İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > GENEL > Muhabbet Olsun
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 19.02.2007, 14:28

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Kırk ambar !...


Aşk Varsa ;Leyla Var Mecnun Yok !


İki dirhem bir çekirdek odaya girdiğinde bu yakıştırmanın ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı devirlerden kaldığını bilmiyordu. Okkanın dört yüzde birine denk gelen dirhemi tanımadığından olacak kendisine yapılan zarif nükteyi anlamadı ya da anlamamazlığa geldi. Bir Osmanlı altınının toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sahip olduğunu bilse belki de hiçbir zaman farkına varmadığı zarafetiyle tanışacak, ondan sonra hayatı her zamankinden daha kolay olacaktı. Oysa resmettiği Leylâ’nınkilerin eşi gece rengi gözlerini, her an kızarmaya hazır yanaklarını o güne kadar kimse ona hatırlatmamıştı. O sırada Leylâ ile Mecnun kitabının deseniyle uğraşıyor olması bir tesadüf olamazdı.
Bilgisayarına aktardığı Leylâ ile Mecnun’un minyatür desenleriyle sabahtan beri ince ince oynuyordu. İki sevdalıya çok geçmeden aynı kadehten aşk şarabı içirmesi gerekiyordu. “İki tende tek can; bir kabukta çifte badem…” diyordu dizeler. Bu seferki desenin her zamankinden daha zor gelmiş olmasının bir nedeni olabilir miydi? Yanıtı bildiğinden üzerinde fazla düşünmeden turuncunun en sarısını, morun en eflatunuyla yan yana getirdi. Mecnun’u bülbül yaptı bu sefer, Leylâ’yı ise gül. Gül gonca önce açılacaktı, bülbülse seyredecek. Diğer sahneyi beklemeyi dayanamadı çünkü gülün adı pek latifti, rengiyse cazip. Bülbülden sızan kanla solgun güle rengini verdi, beyaz gül aşkından mı yoksa utancından mı bilinmez oldu alı-al mor-u mor. Oysa gerçek hikayede önce gül mevsimi geçecek, bülbül lâl olacaktı. Tekrar gül mevsimi geldiğindeyse bülbül ötecek, gül naz edecekti.


Hiç görmemişti Mecnun’u. Ama cismini biliyordu. Mecnun ‘çılgın’ demekti. Mecnun’u Leylâ; ‘Leylâ’nın çılgını’. “Öyle bir delilik ki bin akla bedel. O ne çılgınlık ki bin usluluğa değer. İnce duyuşlar madeninden bir cevherdi bu hal. Bir kitaptı, filozofların içinden çıkamadıkları ilimlerle dolu.”

Leylâ içinse bir ay parçası diyorlardı. “Kara gözünden sürmenin utandığı, kara benine kara amberin tutulduğu, kara saçına kara misk’in esir olduğu, sevdalandığı. Kızıl dudakları gül, inci dişler güle düşmüş çiğ taneleri.” Leylâ’yı kendisi yaptı. Toprak damda dalga dalga köpürttü ikisini. Mecnun mecnun oldu. Ortalık kızardı. Leylâ’nın gözleriyse hala bakire. Kara kara bakmamaları için su doldurdu gözlerine. Sanki Leylâ onu çizmesinden önce yoktu, var etti; varlığından haberdar etti.

Yan masadan gördüm her şeyi. Resmederken sanki kıskandı Leylâ’yı. Öbür sayfada yalnız çizdi Mecnun’u. Çünkü her kavuşma bir ayrılıktı. İki sevdalının arasından dilsiz su geçirdi. Artık aralarında deniz vardı. Leylâ gözlerini Mecnun’a bıraktı kaybetmektense, Mecnun ise kendini çöle attı. Mecnun’un gözlerine Leylâ’nın vuslatını çizdi. Dilindeyse zaten sadece Leylâ’nın adı vardı. Mecnun’un yanına ahular, kuşlar koydu. Gözleri Leylâ’ya benziyor diye, çölde ceylanlarla arkadaş ettirdi. Leylâ’yıysa bir daha tanımadı Mecnun. Yürüdü ve Leylâ’dan ilahî aşka geçti.
Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ’yım diyorsun. Sen Leylâ isen, beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Kimse seni burada görmeden git. Ben ki varım, sen içimdesin, bunu bil!

Sabaha karşı bitirdi çizmeyi. Sabretmeyi öğrendi. Sabır göz pınarlarını kuruttu. Leylâ ile Mecnun aşkının hayali peşinde koşmaktansa soluk almadan beklemeyi öğrendi. Sevdanın içinde tek kişi vardı; seven. Sevileninse bundan haberi bile olmayabilirdi. En önemlisi aşkın kavuşmaktan, vuslattan kaçtığını öğrendi. Mecnun Leylâ’ya kavuşmuş olsaydı, ne Leylâ ‘Leylâ’ olurdu, ne de Mecnun aşkından mecnun.

Özlem Özyurt - yitikülke

Konu alem-i ervah tarafından (11.03.2007 Saat 23:25 ) değiştirilmiştir.
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 19.02.2007, 14:52

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Suya Sözler

Sen olmak isterdim. İyileştiren olmak, pak eden olmak, söndüren olmak, can’ı besleyen olmak, can olmak, tarafsız olmak renksiz/tatsız olmak gibi, herşeye kucak açmak her rengi taşır gibi… Şifamsın…

Seni seviyorum… Sen olmak, seninle olmak isterdim ey su… Susuzluğum hasretindir…

Hayatın bu kürek mahkumu yorgunluğunu taşıyamadığım zamanlar bir anda uçmak senin gibi, ne güzel olurdu. Ruh hafifliğinde tavaf etmek, tavaf etmek, tavaf etmek… Şehirlerden yükselen yılgın nefesleri katıp önüne serin sabahlar bırakmak.

Çocuk gülücüklerine kar olup yağmak, bir çiğ tanesi güzelliğine bürünmek, hayat ne kadar değişse de, haller ne kadar değişşe de özünde aynı kalmak…

Kinli hançerlerden damlayan kanları bile alıp bağrına usul usul, bilge bilge yürümen, çok bilmenin büründüğü sırlı sessizliğe bürünmen. Endamınla ağır ağır süzülmen ey su.

Boşuna değil eskilerin “derdini suya söylersen o götürür Allaha” demeleri. Senden başkası var mı ki ademlerin derdlerine dayanabilsin. Dinlesin dertleri de taş çatlamasın, ağaç kurumasın, insan sararmasın.

Sense sabırla dinleyip, katarsın bilgeliğine herşeyi. Belki konuşursun da, derde dertlenirsin, “su” dersin, su dilini, şu dilini ögrenmeyi istemez mi insan.”Sızıyı gideren su / suyun sızladığını kimseler bilmez…*”. Ey su, can/su.

Gözlerimi aldı su
Düşlerime daldı su
Beni aşka saldı su
Yakan tadın kaldı su.

Elinden tutsam suyun
Canından tutsam suyun
Sıcağını duysam suyun
Cana vuslat olsun su.

Ne cenkler efsanedir sesinde, nice firakler yansıdı yüzüne, nice vuslatlara şahitsin. Bak şurda Aliş ile Züleyha destanı bir keder gibi acıtıyor çağlayışını.. Fakir ümitler, çocuk ağlamaları, şahların dünya düşleri, aşıkların sırları maviye boyadı seni ağırlığında… Onun için bu hüzünlü yürüyüşün, onun için aynı düşler aynı sırlar her yudumunda insanların.

Şimdi ılgaz dağlarının ıssız göllerinde yüzüne hilal düşmüştür, için için kıpırdamaktasındır… Rüzgar yüzünde üfül üfül çocuk öpücükleri… Zerreler bedenımde kıpır kıpır dalgalanır hilalle. Yıldızlar göz kırpar…

Görkemli yalnızlıklar büyütür kendini uzak diyarlarda… Sesindeki musiki tanınmaz, kimse bilmez gizli kalmışı. Ne aradığını bilmeyenlerin sessiz ruhlarında bir canhıraş çığlıktır hep: “su… su… su…”

Bense en şehirli halimi takınıp seni seyrederim… Adımlarımı kendi haline bırakırım sokaklara. Bir sen kalırsın bende, bir de susuzluğum…

Cana hasret kaldı can / Suya hasret kaldı su
Cana hasret kaldı su / Suya hasret kaldı can.

İsmet Özel
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 20.02.2007, 12:03

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
CENNET'im OLUR MUSUN ?

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?
mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem?
üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?
dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?
hurilerim olur musun? kudret helvam ve bıldırcınım? soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?
ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin?
ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neş’emi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?
arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzûrum, sürûrum, nûrum, zînetim, nîmetim, cennetim olur musun?

fatih okumuş

alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 20.02.2007, 14:31

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 5.104
Teşekkür etti: 5
196 Teşekkür 129 Mesaja aldı
Bismillah...

madem çok ısrar ediyosunuz:)

vesselam
Ninja-Kedi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 20.02.2007, 14:34

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah...

madem çok ısrar ediyosunuz:)

vesselam
Israr mı etmişim... :))

Hem niye üzerine alındın ki sen ? :)
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 20.02.2007, 15:04

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 5.104
Teşekkür etti: 5
196 Teşekkür 129 Mesaja aldı
Bismillah...

yazı neticesinde ilk cevap yazacak bizdik...haliyle cevaplarkende muhatab gibi cevaplamamız icab etti:)baksanıza yazıya...şuyum olurmusun buyum olurmusun:)aslında bu yazı kanaat-i acizanemizce -yazarı müstesna tutuyoruz.- bencilliğin ifadeleri...

sen;dünyanın öbür ucuna benimle geleceksin, dünyanın bir ucunda beni bekleyeceksin, ben fırtınalara tutulacam sen liman olacaksın,ben karanlıklara düşecem sen fener olacaksın,bulutlar göüğü kaplıcak sen pusulam olacaksın,kapılar kapandığında kapım,yollar aşındığında yolum,saklanmak için duvarım,üşürsem evim,arkadaşım,yoldaşım,huzurum,sürurum,cennetim olacaksın...

peki ben ne olacam.....liman sensen,sen fırtınaya tutulduğunda ne olacak???kapılar sana kapanırsa,yolları sen aşındırırsan,senin saklanman icab ederse,senin ellerin üşürse ne olacak????

hayır dostum...sen bana dair birşey olma....sen, sen ol....fırtınaya tutulursan,kapılar sana kapanırsa,yollar artık aşınmışsa ve ellerin üşüyorsa ben buradayım....cennetim olma....sen cennette ol...benim cennetim seni cennette bilmek olsun....

karşılık yok...beklenti yok....sen benim hiçbirşeyim olma....ama senin birşeye ihtiyacın olursa ben burdayım unutma....

ifade edilecek ise sevgi budur....seven birisi için yazı edebi duygusal ve güzeldir...ancak sevgi beklentisiz olmalıdır...aksi takdirde beklentilerden biri gerçekleşmediğinde sevgide biter...dostlukta biter ...arkadaşlıkta biter....

diğer bir konuda ikiziniz "sessiz dostluktan" bahsetmişti...ve bin defa söylesemde dostluğuma inandıramıyorum diyip inkisarını dile getirmişti...fırtınalarla boğuşacaksın, limanın olmayacak belki fakat limanda seni beklediğini bileceksin....ellerin üşüyecek,belki ısıtması için tutacak bir el bulamayacaksın ama onun ellerinin her daim avuclarında olduğunu bileceksin....

hep kendimiz için istemiyormuyuz birşeyleri??

vesselam
Ninja-Kedi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 20.02.2007, 16:23

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Alıntı:
peki ben ne olacam.....liman sensen,sen fırtınaya tutulduğunda ne olacak???kapılar sana kapanırsa,yolları sen aşındırırsan,senin saklanman icab ederse,senin ellerin üşürse ne olacak????
Ben liman olacagım , sen sıgınacaksın ..demek degil midir bu seferde? :)

Evet belki biraz bencilce yazılmış bir yazı lakin

Sen sen ol , ben ben olayım denirse de "biz " diye bir kavram olmayacak ki....
Tamamlanmak , Tamalayan olmak gerekmez mi dostluk vs.de. ........ ?


Alıntı:
hep kendimiz için istemiyormuyuz birşeyleri??
hani bir söz vardır ,
kendim için istiyorsam namertim diye.. aklıma geldi :)
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 20.02.2007, 16:57

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 5.104
Teşekkür etti: 5
196 Teşekkür 129 Mesaja aldı
Bismillah...

hayır muhterem....Sen,sen olurken, ben, ben olmayacağım...ben yine sen olacağım...sahip oldugumuz anlayış bu olursa ancak biz kavramı ortaya çıkar....hani yine birbaşka mevzuda ikizinizle karşılıklı ifade buyurduğunuz gibi "fenafil-dost" olursa biz olur....

bizi tamamlamayı karşıdaki düşünsün....bize düşen karşımızdakini tamamlamak....yani yazıya binaen....bizim ellerimiz üşürse avuclarına alıp ıstımayı karşımızdaki düşünmeli...bizim düşünmemiz gereken karşımızdakinin elleri üşüyormu düşüncesidir.....

yani fenafil dost....yani benin sen olması....

yani dediğiniz gibi...kendim için istiyorsam....:))

vesselam
Ninja-Kedi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 20.02.2007, 22:00

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Eee hadi senin dedigin gibi olsun bakalım... :)
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 20.02.2007, 22:40

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Elif Lâm Râ nedir diyene..



hûrûf-u mukatta’a dandır,
kilittir hem, hem de anahtar.
sözü özüne kavuşturmaya çalışanlar ortaklığıdır.
anonimdir bir nevi, bir nevi de tekelci.




Elif..




söz başı,
ince kaşlı, selvi boylu, tüm ihtişamıyla dim dik duran
nazenin bir dilberdir Elif ..
göz süzerde kandırır
ada kızıdır ..





Lâm ..




koruyucu bir anne gibi,
içre eder sevdiğini,
gönlü geniş anaç Lâm,
Elifin de anasıdır,
bu sebeptendir onu yanına alışı….





Râ ..


Halet-i rûhiye’si değişkencedir,
Kimi zaman kalın kimi zaman ince,
Bazı dem sakin, Bazı dem, coşkun,
Ama her dem soyludur Râ ..
Mekâna uymaz, mekanı kendine uydurur….





Elif… Lâm … Râ ..


Söz başı …
Müennes ..
Mekânı kendine uyduran…




sultan likos
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 20.02.2007, 23:21

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Kendime Yangınım...İnkisarım



Saatten habersizim. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir dertleşme arzusu vardı. Bende sarıldım kağıda kaleme..

Kalemim aklımın hızına yetişemese de , düşüncelerimin arasından sızan birkaç ayrıntıyı olsun karalamak istiyorum. Zaten öyle çok ayrıntı var ki hayatımda, hepsini anlatmam mümkün olamaz.

İçinde bulunduğum ortamların meğer çok uzağında kalmışım. Hayatımı adadığım şey ile adadığımı sandığım şey arasında ne çok fark varmışta şu kör gözlerim görememiş. Hayret doğrusu.

Eskiden hayatımın tekdüzeliğinden bunalır, hareketli bir yaşam arzusuyla yanıp tutuşurdum. Oysa şimdi farklıdan öte , ne idüğü belirsiz bir yaşantım var. Ve nedense nefsini temize çıkarmakta üstüme yok. Duygularımdan kaynaklanan bunalımları bile insanlara atıyor, güya rahatlıyorum. Keşke rahatlayabilsem. Kaçışın bir kurtuluş olduğunu bilseydim çoktan yollara düşmüştüm. Oysa kimden , kime kaçabilirim ki? Yüreğimin aldığı şu dile gelmez hali hangi tabibe gösterip dermanını bulabilirim ki.. Ya Tabibel Kulub! Senden gayrisi YALAN!

Günlerdir depresif halim beni uykuya sürüklüyordu. Oysa bu gece uyumak yok. Bu gece hayatımı değerlendireceğim, hani hiç beceremediğim şey vardı ya; Artıları ve eksileri yan yana getirme , yeni bir yol bulma kendime. İçimde bir ses yine beceremeyeceksin diyor ve ben kapatsın istiyorum vicdanım 'şom ağzını'!

Birden beynime çakılan sancı başımın ağrısının mı yoksa yüreğimin sızısının mı daha çok acı verdiğini düşündürdü de,karar veremedim nefesimi neyin tükettiğine..

Bir muhasebe yapmaya başladığımda karşıma hep yüreğim çıkıveriyor ve vazgeçiyorum hayatımı sorgulamaktan. Çünkü yüreğimin sınır tanımazlığı içinde ben hep yanlışlar yapıyorum. Kimi sevsem yanıyorum. Öyle bir yürek ki benimkisi içine aldığı her insandan sınırsız beklentiye giriyor. Sanki hayattaki en değerli varlık, en kutsal şey sevilen oluyor. Ve ne zaman ben beklentilerime ulaşamazsam hicranlar baş gösteriyor. Kimsenin sınırsız zamanı ya da sınırsız sevgisi yok ki bana istediğimi versin. O zaman yapılması en makbul hareket içimdeki bu ateşe soğuk sular döküp yoluna devam etmek değil midir? Ama devam edemiyorum. Ne garip ki su diye döktüklerim ateşin bir parçası oluyor hatta çoğu zaman alevleri daha bir yükseltiyor.

Galiba yeni yeni hayatı öğrendiğim için içimdeki erozyonu engelleyecek ormanlar teşkil edemedim. Ve tutunacak bir dala ihtiyacım var. Keşke uzandığım dal bu şerefi benden esirgemese..

Hayatıma kattığım yeniliklerin beni eskinin dipsiz kuyularına döndürmesini istemiyorum. Tek istediğim sadece huzur içinde yaşamak ya da bunu başaramayacaksam, ÖLMEK!

Biliyorum ölüm istenmez. Zaten benimde öncelikli isteğim olmadı hiçbir zaman. Ama yine de bazen hayatımın altüst oluşu ya da gidişatının verdiği memnuniyetsizlikten sen de ölümü istemedin mi? Ya da bu dünyanın en şizofreni ben miyim?

Ara sıra her şeyi olduğu gibi bırakıp kapıyorum gözlerimi. Beynim sihirli bir melodi çalıyor ve kendi kurguladığım has daireme dönüyorum. Orada insanların sadece mutlu hallerine yer veriyorum. Gerçek dünyada mutsuzlukları yeterince gördüğüm için daha fazlasına ihtiyaç yok. İnsanlar mutlu olsunlar istiyorum hayalimdeki cennette.. ama mesela benim mutluluğum başkasına ızdırap veriyor. Beceremediğimi fark edip Rabbimin bizlere hazırladığı cenneti merak ediyorum. Öyle ya ben şu insanın daraltılmış aklıyla neyi ne kadar ayırt edebilirim ki..

Geçenlerde yüreğimde mühim bir yer işgal eden biri neyim olduğunu sordu. Oysa ben gözlerimdeki ıztırabı onun okuyabilmesini ne çok isterdim. Hayatına müdahale etmeye veya karmakarışık dünyasından bana ayırdığından daha fazlasını beklemeye hakkım olmadığı halde.. ben sadece onunu gözlerime bakıp "benim için değerlisin" demesini istiyordum. O an beni tüm isyanlardan sıyıracak, bu dertlerden kurtaracak şey buydu.. elimi tutup , yüreğimdeki tüm sıkıntıları alsa uzaklara götürseydi.. hiçbir şey yapmadı diyemem. Çok şey yaptı hemde. O an daha fazlasını yapamazdı maddi anlamda. Ama yüreğimin sesini duymadıktan sonra bunların benim için anlamı var mı ki?

Şu toyluğumun beni ne hallere düşürdüğünün farkındasın değil mi? Tekrar kabuğuma çekilmek 4-5 yıl önceki tek düze hayatıma dönmek mümkün olsaydı galiba bunu yapardım. Yapmamam gerektiğini bildiğim halde.. hala hatadayım, değil mi?

Artık susmak ve susturmak gerekirse yüreğimi, bu hayatın ne virgülü bana ait ne de noktası. Ben sadece gördüklerime şaşıyorum. İşte bu kadar.

Vel hasılı kelam yaşayabilene ne mutlu!!




Hatice DEMİR
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 20.02.2007, 23:25

 
kutayre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.2006
Mesajlar: 1.151
Teşekkür etti: 1
58 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Hayır yazınızı okumadım ama sadece konunun başlığına tek cümle söylemek isityorum müsadenizle.

Aşk varsa: ne leyla var ne mecnun sadece "Hak" var, sadece "Hak" var...
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

(Kişisel Sayfam)


kutayre isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 20.02.2007, 23:39

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
ismi-Leyla , cism-i leyla mecazda kalmaz mı , Aşk gönüle düşünce ...

Ama doğrusun yanlızca HAK var...gerisi ise yalan....
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 11.03.2007, 23:24

 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.022
Teşekkür etti: 0
16 Teşekkür 14 Mesaja aldı
Gitmişliğine ve Susmuşluğuna Dair !....

GİTMİŞLİĞİNE VE SUSMUŞLUĞUNA DAİR


mağrur bir ırmak geçiyordu kalbimin coğrafyasından
her ırmak kadar asi
ve mahcub
günahlığından musdarib her günah gibi
ne vakit değse gözlerin gözlerime
içimde bir inşirah
belliki cennetten geliyordu
bir ırmak işte
her mevsim yağdıkça ben bahar tazeleğinde
mutedil bir akışla sana dökülüyordu


gittin
günüm gecem uykum
tadım tuzum bi yana
tenimin serinliğini alıp gittin
şimdi hangi su
hangi yağmur doldurur bu menfur boşluğu
gittin ve anladım
sırrı ateşmiş aşkın
ayrılıksa
bitimsiz bir çöl susuzluğu


sen gideli kalemime vuruyor efkârım
kırık dökük cümleler kuruyorum öznesi sen
sol yanımda kederli bir şair sancısı
ceplerimde aşka muhalif sloganlar
her satırda gidişinden dem vurup
umarsızlığına göndermeler yapıyorum
biliyorum beyhude
birşey söylemez kelimelerim biliyorum
öyle yabancıyımki aynalara
kendi dilimden ben bile anlamıyorum


sustun
bana yangın yeri sustuğun her söz
müzmin acılar düğümlendi canıma
korkuyorum
yanacak dokunduğum yerler
ateşten libaslar biçildi ruhuma
binlerce günaha bulaşmışken ellerim
cehennemin gölgesi düşmüşken ardıma
bilmem
yakışır mı dilime
serinliğim olur mu ibrahimî bir dua


yitik kuyuların mahkumu artık sende bulduğum yusuf
firari bir tebessüm içimdeki züleyha
omuzlarımda bunca ıstırap yükü
her gün biraz daha eksiliyorum
biraz daha küsüyorum mutluluk mefhumuna
söylesene sevdiğim
eski bir fotoğraf mı şimdi tüm yaşanmışlar
lügatlerde izahı bulunmazken halimin
hangi şiir hangi şarkı anlatsın beni
terkedilmiş evler gibi yalnızım
perişanım kaybedilmiş savaşlar kadar





-alıntı-
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kırk Ayette Müslüman Kimliği kübra_sabır Dini Bilgi ve Eğitim 0 23.10.2008 22:56
Kırk bin kahramanın başarısı Alp İslam Tarihi 0 16.04.2007 11:23
::..Kırk Altın Kural::... hizmet_ Özgün Yazılarınız 0 21.11.2005 20:46
kırk ikindi yağmurları serap_azra Özgün Yazılarınız 54 27.09.2004 16:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:35 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49