İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Tarih > Cumhuriyet Tarihi
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 25.06.2009, 15:05
Zaman insnları değl armutlrı olgunlştrır
 
tuğba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.09.2008
Yaş: 26
Mesajlar: 2.099
Teşekkür etti: 472
454 Teşekkür 249 Mesaja aldı
Arrow Atatürk: O şahıs benim babam değil!

Atatürk: O şahıs benim babam değil!

Atatürk'ün babası olarak bize gösterilen, bazı tarih kitaplarında bile yer alan resmin aslında uydurma olduğu anlaşıldı. Tarih araştırmacısı Mustafa Armağan'ın yazısı:

Atatürk’ün babası kimdi? Gazi Mustafa Kemal’in 1922 yılında “Vakit” gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a anlattığı hatıralarından beri bu sorunun içinden çıkılamamıştır.

Şimdi içinizden ‘Peki Atatürk köşelerinde gördüğümüz o fesli, bıyıklı adam kim o zaman?, diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Hevesinizi kursağınızda bırakmak istemem ama o fotoğraftaki kişinin ‘Atatürk’ün babası’ olduğu tezi, doğrudan doğruya bir İnönü devri yutturmacasıdır. Biz İnönü’nün göstermek istediği Atatürk ile Atatürk’ün kendi zamanındaki Atatürk’ü fena halde birbirine karıştırmış durumdayız. Daha doğrusu biz Atatürk’ü İnönü devrinde ona giydirilen deli gömleğiyle tanımak zorunda kalmış bulunuyoruz. Şimdi o gömleği çıkartmaya uğraşıyoruz ki, işimiz hiç kolay değil…

Daha önce de yazmıştım: İsmet İnönü’nün 12 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde “Nutuk” bir tek defa bile basılmamıştır. Neredeyse yasaktır. Basılmıştır diyen varsa getirsin bir örneğini. 1938’de Atatürk’ü sağlığında yapılan son baskısından sonra ilk kez 1950 yılının ikinci yarısında basılabilmiştir “Nutuk”un ilk cildi.

Mesela 1931’de basılan “Tarih IV” adlı lise ders kitabında da, ölümünden hemen sonra Kanaat Kitabevi tarafından basılan M. Turhan Tan’ın “Atatürk” kitabında da Atatürk’ün babasının fotoğrafını bulamazsınız. Neden acaba? Şimdi babası Ali Rıza Efendi’nin olduğunu sandığımız ünlü fotoğrafı, Atatürk’ün onayından geçmemiştir de ondan.

Peki nedir bu fotoğrafın hikâyesi? Neden o gün yokken bugün ders kitaplarımıza kadar sızabilmiştir? Tarih üzerinde bir oyun mu dönmektedir yoksa?

1935 yılında tesadüfen Ankara Cebeci’deki Şehnaz Hanım’ın aile albümünden çıkmış olan bu fotoğrafı büyük bir sevinçle hemen Atatürk’e ulaştırırlar. Sağdan bakar, soldan bakar, büyüttürür. Hayır, küçük yaşta kaybettiği babasının görüntüsü, fotoğraftakine hiç benzememektedir. Atatürk’ün içi ‘resimdeki adam’a bir türlü ısınamamıştır. Nitekim Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı kitabında yazdığı üzere Atatürk, sonunda “Bu bizim peder değildir” diye kestirip atmak zorunda kalmıştır.

Ne çare ki, onun inkâr ettiği “peder”in fotoğrafı kitaplara girmiştir bir kere, artık hangi babayiğit çıkartabilir.

Ali Rıza Efendi’ye ait olduğu söylenen bu fotoğraf, ilk kez 1939 yılında, yani artık atışın serbest hale geldiği İnönü devrinde “Belleten”de İhsan Sungu tarafından yayınlanır. İşte bu tarihten sonra kitaplarda o zamana kadar Mustafa Kemal’in soyunu tek başına temsil eden Zübeyde Hanım’ın yanına yeni bir fotoğrafın yerleşmeye başladığı görülür. Bu tavırdan, Tek Parti dönemi muhafazakârlığına denk düşen ‘iyi aile çocuğu’ Atatürk imajının zihinlere kazınmak istendiğini çıkartmak zor olmasa gerek.

Peki gerçekten de Atatürk’ün babası kimdi? Ali Rıza Efendi’ydi elbette. Ne yazık ki, onun hayatı hakkındaki yayınların hiçbirisine tam olarak güvenemiyoruz. Biraz okuyunca kafanızın aşure kazanına dönmesi sebepsiz değil.

Mesela en muteber kaynaklardan sayılan Şevket Süreyya Aydemir, “Kırmızı Hafız”ı Ali Rıza Bey’in amcası yaparken (“Tek Adam”, I, 1969, s. 31), Prof. Şerafettin Turan babası yapmaktadır (“Kendine Özgü Bir Yaşam”, 2004, s. 20). Yine Prof. Turan, Atatürk doğduğunda babasının Evkaf idaresinde çalıştığını yazarken (s. 20), Erol Mütercimler kereste tüccarlığı yaptığını iddia etmektedir (“Fikrimizin Rehberi”, 2009, s. 39). Oysa Atatürk, 1922 Ocak’ında Ahmet Emin Yalman’a verdiği röportajda kendisi okula başlarken babasının “rüsumat”ta, yani gümrük idaresinde memur olduğunu söylemiştir.

Bu durumda Ali Rıza Efendi’nin bütün hayatı alt üst oluyor. Önce Evkaf’ta kâtiplik yapıyor, sonra kereste tüccarlığı, 6 yıl sonra ise gümrük memurluğu. Oysa doğru sıralama, önce Evkaf, sonra Rüsumat idaresi ve en son memurluktan istifa ettikten veya emekli olduktan sonra kereste ticareti yaptığı şeklinde olacaktı (ölümünden önce bir ara tuz ticareti yaptığını Makbule Hanım anlatmıştır).

Üstelik Atatürk’ün babasının hangi yılda öldüğü de bilinmez. Rakamlar kitaptan kitaba, üstelik 5-6 yıla kadar oynuyor. Kimisi 1893’te öldü diyor, kimisi 1887 veya 1888’de. İnkılap tarihinin duayenlerinden Prof. Enver Ziya Karal, “babası genç yaşta öldü”, diye yazıyor. Yahu üstad, eğer Ali Rıza Efendi 1839’da doğmuşsa ve ölüm tarihi 1893 ise öldüğünde 54 yaşındadır ve bu nasıl “genç” ölmektir?

Biyografilerindeki ciddiyetsizliklere son bir örnek: Atatürk Şemsi Efendi mektebine başladıktan “az zaman sonra” babasının öldüğünü söylemiştir. Eğer okula 6-7 yaşlarında başlamışsa tarih, 1887 olmalıdır. Oysa bildiğimiz kadarıyla bundan sonra tam 6 yıl daha yaşamıştır Ali Rıza Efendi. Bu hesaba göre babası öldüğünde Atatürk 13-14 yaşında olmalıdır. Yani babasının ölüm tarihini esas aldığınızda Atatürk 14 yaşında, kendi demecindeki okula yazılmasından az sonra öldüğü bilgisi esas alınırsa da 7 yaşında çıkıyor. Hangisi doğrudur? Henüz bilmiyoruz.

Gördüğünüz gibi Atatürk’ün babasının kimliği konusunda karanlıklar içinde yol bulmaya çalışan ressam Brüghel’in körleri gibiyiz. Anlaşılan Atatürk de, 1930’ların sonlarına gelinirken, olgunluk dönemini idrak eden her erkek gibi babasını merak etmiş ve onun izlerini araştırmalarını istemiştir yetkililerden. Nitekim Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki belgeler bu araştırmanın Selanik’e kadar uzandığını gösteriyor (030-10-1 7 6 nolu dosya).

Maalesef bu araştırmadan da Atatürk’ün babası hakkında dişe dokunur bir sonuç çıkmamıştır. Atatürk’ün ölümünden bir yıl önce babasının kimliğini araştırma merakına kapılması bize yine de bir şey söylüyor olmalıdır. Gençliklerinde babalarını aştığını düşünen erkekler, olgunluk çağlarında “baba”yı yeniden keşfe çıkmak ihtiyacını duyarlar.

Karlı bir gece yarısı baba yeniden evine dönecek midir? Bu ev, Çankaya Köşkü bile olsa…

tuğba isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
İnsanlar, söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unuturlar; ama onlara neler hissettirdiklerinizi asla unutmazlar...
  #2
Alt 27.06.2009, 14:51
 
oNURR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.01.2009
Mesajlar: 278
Teşekkür etti: 230
72 Teşekkür 47 Mesaja aldı
Ali Rıza Efendi o bizim yıllarca resmini gördüümüz kişi değil mi yani?
ben yine de o resmi tercih ederim dindar birine benziyo çünkü:)
oNURR isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 07.09.2009, 01:53
 
Serdar55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.08.2008
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 69
86 Teşekkür 64 Mesaja aldı
NTV tarih dergisi bir sayısında Atatürk'ün normalde bilinen Selanik'te ki evde doğmadığını dile getiriyordu.
Serdar55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 07.09.2009, 11:54
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 6.989
Teşekkür etti: 255
1.214 Teşekkür 593 Mesaja aldı
Adamın mutlaka bir babası vardır. İnönü'de fena mı yapmış. Bu kadar mühim bir insanın babasına ait bir resim bulmuş. Hemde resim kızkardeşinin bohçasından çıkmış. Eğer babası değilse o resmin orda ne iş var. Eğer o resim de olmasaydı millet ne derdi...
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
"Maksadların Anası Sabırdır"
  #5
Alt 07.09.2009, 19:30
 
Serdar55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.08.2008
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 69
86 Teşekkür 64 Mesaja aldı
Hüsnüz zan yapardık.

Konu Serdar55 tarafından (08.09.2009 Saat 00:47 ) değiştirilmiştir.
Serdar55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 07.09.2009, 19:34
 
Serdar55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.08.2008
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 69
86 Teşekkür 64 Mesaja aldı
MUSTAFA ARMAĞAN
Zübeyde Hanım`ın vasiyeti yerine getirildi mi?
Zübeyde Hanım üzerine neden bilimsel bir çalışma yapılmaz? Yoksa bilmediğimiz bir sakıncası mı var? Bilimselinden geçtik, İpek Çalışlar`ın `Latife Hanım`ı gibi popüler bir esere de razıyız. Lakin yok, yok.


Bu yüzdendir ki, sarı saçlı küçük Mustafa`nın kargaları kovalamasından ya da annesiyle babasının mahalle mektebine mi yoksa Şemsi Efendi mektebine mi gitsin kavgasından bir adım ileriye gidemiyoruz.


Mesela Zübeyde Hanım`ın babasının `Molla Feyzullah`, kendisinin de dindarlığı kastedilerek `Molla Zübeyde` diye anıldığını bilmeyiz. Neden? Yazmazlar da ondan.


Ya onu Ankara`da görmüş olan Halide Edib`in yazdıklarına ne demeli? Türkün Ateşle İmtihanı` adlı kitabına göre hasta yatağında yatan Zübeyde Hanım Anadolu`nun kurtarılmasıyla ilgilenmiyor, oğlunun Selanik`i kurtarmasını istiyordu.


Bir de vasiyetnamesi vardır Zübeyde Hanım`ın ki, neden üzerinde durulmadığını anlamak kolay değildir.


Mustafa Kemal Paşa Ankara`daki yoğun mesaisi arasında annesiyle eniştesi Mecdi Bey vasıtasıyla haberleşiyor, yine anne tarafından akrabası olan Dışişleri Bakanlığı Levazım Müdürü Cemal (Bolayır) Bey eliyle ona mektup ve para gönderiyordu.


Cemal Bey İstanbul`a bir gelişinde Zübeyde Hanım kendisini iyi hissetmediğini söyleyerek vasiyetini yazdırmak ister. Yakın komşulardan üç şahit çağrılır ve vefatından yaklaşık 11 ay önce vasiyetname yazılır. Zübeyde Hanım kâğıda önce mührünü basar, sonra da baş parmağını.


16 maddelik vasiyetnamenin metni epeyce uzun. Dileyen tam metnini kişisel sitemden okuyabilir (Mustafa ARMAĞAN - Kişisel Web Sayfası). `Ben Zübeyde, mevcut mallarımın üçte birini ayırarak aşağıdaki gibi sarf ve vakfedilmesini vasiyet eylerim` diye başlayan vasiyetnameyi özetliyorum sizin için:


1. Ölünce yıkanıp kefenlenme ve kabir yaptırılma işiyle dedegân (bununla Mevlevi dervişlerinin kastedildiğini Şemseddin Sami yazıyor) ve tehlilhân (cenazelerde yüksek sesle `La ilahe illallah` diyen) efendilerle beraber kabrine götürülmek istiyor. Defnedildiğinin üçüncü günü akşamı hafızlar, hocalar, akraba ve ahbapların akşam yemeğine davet edilerek yemekten sonra Kur`an-ı Kerim`den cüzler okunması ve duanın ardından hafız ve hocalara para dağıtılması için 450 lira kâğıt para bırakıyor.


2. Beşiktaş`taki Yahya Efendi`nin yakınına defnedilmek istiyor.


3. Yahudi iken Müslüman olan Hayriye Hanım`a, onun ölümü halinde oğluna 10 lira verilecektir.


4. Daima akmak üzere şehrin münasip bir yerinde bir çeşme yaptırılıp suyu akıtılmak ve ara sıra tamirine sarf olunmak üzere 475 lira tahsis edilecektir.


5. Her cuma günü namazdan bir saat önce başlayarak ezan okununcaya kadar uygun bir camide cemaate iki cüz Kur`an tilavet ettirilerek okuyanlara nemasından verilmek üzere 490 lirayı bırakıyor ve ekliyor: 4. maddenin hükümleri için şer`i mahkemelerde vakfiyenin tescil ettirilmesi.


6. Oruç, namaz ve günahlar için ve Kurban Bayramı`nın ilk günü 5 adet kurban kesilmek ve eti talebeye yedirilmek ve Kur`an hatmettirilmek üzere bir defaya mahsus olarak Çocuk Esirgeme Kurumu`na (Dârü`l-Eytâm`a) 200 lira bağışlanacaktır.


7. Paramı Selanik Başşehbenderi Kâmil Beyefendi`ye teslim ettim. Osmanlı Bankası`nda muhafaza edecektir. Kâmil ve Cemal beyler burada saydıklarımın yerine harcandığını belgelendirerek oğlum Mustafa Kemal Paşa`ya hesap vereceklerdir.


Bir cenazenin bütün dinî muamele ve geleneklerin ayrıntılı olarak zikredildiği bu metnin en fazla dikkatime batan tarafı, Zübeyde Hanım`ın Kanuni`nin süt kardeşi Yahya Efendi`nin yanına gömülmek istemesidir. Tabii sadaka-i cariye olarak çeşme yaptırılması ve çeşme için vakıf kurulması istekleri de çok önemli. Bir başka nokta ise kazaya kalmış oruç ve namazları için kurban kestirmek istemesi. Tabii bu işlerin takibi işini sevgili oğluna emanet etmesi ise bambaşka güzellikte bir mesaj içeriyor.


İyi güzel de, nasıl öldü Zübeyde Hanım?


Tam Mustafa Kemal Paşa`nın İzmir`den ayrıldığı günün akşamı vefat etti. Oğluna ertesi günü Eskişehir`de verildi ölüm haberi. İzmit`te hayatî önemde bir basın toplantısı olduğundan cenaze törenine gidemedi. Başyaveri Salih Bozok`a çektiği telgrafta, `Merhumenin münasip bir tarzda merâsim-i tedfiniyesini (defin törenini) ifa ettiriniz` diyordu.


Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923`te vefat etmiş, ölüm haberi Mustafa Kemal`e 15`inde verilmişti. İzmit mülakatının ardından Ocak`ın 27`sinde geldi İzmir`e ve sevgili annesinin kabrini ziyaret etti. Orada etkileyici bir konuşma yaptığını biliyoruz.


Peki cenazenin defin işini kim oganize etmişti? Bu kişi, müstakbel kayınvalidesi Zübeyde Hanım`ı evinde ağırlayan Latife Hanım`dan başkası değildi. Fakat işin ilginç tarafı, Latife Hanım o sırada henüz evli değildi. Çalışlar`ın kitabında herhangi bir kaynak göstermeden şunlar yazılmış: `Latife mezarlıkta yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, ilk gece İzmir`in tanınmış hafızlarından 33 kişi çağırarak sabaha kadar hatim duası indirtmiş, üç gün üst üste dua, kırkında da mevlit okutmuştu. Ayrıca 52. gece de fakirlere aşure dağıtılıp, hatimler indirilmişti.`


Tabii şunları da okuyoruz aynı kitaptan: `Mustafa Kemal annesinin cenaze töreni için İzmir`e gelmedi... 16`sında İzmit`te İstanbul basınıyla buluştu. 20-24 Ocak`ta ise Bursa`daydı. Şerefine Madam Brotte`un otelinde düzenlenen büyük akşam yemeği bir evlilik partisine dönüşmüştü.`


Ya Zübeyde Hanım`ın Karşıyaka`da bulunan mezarını kimi yaptırmıştı dersiniz? Kimisi Kâzım Karabekir yaptırdı diyor, kimisi de Latife Hanım. Ancak bu ilk mezarın bugünküyle hiçbir alakası yok. Bugün tek bir kaya parçasından ibaret olan mezar taşı, 1940 yılında yaptırılmış. İlkinin eski yazılı kitabesinde `TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin valide-i muhteremeleri Zübeyde Hanım`ın Ruhuna el-Fâtiha` yazılıydı. Yerine konulan o kaya parçasının üzerinde `Atatürk`ün Anası Zübeyde Burada Gömülüdür. Ölümü 1923` yazmaktaydı. Şimdilerde bu yazı da kayanın üzerinden kaldırılmış ve yerine Zübeyde Hanım`ın bir kabartma büstü konulmuştur; yazıyı başka bir mermer levhada okuyoruz.


Kim mi böyle istedi? İsterseniz ben anlatmayayım da, siz Hasan Rıza Soyak`ın anılarından okuyun.


Bir vasiyet var ortada, bir de mezar. Uyulup uyulmadığına karar vermek size kalmış. m.armagan@zaman.com.tr
Serdar55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 07.09.2009, 19:48
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 6.326
Teşekkür etti: 207
518 Teşekkür 246 Mesaja aldı
****

Konu Alperen tarafından (08.09.2009 Saat 01:13 ) değiştirilmiştir.
Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 08.09.2009, 00:48
 
Serdar55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.08.2008
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 69
86 Teşekkür 64 Mesaja aldı
Kusura bakma abi, değştirdim.

Mesajını sende değiştirde abi, ahirette karşı çıkmassın.
Serdar55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 08.09.2009, 01:13
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 6.326
Teşekkür etti: 207
518 Teşekkür 246 Mesaja aldı
Alıntı:
Mesajı yazan Arkadaşımız Serdar55
Mesajı göster
Kusura bakma abi, değştirdim.

Mesajını sende değiştirde abi, ahirette karşı çıkmassın.

Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Benim babam senın babanı dover...!! мєяνє Resim ve Karikatür 11 06.04.2009 22:38
Kurtulmuş'tan Atatürk mesajı : Muasır Medeniyet Batı Değil Arifan Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 7 09.11.2008 19:24
Başsavcılık: Atatürk’ü sevmemek suç değil.. HayırLI Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 19 02.08.2008 23:02
Benim Babam BeytullaH Özgün Yazılarınız 1 16.05.2008 10:12
Benim İşim Değil Ki serseriyim Fıkra ve Mizah 18 04.03.2004 00:24

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:29 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
Impressum - İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git