kahraman_asker isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
  #5
Alt 25.01.2010, 13:01
 
beyazdüş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11.10.2009
Mesajlar: 2.135
Teşekkür etti: 335
929 Teşekkür 591 Mesaja aldı
bizim dediğimizde, anlatmak istediğimizde o...
bu forum bu tür işler çelik çomak zaten...
beyazdüş isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
İçinden sevgi seli kopart en sevmediklerine bile Acılardan arta kalan tebessümlerini sağnak sağnak yağdır affetmediklerine...beyazdüş
  #6
Alt 01.06.2010, 15:10
 
kavs-ı kuzeh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.03.2009
Mesajlar: 560
Teşekkür etti: 223
134 Teşekkür 90 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız Seida
Mesajı göster
okuyanlarin gözlerine saglik

Rahman bizleri ilmi ile amil kullardan eylesin (amin)
AMİİİİİİİNNNNNNNNNNNN
kavs-ı kuzeh isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Etiket
edepsiz

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ister evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun sahin66 Muhabbet Olsun 12 31.12.2009 17:13
İyi bir hanım olmak; incelik ister, fedâkarlık ister. pesimist Aile 4 30.08.2008 04:02
Ağar'dan Gül'e ağır itham: Edepsiz! Alp Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 21 29.06.2007 14:53

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:37 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
Impressum - İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git