Hamidullah
Sual: Hamidullah kimdir?
CEVAP
1908 yılında Hindistan’ın güneyinde Haydarabat’ta doğup, 2002 de Amerika’da öldü. 1947 de Hindistan hükümeti kendisini vatandaşlıktan çıkardı. İsmaili mezhebinde, koyu Ehl-i sünnet düşmanı olarak yetişti. Açıkça ve sinsice, İslamiyet'i bozmaya, Ehl-i sünnet âlimlerini lekelemeye çalışmıştır.
Sual: Kitaplarını okuyorum, Hamidullah, Peygamberimizin mirac mucizesini inkâr etmiyor ki, niye inkâr etti deniyor?
CEVAP
Özel eğitimli olduğu için, inkârını, “Mirac anlayışım ruhen ve manen bir seyahattir” kılıfı içinde gizlemiştir. Diğer yanlışları bir yana, sadece mirac için, açıkça (kesinlikle miraca inanmıyorum) deseydi siz onun kitaplarını okumazdınız. Hiçbir müslüman da peşinden gitmezdi. Yolunda giden dalalet ehli de onu savunamazdı. Halbuki şimdi bu tuzağa bilerek veya bilmeyerek hepsi düşmüştür.
Mirac hususundaki hilesini yüzüne söyleyen bir tıp doktoruna bile cevap verememiştir. Olay şöyle:
Hamidullah, Erzurum’da Mirac ile ilgili verdiği seminerde şimdi Profesör olan, Dr. Zeki Çıkman ile tartışmasında, akli ve nakli delilleri karşısında, miracı inkâr eden görüşü için “Bu benim şahsi düşüncemdir” demek zorunda kalmıştır. Davudoğlu hoca, Zeki Çıkman’ın (Mirac ve Hamidullah) isimli kitabına yazdığı takrizde diyor ki:
(Hamidullah paslı silsilenin (din tahripçilerinin) son halkasından biridir. Onun Resulullah hakkında yazdığı kitaplarında Kur’anın Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla indirildiğine, yani vahiy mahsulü olduğuna dair bir işaret bulunmaz. Mısır’da çok reformcu gördüğüm için Hamidullaha şaşmam, ama onu bir din yetkilisi gibi kabul edip fesat tohumu ekmesine ses çıkarmayanlara şaşarım.)
Kitapta özetle deniyor ki:
1- Hamidullah, “Uzaktaki mescidin Kudüs’te olduğu düşünülemez. Zira Kur’an-ı kerimin inzal edildiği devirde Kudüs’te mescid yoktu” diye zırvalıyor. Buna Buhari’deki bir hadis-i şerifle cevap veriliyor. Mescid-i Aksanın Mescid-i Haramdan 40 yıl sonra yapıldığı belgeleniyor.
Hamidullah, çelişkili konuşuyor: “Peygamberimiz Miractan inerken yerdeki Mescid-i Aksa’ya uğramıştır ve soranlara da burayı tarif etmiştir” diyor. Sonra “Peygamberimiz, orada şöyle bir mescid var idi ve şöyle bir binadır demedi” diyor. Bir hadis-i şerifle ona cevap veriliyor:
(Mescid-i Aksa’ya gittiğimi söylediğimde, Kureyş beni yalanlayınca
Allah, Beyti Makdisi ile gözümün arasındaki mesafeyi kaldırdı da (denemek için ne sordularsa) Mescid-i Aksa’ya bakarak onun nişanelerinden Kureyşe haber vermeye başladım.) [Buhari]
Hz. Ebu Bekir’in daha önce Mescid-i Aksaya gidip gördüğünü, Peygamber aleyhisselam orayı anlatırken “doğru söylüyorsun ya Resulallah” diye tasdik ettiği, hadis-i şerifle ispatlanıyor. (Müslim)
2- Hamidullah, Peygamberimizin yıldızlara bakarak Kudüs ve Kâbe’nin yönünü kıble ciheti olarak tespit ettiğini söylüyor. Halbuki bu husus âyet-i kerime ile sabittir. Medine’de namaz kılarken kıble âyeti geliyor, tehiyyattan kalkıldıktan sonra namaz bozulmadan Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye doğru dönülüyor.
3- Hamidullah, “Peygamber, ticaret maksadıyla, nübüvvetten önce Kudüs’ü iki defa görmüştür. Kudüs’ü tarif etmişse bunun mucizelikle ne ilgisi var?” diyor. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kudüs’le benim aramdaki mesafe ortadan kalktı ve ben Mescid-i Aksaya bakarak ne soruluyorsa cevap veriyordum.) [Buhari]
Hamidullah böyle söylemekle: Peygamber aleyhisselam, (Aradaki mesafe ortadan kaldırıldı) demekle hâşâ Onun yalan söylediğini kabul ediyor veya Buhari ve Müslim’deki bu husustaki hadis-i şeriflere inanmıyor. Yahut daha önce gördüğü bu yeri hafızasında canlandırarak tarif etti demek istiyor: Eğer onun dediği gibi Peygamber aleyhisselam Kudüs’ü görmüş olsaydı, müşrikler bunu bilecekleri için böyle bir sorunun sorulması yersiz olurdu.
4- Hamidullah, “Allah, zaman ve mekandan münezzeh olduğuna göre Onunla konuşmak için bir yere gitmeye lüzum yok. Ruhun da bir binite ihtiyacı vardı” diyor. Mutezile kafalı yerli mezhepsizler de böyle düşünüyor. Miracta cenneti, cehennemi ve bilinmeyen bir çok yerleri gördü. Hz. Musa Tur dağında görüşürdü. Hâşâ Tur dağı Allah’ın mekanı mıdır? Allahü teâlâ dilediği ile dilediği yerde görüşür. Cennette iken Allahü teâlâ ile görüştü desek, Cennet Onun mekanı mı diyecek. Maksadı Buhari ve Müslimdeki hadis-i şerifleri inkârdır.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Âlem-i emr özelliğini taşıyan ruhun madde âleminde seyahat etmesi için bir bineğe ihtiyacı yoktur. Burak ve mirac, Peygamber efendimizin mübarek bedenlerini taşımak için kullanılmış özel binitlerdir.
5- “Kur’anı inceledim abd kelimesinin cesedle ilgili olduğuna dair bir âyet görmedim” diyor. Halbuki abd kelimesi hür veya köle insan demektir. Arapçada ise cesetli insan için kullanılır, cesedden ari ruh, can ve nefse abd denilmez.
6- “Benim Mirac anlayışım ruhen ve manen bir seyahattir” diyor. Eğer Peygamber aleyhisselam Miracı ruhen ve hâl olarak yapmış olduğunu söyleseydi kimse itiraz edip de soru sorma lüzumunu duymazdı. Bedeni gidiş olduğunu anladıkları için, kısa bir anda gidip geldiğini söylediği için ve Peygamber aleyhisselamın daha önce Kudüs’ü görmediğini bildikleri için ve kendileri de Mescid-i Aksa’yı iyi bildikleri için orayı tarif etmesini istiyorlar. Miracdan dönünce henüz yatağı soğumamıştı. Eğer rüya olmuş olsaydı yatağın soğumasından bahsetmek yersiz olurdu.
7- Hamidullah sadece Miracı değil, diğer mucizelere de birer kulp takıyor. Mesela diyor ki: “Beşer tarihinde Allah’ın seçilmiş kullarına mucizeler yakıştırılır, tarihçilere göre hemşehrilerinin alaylı sözleri karşısında aya işaret ettiği sırada, ayın içindeki gazın patlaması ile yani deprem ile ay ikiye ayrılır.”
Hadis kitaplarına değil de tarihçilere inanıyor. Böyle birinden menfaat umanlara yazıklar olsun.
Sual: Üstad Necip Fazıl’ın Hamidullahı aşırı tenkit etmesi neden ileri geliyor?
CEVAP
Lanete müstahak olmamak için olsa gerek. Çünkü bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi]
Üstad diyor ki:
Gerek Hamidullah gerek Mevdudi, gerekse son zamanlarda Mısır’da boy gösteren ve İslam âlimi geçinen bazı yazarlar, Abduh ve Efgani mektebine bağlı, derinliğine idrak ve irfandan mahrum kimselerdir. Bunların eserlerinden feyz ummak, viraj dönmeyi bilmeyen bir şoförün arabasına binmekten farksızdır. (Büyük Doğu)
Hamidullahın, dinimize dıştan bakarak, İslam Peygamberi ismini verdiği kitabında, Resulullahı nasıl küçülttüğünü ise Üstad özetle şöyle tenkit etmektedir:
(Dalalet kumkuması Hamidullah - Baidullah
1- Her şeyden evvel eserine İslam Peygamberi adını koymakla kainatın efendisine, âdeta mahdut bir saha çizip müsteşrik Dr. Duzi ağzıyla konuşan,
2- İslam’ın, orta seviyeli bir din olup, yüksek seviyeye mahsus olmadığı hissini sinsice veren, (s.14)
3- İç ve dış bütün ilimlerin sahibine, Hıristiyanlardan din bilgisi almış olmayı yakıştıran, (s.21)
4- Peygamberliği basit dünya saiklerine bağlayan, (s.25-39)
5- Sütkardeşinin omzunu, hayat boyu iz kalacak şekilde ısırdığını yazan, (s.40)
6- Rahip Bahira olayında, 9 yaşında bir çocuğun simasında peygamberlik alameti bulunamıyacağını ve buna inanmanın safdillik olacağını öne süren, (s.46)
7- Çocukluğunda puta bir esmer koyun kurban ettiğini söyleyen, (s.47)
8- İnsanoğlunun en güzelini düztaban diye vasfeden, (s.55)
9- Vahiy anındaki esrarlı tecellileri şüpheli gösteren, (s.66)
10- İlk zevceleri Hz Hatice ile aralarında edep dışı sahneler ima etmeye kadar varan, (s.69)
11- Buda’yı Peygamber sayan, (s.69)
12- İlk müslümanları, şahsi yakınlık ve menfaat sebebiyle imana gelmiş farzeden, (s.72)
13- Şakk-ül kamer vesilesiyle mucizeyi bıyık altından alaya alan, (s.82)
14- Mucizelerinden ziyade menfaat teminiyle tesir ettiğini söyleyen, (s.83)
15- Miracı ruhi kabul eden ve bedenle gittiğini inkâr eden, (S.92)
16- Arşı tepede aramanın imkansız olduğunu söyleyecek kadar ebleh ve ilkel bir mantık kullanan ve Miracı Allah’a mekan tayin etmiş olmak gibi gösteren, (s.92)
17- İslam’dan önce Kudüs’te mescit yoktu diyerek, Kur’anı yalanlamaya kadar giden, (s.93)
18- Tedavi için sadece tükürüğü vardı... lafını edebilen, (s.106)
19- Eserini Fransızlardan gördüğü misafirperverliğe karşılık için yazdığını itiraf eden, (Önsöz)
Evet, dinden, imandan ve her idrak fakültesinden yoksun bir bedbaht..
Din simsarları bu kitapları basa dursun... (Türkiye’nin manzarası)
Sual: Necip Fazıl şairdir. Onun tenkiti ölçü olmaz. Bana, Hamidullahı tenkit eden bir din adamı gösterebilir misiniz?
CEVAP
(Şairdir, tenkiti ölçü olmaz) mantığınız yanlıştır. İnsan yumurtlayamadığı için, bir yumurtanın bozuk olup olmadığını anlayamaz demeye benziyor. Bir yumurta bozuksa, hiç bozuk yok diyen olmazsa, o yumurtanın bozukluğu gidip hemen sağlam mı olur? Edison’u da tenkit eden yok. Şimdi bu yüzden ona müslüman mı, İslam âlimi mi dememiz lazım? Madem istiyorsunuz söyliyelim, İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski müdürü ve öğretim üyesi Ahmed Davudoğlu Hoca tenkit etmiştir. Sadrettin hoca tenkit etmiştir. Aşağıda bunu bildirelim:
Sadreddin Yüksel Hoca, (Hamidullahın iki eseri üzerine...) isimli kitabında özetle diyor ki:
1- Hamidullah, İslam Peygamberi adlı kitabında "Hz. Muhammed’in yegane arzusu eski peygamberlerin tebliğlerini tekrar canlandırmaktır. O, kendisinden sonra bir peygamber daha gönderilmesine lüzum kalmaksızın, ilahi tebliğin hiç değişmeden baki kalacağına dair samimi kanaatinde yanılmamıştır" diyor. (s.14)
Peygamberimiz için "Samimi kanaatinde yanılmamış" demek, affedilmez çok büyük bir hatadır. Çünkü Resulullahın Peygamberlerin sonuncusu olduğuna dair âyet vardır. Eğer Hamidullahın iddia ettiği gibi, bu Peygamberimizin samimi kanaati olsaydı, Ahzab suresinin (Muhammed Allah’ın resulü...) mealindeki 40. âyeti Allah’ın kelamı değil, Resulünün sözü olurdu. Zaten Hamidullaha göre, Kur'an, ilhama dayalı Hz. Muhammed’in sözüdür, Hamidullah, (Resulullah Muhammed) isimli eserinde (Kur'an Allah’ın sözünü temsil eder, onun yerine geçer) diyor. (s.2) [Kur'anın, Allah’ın kelamı olmadığını söylemek de küfürdür.]
2- (Yeni bir dine ihtiyaç var mı idi? Buna, Filip Hittinin, çok veciz ve faydalı cevabı şöyle: (İslamiyet, Sami kavimlere ait dinlerin mantıki mükemmelleşmesidir.) (s.19) [Yani İslam semavi bir din değil, diğer dinlerin bir tekamülüdür demek istiyor.] Hamidullah, müsteşrikin sözünü faydalı görmekle, ona suç ortağı olmuştur. [Yani İslamiyet’in semavi bir din olduğunu inkâr etmekle, mantıki mükemmelleşme göstermekle, bu tarifin veciz ve faydalı olduğuna inanmakla onun gibi kâfir olmadı mı? Hamidullahı yere göğe sığdıramayanlar da onun gibi bu tarifin veciz ve faydalı olduğuna inanıyorlar mı?]
3- (İslamiyet’in tesisinde bazen mucizelere götüren tesadüfi şartlardan ayrı bizim bilmediğimiz bir şey var) diyen Napolyon’u haklı gösteriyor. (s.26)
4- (Bu seyahatler, Hz. Muhammed’in gezdiği yerlerin ticari, idari geleneklerin öğrenmesine yol açtı. Olgunluk yaşında, kırkında bu tecrübeli adam, kavmini ıslaha teşebbüs etti.) [S.34] Tam bir misyoner gibi, Hz.Muhammed seyahatler neticesinde edindiği bilgilerden sonra ıslahata kalkıştı diyor. Tecrübeli adam diyor. Bunlar bir peygamberin değil, ancak bir ıslahatçının vasfı olabilir. Zaten burada ne Peygamber diyor, ne Resulullah diyor. İsim vermesi de manidârdır. Halbuki, Resulullah, vahiy ile öğreniyordu. Bir âyet meali: (Sen bu Kur'an gelmeden önce, bir kitap okumadın.) [Ankebut 48] [Acaba Hamidullahcılar da, onun gibi, kâinatın efendisine tecrübeli adam mı diyorlar?]
5- Hz. Musa ile ilgili Kehf suresindeki hadise için, (Din kitapları temsiller getirir. Bunların tarihi hadiseler olması zaruri değildir) diyor (s.377) Kâfirler, (Bu Kur'an, eskilerin masallarından ibaret) demişlerdi. Eğer Kur'andaki kıssalar, gerçek tarihi hadiseler olmazsa, masal ve asılsız hikayelerden ibaret kalır. Kâfir olan muarızların iddiaları doğruluk kazanır. Bu ise, Kur'an için -haşâ- büyük bir hezimettir. [Kur’an-ı kerime böyle dil uzatana ne denir? Hangi sıfatı hak ediyor? Fransızlar profesörlük unvanını boşuna mı verdiler?]
6- Hz. Peygamber ile Yahudiler arasında çıkan anlaşmazlıkta hangi tarafın zalim olduğunu anlamak zor diyor. (s.389) Aynen Müsteşrik kâfirler gibi konuşuyor, Peygamber tarafı da zalim olabilir demek istiyor. Böyle ifadeler tüyler ürperticidir. Zulüm büyük günahtır. Peygamberler masumdur. Ona iftira eden zalim ve kâfirdir. [Acaba Hamidullah taraftarları da onun gibi hangi tarafın zalim olduğunu anlamakta zorluk çekiyorlar mı?]
Mucizeyi inkâr ediyor
Sadreddin Hoca, Hamidullahın, Resulullah Muhammed adlı kitabı için de diyor ki:
1- Hamidullah, bu kitabında Peygamber efendimizin nübüvvetten önceki, irhasat denilen, bin senedir yanan Mecusilerin ateşlerinin sönmesi, Kisra’nın sarayının yıkılması gibi harikaların Peygamberimizin doğumu ile ilgisini kesmeye çalışarak (Müstakbel kahramanın dünyaya gelmesi ile bir alakası olup olmadığı bir tarafa) diyor. (s.24)
2- Peygamber efendimizin, ilk vahyini anlatırken, yine samimiyetsizliğinin bariz örneğini veriyor. Vahyi rüya olarak gösteriyor. (s.49)
Cebrail aleyhisselamın ilk gelişi, uykuda, sonrakiler uyanıkken oldu. Vahiy hep uyanıkken oldu.
3- (
Allah ses ve lisandan ötedir. Kur'anın Arapça lafızları, Allah’ın sözünün yerine geçer) diyor. (s. 2) Halbuki Kur'anın lafzı da, nazmı da Allah’ındır. İşte âyet-i kerimeler:
(Ta ki Allah’ın kelamını, dinlesin, işitsin.) [Tevbe 6]
(Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.) [Yusüf 2]
Allahü teâlâ, ben Kur'anı Arapça olarak indirdim buyuruyor. Hamidullah ise, mana Allah’tan, lafızlar ise Peygambere ait diyor. Onun tarif ettiği kudsi hadistir. O zaman kudsi hadis ile Kur'anın bir farkı kalmaz.
4- Mucizelerin, tabiat kanunlarına göre vuku bulduğunu söylüyor. Mesela Peygamberden ayın ikiye ayrılması istendiği sırada, ayın iç yapısında bir patlama meydana geliyor, sonra kendisindeki mevcut çekim kuvvetiyle tekrar birleşiyor diyor. Böylece mucizeyi mucize olmaktan çıkartıyor. (s.228)
Ayın ikiye ayrılmasını [yani Şakk-ul kamer mucizesini] âyet ve hadisler ile bildirildiğini yazmıyor, tarihçilerin haber verdiğini yazıyor. Böylece bir mucizeyi daha hafife alıyor. (s.82)
Dinimizde, kitap ehli hariç, bütün kâfirlerin, putperestlerin, dinsizlerin kestiği hayvan yenmez. Sebebi de, dinsiz oldukları için. Fakat Hamidullah, (Müslüman, Mecusilerin kestiği hayvanı yemez. Sebebi de Mecusiler, hayvanı keserken sağlık kaidelerine çok az yer veriyordu) diyor. (s.277)
Sağlığa riayet etseler, kestikleri yenir mi?
Dinsiz ile evlenilmez. Fakat Hamidullah, bunda da sebep olarak dinsizliği değil, hayvan kesmedeki gibi başka sebepleri bildiriyor. (s.277)
[Hamidullah, İsmaili mezhebinde, Ehli sünnet düşmanı olarak yetişti. İslamiyet’i sinsice bozmaya, Ehli sünnet âlimlerini lekelemeye çalışmaktadır. Sebe suresinin 28. âyetinde (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulurken, yalnız Müslümanların Peygamberi olduğunu anlatan İslam Peygamberi isimli kitabında, (Hz. Muhammed, çocuk iken, süt kardeşinin omzunu hayat boyu iz kalacak şekilde ısırdı) diyerek Onu diğer çocuklar gibi zannediyor. (s.40) Halbuki, O, süt kardeşini hiç incitmediği gibi, onun haklarına hatta, sütüne bile saygı gösterir, onun emdiği memeden hiç emmezdi. Halime Hatun diyor ki, (O emerken kendi oğlum emmez, Ona saygı gösterirdi. Bu da süt kardeşlerinin Ondan hiç incinmediklerini, Onu hep sevip saydıklarını bildirmektedir. O emerken, güzel yüzüne bakmaya dayanamazdım. Konuşmaya başlayınca, ilk olarak Kelime-i tevhid söyledi. Her şeyi tutarken Bismillah derdi. Çocukların oyunlarına karışmazdı. (Biz oyun oynamak için yaratılmadık) der, hiç ağlamaz ve kimseyi incitmezdi.)]
Bir yazar dedi ki: (Efgani, Abduh, Mevdudi gibi Hamidullahı da kara listeye alıp haksız bir düşmanlık besleyen sofi çevreler, eminim ki, Hamidullahın hiçbir eserini okumamışlar ve Hamidullahın talebesi olma makamındaki Necip Fazıl’a, Hamidullah için "Baidullah" bile dedirtmişlerdi.) Buna ne diyeceksiniz?
CEVAP
Bu bir cümledeki azim hatalar için mübalağasız bir kitap yazılır. Mason Efgani ve mason Abduh’un küfrünü bilmeyen ilim adamı yoktur. Keza Mevdudi’nin de mezhepsiz olduğu herkesçe malumdur. Bu üç reformistin rezaletleri hakkında yazılan kitaplar çoktur. İkincisi ise, bu yazar tasavvuf düşmanıdır. Çünkü sofi çevreler tabirini kullanarak, onları kötülüyor. Hamidullahın kitaplarını okumadıkları iftirasını yapıyor. Kitaplarını okuyan insaf ehli herkes bilir ki, bid’at ve dalaletleri çoktur. Diğer bir husus ise, üstad Necip Fazılı kötülemesidir. Necip Fazıla Baidullah dedirttiler diyor. Yani sofi çevreler, para ile Necip Fazılı satın alıp, kendisi onun talebesi bile olamazken, ona baidullah dedirtmişler diyor. Baidullah, Allah’tan uzak demektir. Hamidullahın çirkin yazıları, kendisinin baidullah olduğunu ispat etmektedir.
Bir okuyucu maili şöyledir: 1970'li yıllarda Hamidullah Erzurum’da İslami Bilimler Fakültesi'nde her yıl bir sömestr konferansiye olarak ders verirdi. Rahmetli Necip Fazıl mutad konferansları çerçevesinde Erzurum'a gelmişti. Akşam konferansta "Bazı idraksiz ve nasipsizlerin Allahü teâlâ'nın kudretini sınırlandırmaya kalktıklarını, Hamidullah gibilerinin Miraç olayını ve diğer nübüvvete ait harikaları çarpıtmaya kalkmasının temelinde bu idrak kütlüğünün olduğunu" ifade ettiğinde, önde protokol sırasında oturan sempatizanları hiçbir cevap veremediler, ancak Hamidullah'ın bu günleri, burada [Erzurum'da] olduğunu (Kendisine karşı bu ifadeleri kullanabilir miydiniz) dediklerinde rahmetli Necip Fazıl "Ben onu İstanbul'da o kadar sıkıştırdım ama yakalayamadım. Bu gece buradayım, gelsin görüşelim" demişti. Rahmetli ertesi gün MTTB Erzurum şubesinde sohbet ederken Hamidullahcılar "Üstad Hamidullah'a fazla yüklendiniz, o bir hukukçu, bilim adamı gibi sözler sarf edince, rahmetli hiddetlenip "Susun, şimdi sizin ruhunuzun röntgenini öyle ortaya koyarım ki" diyerek onları azarlamıştı. İki gün Erzurum'da kaldığı halde Hamidullah üstad Necip Fazıl'ın karşısına çıkmamış, çıkamamış ve çıkarılmamıştır. (A.Kerim)
Bir tenkit mektubu
Hamidullah ile ilgili yazılardan dolayı gelen bir tenkit mektubunda deniyor ki:
1- Miracı inkâr etmekle ne olur? O, İslamı kabul ediyor ya. Namaz kılan bir Müslümana Miracı veya Şakkul-kamer mucizesini inkâr etti diye kâfir olur mu? Kâfir diyenin kendisi kâfir olmaz mı?
CEVAP
Miracı inkâr edenin kâfir olacağı Ruh-ül-beyan ve Bahr-ür-raık’ta yazılıdır. Bir mucizeyi veya dinimizin bir hükmünü inkâr edenin kâfir olacağı bütün din kitaplarında yazılıdır. Böyle bir kimse, namaz kılsa da kâfirdir, oruç tutsa da kâfirdir. Evet bir müslümana kâfir diyen kâfir olur. Ancak, bir kâfire müslüman diyen de kâfir olur.
2- Şakkul-kamer mucizesi hakkında âyet yoktur. Âyet olmayınca inkâr etmek küfür olamaz.
CEVAP
Bu mucize, Kamer suresinin ilk âyetlerinde bildiriliyor. Âyeti ancak kâfir inkâr eder.
3- Hz. Âişe de, Mirac rüyada oldu diyor. Buna ne diyebilirsiniz?
CEVAP
Bedenle gidilen Miracdan başka rüyada da görülen miraclar da olmuştur. Hz. Âişe validemizin bildirdiği bu miraclardır. Çünkü meşhur Mirac olayında henüz Âişe validemizle evlenmemişti bile.
4- Onun kitaplarındaki görüşleri, kendine ait değildir. Çeşitli yazarlardan nakildir. Kendine ait olmayan görüşlerden dolayı onu nasıl suçlarsınız?
CEVAP
Madem nakletmek suç değilse, naklettiğimiz yazılardan dolayı, bizi niçin suçluyorsunuz? Bizimki de nakil. O naklederken kâfirlerin görüşlerini kabul ediyor. Biz de kabul etmiyoruz.
5- Onu tenkit edenlerden Prof. Zeki Çıkman, tıp doktorudur. Doktor dinden ne anlar ki?
CEVAP
Din kimsenin inhisarında değildir. İsteyen herkes, dini öğrenebilir. İmam-ı a'zam hazretleri de tüccar idi. Doktor olan dini öğrenemez mi? Zeki Çıkman tıp profesörü de, kendi ülkesinde vatandaşlıktan çıkarılan Hamidullah, ne profesörüdür? Devletler Hukuku profesörüdür. O, hukukçu olduğu için değil, Ehl-i sünnet düşmanı bir mezhepsiz olduğu için tenkit ediliyor.
6- Sadreddin hocanın oğlu, 19 culuk dinine girdi. Onun görüşleri doğru olsaydı, oğluna etki ederdi.
CEVAP
Oğlundan dolayı baba tenkit edilmez. Hz. Âdem’in ve Hz. Nuh’un oğullarından biri kâfir idi. Bunlardan dolayı babalarına söz söylenir mi?
7- Davudoğlu Hocanın ona "Paslı silsile veya reformcu" demesinin önemi yoktur. Çünkü o, başka ilim adamlarını da, mesela Efgani’yi ve Abduh’u da tenkit etmiştir.
CEVAP
Efgani ve Abduh vesikalı masondur. Vesikasını göstermek suç mu oluyor? Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi]
Yani,
Allah Resulü (Dini bozanları, Ümmetimi aldatanları bildirin, bildirmeyene
Allah lanet etsin) diye emrediyor, emre uymayana lanet ediyor, siz ise bu emre uyan müslümana kızıyorsunuz, bu nasıl müslümanlık?
8- Bir çok kimsenin Hamidullahı övmesine ne diyeceksiniz?
CEVAP
Yukarıda kitaplarından yazılan birkaç satırda bile görülen dalaletine rağmen öven varsa, oturup hâline ağlasın deriz.
Diğer yandan, kötülerin çok olması, onların haklı olduklarını göstermez. İşte bir âyet meali:
(İnsanların çoğuna uyarsan, seni
Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]
Hele kötüler din görevlisi olursa daha kötüdür. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görür.) [Hakim]
(Bir zaman gelir ki, din adamları fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, hakiki âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]