İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Tarih > İslam Tarihi
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 16.01.2009, 21:38
Ey iman ettiğini iddia edenler … !
 
srdr44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.02.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 3.513
Teşekkür etti: 7
49 Teşekkür 31 Mesaja aldı
Exclamation Araplar bizi arkamızdan vurdu mu?

Araplar bizi arkamızdan vurdu mu? - Hayrettin Karaman - 16.01.2009 - Yazarlar - Yeni Şafak


Hayrettin Karaman
hkaraman@yenisafak.com.tr

16 Ocak 2009 Cuma



Araplar bizi arkamızdan vurdu mu?

İslam ve insanlık adına birleşme ve dayanışmanın tam zamanında bazı kimselerin "Araplar
bizi arkamızdan vurdular" hikayesini gündeme getirmelerine isyan eden sevgili Metin
Boşnak, ABD'den şu yazıyı göndermiş:

"…Sayın Bardakçı, "Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise, biz, Osmanlı İmparatorluğu'nun
dağılma sürecinde devletin hâkim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar'dan neden kazık
yemiştik ve Anadolu'da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep
'din' olmuştu?" diyor. Aslında Bardakçı yeni bir şey söylemiyor: Türklere 80 yıldır anlatılan
bir masalı tekrar ediyor. Bu masal, 'Araplar ve diğer Müslüman kardeşleriniz, I. Dünya
Savaşı'nda sizi sattı' diye başlar ve 'Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur' diye de
noktalanır. Türk'ün özellikle de Müslüman dostu yoktur...

Masal budur. Peki gerçek nedir?

"Gerçek şudur: Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında
gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak "ihanet ettikleri"
kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı'ya isyan edenlerin
küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve
Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.

"Kürtler ise, daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu'nu ardından da Milli
Mücadele'yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği "kardeşlik"ten asla taviz
vermemişlerdir. Ankara'nın kendisi bundan taviz verene kadar...

"…Her Türk genci 'Araplar'ın I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini' öğrenerek büyür.
Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı'nda Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizler ile
anlaşarak Osmanlı'ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep
atlanan nokta Şerif Hüseyin'in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna
olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, "Arapların ihaneti" söylemi
ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:

"Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da
İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi
ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan' tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin
daha sonra yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin'in ve
oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani asıl cephenin
gerisi'nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur. Asıl cephe, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal
Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin'de kurulmuştur.
Filistin'de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini
'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul'a yani
Türkiye'ye sadık kalmıştır... Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar
olan 'cephe gerisi' dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir
kayıt yoktur."

"Aynı gerçek… Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, şöyle vurgulanıyor: "O
dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı
müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un belirttiği gibi,
Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. (Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden)
Faysal'ın Arabistan'daki taraftarları, bir istisnaydı."

"…Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle, 'I. Dünya
Savaşı'nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan
Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir.' Bu hakikati teslim etmekle birlikte,
Arap milliyetçiliğinin Osmanlı'da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek
gerekir. Arap milliyetçiliği, 1860'larda, Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu.
Osmanlı İmparatorluğu'na ve yönetimindeki "Türklere" karşı ciddi bir antipati besleyen bu
entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise, çoğunun Hıristiyan oluşuydu. Butros El-Bustani,
Faris Şadyak, Nakkaş, Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu
harekete katılan Müslüman Araplar ise, çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler
aydınlardı. Arap milliyetçiliğini geliştirirken "Arapların İslam öncesi tarihlerine" ilgi duymaları,
bundan kaynaklanıyordu.

Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu, Osmanlı'ya sadakat duyguları
içindeydiler. Hatta sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye'deki Şii Araplar arasında bile
Osmanlı'ya ve Hilafet'e bağlılık duygusu vardı. Bu konuda büyük bir otorite olan Prof.
Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç,
aslında en son noktaya kadar "ayrılıkçı" olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:

"Görülüyor ki Arapların 'milli' hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. Arapların birçoğu
Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden
olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı
Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye
söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı.
Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir
versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı…

Kurtuluş Savaşı'nda da ne kitlesel bir "Arap ihaneti" ne de "Kürt ihaneti" yaşandı. Aksine
Kürtler, Kurtuluş Savaşı'nı canla başla desteklediler. Mustafa Kemal Paşa, "Müslüman
kardeşliği" temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı.

"… Şeyh Said isyanı ise, ancak Kurtuluş Savaşı'nın bitmesi ve "Müslüman kardeşliği"
temasının hızla yok olup, yerine "herkes Türk'tür" anlayışının belirmeye başlamasından
sonra patlak verdi..."
srdr44 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 16.01.2009, 21:53
Vaz-geçtim..
 
medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.07.2008
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 125
45 Teşekkür 33 Mesaja aldı
daha dün hocamız bu konudan bahsediyordu ama onun anlattıkları bu yazının aksineydi, arapların Kurtuluş savaşında yanımızda değilde ingilizlerin yanında olduklarını söylemişti..
ben sanmıyorumki araplar Osmanlı'ya karşı savaşsınlar doğruysada bilemem çünkü her tarihçi farklı şeyler söylüyor hangisine inanacağımı şaşırdım :)
faydalı paylaşımın için sağol..
medine isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

  #3
Alt 16.01.2009, 21:56
~AvunTu~
 
TiAmo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.12.2008
Yaş: 29
Mesajlar: 2.928
Teşekkür etti: 214
115 Teşekkür 76 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız medine
Mesajı göster
daha dün hocamız bu konudan bahsediyordu ama onun anlattıkları bu yazının aksineydi, arapların Kurtuluş savaşında yanımızda değilde ingilizlerin yanında olduklarını söylemişti..
ben sanmıyorumki araplar Osmanlı'ya karşı savaşsınlar doğruysada bilemem çünkü her tarihçi farklı şeyler söylüyor hangisine inanacağımı şaşırdım :)
faydalı paylaşımın için sağol..
şimdi hangisine inanacagız


(imzanız çok anlamlı söylemeden gecemicem)
TiAmo isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 16.01.2009, 22:16
Vaz-geçtim..
 
medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.07.2008
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 125
45 Teşekkür 33 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız newbiri
Mesajı göster
şimdi hangisine inanacagız


(imzanız çok anlamlı söylemeden gecemicem)
öyle bile olsa Osmanlı zamanında yanımızda değillerse bile araplar biz şimdi yanlarında olmayalımmı Filistin'in, atalarının yaptıklarını ne diye torunları çeksin ki haksızmıyım ?(bu arada sağolun)
medine isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

  #5
Alt 17.01.2009, 17:28
Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim
 
güleninsan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.04.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.919
Teşekkür etti: 211
230 Teşekkür 147 Mesaja aldı
konyada eğitim gören israil savaş uçaklarından dolayı filistinliler bizi suçlasa,bizi arkamızdan vurdunuz dese haklı olmuş olmazlar mı?ki böyle bir şey söylemiyorlar.
peki biz mi izin veriyoruz onların orda eğitim görmesine? halkımızın %98'i gazzedekilere destek oluyor.biz mi vurmuşuz filistinlileri arkalarından?
güleninsan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür(Hasan-ı Basri)
  #6
Alt 24.01.2009, 14:42
Vaz-geçtim..
 
medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.07.2008
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 125
45 Teşekkür 33 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız güleninsan
Mesajı göster
konyada eğitim gören israil savaş uçaklarından dolayı filistinliler bizi suçlasa,bizi arkamızdan vurdunuz dese haklı olmuş olmazlar mı?ki böyle bir şey söylemiyorlar.
peki biz mi izin veriyoruz onların orda eğitim görmesine? halkımızın %98'i gazzedekilere destek oluyor.biz mi vurmuşuz filistinlileri arkalarından?
evet bir Konya'lı olarak bu durum benimde canımı sıktı ve on gün öncesine kadarda bilmiyordum.ama konu bizim onları sırtlarından vurmamız değil, ki kendi adıma böyle bişey olanaksız sadece tarihte arapların yanımızda olmayıp sırtımızdan vurduğuna dair söylentiler ve bir çok tarihci bunuda doğruluyor.ama her ne olursa olsun zamanında böyle bişey olmuşsa bile bunun vebalini neden masum bebekler çeksin ki? onlar bizim arkamızdan vurdular tarihte diye dualarımızdan onları eksik etmek bence ahmaklık olur.
medine isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

  #7
Alt 24.01.2009, 15:32
Ey iman ettiğini iddia edenler … !
 
srdr44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.02.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 3.513
Teşekkür etti: 7
49 Teşekkür 31 Mesaja aldı
ben inanmiyorum "arkadan vurma" hikayelerine...
evet bu hususta farkli tezler olabilir, ama ben inanmak da istemiyorum...

hani hepimiz diyoruz ya "Su-i zan yapmamak gerekiyor, hüsnü zan yapmamiz gerekiyor"
Iste bize firsat. yoksa bu dedigimiz de mi sadece laf´da kalacak?!!!

bence tez düsünme zamani degil, birlik olma zamani...
ve bunun icin de arkadan vurma olsa bile, aklimin en ücra kösesindeki süpheyi ALLAH icin yok edip,
kardeslerimize el uzatmak istiyorum. Ve biliyorum ki, bana da uzanan eller var!

eger tek kalsam da, önemli olan safim belli olsun.





BİRLİK


Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!


Mehmet Akif Ersoy
srdr44 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 25.01.2009, 15:57
}AcEmİ AnnE{ :))
 
asude_bahar_ulkesı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.05.2008
Mesajlar: 573
Teşekkür etti: 2
13 Teşekkür 10 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız newbiri
Mesajı göster
şimdi hangisine inanacagız


(imzanız çok anlamlı söylemeden gecemicem)


arkadaşlar ne yazıkki millet olarak bazılarına göre yazılmış tarihler okuyoruz
doğrusunu araştırıp ona inanacağız elbetteki
biz bir ümmetiz ve bunu hatırlayıp hayata geçirmedikçe de ne yazıkki gazzelerimiz filistinlerimiz eksik olmayacak
asude_bahar_ulkesı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 26.01.2009, 10:49
Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim
 
güleninsan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.04.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.919
Teşekkür etti: 211
230 Teşekkür 147 Mesaja aldı
vurmuş da olabilirler vurmamış da...araplar bizi arkamızdan vurdu,filistinliler de arap.o halde filistinliler eziyet görüyor diye onlara destek olmayalım mı?böyle bir zihniyet olur mu ?
güleninsan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür(Hasan-ı Basri)
  #10
Alt 26.01.2009, 20:30
 
Üyelik tarihi: 04.10.2007
Mesajlar: 239
Teşekkür etti: 70
31 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Kardeşim doğru Araplar Osmanlıyı arkadan vurdu.(Tabi araplar üzerinde derinliğine bir bilgide olması gerekir.Biz o bölgelerde yaşayan her milleti,kabileyi Arap olarak biliyoruz.Aslı bu mu acaba?.)
Osmanlıyı arkadan Araplar vurduda;Peki Osmanlıyı içerden hancerleyenlerde Arap değildi,herhalde.Dışardaki haini görürken,içerdeki hainleride göstermen gerekmezmi.İtthat ve Terakki komitecileride Arap değildi her halde.
Hem bizi arkadan vurdular diyerek düşmanlığı körüklemenin kime ne faydası var.Tamam bu bilgi bizde olsun.Bize temkinli dikkatli ve uyanık olmakta ,yapacağımız sıtrajilerde değerlendirme tecrübesi olsun.Ama yatıp kalkıp Araplar bizi arkadan vurdu demenin,kime ne faydası var.Biz elhamdülillah Müslümanız kan davası gütmeyiz.Bize kötülük edene biz iyilik ederiz.Bu bizim şiarımız.Hem bu gün Ortadoğuda yaşayan insanların zülüm görmesine seyircimi kalalım,veya bu zülmü onlar hak etmişti deyip,mazurmu görelim.Bizim Türkçülüğümüz,iman kardeşliğine mani olmamalı.Bizim tarihi misyonumuzu iyi inçeleğelim.Şimdi Türkün Türkten başka dostu yoktur,teranesi tutturulmuş gidiyor.Dostumuz yoksa kazanalım.Hüner düşmanlıkları dostluğa çevirmek.
sağlıkcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 26.01.2009, 20:51
 
Üyelik tarihi: 13.06.2008
Mesajlar: 10.784
Teşekkür etti: 342
806 Teşekkür 510 Mesaja aldı
İttihat ve Terakkiciler,koskoca bir imparatorluğu içinden hançerledikten sonra,emperyalizmin emrindeki tüm unsurlar da hançerleme işine giriştiler..
Bu bazı yerlerde araplar olarak karşımıza çıktı,kimi zaman ermeni olarak,kimi zaman bize bağlı olan milletlerin özgürlük (!) mücadelesi olarak...
kemalizm belası ile başsız kalan bir ümmeetin hali 80 küsur senedir işte böyle..
yavuz1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 26.01.2009, 21:12
 
Üyelik tarihi: 11.11.2008
Mesajlar: 2.355
Teşekkür etti: 70
182 Teşekkür 141 Mesaja aldı
İsyan eden kim? Şerif Hüseyin
Onu Hicaza gönderip vazife veren kim? İttihatçılar
Şimdi suçlu görülen kim? Bütün Arablar
Böyle bir mantık olabilir mi? Bunu diyenlerin yaptıkları en büyük hata ise Arabları tek tip insanlar sanmaları, Mustafa Kemal Türk diye( anadili Türkçe diye böyle söylüyorum etnik kökeni başka da olabilir Türk de olabilir benim için birşey ifade etmez adam ortada) bütün Türkleri İslama ihanet ve düşmanlıkla suçlamak gibi birşey oluyor bu...
enes8997 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 26.01.2009, 23:28
 
Üyelik tarihi: 26.11.2008
Mesajlar: 5
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Satmamanın suç sayıldığ, satmanın marifet sayıldığı bir dünemden bahsediyorsunuz sanırım... Arapları ingiliz ve fransızların avucuna terkeden ,sanra memleketi parsel parsel satışa çıkarıp sömürgecilere adeta davetiye gönderen kim ve onların saldırıları esnasında büyüyen, sonrada kendi halkını ithal bir kanun uğruna satan kim bunları iyi bilmek gerekir....

Dünya harplerinden bu yana yeni kurulan tüm devletlerin başına geçenleri bir süzün göreceksinizki ihanet ağı ilmek ilmek örülmüş ve herşey önceden öngürülmüş...
Seni satanı satmasan ne yapacaksın ...ihanet edene etmeyeceksin...vurana vurmayacaksın, ne olacak !
Bence araplar pazarlanıp satıldıktan sonra bile insaflı davrandı ve yıllarca ümmete osmanlının sahip çıkmasını bekledi ama ölü adam dirilmedi tam aksine umutları yaylım ateşine tabi tutan bir hortlak meydana çıkıp varolan umutlarıda yok etti ...
Araplara ihanetin hesabını sormadan türk liderlerden satışın hesabını sormalı bence!
ismail amedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 27.01.2009, 01:48
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 6.326
Teşekkür etti: 207
518 Teşekkür 246 Mesaja aldı
Ben araplara hain gözü ile bakmiyorum. Netice itibariyle Osmanlinin cöküs devrinde bir takim ihanetler olmus olsa da, Selcukludan bu yana yüzyillarca Türklerin himayesinde daha güvende olduklarini kabul etmis, ve hainlik etmeden yasamislardir.

Fakat Türklerin eski gücünü kaybetmesi ile birlikte, arnavutlar ve araplar milliyetcilik davasina düsüp, hilafet devletine isyan bayragi actilar. Devletin zor durumundan istifade etmeye kalkmayan bir tek Kürtler olmustur.

Fakat bu arap ihaneti meselesinin, sadece serif hüseyine indirgenip münferit bir olaydir denmesi tam olarak gercegi yansitmaz.

Medine´de bir askeri karargah var. O Karargahin kapisinda su ibare bulunur mealen:

"Arap halkinin Türklere karsi vermis oldugu istiklal mücadelesinde büyük destek olan Lawrence´in kullandigi karargahtir"

Neredeyse rahmet okuyacaklar..

Serif Hüseyin Kibrista yasadi son zamanlarini. Rauf Denktas´in babasi ile dosttular ve SIKCA ziyaret ederlerdi birbirlerini. Rauf Dentas´da cok kücük bir cocuk olarak, hayal meyal anlatiyor Serif Hüseyin´i. Sürekli agladigindan bahsetmisti Rauf Denktas.

98 yilinda arkadaslarim umre´ye gittiklerinde, Filistine de gitmek nasip olmustu. Mescid-i Aksa´nin önünde yasli bir filistinli dededen bashettiler. Dede, arkadaslarin Türk oldugunu ögrenince boyunlarina sarilmis, aglamis. Buralarda yabanci hissetmeyin kendinizi, buralar sizin dedelerinizin yeri. Biz onlara ihanet ettik, basimiza gelmeyen kalmadi.. Ah Osmanli diye aglamis..

Tabi bundan tüm filistin, yada arab halkinin hain oldugu anlamini cikartmiyoruz.

Osmanli Askerleri yapilan anlasmalar neticesinde istanbulu kurtarmak icin oralardan cekilirken, yollara dizilip "bizi birakip nereye gidiyorsunuz" diye feryad eden, aglayan arablari da yazar tarih.

Osmanlinin cekilmek zorunda kaldigi topraklardan zulüm eksik olmadi. Fransizlarin yaptigi bir film izlemistim yillar önce "Das vermächtnis der Osmanen" diye. Osmanlinin balkanlardan cekilmesi ile, milliyetcilik yapip ilk isyan bayragini acan arnavutlarin, ve pesi-sira bosnaklarin baslarina neler gelmis, onu anlatiyor film. Fransizlar, Almanlar, Yunanlar, italyanlar. Hepsi pes pese girip ne zulümler yapiyorlar o insanlara. Osmanliya kafa tutan arnavutlar, Mescid-i Aksa´nin önündeki dede gibi Ah Osmanli demek zorunda kaliyor. Takdiri ilahi.. Burada bazi arnavutlar görüyorum, italyan kültürü empoze edilmis, müzik tecihleri bile italyanca olanlar var.

Neyse, bu uzun mesele. Acikcasi Karaman Hoca´nin yukardaki yazisini da okumadim. Sadece basliga binaen yaziyorum bunlari.

Sirasi gelmisken sunu da demis olayim

Biz Türklükten bahsedince, bizi Ircilik ile itham edenler sunu anlamali ki. Türkler tarih boyu kurduklari tüm devletlerde halka adil olmustur, onlara huzur ve ferahlik saglamistir.
Abbasi halifesine "ordum ile emrindeyim" diyen Alparslan´in torunlari kuru bir cihangirlik, irkcilik davasinda olmamistir. Ve bu yüzden Allah onlara büyük devletler kurmayi, genis topraklara hükmetmeyi nasip etmistir. Ama ne zamanki onlar gaflete düstülerse, dünyada zulüm hüküm sürmüstür. Bu yüzden Türk-Islam medeniyeti diyoruz.

Bizi Türk-İslam Medeniyeti mutlu eder haberi

Araplarin, Arnavutlarin ihanetini irdelemekle birsey kazanmayiz. Tarih ibret almak icin vardir, ve Osmanliya ihanet eden herkes bedelini ödedi, ödemekte. Ve tabi Osmanli da, kendisine bagsedilen keyfiyetin tasarrufunu elinden kacirinca bedel ödedi.

Hep birlikte el-ele, önce Türkiye´yi ayaga kaldirmaliyiz ki. Tekrar memaliki osmaniyede, ve dahi avrupada, tüm dünyada baris ve adaletin timsali olan cihan-i sümul islam devletleri yeniden hükmetsin.

simdi "birlik" zamani..ihanetleri sorgulama zamani degil..


Selam ve dua ile..
Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 30.01.2009, 08:30
 
ATTAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2006
Mesajlar: 2.597
Teşekkür etti: 694
467 Teşekkür 339 Mesaja aldı
en iyisimi ; bazı arablar bizi arkadan vurdu ise bunun sebeblerine araştırmak lazım.

ittihat terakki subaylarının o topraklarda yapdıkları bazı eziyetleri bazı tecavuzleride araştırırsanız o zaman isyan eden bazı arabların neden bize karşı düşman olduğu o zamanlar anlarsınız..isyanda önce ortam hazırlanır..vede öylede yapıldı...

turk islam birliği kürt islam birliği vesaire bunlar hep boş sözler..

islam sadece islam.. önüne ve sonrasına gelecek her türlü sıfata ve isme karşıyım.

ceddim osmanlı turk islamcılık yapmadı ; ümmedçi bir anlayışa sahip idi.içinde kürdü turkü arabı çerkezi vesaire her müslüman var idi..

yakında inşallah ümmedçi anlayışa sahip islam birliğini kuracak zatlar - liderler - mucahidler gelecek..biiznillah..

cenabı mevla dinine hizmet edecek olanları yüceltir..

ister arab ister turk ister kürt ister çerkez vesaire olsun..kim azimet ile amel ederse sebat bulur.

fi emanillah
ATTAR isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #16
Alt 30.01.2009, 08:46
Ey iman ettiğini iddia edenler … !
 
srdr44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.02.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 3.513
Teşekkür etti: 7
49 Teşekkür 31 Mesaja aldı
gecmise mazi diyelim,
bugüne bakalim...

Türkiye Cumhuriyeti basvekili, Filistinli Müslümanlar adina (onlarin sesi cikmiyor,
böylesi yerlere davet edilmiyorlar, adam yerine konulmuyorlar)
Israil Cumhurbaskanina tavir takinarak postayi koydu...

Filistin´de Cuma namazina mütaakip Erdogan´a destek mitingi yapilacakmis...

daha evel suriye´de Erdogana destek mitingi yapildi...

Artik bugüne, yani hal´imize ve istikbalimize bakalim ins...
srdr44 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #17
Alt 01.02.2009, 16:20
 
Üyelik tarihi: 04.10.2007
Mesajlar: 239
Teşekkür etti: 70
31 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Siyonizmin kitabını yazan adam Theodor Herzl

Siyonizm kongrelerinin değişmez manzarası: Theodor Herzl’in fotoğrafı ve İsrail bayrağı...

“Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı’nın dağılmasını beklemeliyiz!” Theodor Herzl


Yıl: 1894... Yer: Fransa...
Ortalık toz dumandır, o sıralar!
Yahudi Yüzbaşı Alfred Dreyfus askerî sırları Almanlara satmaktan mahkeme önüne çıkarılmıştır. Halk felaket öfkelidir, “kahrolsun”lu sloganlar sokaklara taşar.
YDavayı gazeteci olarak takip eden Macar Yahudisi Theodor Herzl, yükselen Antisemitizmden fevkalade bizar olur. Anlaşılan o ki Avrupa’nın tadı kaçmaktadır, artık buralarda yaşanmaz.
O hızla oturur, “Der Judenstatt” (Yahudi Devleti) adlı bir kitap yazar (1896). Bu çalışma beklediğinin de ötesinde yankı bulur, Siyonizm’in manifestosu olur bir bakıma.
Zikrolunan ideolojiye ilk tepki yine Yahudilerden gelir, bazı hahamlar siyonistleri kafirlikle suçlar. Buna rağmen hızla yayılır, para sahiplerinin (Özellikle Rothschild’lerin) himayesinde güçlenmeye başlarlar. Theodor, İsviçre Basel’deki 1. Siyonist Kongresine16 ülkeden 197 delege toplar.

HEDEF IRK DEVLETİ
O gün oy birliği ile “Devlet kurma” kararı alırlar. Bir ırk devleti ama... Din, pek de umurlarında değildir, zira aralarında Haskalahçılar (aydınlanmacılar) ağırlıktadırlar.
Theodor’a hayallerini büyük tutar. “Kuzey sınırlarımız Kapadokya (Orta Anadolu) dağlarına dayanacak” der, “Güneyimiz ise Süveyş Kanalı’na!”
Halbuki kongre azaları münhal ve müsait bir toprak parçasına razıdırlar. Yeri çok da önemli değildir aslında. Sahipsiz olması bakımından Uganda olabilir pekâlâ... Hatta Arjantin de uyar, Kanada da...
Böyle bir proje ancak büyük devletlerin himayesinde gerçekleşebilir, önce Almanya’ya yaslanırlar. Abdülhamid Han, Kayzer Wilhelm’i ikaz edince köprüler atılır, işleri yatar. Onlar da gider Londra’ya yanaşırlar.
İngilizler kendi sömürge alanlarına dokunulmasından hoşlanmaz Uganda’ya sıcak bakmazlar. Bunların kulağına “neden Filistin olmasın” cümlesini fısıldarlar.
Filistin! Rüya gibi bir tekliftir, bir süre bu yönde fikir sivriltir ve muharref Tevrattan “vaad edilmiş topraklar” ibaresini bulup çıkarırlar.
İlerleyen yıllarda Nil’den Fırat’a sözünü sloganlaştırırlar. Bayraklarının altındaki ve üstündeki mavi çizgiler o iki nehri gösterir açıkça!

DÜŞMANIMIN DÜŞMANI
Peki İngilizler Yahudilerden çok mu hoşlanır?
Aksine, nefret eder, ellerinden gelse bir kaşık suda boğarlar. Yahudiler zamanında İsa Aleyhisselam’a çok eziyet etmişlerdir. Meryem Validemiz hakkında da ulu orta konuşurlar. Hatta Hıristiyanlar Hazret-i İsa’nın Yahudiler tarafından öldürüldüğünü sanırlar. (Biz göğe kaldırıldığına inanırız.)
Batılılar Yahudilere eskiden de hasımdırlar. Misal Roma İmparatoru Titus Kudüs’e girer, alayını tarumar eder, tapınaklarını yıkar. Zaten o günden sonra bir daha toparlanamaz, sağda solda bölük pörçük yaşarlar.
Almanlar, Fransızlar açıkça Yahudi düşmanıdırlar. Ruslar “Çarımıza yan baktın” bahanesi ile pogrom (kıyım) uygularlar. İtalyanlar ise aralarına bile almaz duvarların ardına (gettolara) tıkarlar. İspanyolların sabıkası malumdur, yakalasalar kıtır kıtır doğrarlar. Hani 1492’de Bayezid Han da donanmayı yollamasa...
Yahudilerin en rahat yaşadıkları şehirler İstanbul, İzmir ve Selanik’tir, Osmanlı yurdunda saklanma ihtiyacı duymazlar.
İngilizlerin Yahudileri Filistin’e yerleştirmek istemelerinin iki sebebi olabilir. Bir; yakalarından düşsünler, uzak dursunlar.... İki; Müslümanlarla takışsın, ortalığı karıştırsınlar. Arap Yahudi birbirini yesin, onlar da petrolü hortumlasınlar.

CAZİP TEKLİF
İngiliz hükümeti Filistin’deki konsoloslarını, Yahudileri himâyeye memur edince (1848) ufaktan ufaktan Yahudi göçü başlar. 1870-96 yılları arasında Filistin’de tarım kolonileri belirir. İyi de böyle kaçak göçek nereye kadar?
Devlet kurmak şirket kurmaya benzemez, hukuki bir zemini olmalı, en azından sultanın rızasını almalıdırlar.
Aslında tam zamanıdır, Osmanlı maliyesi zor durumdadır, dış borç gırtlağı aşar. Abdülhamid Han modern bir ordu kurmak, adam yetiştirmek, sanayileşmek, eğitim ve sağlık hizmetlerini yaymak için çırpınmaktadır âdeta. Takdir edersiniz ki bütün bu işler paraya bakar.
Theodor Herzl, “fırsat bu fırsat” deyip sarayın kapısını aşındırır. Ulu hakan Basel’deki kongreden haberdardır, ünlü Siyonist’in ne isteyeceğini bilir, kapıyı kapalı tutar. O da mesajını Leh asıllı Kont Philipp de Newlinsky vasıtasıyla ulaştırır. Filistin’de sembolik bir Cumhuriyet kurma iznine karşılık dudak uçuklatıcı teklifler yapar. Buna göre Yahûdîler Osmanlı devletine büyük nakdi yardımlarda bulunacak, bir deniz üssü inşâ edecek, bahriyeyi donatacak, Sultanın siyasetini Avrupa’da destekleyecek ve talebelerimizi Filistin’de kuracakları üniversitede okutacaktırlar.

UNUTULMAZ CEVAP
Abdülhamîd Han, kararlıdır “Bakasın Newlinsky Efendi!” der, “Eğer Mr. Herzl, senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise ona söyle! Ben bir karış dahi toprak satmam, zîrâ o toprağı milletim kan dökerek kazandı, kanlarıyla mahsuldâr kıldı. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efrâdı birer birer Plevne’de şehid düştü. Bir tânesi dahi geri dönmedi, hepsi muhârebe meydanında kaldı. Hiç canlı bir vücuttan parça verilebilir mi? Filistin de bizim parçamız, o koparsa kanlarımızla örteriz. Filistin’e cesetlerimizi çiğnenerek girilebilir ancak! Böyle bir teklif yapan adam bir adım daha atmasın ve memleketimi terk etsin derhal!”
Bu net cevâba rağmen Herzl, işin peşini bırakmaz Sultana müteaddit defalar mektup yollar, rakamları yükseltir, ilave teklifler yapar. Lâkin Ulu Hakan haberleşmeyi kat’î bir şekilde keser, iğne ucu kadar ümit vermez ona...
O günden sonra Yahudilere vize uygulanır, Filistin’e yerleşmeleri, mülk edinmeleri kesinkes yasaklanır. Seyyahlara, tacirlere belli bir süre tanınır, üç ayı dolduran sınırdışı edilir, Filistin’de duramaz. Ancak yerli Yahudilere getirilen bir sınırlama yoktur, bunun için de tedbir düşünür, Filistin’in en mümbit arazilerini satın alır, tapuları bizzat elinde toplar.

HAİNLER SAHNEDE
Peki sonra n’olur? Siyonistler de İttihatçılar arasına sızar, teşkilatı kullanırlar. Mesela Nissim Mazliyah İttihat ve Terakki gazetesinde yazarlık yapar, bilahare İzmir milletvekili olarak meclise girer, teşkilata yön vermeye başlar.
Bir başka iş birlikçi Rafael Benuziyar’ın Selanik’te eczanesi vardır, Jön Türkler burada buluşurlar. Benuziyar militan gibi çalışır, Meşrutiyetin ilan edileceği gün şehrin duvarlarını bildiriye boyar. Aşer ve Avram Salem kardeşler, Leon Gatezno, manifaturacı Tiamo servetlerini Jön Türklerin emrine sunar.” (Avram Galante)
Kaldı ki Jönler, Abdülhamid Han ne söylediyse “tersini” yapmaya hazırdırlar. Eh işin ucunda servet ve ikbal de vardır. Filistindeki memurlar evraklarda tahrifat yaparak Yahudi göçmenleri nüfusa kaydeder, havalide meskunmuş gibi göstermeye başlarlar. Aldıkları bahşişler bir yana, arazi ticaretine girişir, kuruşlu paralara kapattıkları toprakları binlerce altın karşılığı satar, yükü tutarlar. (Belgeler... Ahmet Uçar - Tarih Düşünce 2002 Haziran)
Elbette helal süt emmiş vatan evladları buna karşı koyar, mesela Akka Mutasarrıfı Zeyyur Paşa mevzuyu inceler, rüşvet, iltimas, iskan iddialarını belgelendirmeye başlar. Ancak Babıalideki mason devlet adamları ayağını kaydırır, tayinini apar topar Çanakkale’ye çıkarırlar.
Çanakkale demişken aklıma geldi, Yahudiler Osmanlı idaresinde beyler paşalar gibi yaşamalarına rağmen huzur batar, gönüllü olarak İngilizlerin emrine girer, Çanakkale’de düşmanın yanında olurlar. Jabotinsky’nin örgütlediği militanlar “Siyon Katırcı Birliği”nde üniforma kuşanırlar. Ben Gurion, Ben Zvi gibi isimlerin yer aldığı tüfekli tabur Çanakkale’ye ulaşamadan harp biter, sıkamadıkları mermileri Filistin’e saklarlar.

SADAKATİN BEDELİ
Abdülhamid Han’a hal kararını bildiren heyet içinde Türk yoktur, sebebi anlaşılsın diye bilhassa Yahudi Emanuel Karosso’yu (Danone’cilerin dedesi olur) öne çıkarırlar. 1909’da kurulan İttihat ve Terakkî hükûmetinde üç Yahûdî nâzır yer alır ve alel acele çıkartılan bir kânunla ekalliyete toprak alabilme izni sağlanır. Abdülhamîd Han’ın şahsına âit arâzilere de el koyar, Yahûdîlere satarlar.
Yine aynı hükümet Kerkük ve Musul’daki Sultana ait arazileri devletleştirir. Ardından zikrolunan arazileri ipotek ettirerek Londra’dan borç alırlar...
Sonrasını tahmin edebiliyorsunuz, borcu kasıtlı olarak sallarlar, İngiliz’e de yöreye çöreklenme hakkı doğar.
Eğer bahsi geçen araziler hanedana intikal edebilmiş olsaydı, İsrail ve Irak hükümetlerine “bakın tapusu bizde” diyebilecektik şu anda...
Nedendir bilinmez bazıları Filistinlileri paragözlülükle ve ihanetle suçlasalar da garipler (istisnaları saymazsak) Yahudilere mülk satmaz. Abdülhamidli yıllarda satmaları kanunen mümkün değildir zaten, sonrasında da siyonistler para harcamaz. Manda yönetimini arkalar baskı ve terörle yayılırlar. İngilizler, direnen halkın evlerini başına yıkar, yöreden uzaklaşmalarını sağlar. Siyonistler bu ev yıkma geleneğini Britanyalılardan miras alırlar.
İsrail’e en büyük kıyağı Birleşmiş Milletler yapar, azınlıkta olmalarına rağmen toprakların yarıdan fazlasını Yahudilere sunar.
DEVLET TERÖRÜYLE
Sonrası malumunuz...
Arap liderler birbirleri ile uğraşmaktan omuz omuza veremez, cephe açamazlar. Çıkan bir iki gönülsüz savaşta kendi topraklarını bile koruyamazlar. ABD ve İngiltere yangına körük sıkar, kaşla göz arasında petrolü buharlaştırır, zemini kuruturlar.
İlerleyen yıllarda İsrail, Filistin’i Müslümanlar için “yaşanmaz bir yer” haline getirmeye çabalar. Göstere göstere cinayet işler, katliam yapar. Mektep medrese yıkar, dozerlerle bağları, bahçeleri, zeytinlikleri bozar.
Siyonistler Avrupa’da hayli ezilmiş, aşağılanmıştırlar. İktidar olsalar da kompleksten kurtulamaz, çözümü zorbalıkta ararlar.
Bu arada hikayeyi tamamlayalım. Theodor Herzl İsrail’in kurulduğunu göremez, Abdülhamid Han’ın tavizsiz yaklaşımı moralini bozmuş, ümidini kırmıştır. Nitekim ölümüne de “Uganda’ya mı gitsek” tartışması bahane olur. Hararetli münakaşa tansiyonunu yükseltmiştir ihtimal. (1904)
Cesedini yıllar sonra alır getirir, Kudüs’te toprağa bırakırlar.
Her ne kadar yazının sonuna “demek ki neymiş efendim” deyip ana fikir özetleyenlerden hazzetmesem de söylemesem içimde kalacak. İsrail’in kuruluşunda Theodor Herzl’in gayretleri ve İngiltere’nin himayesi ortadadır ama en büyük pay ittihatçılarındır. Siyonistlere oyuncak olan darbeci çetenin zulmeti sadece bizi tutmaz, ulaşır taaa Gazze’ye kadar.




HERZL SIRTINDA
Yahudilerin Filistin'e yerleşmesine karşı çıkan Filistinlilerle savaşmak için kurulan Hagana örgütü, siyonistleri İsrail’e “Theodor Herzl” isimli gemiyle taşır.

sağlıkcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #18
Alt 06.02.2009, 17:03
 
fatih uğuş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2006
Mesajlar: 148
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Sevgili kadeşim sağlıkçı eline emyine sağlık Allah razı olsun evet bu konuyu anlamak ve doğruya karar vermek çok zor ve oldukça sulandırılmış bir mesele çünkü (Benim şahsi görüşüm)Bir nesil beyhude hikayelerle kendisine azılı düşmanlarına karşı sevgi ile bakması dikte ediliyor
Lakin tüm bu konu'nun meraklısı kardeşlerime acizene tavsiyem II Abdul Hamit Han ve II Meşrutiyeti iyi okuyup iyi analiz etmeleri ve kendini vatanı kurtarmak adına adice maşalık eden İttihatçılara(Allah kimseyi böyle bir mesuliyete tabi kılmasın ) Bakmak lazım..Ve ibret almak lazım sevgilerimle
fatih uğuş isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Ehl-i aşkın derdinin dermanı vuslattır BEĞİM
Sen benim derdime derman olamazsın ey HEKİM
  #19
Alt 06.02.2009, 20:07
Ey iman ettiğini iddia edenler … !
 
srdr44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.02.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 3.513
Teşekkür etti: 7
49 Teşekkür 31 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız fatih uğuş
Mesajı göster
kendini vatanı kurtarmak adına adice maşalık eden İttihatçılara(Allah kimseyi böyle bir mesuliyete tabi kılmasın ) Bakmak lazım..Ve ibret almak lazım sevgilerimle
srdr44 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #20
Alt 06.02.2009, 23:08
 
aynur79 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.11.2008
Mesajlar: 37
Teşekkür etti: 45
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
türkün türkden başga dosdu yok
aynur79 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #21
Alt 07.02.2009, 09:30
 
hayalEt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.10.2004
Mesajlar: 1.821
Teşekkür etti: 2
83 Teşekkür 67 Mesaja aldı
Türkün Tarihini Yahudi yazarsa...Arablarda arkadan vurur...Çerkezlerde...
hayalEt isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #22
Alt 07.02.2009, 11:41
Ey iman ettiğini iddia edenler … !
 
srdr44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.02.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 3.513
Teşekkür etti: 7
49 Teşekkür 31 Mesaja aldı
Hakan Albayrak
halbayrak@yahoo.com
07 Şubat 2009 Cumartesi


“Araplar bizi arkadan vurdu” edebiyatı


Hakan Efendi, geçen yazında demişsin ki: “Emperyalistlerin 'böl, parçala, yönet' siyasetine
hizmet eden 'Araplar Türkleri arkadan vurdu / Türkler Arapları sömürdü' fitnesinin miadı
doldu” demişsin. Ne yani, hain Araplar bizi arkadan vurmadı mı?

- Tam olarak hangi Araplar? Tam olarak hangi bizi?

- Bildiğin Araplar işte. Biz dediğim de tabii ki Türkler, Osmanlılar.

- Osmanlı ordusunda Araplar yok muydu? Müslümanların müşterek ordusu değil miydi
Osmanlı ordusu? Arap düşmanı Falih Rıfkı Atay bile -“Zeytin Dağı”nda- ordunun en önünde
giden ve dolayısıyla düşman kurşununu ilk yiyen Arap kardeşlerimizin Kanal Seferi'ndeki
fedakârlıklarını zikreder. Halbuki Kanal Seferi denince senin aklına sadece Şerif Hüseyin'in
adamlarının sabotajları gelir, değil mi? Belki de bilgi birikimini abartıyorum. Belki de
“Arapların bizi arkadan vurması” dediğin şey hakkında biraz detay istesem kem küm
edeceksin. Sahi: İsyancı Araplar çoğunlukta mıydı azınlıkta mı?

- Kem küm…

- Şam'da ayaklanma çıktı mı çıkmadı mı?

- Kem küm…

- Şerif Hüseyin'e bağlı birliklerin ve Yemen'deki eşkıyanın sabotajları savaşın seyri ve
neticesi üzerinde tayin edici bir rol oynadı mı? “Bunlar olmasaydı Yemen'i kaybetmezdik,
Kanal Seferi zaferle sonuçlanırdı” diyor musun?

- Diyelim ki diyorum!

- Bu da bir nevi kem küm oldu şimdi… Neyse… Söyle bakim, Kanal Seferi'nden murat edilen
şey neydi? Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın orada bir “zafer” beklentisi var mıydı
gerçekten? Nasıl bir “zafer”? Yoksa bir oyalama taktiği mi söz konusuydu? Ne için?

- Kem küm.

- Şu “biz” meselesine dönecek olursak… Geçenlerde Enver Paşa ve Mustafa Kemal
Paşa'nın Birinci Cihan Harbi'ndeki yoldaşlarından Şeyh Tunusi'nin torunuyla beraberdim.
Osmanlı ordusundan “İslam ordusu” diye söz etti. “Türklerin ve Arapların ordusu” ifadesini
de kullandı. Böyle bir orduyu arkadan vuranlar sadece Türk'ü değil Arap'ı (ve elbette
Kürt'ü, Çerkez'i, Laz'ı…) da arkadan vurmuş olmadılar mı? Öyleyse “biz”i arkadan vuran
İngiliz işbirlikçilerini eleştirirken niye Araplara sövüyorsun? Niye “Araplar” diye genelleme
yapıyorsun? “Biz”in içinde Araplar yok muydu? “Yoktu” dediğin takdirde Osmanlı'nın sadece
Türklere ait bir devlet olduğunu ve dolayısıyla Arap topraklarında işgalci olarak
bulunduğunu ileri sürmüş olmaz mısın? Sen Cemal Abdunnasır'cı mısın kardeşim? Mişel
Eflak'çı mısın? Baasçı falan mısın? Ha, unutmadan: Türkiye'de bir sürü Amerika ve İsrail
uşağı var. Şerif Hüseyin'in askerlerinden çok daha fazla. Biri çıkıp “Türklerin hepsi
Amerikan-İsrail uşağıdır” dese bozulmaz mısın?

- Kem küm…

- Kem küm, kem küm… Ama ne zaman Araplarla yakınlaşma gündeme gelse sağda solda
bıdıbıdı vıdıvıdı konuşuyorsun. İnanılmaz derecede ahlaksız ve mantıksız bir tavır olan Arap
düşmanlığını 'payidar kılmak' için bütün cehaletini seferber ederek canla başla çalışıyorsun.
Niye böyle yapıyorsun? Derdin, muradın ne? Hasta mısın? Din kardeşliğimizin ihyası için
doğan fırsatlara dikkat çektiğimde niye hop oturup hop kalkıyorsun? Birinci Cihan Harbi'nde
bütün Arapların İngilizlerle iş tuttuğuna bile inansan –ve din kardeşliği gibi bir hassasiyet
bile taşımasan- sırf Türkiye'nin menfaatleri için Araplarla yeniden yakınlaşmayı savunmalı
değil misin? Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılamalı değil misin?

- Vallahi bravo! Zeytin yağı gibi üste çıktın! O çok sevdiğin din kardeşlerimiz dini-diyaneti
bir kalemde silip halifeye karşı İngilizlerle saf tuttular, ama sen hâlâ Araplarla yol
yürüyebileceğimize inanıyorsun.

- 1000 yıllık bir beraberliği iki yıllık bir fitneye –üstelik de Araplar içinde azınlık olan bir
grubun kapıldığı fitneye- kurban etmek insafsızlıktır. Araplarla geçmişte olduğu gibi
gelecekte de yol yürüyebileceğimize elbette inanıyorum. Erol Güngör ve Cihan Harbi
kahramanlarından Teşkilat-ı Mahsusa şefi Kuşçubaşı Eşref'ten birer alıntıyla bitirelim:

Erol Güngör: “…müslümanların Osmanlı ordularına karşı İngilizler safında çarpıştıkları veya
onlar hesabına Türklere ihânet ettikleri söylenir. Meseleyi biraz derinliğine araştıranlar
göreceklerdir ki bu iddiâlar bâzı gerçeklerin yanlış yorumuna dayanmaktadır… İngiliz
propagandasının Cihâd Fetvâsı'ndan daha tesirli olduğu ve bu propaganda sâyesinde
fetvânın tam tersine bir maksat için kullanıldığı anlaşılmaktadır… Nitekim Mekke Emîri Şerif
Hüseyin de kendi isyân hareketinin 'Halife'nin değil, ancak bozkurda ibâdet edecek
derecede Turancılıkla meşbû olan nâzırların aleyhine' olduğunu bildirmişti...”

Kuşçubaşı Eşref: “(Lavrens bazı Arapları ayartırken) biz de kendimize yardımcı, tertemiz,
vefalı Araplar bulduk. Rahatça söyleyebilirim ki, halkın büyük kısmı, bizimle beraberdi.
Karşımızda olanlar, daha çok politikacılar, siyasi kanallardan menfaatlerini temin etmek
isteyenler, yabancı propagandalara âlet olanlardı. Bunlar, Arap halkının daha sonra da
başına belâ oldular ve halka huzur yüzü göstermediler.”

“Araplar bizi arkadan vurdu” edebiyatı - Hakan Albayrak - 07.02.2009 - Yazarlar - Yeni Şafak
srdr44 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #23
Alt 15.02.2009, 07:43
 
Üyelik tarihi: 04.10.2007
Mesajlar: 239
Teşekkür etti: 70
31 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Sultan Abdulhamid Han gitti devlet bitti

O

Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinden sonra yönetim âdeta askerlerden sorulur. O günün güçlü isimlerinden Mahmud Şevket Paşa İstanbul sokaklarında...

Biri Yahudi, biri Ermeni, 4 mebus patırtıyla girerler Abdülhamid Hanın odasına... Sözü Arnavut alır. Esat Toptani Paşa...
Küstah ve nezaketsiz bir tavırla “Seni” der, “seni millet azletti, haberin ola!”
Millet mi? Millet Abdülhamid Hana bayılır halbuki, sınırlarımız dışında da bir destandır o. Hindistan’da, Orta Asya’da, Cenubi Afrika’da, Java’da, Sumatra’da...
Hem azl nasıl kelimedir öyle? Bu terim sadece kovulan memurlar için kullanır Osmanlı’da.
Ulu Hakan Tiranlı Esat’ın niye öfkeli olduğunu bilir, Draç Beyi olan kardeşi bazı karanlık işlere karışmış, tutuklanıp İstanbul’a yollanmıştır zamanında. Buna rağmen mapushaneden kurtarıp, saraya aldırmıştır ama yaranamaz.
Esat Toptani ile de bir şekilde anlaşabilir ama aralarına niye gayrimüslim alırlar? Emmanuel Karasso’nun, Aram Efendinin ne işi vardır burada?
Üniformalı olan ikinci şahıs (Gürcü Arif Hikmet Paşa) fetva suretini okumaya başlar: ‘İmam-Müslimin olan Zeyd bazı mesail-i mühimme-i şer’iyyeyi Kütüb-i şeriyyeden tayy ü ihraç ve kütüb-i mezkûreyi men ü hark ü ihrak itse...’
‘Kütüb-i şerr’iyeyi hark ü ihrak... Yani şerî kitapları yırtıp yakmak!
Maazallah... Kimi ne ile suçluyorsun, bahaneye bak!
Kitapları bastıran devlettir zaten, evet zaman zaman hatalı baskılar olur ve bunları yakarlar. Ama hürmetle, külünü bile ortada koymaz, öper başlarına koyarlar.
Abdülhamid han kederli kederli “Hasbinallah...” çeker, o kadar.

MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI...
Zaten uyduruk fetva alakalı makamdan çıkmaz, fetvâ emîni Haci Nûrî Efendi, Pâdişâh’ın hal’i için bir sebep olmadığını beyân edince Talat Paşa panikler Meclis çatısı altındaki ulemâya baskıya başlar. Nitekim Elmalılı Hamdi Efendi’nin ağzından zikrolunan cümleleri kapar.
Sultan bu oldu bittiye şaşmaz. Beklemektedir anlaşılan.
İstese tedbirini alabilir pekala... Azıcık evveline gidersek Hassa birlikleri ile Hareket Ordusu denilen başıbozuk güruhu (ki içinde Türk’ten ziyade Rum Yahudi Sırp Bulgar vardır) rahatlıkla dağıtabilir. Olmadı muvakkaten saklanabilir, sükunet sağlanınca ortaya çıkar.
Lakin Abdülhamid Han kan dökülmesin diye kılı kırk yarar, saltanatım yüzünden biri incinecek diye ödü kopar.
Kaldı ki cebinde kabzasını sıkı sıkıya tuttuğu tabancasını çıkarıp bu dört densizin topuklarına sıksa ve “kapattım gitti, bundan böyle meclis filan yok” dese ne yapabilirler acaba?
Ama efendim ihtilalci bunlar, tahkir ederler, alaya alırlar, sürgüne yollarlar...
Abdülhamid Hanın umurunda bile değildir, canına kast edilse ne yazar?
Amcası Abdülaziz Hana kıyan, biraderini tutup kenara koyan bu kadroya hiç güvenmemiştir zaten, bir de utanmadan evhamlı diyorlar.
Heyet o kadar kabadır ki Sultanın oğlu Abdürrahim Efendi’nin (pek küçüktür daha) dudakları bükülür, içli içli ağlamaya başlar.
Kara haber tez duyulurmuş, saray hanımları dizlerini dövmeye başlarlar, feryatlar figanlar...
Ve geceyarısı tebliğ gelir: “Selanik’e gönderileceksiniz! Derhal!”
İstanbul nere, Selanik nire? Halbuki kızları sözlüdür, oğlanların mektebi var.
Abdülhamid Han başkâtibe “koltukta gözüm yok” der, “size teminat verebilirim. İstanbul’dan ayrılmasak nasıl olur acaba?” Muhatabı lâubalileşmiştir, lütfedip cevap bile vermez sultana. Selanik yuvaları... İttihatçıların ve Yahudilerin en güçlü oldukları yer orasıdır zira...
“Peki” demekten başka ne yapabilir ki? Eşya alacak kadar bile fırsat tanınmaz üzerindekilerle yola çıkarırlar.
Arabalar gecenin serininde kapıya dayanır, yollar bomboştur, yer yer askerler dolanmaktadırlar...
Sirkeci Garı... İstim tutmuş bir lokomotif. Önlerindeki ve arkalarındaki vagonda silahlı muhafızlar... Suçlu nakli için gözetilen kurallar!
Düdükler, buharlar, telaşlı koşturmacalar ve nitekim katarlar kıpırdar. Şimendifer nefes nefese Selanik’e koşar... Tamyol ve hiç durmadan! Abdülhamid han buruktur bu yolu kendisi yaptırmıştır bir zamanlar... Hani yerine geçenlerin ehil olduklarına inanabilse gam yemez ama korkulur ki bu maceracılar devletin başına gaile açarlar.

ALLATİNİ PALAS
Selanikte onları İtalyan uyruklu bir un tüccarının (Yahudi Giorgio Allatini’ye) evine kapatırlar. Bizimkiler Alâtini köşkü derler ona. Yıllar var ki metruktur, doğramalar per perişan. Köşke gece karanlığında girerler, yatsı ezanları okunmaktadır o an... Hava serincedir, bina belki de boş olduğundan üşütücüdür, hanedan birbirine sokulma ihtiyacı duyar. Isıtma ve aydınlatma sistemi mevcut ise de çalıştırılmaz. Parmak kadar bir mum verirler, o da sadece sultanın odasına...
Önlerine karavanadan kalma kurumuş pilav koyarlar. Biraz da yoğurt, lokma ıslatacak kadar. Çatal, kaşık yoktur, bardak yoktur... El yıkamak bile kabil değildir çünkü sular akmaz. Çocuklar açtır, elleriyle yer, yatarlar. Ulu hakanı örümcekli bir odaya tıkar, üzerine kilit vururlar. Garibim yol yorgunudur, uzanma ihtiyacı duyar. Gözüne bir köşeye atılmış ot minder ilişir, ancak elini vurunca bulut bulut toz kalkar. Kafanı koy ve astım ol, ömür boyu tıkan. Sultan kumaşları yırtılmış, yayları çıkmış iki koltuk eskisini ağız ağza bitiştirir, aralarına kıvrılıp uyumaya çabalar. Çarşaf battaniye arama, iyi ki kaput vardır omuzlarında...
Pencereler çakılıdır, pancurlar kapalı. Saat kaç, sabah mı akşam mı anlaşılmaz.
Aylar sonra merhamete gelirler de çocukların güneş görebilmesi için pancurların aralanmasına müsaade buyururlar.

PADİŞAH ÜZERİNDE TALİM
Yazın kavurucu sıcaklarında bir iki defa balkon izni çıkar ama dakikalarla sınırlandırılarak...
Müfrezenin başında Fethi Okyar vardır. Aile terbiyesi almış bir insandır, sultana kibar davranır, ancak subaylar içinde patavatsızlar ekseriyettedir hâlâ...
O gün Ulu Hakan balkon iznini kullanmaktadır ki bir silah patlar, başının üzerindeki sıva dağılır, kumlar üstüne sıçrar, mermi düşer aşağıya.
Bakar kovboy edalı bir subay, namluya üfürüp sırıtmakta... Tehdidkâr tavırlar, kin dolu bakışlar... Sultan sakindir, merakla sorar “Bunu neden yaptın?” Mütecaviz cevap bile vermez, taflanların ardına sinip kaçar.
Bu adı sanı belli bir topçu yüzbaşısıdır. Onu herkes tanır. Abdülhamid Han bahçıvana seslenir. “Şu mermiyi getirsene bana” Adamcağızın beti benzi atar, affını diler, ağlamaya başlar. Demek ki bir bildiği var.
Sultan hadiseyi kolağası Rasim’e anlatır, Rasim Bey çakıllar arasında mermiyi bulur cebine koyar. Ne sorgu ne sual? Şimdi buna delil karartmak diyorlar.
Abdülhamid Hanın nasıl soğukkanlı olduğunu dost düşman bilir. Yıldız suikastinde paniklemeyen tek isim odur belki. Kollar bacaklar göğe yükselirken zerre kadar telaş yapmaz. Ölümü düğün gören biri için kurşun ne ki? Bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka...

SABIR TAŞI OLSA...
Abdülhamid Han sürgünden de tat almasını bilir, çocuklarına dolu dolu vakit ayırabilir. Kızcağızlarıyla dertleşir, oğlancıkların saçlarını okşar.
Ah birkaç el aleti olsa da tahtalarla uğraşsa... Ne bileyim sehpa dolap yapsa, sedef kaksa... Bu fevkalade bir meşgaledir, dertlerini unutturur insana.
Yeri gelmişken söyleyelim, o kıratta bir marangoz yeryüzünde bulunmaz, sedefkarlık hususunda belki Vasıf Usta yarışabilir onunla.
Abdülhamid Han okumaya meraklıdır, ancak kitap gazete kesinlikle yasaktır burada.
Bahçıvandan musahibinden duyduğu yarım yamalak haberleri yorumlar, memlekette neler olup bittiğini çözmeye çabalar.
Sızan haberlere bakılırsa Yıldız Sarayı yağmalanmıştır. Bırakın perde avize gibi para eden şeyleri, kitaplar ve şehir fotoğrafları (ki muazzam bir arşivdir o) kapanın elinde kalmıştır. Cahil ihtilalciler fotoğrafı netsin? Yırtıp kırpıp Beşiktaş sokaklarına atar, kitapları yakarlar. Halbuki ne emekler ne paralar verilmiştir onlara. Hadi gel de sıkılma.
Abdülhamid Han şehzadelik yıllarında ticaretle uğraşmış ve hatırı sayılır bir para kazanmıştır. Servetini daha ziyade Filistin ve Musul’daki arazilerin alımına harcar. Eh tapular elinde olduğuna göre ne Yahudiler Filistin’e sulanabilir, ne de Britanyalılar petrol kaynaklarına musallat olurlar.
İttihatçılar şuurlu olarak sultanın mülkünü devletleştirir, Filistin’i göstere göstere Yahudilere satar, Musul’u İngiliz’in önüne koyarlar.
Ulu Hakanın elinde birkaç parça mücevher kalmıştır. İsviçre ve Alman Bankalarında bir miktar nakti vardır. İttihatçılar, bunlara da göz koyar.


YA PARANI, YA CANINI
Bir sabah Muhafız Kumandanı Fethi Bey gelir, hürmetkar tavırlarla bir ihtiyacı olup olmadığını sorar. Sonra sıkılarak girer mevzuya:
- Efendim ordu, himmetinize muhtaç.
Abdülhamid Han sorar “Burada elim kolum bağlı ordu için ne yapabilirim ki?”
-Bankalardaki nukût ve tahvilatınızı bağışlamanız isteniyor.
Bu paraları çocuklarının çeyizi ve tahsili için ayırmıştır halbuki. Kaldı ki hisse senedlerinin bir kıymeti yoktur, Hicaz Demiryollarını ve Şirketi Hayriyyeyi desteklenmek için alınmıştır zamanında. Teberrudur bir manada...
Hem değerinden satılabilse bile bir bölük donatmaz. Maksat o değil zaten, ayaza çıkarmak, intikam almak!
Hani çalıp çarpmayacaklarını bilse saniye durmaz.
Gene de hayır demez, kestirip atmaz. “Bunlar evlad ve ayalimindir, onlara sormasam olmaz.”
Ailesinin verme diyeceğini sanır ama aksine “ver baba” derler, “vaziyet vahimleşmeden ver! Şimdi bunlar parayı bahane ederler, zulümleri artar!”
Doğru mu doğru, zabitler söz arasında limandaki zırhlıdan bahsederler, yok köşke yanlışlıkla bir mermi düşseymiş de filan! Çocukların kimyası bozulur, beş yaşındaki Abid Efendinin subay görünce dudakları uçuklar. Abdürrahim Efendi ise sinir nöbetleri geçire geçire sarılık olur, kızların durduk yerde burunları kanar. Refikası zaten çoktan düşmüştür yatağa...
Nitekim Mahmut Şevket Paşa’dan bir şifre gelir ki zehir zemberek. Hakaretin bini, bir para.


ACABALI SORULAR
Abdülhamid Han, “milletin evladı da evladım sayılır” der ve servetini orduya bağışlar.
Fethi Bey imzalanan vekaletnameyi cebine koyar. Sonra birden ayaklarına kapanıp ağlamaya başlar “Hakanım benim bu tıynette bir insan olmadığıma inanınız” der “ama...”
Omuzlarından tutup kaldırır, şefkatle sırtını sıvazlar. Kimin ne tıynette olduğunu o da bilir pekala.
Doyçe Bank memurları işlerine titizdir, vekaletnameyi kusurlu bulurlar. Yanlarına konsolosu da alıp gelir, odayı boşalttırırlar. Sultana bu bağışı hür iradesi ile yapıp yapmadığını sorarlar. Müspet cevap verince para dolu çantaları masaya bırakırlar. Subaylar bunları yangından mal kaçırırcasına kucaklar. Peki bu meblağ askere harcanır mı?
O günlerde ortalık toz dumandır... Harcamadılarsa vebali boyunlarına.
Hürriyet! Adalet! Müsavatmış! Laf! Duy da inanma!
Yalnız şu var ki Abdülhamid Han imzayı atarken aldığı sözle nişanlı kızlarının mahpus hayatından kurtulmalarını sağlar. O hengamede nikahlarını kıydırır ve yuvalarına uğurlar.
Evet, şimdilik bu kadar.
Bu hamur çok su kaldırır daha...



Abdülhamid Han’ın sıkıntılı günler yaşadığı Alâtini Köşkü.


sağlıkcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #24
Alt 15.02.2009, 07:45
 
Üyelik tarihi: 04.10.2007
Mesajlar: 239
Teşekkür etti: 70
31 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Dvîâne sen değil bizmişiz

II. ABDÜLHAMİD HAN’A SALDIRANLAR ANCAK ÖLÜNCE KIYMET BİLİR!
“Pâdişâh, hem zâlim hem deli dedik; /İhtilâle kıyam etmeli dedik; / Şeytan ne dediyse biz “belî” dedik; / Çalıştık fitnenin intibahına...”
Rıza Tevfik Bölükbaşı



Abdülhamid Han

Abdülhamid Hanın hâl edildikten sonra Selanik’e götürüldüğünü, Allatini adlı bir un tüccarının evine kapatıldığını anlatmış ve bir mim koymuştuk geçen hafta...
Koca sultan Allatini kasrında dış dünyadan tecrit edilir, olup bitenden haberi olmaz. Görüşebildiği insanlar da inadına ketumdur, lütfedip tek kelime konuşmazlar. Eh gazete ve dergi de gelmediğine göre... Bak, bak duvar.
Bir gün musahibi Ali Muhsin Efendi hatıralarınızı niye yazmıyorsunuz diye sorar.
- Hiç düşünmedim, yazdırırlar mı acaba?
- Siz anlatın ben yazayım o zaman.
- Bak bu olabilir pekala.
Bir süre sonra Ali Muhsin Bey görünmez olur, adamcağızı buharlaştırırlar. Merak edip sorar, itikâfa girdi derler. İtikafmış... İşleri güçleri yalan! Meğer hatırat yazdığını anlamış, köşkün mahzenine kapamışlar. Sultan bir gün Komutan Rasim Beyi sıkıştırır. “Naptınız adama?”
-Hatıralarınızı yazıyormuş
-İyi de ne var bunda?
-Yasak!
-Peki ben yazsam?
Hiç tavsiye etmem gibilerinden bakar, belli ki başını ağrıtırlar.

OLACAK İŞ Mİ?
Diyelim, seçime gireceksiniz, sizi ezsinler diye karşınızdaki partileri birleştirir misiniz? Ama ittihatçı kafası buna basmaz. Tutar “Kiliseler Kanunu” diye bir ucubeye imza atarlar. Sırp, Sloven, Hırvat, Rum, Romen, Bulgarlar arasında sulh sağlarlar.
Daha evvel Balkanlardaki kiliseler ekseri Yunanlıların elindedir, Rumlar postu kiliseye yayar, emlakını göstere göstere kullanılırlar. Bu keyfiyet diğerlerinin canını sıkar.
Çıkarılan kanununa göre o havalide çoğunluk kimde ise kilise onların olacak, diğerlerine de en çok iki yıl içinde “devlet eliyle” yeni bir kilise yapılacaktır.
O yıllarda İngiliz boyunduruğu altında yaşayan Hindistan’ın 250 milyon nüfusu vardır ama parlamentoda bir tek Hintli mebus bulunmaz. Bizim meşrutiyetimiz ise azınlık panayırıdır, meclise onlar yön verir, istedikleri kanunu çıkarırlar. Balkanlar kısa sürede süt liman olur Sırbı, Karadağlısı, Bulgarı, Yunanı ittifak yapar Rus desteği ile silahlanıp ayaklanırlar.
İttihatçıların en iyi bildikleri şey darbeciliktir, iş vatan korumaya geldi mi teklemeye başlarlar. Asırlardır Türk’e yurt olan şehirler birer birer elden çıkar, gün gelir, Selanik önlerine dayanırlar.
Bir gece Abdülhamid Hanın kapısı dövülür. “Kalkın gidiyoruz” derler telaşla.
- Niye, nereye?
- Şehir düştü düşecek, kaçmamız gerek.
Kaçmak ha! Tabire bak!

BANA BİR TÜFEK VERİN!
Abdülhamid Han o eşsiz zekası ile bunların kilise anlaşmazlığını çözdüklerini anlar. Selanik öyle kolay ele geçirilecek bir şehir değildir, 30 bin tam donanımlı askerle korunur, cephaneler doludur. Müstahkem mevziler, tabyalar... Hem havali İstanbul’un kapısı sayılır, savaş burada kabul edilmezse doğuya kayar.
Ulu Hakan “ben bir yere gitmiyorum” der, “verin bir tüfek, asker evlatlarımla savaşayım omuz omuza!” Hane halkı da aynı fikirdedir, üstlerine düşeni yapmaya hazırdırlar.
Abdülhamid Hanın bir ara benzi sararır, zemin sanki ayağının altından kayar. Şuuru bulanır, acıyla mırıldanmaya başlar “benim buradan ancak cenazem çıkar!”
İyi de ona fikrini soran yoktur ki. Beyler itiraz istemez, sadece buyruk yağdırırlar. Onları bir Alman teknesine atar, alel acele Beylerbeyi sarayına yanaşırlar.
Boğaz köprüsünden geçerken kuş bakışı gördüğünüz kasrın geniş, ferah, aydınlık odaları da vardır ama sabık sultanı arka tarafta karanlık, rutubetli bir izbeye tıkarlar. İçeride kesif bir küf kokusu... Duvarlar sırılsıklam!

MİRASYEDİ GİBİ
Sanırım Selanik’i merak ediyorsunuz. Ne yazık ki İttihatçılar koca şehri tek mermi atmadan teslim eder, yöre Müslümanlarını sahipsiz bırakırlar. Yıkılan medreseler, yakılan camiler, kırılan mezar taşları... Ve kanlı katillerin önüne atılan kalabalıklar...
Göç, göç, göç! Balkan Müslümanları Anadolu yollarına düşer, akıbeti meçhul bir sefere çıkarlar. İstanbul da eski İstanbul değildir artık, ittihatçılar halkı bezdirmiştir, rüşvet, ihtikar aşikar. Hükümete yakın isimler vagon ticaretinden yükü tutarlar.
İstanbul efendileri yok olur, ortalığı arsız görgüsüz harp zenginleri kaplar.
“İhtilal çocuklarını yer” derler ya Enverciler çift tarafı kesen ustura olur. Hem Mahmut Şevket Paşa’yı kurşunlar, hem de cinayeti bahane edip muhalifleri ipe yollarlar.
Jön Türkler zamanında birbirlerini Abdülhamid Hana jurnallemişlerdir, bu dosyaların ortaya çıkması hiç de hoş olmaz. Sırf bu yüzden kundakçıları mesaiye yollar, Çırağanı, çıra gibi tutuştururlar.
Abdülhamid Han görevi devraldığında 300 milyon lira borcumuz vardır. Ulu Hakan bunu 30 milyon liraya düşürmeyi başarır. Ancak ittihatçılar borcu beş yılda 350 milyon liraya çıkarırlar. Hazine tamtakır, kuru bakırdır. Maaşlar ödenemez, namerde el açmak zorunda kalırlar.
Yavuz, Midilli bahsine hiç girmiyorum, böyle bir külü bebeler bile yutmaz. Devlet adamı dediğin kırk defa ölçer, bir kere biçer, yoğurdu üflemeye bakar.
Halbuki Cihan Harbini hazırlayan sebeplerin hiçbiri bizim meselemiz değildir. Ne sömürgelerimiz vardır, ne de çelik imal ederiz. İnsafsız rekabet, daralan pazar payları bizi hiiiç ama hiç ırgalamaz.
Abdülhamid Han savaşa şiddetle karşıdır, zira zafer kazanılsa bile memleket kurur, ordu yıpranır. Kaldı ki İngiltere gibi denizci bir millet varken Almanya’nın yanında durmak akla mantığa sığmaz.
İttihatçılar içinde İngiliz ve Fransız yanlıları da az değildir, ancak Enver Paşa baskın çıkar, koca imparatorluğu maceraya atar.
Neymiş Efendim Berlin-Bosphorus-Bağdat-Bombay hattı kuracak taa Hindistan’a uzanacaklarmış. Bilahare Bakü, Belgrad, Basra! Ne kadar “B”li şehir varsa selam duracak.
Evet müttefikler Çanakkale’de takılır ama bu bize çok pahalıya patlar. Ölen çocuklarımız ekseriyetle yedek subaydır. Ya mimar, mühendis, muallimdir ya hekim, kimyager, baytar...
Abdülhamid Hanın otuz küsür yıldır emek verdiği, üzerlerine titrediği nesil heba olur. Sanayi devrimi hayaldir bu saatten sonra.
İttihatçilerin iki ortak paydaları vardır. Biiir Osmanlı düşmanlığı, ikiii Mehmetçiği kolay harcamaları...
Türkün çocuğuna değer vermez, el kadar sabileri süngü hücumuna kaldırır, mitralyöz üzerine yollarlar. Tiril tiril Yemen kıyafetleri ile karda kışta Allahuekber dağlarına çıkarılanlar ana baba kuzusu değil midir Allah aşkına?
İyi de Liman Von Sanders’in umurunda mı? Adamın derdi Rus’u İngiliz’i Anadolu’da oyalamak. Savaş ne kadar uzarsa ve kanlı olursa Almanya’ya o kadar yarar.

MEĞER Kİ GEÇMİŞ OLA...
İşler sarpa sarınca bazıları Abdülhamid Hanı anlamaya başlar. Mesela Talât Paşa şimşekleri çekmeyi göze alır, Ulu Hakanın kapısını çalar. Doğrusunu isterseniz hürmetkâr davranır. Muharebeler hakkında malumat verir, Payitahtı Konya’ya taşımayı düşündüklerini fısıldar.
Ne demek Payitahtı taşımak? Abdülhamid Han nasıl kızar anlatılamaz.
“Hayır!” der, “Ben Bizans İmparatoru Kostantin’den daha az haysiyetli değilim!”
Öyle ya vatan dediğin canla kanla müdafaa edilir. Selanik’ten çıkmak zorunda kalmıştır ama İstanbul’dan ayrılmayacaktır!..
Koca Sultan sinirden kül kesilir, beti benzi atar. Talat Paşa, “sadece ihtimallerden bahsediyorum” deyip havayı yumuşatır, bizzat eliyle lavanta suyu sunar.
Ve dokuz sütuna manşetlik bir cevap “Benim için öyle bir ihtimal yok!.. Asla da olmayacak!”
Ziyaretçiler arasına Enver Paşa da katılır. Tavrı askercedir, fevkalade saygılıdır. Mahçuptur, konuşurken, önüne bakar.
Sultan bu güçlü ismi yakinen tetkik eder, yeğeni Naciye Sultan’la evlidir, ki bir şekilde akrabadırlar. Evet, gençtir, yakışıklıdır, ağır başlıdır ancak onu biraz hadidülmizâc (öfkeli) ve muhteris bulur, nedense Hüseyin Avni Paşa’yı hatırlatır ona.

BA’DE HARAB’ÜL BASRA...
Savaşın sadece cephede değil masada da kazanılması gerektiğini bilmeyen bu çocuğun Harbiye Nazırlığı gibi ciddi bir makamı elinde tutması tuhaftır. Haydi bir birliğin başında olsa tamam...
Nitekim Çanakkale sarhoşluğu tez biter ve değişik cephelerden mağlubiyet haberleri yağmaya başlar. Zamanla derin fikir ayrılıkları zuhur eder, Talat Paşa ile Enver Paşa arasındaki çekişme ayyuka çıkar.
Enver Bey bir gün yine gelir. Savaşın safhalarını kısaca hülâsa edip, düşmanın nasıl güçlü olduğunu anlatır, üstü kapalı da olsa akıl sorar... Hey mübarek bunu yıllar evvel yapsan ya... Basra harap olduktan sonra!
Abdülhamid Hanın “şimdi mi anladın” deyip azarlaması gerekir ama o karşısındakini kıramaz. Tecrübelerini paylaşmaya gelince konuşmak boşunadır, zira Enver Paşayı iş yapabilecek kıratta bulmaz. Fırtınaya tutulmuş bir geminin yolcusuna, telsizle süvarilik öğretilir mi? Bir kere istihbarat sağlıklı akmaz, harp ciddi iştir, dedikodular üzerinden hesap yapılmaz. Vah ki vah! Bu acemiler elmalarla armutları toplamaktadırlar. Ulu Hakan “Şevketmeap biraderim bu işleri bizden iyi bilirler” der bahsi kapar. Yine de içine sinmez “münferit sulh aramanın devletin hayrına olacağını” söylemeden yapamaz.
Sulh ha! Enver Paşa nasırına basılmış gibi irkilir, itiraz damarı kabarır bir anda.
Abdülhamid Han, Talat Paşa’ya bir şeyler anlatılabileceğine inanır ama ona asla! Yapılacak tek şey kalmıştır. Seccadeyi yaymak, Allahü tealaya sığınmak.
Makamı âlâ olsun Ulu Hakan 91 yıl önce böylesi bir Şubat günü Cenab-ı Hakkın rahmetine kavuşur. Kurtulur şu deni dünyadan...
Eğer zamanında ezip geçtiği üç kuruşluk Yunan’ın Anadolu’yu işgal ettiğini görecek olsa... Nasıl da yıkılırdı ama...


İzin vermedim! Hamd ederim!
Abdülhamid Han Şazeli Şeyhi Mahmud Ebuşşamat’a azlediliş sebebini bakın nasıl açıklıyor: “....şu mühim meseleyi zat-ı reşadetpenahilerine ve emsali ukulü selim sahiplerine tarihî bir emanet olarak arz ederim ki, ben Hilâfet-i İslâmiyeyi hiçbir sebeple terk etmedim. “Jön Türk” ismiyle mâruf ve meşhur olan İttihat Cemiyeti’nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle terke mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmem için ısrarcıydılar. Bilâhare yüzelli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaad ettiler. Kendilerine “değil yüzelli milyon, dünya dolusu altun verseniz bu teklifinizi kabul etmem! Ben otuz seneden fazla bir müddetle Ümmet-i Muhammede hizmet ettim. Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulefa-i İslâmiyeden aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam” diye kat’î cevap verdim. Onlar da hal’imde ittifak ettiler. Ve beni Selanik’e gönderdiler. Devlet-i Osmaniyye ve Alem-i İslâm’a leke sürdürmediğim için olanlar oldu. Bundan dolayı Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim.” 27 Nisan 1909




Sultan II. Abdülhamid Han cuma selâmlığında.

Pişmanlık neye yarar
....Târihler adını andığı zaman;
Sana hak verecek ey koca Sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan;
Asrın en siyâsî Pâdişâhına!..
* * *
Pâdişâh hem zâlim hem deli dedik;
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse biz “belî” dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına...
* * *
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz;
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz;
Sâde deli değil, edebsizmişiz;
Tükürdük atalar kıblegâhına!..
Nerdesin şevketli Abdülhamîd Han? Feryadım varır mı bârigâhına? cümlesi ile başlayan bu şiir hayli uzun, lakin tamamını aktarmak beni aşar. Cesur olmak gerek, en az Filozof Rıza kadar...

Nadimlerden biri de Süleyman Nazif’tir:
“Padişahım gelmemişken yada biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler başlasak feryada biz,
Hasret olduk eski istibdada biz” der, adeta tövbesini açıklar.
Ulu Hakan, Rumu, Ermeniyi, Yahudiyi, hatta Masonları ve İttihatçıları bir şekilde çözer, gelgelelim İslam adına çıkan muarızlarını anlayamaz. Acı ama onu en fazla “dost bildikleri” hırpalar.



sağlıkcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #25
Alt 28.10.2009, 10:53
 
Üyelik tarihi: 26.07.2009
Yaş: 37
Mesajlar: 1.010
Teşekkür etti: 336
115 Teşekkür 94 Mesaja aldı
Eline saglik sag ol harika bir paylasim yapmissin Srdr44. Ben de inaninmiyorum arkadan vurduklarina varsa bir delil ortaya konulsun bakalim o delil itibar elir mi sonra iddea edenden bir delil istenir.
ALI72 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #26
Alt 28.10.2009, 11:15
 
ATTAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2006
Mesajlar: 2.597
Teşekkür etti: 694
467 Teşekkür 339 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız aynur79
Mesajı göster
türkün türkden başga dosdu yok
aptalca bir söz...
ATTAR isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #27
Alt 30.11.2009, 01:31
 
Üyelik tarihi: 26.07.2009
Yaş: 37
Mesajlar: 1.010
Teşekkür etti: 336
115 Teşekkür 94 Mesaja aldı
Eline saglik sag ol Saglikci arkadasim harika bir paylasimda bulunmussun.

ALI72 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #28
Alt 30.11.2009, 10:36
 
Üyelik tarihi: 28.05.2006
Mesajlar: 2.392
Teşekkür etti: 395
445 Teşekkür 333 Mesaja aldı
bizi arkadan vuranlar ingilizlerin oyununa gelen vahabiler ve onlarin "türkler gavur oldu" propagandasina kanan cahil arablar olmustur ama hepsi degil,genelleme yapilamaz,osmanlinin yaninda yer alan arablarin sayisi cogunluktaydi,ben öyle biliyorum,öyle okudum.
OSMANLI isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Araplar bızı arkadan vurdu koskocaman yalan!!!!! ehlisünnet76 Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 14 10.01.2010 10:51
Araplar hain mi? A.BEYHAN SOYLU İslam Tarihi 51 15.11.2009 01:30
Dirilt bizi ey Kur’an, bizi ve kalbimizi. Zikra Dini Bilgi ve Eğitim 0 23.09.2009 09:43
Araplar bizi arkamızdan vurdu mu? bozan Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 28.02.2009 11:02
Bu Araplar ne yaptı size! jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 07.03.2006 10:54

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:15 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
Impressum - İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git