‘Dedi’ydi, ‘kodu’ydu derken “dedikoducu” mu oldum? “Biri evli, biri üniversite okuyan iki kızım var. İkisiyle anne-çocuk olmakla beraber aynı zamanda dost-arkadaş gibiyiz.
Üçümüzün arasında çok güzel bağlarımız var. Birbirimize her konuda danışır, fikirlerini dinleriz. Kişisel problemlerimizi paylaşırız. Aramızda konuşarak, fikir üreterek çareler ararız. Genelde ben anne olarak tecrübelerim ve olgun düşüncelerimle onları yönlendiririm. Kızlarım bana danışacakları zaman konu olan kişinin sözlerini, davranışlarını aktarırlar. Bu kişiler aileden de olabiliyor, okul veya akraba çevresinden olabiliyor. Söz konusu olan kişilerin hak-hukuklarına dikkat ederek çözüm arıyoruz. Geçenlerde bizi yakından tanıyan bir akrabamız bana çocuklarımın yaptığı dedi-koduları dinlediğimi ve onların günahına ortak olduğumu söyledi. Çok şaşırdım, ben dedikodu dinlemiyorum. Gayem çocuklarımın sosyal hayatlarındaki sorunlarına yapıcı çözümler bulmalarına yardım etmek.
Yoksa kim ne demiş, ne yapmış merak edip öğrenmek gibi bir kastım yok. İyi niyetime rağmen günah mı işliyorum?” Yaratılış hikmeti bakımından yaratılmışların en şereflisi olan insan, İslâm dinini yaşamakla insanlar içinde en aziz duruma gelir. Müslüman için insanlar arasında aziz olmak çok önemli bir lütuftur. Ama bunu hak edebilmek için söz, düşünce ve hareketlerimizde çok dikkatli olmalıyız. Bizim emrimize sunulmuş olan bedenimizi doğru kullanırsak insanlığımızı yüceltmiş oluruz. Tersi olursa elbette sonuç da üzücüdür. Vücudumuzun azaları olan eller, ayaklar, gözler, kulaklar ve dil hayatımız içinde çok önemli yer tutar, işlevleri İslâmî olduğunda yaşantımız dünya ve âhiret için değer kazanır. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce
Allah şöyle buyurmuştur: “İyice bilmediğin bir şeyin arkasına düşme, çünkü, kulak, göz, kalp bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” (el-İsrâ, 17/36), “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizin arkasından çekiştirmesin. Sizden herhangi biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz
Allah tövbeyi kabul eden ve çok esirgeyendir.” (el- Hücürât, 49/12). İslâm dini, insanın özel hayatının korunmasını bir hak olarak görmekte ve çok önem vermektedir. Kişiliğe saldırı olarak adlandırdığı gıybeti (dedi-kodu) yapanın ve söz getirip götürenin ‘kul hakkı’nı ihlâl ettiğini bildirmektedir. Yüce
Allah, kul hakkı konusunda alacaklı-verecekli olan kulların arasına da girmeyecektir. İşte bu nokta çok önemli; kul hakkını ihlâl eden kişi tövbe etmekle affa erişmez, ancak hakkını ihlâl ettiği kişiden özür dileyip, helâllik almadıkça. Yaşam içinde çeşitli insanlar ve onların davranış ve sözleriyle karşı karşıyayızdır. Bazen söylenenler karşısında şaşırır kalırız da bir söz çıkmaz ağzımızdan, bazen de kendimizi savunur, duruma hakim oluruz. Sonra bu olayı bir yakınımıza anlatmak, rahatlamak isteriz.
Ailem dergisi (zaman)
.