İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > GENEL > Muhabbet Olsun
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 10.06.2007, 22:51
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Başı Yerde Aşık

Gerçek sevgi, sevenin varlığını kaplayan, ondan taşan, dışa vuran ve görünür kılınan bir vetiredir. Sevme duygusundan dolayı kişinin dış dünyasına yansıyan her şey aslında soyut olanın somutlaşması, özün kabukta yansıması, siretin surete aksetmesinden ibarettir.

Bu bakımdan sevgi öncelikle seveni, sevenin sevgisi oranında da sevileni etkiler. Sevenin sevgiliye karşı takındığı tutum ve davranışlar, onun huzurunda veya gıyabında gösterilen gayret ve hizmet, bu sevginin dışa vurumunda da başlıca belirleyici unsurdur.

Eski terbiye geleneğimizde, konuşulan sözü, üç yerde baş eğerek dinlemek bir kaidedir. Bunlardan biri büyüklerin küçükleri (amirin memuru, üstün astı) azarladıkları, ayıpladıkları, hatalarını ikaz ettikleri esnada küçüğün başını eğerek dinlemesidir (yazık ki modern hayatta küçükler büyüklere baskın çıkma konumundalar). İkincisi, kendisine iltifat edilen kişinin tevazu gereği başını yere indirmesi, bunun mahcubiyeti ile mahviyetkârlık göstermesidir (Bu dahi şimdilerde tersine dönmüştür). Başı yere indirmenin üçüncü sebebi asıl konumuz olan gerçek sevgi ve hürmettir.

Evet, seven her daim sevgiliye bakmayı ister, bu doğrudur; illa ki sevgili kendisine baktığı anda bakış yönünü hemen yere indirmeye yeltenir. Gerçek sevginin göstergesi işte bu hâldir. Göz elbette kalbin aynasıdır ve elbette sevenin kalbi sevgiliye yönelik olmak, her daim ona bakmak arzusu güder; ne var ki iş tersine döndüğünde, yani sevilen lutfedip sevene baktığında, sevenin sevgi dolu kalbi, sevgilinin kalbindeki celale, onun haşmet ve heybetine dayanmakta zorluk çeker. Sevenin bu heybetten utanması, kendisini sevgilinin celali karşısında saygıya ve dolayısıyla gözlerini yere indirerek mahviyet göstermesine vesile olur. Aksi takdirde gerçek sevgi taşıyan bir kalb, sevdiğinin yüzüne bakmaya dayanamaz, yerinden fırlayacakmış gibi çırpınmaya başlar, kaynar, fokurdar. Hani eskilerin Efendiler Efendisi'nin güzel adı anıldığında sağ ellerini kalplerinin üstüne bastırma halleri vardır ya; işte bu tavır, Sevgili'nin adı anılınca kalbi yerinden oynatan gerçek sevginin zaruri bir neticesidir. Öte yandan gözler, delalet ettikleri gerçekleri dilden (zebandan) daha net açıklarlar. Sevgilinin gözlerine bakıp da sevgisinin karşılığı olan gerçeği öğrenmek yerine sevgilinin sözlerini dinleyerek umuda yapışmak, elbette sevgi işine daha layıktır. Dilden dökülenleri te'vil etmek, veya nalıncı keseriyle yontmak mümkündür, ama gözlerin anlattığını hiçbir yorum zerre miktar yerinden oynatamaz. Üstelik sözler bazen meramın tam tersini ifadelendirebilir, ama gözler asla yalan söylemez.

Krallar ve sultanlar töresidir, huzura kabul edilen kişiler yere bakacaktır. Bu onları hem memnun eder hem de tebaalarına karşı heybetlerini, bir ölçüde de saygı ve sevgilerini arttırır. Nitekim yüksek makamdakilerin huzurunda onların yüzüne bakmayıp yere bakarak arz-ı hâl (arzuhal) eylemek bugün dahi edeb ve terbiye bilenlerin nihai saygı tavrıdır.

İmdi, sevgili adını kalbinde ve dilinde her an zikr ü tesbih eden (anan ve tekrarlayan), sevilenin emir ve isteklerini kendi arzularından önde tutan, emrine boyun eğen, bunun karşılığında maddi veya manevi herhangi bir menfaate yönelik talepler gözetmeyen, sevgili adı anıldığında bütün varlığıyla ona yönelen, bir an olsun tereddüt göstermeden onun varlığı içinde kaybolmayı isteyen, sevgiliden konuşulmayı, onun güzelliğinden, yüceliğinden, yeganeliğinden bahsedilmeyi adeta bir vecd hali gibi canla başla kabul eden bir âşıkın, başını yere eğip bütün benliğiyle, hiçbir sapma göstermeden kendini ona teslim etmesinden daha tabii ne olabilir!?..

Sevgilinin yaşadığı yerlere gidip onun ayak izlerine basmayı, aradaki engelleri kaldırıp vuslata kapı açacak sebeplere yapışmayı, ondan her söz edilişte heyecan ve ürpertilere düşmeyi, sevgilinin lehinde ve aleyhinde söylenenlerden etkilenip ona göre ya muavenet, ya gayret göstermeyi, velhasıl onunla sevinmeyi, onunla üzülmeyi varlığının her zerresiyle kabul eden bir âşık için başını yere indirmek de ne gam!.. Bunu tekkelerin önünde kuru ekmek parçası bekleyen köpekler bile yapıyor!..
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 10.06.2007, 22:54
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
kardeş yine karartmışın
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 10.06.2007, 23:01
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
kardeş işin içinden çıkamadım ki?
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 10.06.2007, 23:09
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
bu sefer 3. denememde becerdim ilerleme var :))) Yazı yine İskender Palaya ait Allah razı olsun çok güzel yazmış bu zamanda zor ama Allah inşallah cümlemize böyle Başı yerde olan saf aşıklar nasip eder

selametle...
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 10.06.2007, 23:32
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
amin sağol kardeş ama denemelerin başarılı:)))))
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 10.06.2007, 23:42
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
Kutlum!

Ölü kelebekler çağındayız farkında mısın; çiçeğe ulaşamayan kovanlar dolusu uğultularda yakmadayız kanatlarımızı?!.. Yüreğimizi dinamitleyen iştahlarımızdan kurtulmaya mecalimiz kalmadı benlik düşüncelerimizin agoralarında. Kişnemesinden güneşin doğduğu atlarımızı yoksulluğun kırlarına yaylımlara saldık; bigâne bulutlar sarıldı yaralarımıza. Kimsesiz tören alanlarındaki heykeller kadar yalnızlaştık ve vitrinlerin ışıklı odalarında unutulmuş ölülere döndük, donduk kaldık.

Kutlum!

Ev ev, ülke ülke götürdüğümüz yükler yordu ayaklarımızı da umutlarımızın trenine yetişemeden çaresizlikten demir sürgüleri indi avare hayatlar sürdüğümüz hücrelerimize. Sağlam görünen çürük ayakkabılar gibi giyindiğimiz sahte kimliklerimizi sahte kavaflara sattık ve yalnız yaşamaya mahkum ettik patiklerini bebeklerimizin. Ezilmişliğe adanan karıncalar üşüştü varlığımıza ve biz karınca dualarını unuttuk.

Kutlum!

Kefenin cebi yok denir, meseldir, gel, beynimize batmış kıymıklar, ya ki etimize sokulmuş bileyli hançerlerden kurtulup toplumu ve paylaşmayı özümleyen fidanlar dikelim canlarımıza!.. Gel nalıncı keserine enerji sağlayan çarkın baş döndürücü hızından başımızı alıp çıkalım yücesine değirmenlerin ve gölge oyunlarıyla şelaleri damıtan sulardan atlayalım enginlere, bir çaresizin çaresizliğine karışalım çarecûlar gibi. Çelik kırbaçların boğucu yaltırıklarında diğergâm ömürler sürelim gel!..

Kutlum!..

Seyretmekten yorulmadık mı tenha avuçlarla önde gidenlerimizi, usancımız değil mi toprağın doyurduğu aç gözlülüklerimiz? Civanmertlik öldü mü denilsin yoksa kutlum, dünya cimriler dünyası mı denilsin? Buruşmuş derilerimizin üstünde cimrilik deseniyle mi çıkalım bitimsiz yola; verdiğimiz şeyin kaybolduğundan korkarak unutalım mı Hak müjdesini? Hiçliğimizin, hıncımızın, doymak bilmez nefsimizin entipüften Babil kulelerine mi sığınalım daha; daha fakr u zaruret varken giderilecek ve daha yollar varken gidilecek?!..

Kutlum!

Irmak başında oturup da suyu esirgeyen, ırmağı göremeyen körden başka değil de nedir? Cimrilik, karşılığı olmayan bir oyuna girmek değil de nedir? Bilirsin ki biriken elbet kokuşur; duran, ışığını yitirir. Mumyalar kadar sarıp sarmalansa da saklanan çürür bir gün ve gömülen helak olur. Doğan yaşlanır, yaşayan ölür. Gecelerin zifiri künklerinde karabasan dehşetlere varır bir cimri hayat; iyiliği can evinden vurarak kaybedilir ancak savaşlar. Bizden öncekileri helak eden tecellidir o ki, paylaşılacak tenha gizemleri kentlerin yalnızlığına katarak saklamayı yeğlediler; ve ayrı yaylalarda biten otlar gibi birbirlerinin el uzatmasını bekleye bekleye çürüdüler.

Kutlum!

Bir verene ondur cömertlik, onlarca çoğalmanın lezzetiyle. Cennet selvilerinin dalı onunla yeşil kalır; bir can bağışlayana yüz bin can ile koşmakla bahara erer canlar. Öksüz şamdanlara bayramlık giysiler dokuyan mumdur cömertlik; toprakta, güneşte ve denizde yanar durmadan, duraksamadan.

Kutlum!..

Cömertlik sahilde her çakıl taşında; cimrilik yürekte bir çıban başında...

Elde gerek cömertlik, yürekte gerek; cimrilik dilde gerek, şehvette gerek...

Cömertlik gözden gelir, cimrilik özden; iş görendir bir sahî söz de kıskanan olur elbet sonunda bir köz.

Cömert cemali göre dursun; cimri ötelerde de köre dursun.

Kutlum!..

İnciyi görmek dalgıcı sevindirir; ancak sevgide ve yakarışta cimri olmayalım bar
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 11.06.2007, 14:48
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Paylaşım için Allah razı olsun.

Züleyha'nın Gülümsemesi

Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından.

Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Züleyha'ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı.

Birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak Züleyha'nın tahtırevanının önünde dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi.

Gözlerini kaldırarak Züleyha'nın yüzüne bakmaya başladı meczub, "Züleyha..." dedi, "sevindir beni!" Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti.

Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avucuna; ama meczub oralı bile olmadı.

"Züleyha..." dedi, "Sevindir beni, bana gülümse! Başka bir şey istemem."

Züleyha bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı. Usulca gülümsedi.(...)

Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi.

O günden sonra Mısır'ın lisanına "sadaka vermek" anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: Züleyha'nın gülümsemesi."

Nazan Bekiroğlu'nun çağdaş mesnevisi Yusuf ile Züleyha'dan alındı bu satırlar, yani ki "kalbin üzerinde titreyen hüzün"den. Bir menkıbe bu. Daha önce olmayan, yazarının ibda dimağından ışık seline dönüşerek dünyamıza yayılıveren çağdaş bir menkıbe. Ramazan dolayısıyla ikinci defa okuduğum kadim zaman sevdasının bu yeni yorumuyla zihnim bir kez daha sarhoş oldu. Başını öne eğip sessiz ve sakin çekiliveren meczubun o andaki mutluluğunu düşündüm bir an. Bir iftar sevincine denk bir coşkuydu belki o. Belki hasrete mahkum oruçların sonunda gelen bir bayram. Züleyha'nın kaşı bayram hilali, yüzü dolunay ve bir gülümsemesi, bermurad ediyor üftadesini. Bir dilencinin sultanından isteyebileceği, gedanın şahtan talebi... Bir güzel bakıştan bir tebessümden öte ne olabilir başka?!..

Tebessüm... Şimdilerde en ziyade ihtiyacımız olan şey. Züleyhaların tebessümleridir yaralarımıza merhem, sıkıntılarımıza ferahlık, kasvetlerimize aydınlık... Kim kendisini Züleyha makamında görüyorsa eğer... Bir iftar zamanının susuzluğundan öte bir gönül açlığıdır; çünki bize çile. Sevgilere muhtaç gönüllerimiz, hercaî âşıklar gibi çaresiz ve derbeder. Öte yandan, çevremizde bizden tebessüm bekleyen gedâları var; çocuklar, eşler, akrabalar, komşular, dostlar...

Sevgiler yağdır üzerimize Tanrı'm. Yusuf'lara rastlayıp kırılmadan Züleyhaların umutları, çelik mermere çarpmadan, sevgiyle yoğrulsun kalpler. Yoksa gün gelecek Züleyhalar da bir gülümseyişe muhtaç düşecekler. Tebessümü sadaka olanın, bir tebessümle teselli aradığı vakitleri gösterme bize ve dilencilerin gülümsemesine muhtaç eyleme Züleyha yaratılışları...

Ve Züleyha isek tebessümden sorulacağız bir gün. Dilenci, Züleyha'ya gülümseyecek duruma gelmeden...

musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 11.06.2007, 15:22
 
Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.076
Teşekkür etti: 0
12 Teşekkür 12 Mesaja aldı
Nazan Bekiroğlu'nun çağdaş mesnevisi Yusuf ile Züleyha'dan alındı bu satırlar, yani ki "kalbin üzerinde titreyen hüzün"den. Bir menkıbe bu. Daha önce olmayan, yazarının ibda dimağından ışık seline dönüşerek dünyamıza yayılıveren çağdaş bir menkıbe.


-Bende diyorum bu sözler hiç yabancı gelmedi bana :)
Nazan bekiroğlu gerçekten hoş bir yazar
zaten okudugum ilk kitabı da Yusuf ile züleyha idi..

Paylaştıgın için sağol musab...

EyV'Allah
alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 11.06.2007, 17:31
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
züleyha nın gülümsemesi çok sevdiğim bir hikayeydi paylaşım için tşklr yaşasın gözüm yorulmadı maş ilerleme hızlı
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 11.06.2007, 17:38
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
geçiniz dalganızı geçiniz :)))
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 11.06.2007, 17:40
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız musabbinumeyr
Mesajı göster
geçiniz dalganızı geçiniz :)))
valla geçmiyorum neyse sağol paylaşım için iskender pala da koyarsan sevinirim
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 11.06.2007, 17:48
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
Göz kırp bana sitare; bileyim seni!..


Siz ey, evvelce kömür karasında yalan, sonra gönül yarasında parlayan yıldızlar! Siz zambak zambak... Ve sonra bayrak bayrak... Hani siz; kendinizi dostluğa ilikleyerek dolaşırdınız semalarımızda?!..

Siz ey, düşmanlar iken birbirinin ışığında dost olan yıldızlar! Hani siz firuze akşamların reyhan reyhan açan çiçekleriydiniz atlas bahçelerde!?..

Siz ey, noksanları tamamlanınca bir bir parlayan yıldızlar! Hani siz kol kola girdiğinizde saadetin çağıydı asumanlarınızda!?..

Bir yıldız, gökte bir saadetin adıdır yerdeki insan için. Açamayan goncaların karanlık tarlasında bir çolpan; karalığın kudurmuş ağzında bir sitar(e), gökleri ayakta tutan dağlar gibi bir demirkazık, ve umutları hüzünle büyüten bir kervankıran... Münzevi avcılara yorganlar biçen gecelerin ışık ışık yanışıdır yorgun bulutlar arasında her yıldız; ve Adı Güzel Süvari’nin berk urarak koşan Burak’ının nallarından çil çil serpilen kebkebleriyle romantik desenler dokuyan mistik kevkebleridir.

Yıldızlarımız nerede hey!..

Gerçeğin ruhuna üfleye üfleye hayatı sevgiyle yorumlayan yıldızlarımız nerede? Yağmalanmış kuyulara düşüremediğimiz yağmurları, kör sıtmalarımıza serinlik diye yağdıran yıldızlarımız nerede? Kentten kaçışlarımızın ardından avuçlarda yalnızca bir damla gözyaşı olup yanan yıldızlarımızı kim aldı? Yıldızlarımız nerede?

* * *

Yıldızlarımızı yitirdik!.. Aah, ışıklarımızı yitirdik. Işığımız körlük, beyazımız karalık oldu. Güvenlerimiz çorak coğrafyalara ekildi, bereketli başaklarımızı cılız güveler yedi. Yağmur yağmur güzellikler, nefes nefes yakınlıklar göç ettiler yad ellere ve kül yorgunu bulutların tül desenleri arkasında, gül sarhoşu şerareler misali parlayan şafak yıldızlarımız söndü ardı ardına.

Yıldızsız bağırlarımızda kulunçlar ve kılınçlar eskitiliyor şimdi, aydınlıklarımız kara düşüncelerle karanlık dehlizlere kilitleniyor. Bir bir dökülüyor yanılsamalarımız tarihin utanç bellediği seherlere, ve kalbur kalbur eleniyor yorgun, solgun ve küskün zamanlar yerlere. Yangınlar çalınıyor bahtımıza, ışığı olmayan yangınlar... Mağaralardan uzun uyku sesleri geliyor, ve kovasız kuyularda Yusuflar ağlaşıyor. Taze gelinlerimizin köhnemiş çeyizlerine kelep kelep taze lavanta taneli hayaller bükülüyor; dudaklarından, uzak zamanlar hatırası yıldız yıldız parlayan gülüşler sökülüyor ve komşu evlerin akasyaları arasından belki de hiç bestelenemeyecek şiirler dökülüyor. Zulmün ağırlığında sabır taşları çatlatılıyor umarsızca, ve dile getirilememişliğin boğuk sancıları saplanıyor böğrümüze arsızca. Yazık ki sahralara ikiyüzlülük yayan yarelere de, sevincin kalbini kemiren farelere de şiirler yazılıyor artık yıldızsız zamanlarda.

Yıldız alacası bir dünyada yıldız falcılarına çaldırdık son şafak yıldızımızı da. Yerlerde çiçek, göklerde yıldızdı düşlerimiz; ve heyhâât, yıldızların düştüğü yere kilitlendi gülüşlerimiz. Yıldızlarımız kaydı ve her gece avare uykusuzluklarda yıldızlar sayarak poyrazına tutulduk yıldız yelinin. Yıldızlarımızı söndürdüler göklerde, bir türlü barıştıramadılar yıldızlarını yıldızımızla. Sonra tarihlerimiz başkaldırdı coğrafyalarımıza, sonra yağmalanan günlerimizde anlam ile insan el ele tutuşup gittiler yıldızsız semalara, yittiler.

Sen ey!.. Nakaratı unutulmuş müzdeviç şarkıların al al rengiyle dokunan Ayyıldız’ım, bayrağım! Aşkın ve kavganın enkazında yeter şu küskünlüğün! Gülümseyişlerin vursun yüzlerimize, nur içinde nur olsun; gecelerin sesleri ekilsin yüreklerimize, sürur üzre sürur olsun, matemimiz sûr olsun.

Yıldızlar!.. Göğe bakan çocuklarımıza bir kez olsun yüz gösterin ve sabahlara yakın düşsün artık aydınlıklarımız. Nerede bir biçimli güzellik varsa hep sizinle biçsin şirazesini, ve nerede bir ahenkli sanat varsa sizinle ölçsün endazesini. Güzelliğin hakiki sevenleri, sevecekleri hakiki güzelliği sizinle tanısınlar ve sizi ansınlar. Yaşasın sizin için ağlayan bir dize her şiirde; ve sizin için parlayan bir damla her nehirde...

Yıldızlar!.. Acep siz, kefensiz gömülenlerin yerine mi bekliyorsunuz doruklarımızı?

Yıldızlar!.. Bigane körlüğümüze göz kırpmaktan yorulmaz mısınız hiç?

Yıldızlar!.. Samanyolundan gelecek kervanlarınızı bekliyoruz; bir susuzluğu gidermek ve bir vuslata ermek için
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 11.06.2007, 17:54
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Aşk Derdin Dermanı

Hekimlerin ilacını bulamadığı, derman olamadığı tek derttir aşk. Hatta onlar çare bulsalar bile âşık bu ilacı istemez. Bu açıdan bakıldığında Mecnun, modern tıbbın bütün tedbirleriyle bile asla tedavi edilemeyecek bir aşk hastasıdır.

Fuzulî'nin aşk derdine tabip istemeyen tavrı da biraz bu yüzdendir. Hani der ya: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır Demek olur ki: "Ey tabib! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır." Çünkü eğer aşk yarası iyileşirse sevgiliden uzaklaşmış olacak, belki de onu sonsuza dek kaybedecektir. Oysa aşk öyle bir şeydir ki acılar içinde lezzet, elem içinde mutluluk olunca gerçekliğine erilir. Şair bir yandan aşksız yaşayamayacağını, asıl ölümün aşksız kalmak olduğunu vurgularken diğer yandan ilaçların genellikle acı (zehir gibi) olduğunu zikrederek sanat da yapmaktadır. Aşk hastasının can ve gönül derdine en hazık hekim, hiç şüphesiz sevgilinin ya kendisi (yakın olsun diye) veya dudağıdır (bir çift söz ederek, tıpkı Hz. İsa gibi ölü gönülleri diriltsin diye). Öte yandan sevgilinin aşkı hem derttir, hem de o derdin dermanı, veya tabibi. Gamzesi bir cerrah olup âşıkın bağrını yarınca gerekli aşk tedavisi de başlamış demektir. Yahut bunun tam tersi; dudaklarından çıkıverecek bir çift söz ile canını alma. Bu söz, sitem de olsa hatta!... Ahmet Paşa der ki: Hak bu kim can derdmendinin tabîbidir lebün Hokka-i la'lin açıp derde devâlar gösterir Bu dahi, "Hakikati söylemek gerekirse ey sevgili, dudağın, senin derdini çeken canımın tabibidir. Öyle ki kırmızı la'l hokkasını açıp derde devalar gösteriyor." Şairin la'l hokka dediği şey sevgilinin yakut kırmızısı dudağı ile eski hekimlerin ilaç taşıdıkları yakut hokkayı birlikte karşılar. Böylece hokkadan dökülecek ilaç ile sevgilinin dudağından dökülecek sözler aynı şifalı etkiyi gösterecektir. Eski şairler kendilerini aşk hastası, sevgiliyi de bu hastalığı tedavi edebilecek yegane tabib olarak düşündükleri için bu konuya dair pek çok mazmunlar yapmışlardır. Hemen hepsinin istediği şey, tabibin (sevgilinin) her daim yanlarında olmasıdır. O yanlarında olursa ölmek kolay, can vermek nimet olur. Hani Rıza Tevfik'in o muhteşem şiiri Humma-yı Aşk'ta söylediği gibi: Okuyalım: Hastayım, yalnızım, seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim Mahmûr-ı hülyayım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim Şimdi sormak lazım; acaba sevgilisini yanında sanınca bile bahtiyar ölen bir âşık, onu bizzatihi yanında bulursa sevincinden can vermez mi?!.. Hekimi her daim başında bekleyen bir hasta, diğerlerine göre daha bahtiyar değil midir? Hele hülyalara dalarak sarhoş olmuş bir âşık, sevgilisinin dudağının kadehinden (veya hokkasından) kanarak sarhoş olursa (veya ilacını alırsa), bunun karşılığında sevgiliye can vermez (kurban olmaz) mı!?.. Şiirin devamını merak edenler için kaydedelim: Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Ela gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Tâliin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figânlar titrer sesimde O nazlı ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. BİR KİTAP OKUDUM Tarihe ait hurde teferruat, ayrıntılar, kimsenin iltifat etmediği konular hep onun işidir. Ne zaman tarihin satır aralarında aklınıza takılan bir şey olursa, varın Dursun Gürlek'e sorun, o bilir, size kaynak ve yol yordam gösterebilir. Ayaklı Kütüphaneler de titizlikle hazırladığı bu tür kitaplardan biri. İçinde Osmanlı'dan çağımıza uzanan bir çizgide 16 kitap kurdu bilginin biyografisi var. Bir zamanlar aramızda yaşayan kimi allâme, kimi mütebahhir, kimi üstâd, kimi zarif, kimi beyefendi bu insanların tatlı bir üslub ve ilginç anekdotlar ile zenginleştirilen hayatlarını okurken tarihin içinde kaybolup gidiyorsunuz. BİR ŞARKI Ellili yıllar... Beste, Lemi Atlı. Makam hicaz... Bir şair; İzmirli Avukat Nahit. Belli ki bir halk adamı. Biraz da siyasetle ilgili. Üstadın şiirini tehzil ediyor. Adı Hummâ-yı Siyaset. Şarkı bir müddet de böyle okunuyor: İşte şarkının o versiyonu: Halkçıyım, yalnızım, halkı yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim Meclûb-ı ikbâlim bu son demimde Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum rakipsiz devlet işine Demokrat partinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Feleğin kahrı var her hevesimde Bir yığın zırvalar titrer sesimde İktidar ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim.
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 11.06.2007, 17:58
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
sanki buna benzer bir yazıyı babilde ölüm istanbulda aşk ta okumuştum ordan mı aldınız
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 11.06.2007, 18:01
 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
:(((( o kitabı arkadaş aldı hiç okuyamadım ama iyi aklıma getirdiniz ben onu alıp okuyayım. Okumadığımdan bilmiyorum ben köşe yazısından aldım belki kitaptan almıştır.
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #16
Alt 11.06.2007, 18:02
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
en sevdiğim yazısı işte bu

Nurundandır bütün nurlar


–Sevgili’ye–

Mihrabım!..

Mihrabım’a uğra sabâ yeli, huzuruna varıp edeble, selamımı ilet, heceler yarım yamalak, heyecanlar salkım saçak...

“And olsun kuşluk vaktine...”, kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır, ve ışıklar nurunun âşığıdır.

“Geceye and ederim ki...”, onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık; gece yarısı hasretle uyanıktır.

“Güneşe and olsun...” ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi, ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi.

Ahmed!.. Gönüller gıdası, ruhlar şifası... Gözlerin feri, şerefin zaferi... Dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmed, eline değmiş bir ele cihanca cihan feda!

Işığım!

Göz kırpasıya Burak’ınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler, nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar, nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. Sen var iken kıblem, gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler, ya hangi renk ile iltica etsin dallarına çiçekler? Cemalini gören âşık, görmeyen âşık iken nurum, gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler?

Günaydınım!

Tohum versen de bize mahsul olabilseydik, kanat olsan da bize katına varabilseydik. Şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik, sana kanabilseydik. Bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik. Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik; bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik!

Sevgilim!

Kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık, sen açıklık içinde açıklıktın. Seninle sevgiler sevgili olur, seninle muhâlimiz hâle dururdu. Mühürleri kaldırmada son idin sen, can kilitlerini açmada sonuncu, gülümsesen. Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden, seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden. Birer efsaneydi iki yanağın; hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.

Sultanım!

Adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların, adını gizli anıyor âşık–ı nâlanların. Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan, âzâd oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve sağımızdan. Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü, biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü. Tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz. İnsanlık güneşe nispet zulmete döndü, balıklar suya öfkelendi, kuzgun ete döndü; bahtımız hasrete döndü.

Hasretim!

Gümüş tenli Yusuf’u arayanlar gül teninde Yusuflar ülkesine girdiler; cennet peşinde koşanlar gül cemalinde cennetlere erdiler.

“Körün elinden tutana Hak’tan yüzlerce ecir vardır!” buyurmuştun. Kıyam et, tut körlerinin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar. Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt, yine öğüt, yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına.

Övüncüm!

Ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti... Akşam oldu, düğün geçti.. ve gece olmadan, Yesrib’in güneşi, kerem kıl, tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin, ve artık getirdiğin kutsal emanetin kaybolacağından korkmasın ümmetin!. Kalbimizi kaydırmadan, bize onu haşre dek bakî kılma ruhsatı ver, ve yalın unutuşların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde kıvrandırma, yeter. Gel, son kez ilk baharımız ol!. Bu mevsim güller incitilmesin, gamküsarımız ol!..

Ömrüm!

Tâhâ ve Yâsîn aşkına...

Öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm!.
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #17
Alt 11.06.2007, 18:03
ιηѕαη σℓмαуαη, ιηѕαηιη ∂єgєяιηι вιℓмєz
 
ecoutez-moi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.03.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 8.508
Teşekkür etti: 718
432 Teşekkür 237 Mesaja aldı
ooo gidenler geri gelmez maalesef benim kaç kitap gitti:( geri gelmedi:(
__________________
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam`ın ahlakı hayadır."
ecoutez-moi isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #18
Alt 11.06.2007, 18:44
<