İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 07.08.2003, 22:25
Hamd icin Ilim

 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.895
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Ahmet Yesevi

Ahmet Yesevi

Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."

Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır. Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

Biyografi.net
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 07.08.2003, 22:59

 
Nebileyim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.04.2003
Mesajlar: 312
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
ahmet kardesim, allah razi olsun..

bu yaptigina hizmet denir bence.
Nebileyim isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 08.08.2003, 00:26
Hamd icin Ilim

 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.895
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Amin ecmain nebileyim abla...
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 22.07.2007, 14:19

 
musabbinumeyr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.049
Teşekkür etti: 0
13 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Yontmayı seviyor; kuru ağaçların şekilden şekle girmesini. Yakacak olmaktan kurtuluyor onun gölgesinde dallar.


Budaklar oyulduğunda, eğrilikler düzeltildiğinde, fazlalıklar çıkarıldığında kaşıklar, kepçeler doğuyor ellerinde. Her kaşığın “bismillah” denilerek ele alındığını, her kepçenin “bismillah” denilerek kazana daldırıldığını hayal ediyor. Kaşıklardan küçük bir tepe oluştuğunda büyük bir heybeyi doldurup öküzüne yüklüyor ve salıyor şehre. İnsanlar satıcısını göremeseler de heybenin gözlerine bırakıyorlar kaşıkların parasını. Bedeli ödenmemiş bir kaşıkla sofraya oturmaya cesaret edemiyor kimse. Biliyorlar ki sıradan bir kaşıkçı değildir o. İnsan yontmaktan arta kalan zamanında hem Allah’ı anar, hem ağaçlara yemek taşımayı öğretir. Hem derdi ticaret değildir, aşk dükkânı açmıştır o. Hikmet Divanı’na: “Hoş gayibden kulağıma ses geldi/ ‘Allah’ı zikret!’ dedi, zikredip durdum işte/ Aşksızları görünce yolda kalmış/ O sebeple aşk dükkânını açtım işte,” yazmıştır. Zira “İnsan” olmanın biricik yolunun aşktan geçtiğine, ömrün “nefis” evini terk edip “muhabbet” evine gidebilmek için verildiğine inanmaktadır. O halde bu sınırlı zamanı saçıp savurmamak, her ânının bir ibadet ânı olduğunu bilerek yaşamak lâzımdır. Aksi takdirde kısa ömür kulluğa yetmez.


XI. yüzyılın ikinci yarısında Batı Türkistan’daki Şâhyâr nehrinin bir kolu olan Karasu kıyısındaki Sayram kasabası esrarlı bir çocuğu sunuyor yeryüzüne: Ahmed Yesevî. Önce öksüz sonra yetim kalıyor Ahmed. Yedi yaşına geldiğinde ablasından başka kimsesi yok. Yok ama önce Hızır Aleyhisselam’la sonra Arslan Baba’yla tanışıyor. Ablasıyla geldiği Yesi şehrinde emanetini alıyor Arslan Baba’dan. Bir hurma bu yüzyıllar öncesinden emanet edilen. Aslında bir işaret, Türk dünyasına Mutluluk Çağı’ndan. Ahmed Yesevî’nin yükü ağır. Hem dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevirecek, hem Türkleri İslam’la kaynaştıracak o Pir-i Türkistan; “Canı cana bağlayarak damarları ekleyip.” Madem ki İslam garip geldi, garip gidecek, “Ben-sen diyen kimselere” yüz vermeyecek o. “Gariplerin izini” arayacak. Sözü “Allah cemalini isteyenlere” söyleyecek yalnız. Yoksulların, yetimlerin başını okşayacak. Tasasız, kedersiz insanlardan kaçtım işte!” diyecek.


Arslan Baba emaneti teslim edip ilk hakikatleri fısıldadıktan sonra göç edecek dünyadan, Buhara’yı işaret ederek Yesevî’ye. Bu kez Şeyh Yusuf el- Hemedânî dizginleri ele alacak ve eğitecek ruhunu. İlimle tasavvufu birleştirecek. Ashâb-ı Kirâm’ın yolundan nasıl yürünebileceğini öğretecek. Allah korkusuyla pişirecek onu. Sonra sırayla verecek dizginleri emin ellere: Önce Abdullah-ı Berkî, arkasından Hasan-ı Endâkî ve sonra Ahmed Yesevî… Ve bir okul açacak Ahmed Yesevî on binlerce öğrencisi olan. Derslikleri kalpler olan bu okulun ana ilkelerini koyacak: 1- Marifet-i Hak (Allah’ı bilme) 2- Sahavet-i Mutlak (Mutlak cömertlik) 3- Sıdk-ı Muhakkak (Hakiki doğruluk) 4- Yakîn-i Müstağrak (Aşk yoluyla sağlam bilgi) 5- Tevekkül-i Rızk-ı Muallak (Hakkın takdir ettiği rızka tam tevekkül) 6- Tefekkür-i Müdekkak (Derin tefekkür) Bu sınavları başaran öğrencilerine “insan olma ödevleri” verecek: 1- Allah’a yakın olmayı arzu etmek 2- O’na kavuşma özlemi 3- Allah korkusu 4- Her durumda Allah’tan ümidi kesmemek 5- Hep O’nu anmak. 6- Ölümü aklından çıkarmamak.


Ahmed Yesevî, yalnız öğüt vermekle kalmadı. İlk önce ve hep kendini sarstı. Postu bırakıp yeniden Yesi’ye döndü. İran kültürünün etkisinde kalan sufiler gibi Farsça yazmayıp, İslâm’la yeni tanışan binlerce Türk’e anladıkları dille, Türkçe hitap etti. Süluk âdâbını Türk halk edebiyatından alınmış şekiller içinde tasavvufî manzumelere döküp Dîvan-ı Hikmet dedi adına. 63 yaşına geldiğinde Peygamber’in(sav) ölüm yaşını sınır bilip yeraltına, çilehaneye girdi “Başım toprak, tenim toprak, özüm toprak/ Yandım yandım olamadım asla apak/ Hak vaslına varam deyip ruhum müştak/ Zemzem olup yeraltına girdim işte” diyerek.
Ahmed Yesevî gerçekten zemzem oldu Türk yurduna asırlarca. Yunus Emre’ye “Aşkın aldı benden beni” dedirtti, Hacı Bektaş-ı Velî’yle Hıristiyanlara karşı direndi, Evliya Çelebi atası bildi onu, Seyahatnâme’sinde her vesileyle “Ceddimiz Türk-i Türkân Hâce Ahmed Yesevî” diyerek iftihar etti onunla. Ölünceye kadar çıkmadı Çilehâne’den Pîr-i Türkistan. “Kâdir Rabbim kudretle şöyle bir baktı/ Sevinç duyup yeraltına girdim işte/ Garip kulun dünyasından geçti gitti/Bir dost olup yeraltına girdim işte” diyerek kucakladığı sığınaktan bir gün, “Can verirken hak peygamber Mustafa elini tutar/ Bu sebeple Allah’a sığınıp geldim işte” diyerek çıktı göğe
__________________
Ağlayarak uyumuş yağmur olmuşum rüyamda bana hasret bi çöl için...
musabbinumeyr isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ahmed Yesevî Alp Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 0 27.03.2007 11:54
Ahmed Yesevi -kuddise sırruh- Hazretleri ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 2 05.02.2007 13:30
Ahmet Hakan'a msadi Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 6 23.01.2007 08:50
@Ahmet 76 mawera Religion 9 18.09.2003 12:38
M.Ahmet Varol Ahmet76 Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 1 26.08.2003 06:27


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:04 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50