| "neyse"... epeyce uzun bir yazi...bir kismini paylasmak istedim..bu "neyse" kelimesini cok sIk kullanan biri olarak ilgimi cekti iste... kalemin sahibi zühre meryem kaya isimli biri....güzel ifade etmis..."neyse"leri(mizi) ....neyse , kendiniz okuyun ve düsünün ....siz ne kadar sIk kullaniyorsunuz bu kelimeyi?... Beyaz bir duvarın üstüne siyah renkte büyük puntolarla " NEYSE! " yazmış biri. Biri diyorum ona çünkü adını bilmiyorum, kaç yaşında olduğunu, hangi dine inandığını, cinsiyetini, nelerden mutlu olduğunu, beyninin köşe taşlarında hangi düşüncelerin kurulu olduğunu, kalbindeki cam kırıklarının ne kadar canını yaktığını bilmiyorum… Bildiğim tek şey “ Neyse! ” kelimesinin beyaz bir duvar üzerinde o tuhaf sızılı duruşu. İnceden yağan bir yağmuru hatırlatır bana “neyse” kelimesi. Dokunmak ya da dokunmamak arasında; kalabalıkların, yolların, ağaçların, çocukların, şehirlerin üstüne yağan ince bir yağmur… Söylenmemiş, söylenememiş tüm sözcükleri içinde saklar… Bir yenilgiyi anlatır, bir iç çekişi, bir kabullenişi… En çokta kendini anlatamamaktır, neyse. Ne hissettiğini içine gömüp kara bir mezar taşına yazdığın addır, neyse. Hangimiz neyse demedik ki zaman zaman bizi anlayamayan en yakınlarımıza. Bazen kendimizi yakalarız, kendimizle olan hesabımızda kendimize “neyse” derken. Bazen en yakınınızı teselli ederken “neyse ya” diye ağzınızdan ses dalgası olarak çıkıverir bu içi sızılı kelime. Bazen ise lafı bu kadar uzatıp sıkıldığınızı ve sıktığınızı anladığınızda bu kelime yardımınıza yetişir; Neyse!
__________________ karamsar olmak zor degil...
zor olan cilgin bir firtinanin sonrasinda bir gökkusagi gibi gülümseyebilmektir... |