Üyelik tarihi: 09.04.2003 Teşekkür etti: 57
38 Teşekkür 32 Mesaja aldı
| Salyangoz satıcıları Salyangoz satıcıları
Fıkra bu ya... Eski devirlerde fakir fukara adamın birinin oğlu, bir vesileyle Padişah’ın kızını görmüş... Bir görüşte kıza aşık olmuş... Kalkmış babasına, “Baba bana Padişah’ın kızını iste” diye tutturmuş... Babası da oğlunun ısrarlarına dayanamamış, düzülmüşler sarayın yoluna... Baba önde, çocuk arkada giderlerken, bir tanıdıklarına rastgelmişler... Adam, ciddi düşünceler içinde yürüyen Baba-oğula, “Nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş... Padişahın kızının aşkıyla tutuşan çocuğun babası, çekinmeden, “Padişahın kızını istemeye gidiyoruz” demiş... Adam şaşırmış... “Yapma ya...”demiş, “Peki, Padişah kızını size verecek mi? Buna bir umudunuz var mı?” Adam, yine ciddi ciddi cevap vermiş, “Valla...Bizden yana iş tamam” Yıllardır, AB hülyasıyla yanıp tutuşan Türkiye’nin hali de, aynen fıkramızdaki Padişah’ın kızını istemeye giden adamın haline benziyor.
Ne gariptir ki, yıllardır Türkiye’nin dümenine geçen yöneticilerimizin hemen hepsi, ufuk olarak hep Batı’yı işaret etmişlerdir. Batı’lıların bizim hakkımızda ne düşündükleri, bizim nev-i şahsımıza münhasır değerlerimize nasıl baktıkları, coğrafi özelliğimiz, kimliğimiz ve tarihi misyonumuza nasıl yaklaştıkları, bizim yöneticilerimizin “yön bulma” konusundaki fikirlerini etkilememiştir. Varsa da, yoksa da batı...
3 Kasım seçimlerinden sonra iktidara gelen AKP de “ABtrenine binebilmek için” var gücüyle uğraşıyor. AB’ye uyum adına 7. paket de meclisten apar topar geçirildi.
“Gözümüzün kapı tokmağında, içerden gelecek “derslerini çalıştıysan gel biraz anlat” nidasını beklediğimiz Avrupalıların bizim değerlerimize nasıl yaklaştıkları konusunda ise önceki gün ilginç bir gelişme yaşandı.
Almanyalı bir kadın parlamenter, Başbakan Tayyip Erdoğan’a, “Kur’an-ı Kerim’de başörtüsü var mı? İslâm ülkelerinde dört kadınla evlenilebiliyor. Bu da Kur’an-ı Kerim’de var mı?Mecburi mi?” gibi sorular yöneltiyor.
Başbakan Erdoğan, bu soruları geçiştireceği yerde, İmam-Hatip Lisesi kökenli olduğu için cevaplamaya çalışıyor, “Dört kadınla evlenmenin emir değil, ruhsat olduğunu, şartlar gerektirdiğinde İslâm’ın dört kadınla evliliğe izin verdiğini” ve “Başörtüsü’nün Kur’an’da bir emir olduğunu” söylüyor.
İşin enteresan boyutu ise bu diyalogdan sonra yaşanıyor... Aldığı cevaptan memnun olmayan kadın, toplantıyı terketmeye kalkışıyor ve etrafındaki diğer parlamenterler tarafından sakinleştiriliyor.
Hem kel, hem fodul diye bir laf vardır... İşte, o parlamenterin tavrı da bunu andırıyor... Hem İslâm’ın bu konular hakkındaki hükümlerini bilmiyor, hem de aldığı cevaplar hoşuna gitmeyince sinirleniyor.
İşte, hülyalarını kurduğumuz AB’nin bizim dini kimliğimize yaklaşım tarzı. Bizler, onların insanlar her haltı işleseler bile günahlarından şıkır şıkır arınabildikleri “günah çıkarma” veya Allah (c.c.)’üne eş koşan “Baba-Oğul-Ruhul Kudüs” gibi dini kavramlarını eleştiremeyeceğiz, onlar ise “dört kadınla evlenme, başörtüsü” gibi konuları istedikleri gibi dillerine dolayabilecekler. AB’nin “din ve vicdan hürriyeti” diye bize yutturmaya çalıştığı şey, “misyonerlerin bu ülkede cirit atma” hürriyeti olmasın sakın...
Anlaşılan o ki, “Salyangoz satıcıları” hazır kıta bekliyor...
__________________ Süpermen olmak lazim |