Otuzundan evvel şiir yazmayınız Üstad Âkif anlatıyor: Çocuktum; babamın siyah sakallı bir dostu vardı. Bu zat, arada sırada bize uğrardı. Ben de o aralık şiire merak ediyor ve kargacık burgacık nevinden birtakım mısralar yazıyordum. O zaman, henüz, edebiyat ve şiir telâkkisi başka türlü idi. Vezin, kafiye ve mana hatalarıyla dolu satırlar, “şâheser” addedilip mecmualara konulmaz, ayıplanırdı. Babam, benim şiirle uğraştığımdan bu siyah sakallı dostuna bahsetmiş. Bir gün, beni yanlarına çağırdılar. Rahmetli babam: —Yazdıklarını oku! Dedi. Ben, ezildim, büzüldüm. Fakat nihayet o zavallı mısraları orada okudum. Siyah sakallı misafir, babama: —Tebrik ederim, dedi, oğlunun şiire istidadı var! O zaman neler duyduğunu, neler düşündüğünü yaşım ilerledikten sonra anlıyorum. Ve bir baba gönlünü almak için söylendiğini şimdi anladığım bu sözden sonra bana döndü: —İyi, güzel, çocuğum, dedi, fakat sana bir büyük nasihati: Otuzunu tamamlamadan sakın bir tek mısra bile yazayım deme; sonra adam olamazsın; haylaz olur, gidersin! Yıllarca sonra hikâyeyi zarif bir arkadaşıma anlatıyordum. O, —Tabiî, dedi, sen de bu öğüdü dinlemedin ve otuzundan önce şiir yazdın! |