İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 15.09.2003, 15:12
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Ebul Faruk SÜleyman Hİlmİ Tunahan (k.s.)

Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belada, darlıkta ve genislikte.
Salat ve selam, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm aline
Sübhan Allahtan temenni: Selametiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir
Allahummerzuknel hifzal murselin ilhamel enbiyayi ve fehmel evliyayi bikeremike ya ekramel ekramin.ve birahmetike ya erhamer rahimin.
Allahumme bi hubbi zatike tahassanna ya Allah.Lailahe illallah seyyidina muhammedurrasulullah. Hakkan ve sıdkan
****************************
///////////// ///////////////
****************************

EBUL FARUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.)

*Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.)hazretleri, Rumi 1304 (Hicri 1305 – Miladi 1888) yılında Silistrede dünyaya geldiler. Babası, tahsilini İstanbulda tamamlamış ve Silistrenin Satırlı Medresesinde yıllarca müderrislik etmiş Osman Efendidir. Dedesi ise Kaymak Hafız namıyla maruf bir zat olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmut Efendidir.

*Hocazadeler olarak bilinen bu asil ailenin ceddi, İdris Beye dayanır. İdris Bey, Fatih Sultan Mehmet tarafından Tuna Hanı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezviç edilmiş bir zattır.

*Babası Osman Efendi, İstanbulda tahsiline devam ederken bir rüyasında, vücudundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp etrafa ışıklar saçtığını görür. Gördüğü rüyasını, sulbünden gelecek bir evladının dünyayı manen aydınlatacağı şeklinde tabir eder. Bu İstidadı, Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halil isimli dört oğlundan biri olan, Süleyman Hilmide görür. Onun yetişmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz ve fevkalade alaka gösterir.

*Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesinde ve Silistre Rüşdiyesinde yaptı. Daha sonra, İstanbula gönderirken babasının: Oğlum! Usulü Fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun, Mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun. tavsiyesiyle, tahsilini tamamlamak üzere İstanbula geldi.

*İstanbulda Fatih Dersiamlarından ve devrin meşhur alimlerinden Bafralı Ahmet Hamdi Efendinin ders halkasına oturdu ve birincilikle icazet aldı. Bilahare ihtisasını (Doktora) yapmak üzere Süleymaniye Medreseleri, Medresetül Mütehassısinin Tefsir ve Hadis şubesine girip birinci derece ile mezun oldu. Aynı zamanda giriş imtihanını birincilikle kazandığı Medresetül Kuzat (Hukuk Fakültesi)dan da mezun oldu. Böylelikle devrinin akli ve nakli ilimlerinde en yüksek dereceyi ihraz etmiş oldular.

*Ezeli takdir olarak Silsile-i Saadatın, 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan, Seyyidler zincirinin 32. halkası Salahuddin ibnü Mevlana Siracuddin (k.s.) Hazretleri, seyr ü sülukünü tamamladıktan sonra tecelliyatın büyüklüğünden kendilerini İmam-ı Rabbani Müceddidi elfisani (k.s) Hazretlerinin nisbeti ruhaniyesine teslim ettiler. Dünyanın şu son zamanlarında ilahi feyzden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr u dalal çukurundan iman ve ihlas sahasına çekip çıkardılar, halen de çıkarmaktadırlar.

*Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, 44 sene evvel 16 Eylül 1959 (Hicri, 13 Rebiulevvel 1379) Çarşamba günü irtihal buyurdular. (Kaddesallahü sirrahül-eazz). Ancak tasarruf ve irşadları tamamıyle ve kemaliyle berdevamdır. Canab-ı Hak sevenlerini ve bütün müminleri şefaatlerine nail kılsın.

Daha geniş ayrıntılar için lütfen aşağıdaki linke bakabilirsiniz.
http://www.suleymanefendi.tv/view.php?bolm=hayati
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 15.09.2003, 18:09
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.555
Teşekkür etti: 11
92 Teşekkür 47 Mesaja aldı
Allah rahmet eylesin. Kur'ana hizmetle geçen örnek bir hayat yaşadı.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 15.09.2003, 20:55
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Merhume bölümünde Süleyman efendi tanitilmisti....oraya aktarilsaydi bu bilgiler daha güzel olurdu......yine de Allah razi olsun!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 19.09.2003, 16:53
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Ömrü Kur'an hizmetiyle geçti // Tunahan Torunu Mehmet Denizolgun...Yeni Safak'tan

"Rahmetli dedem, ders için zaman ve mekan seçmemiş, ders yeri ne kadar uzak olursa olsun, dersini aksatmamıştır. Uyku ve ihtiyaç dışındaki bütün vakitlerini de bu uğurda harcamıştır."

Rahmetli dedeniz Süleyman Efendi'nin ilmi hayatını özetler misiniz?

Dedem vefat ettiğinde ben dört yaşındayım. Onunla ilgili ne varsa validemden ve babamdan ve diğer yakınlarımdan öğrendim. Süleyman Efendi Hazretleri 1888'de Silistre'de dünyaya geldi. Babası Osman Efendi, Fatih Sultan Mehmet tarafından "Tuna Hanı" unvanıyla şereflendirilmiş, soylu bir aileye mensuptur. Süleyman Efendi Hazretleri ilk tahsilini babasının müderrislik yaptığı Satırlı Medresesi'nde, sonra da Silistre Rüştiyesi'nde okudu. 1913'e kadar İstanbul'da Bafralı Hamdi Efendi'nin yanında dini ilimleri tamamladı. 1913'de Darü'l-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri, Kısm-i Ali'sine girdi. 1916'da icazet aldıktan sonra mezun oldu. Aynı yıl ihtisâs yapmak ve dersiam (Profesör) olarak yetişmek üzere Süleymaniye Medresesi'ne bağlı Medresetü'l-Mütehassisi'ne kaydoldu, bu medresenin ilk iki yılını başarı ile tamamladıktan sonra, kendisine Eylül 1918'de, 20 kişi ile birlikte, İstanbul Müderrisliği Ruûsluğu (akademik bir kariyer) verildi. Süleymaniye Medresesi'ne girmeden önce Medresetü'l-Kuzât'ın (Hukûk Fakültesi) giriş imtihanını birincilikle kazanan ve başarı ile bitiren dedemin asıl maksadı hakimlik mesleğine geçmek değil, devrin bütün zahiri din ilimlerinde olgunluğa ermek olduğundan, daha sonra Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'ne hakim olarak tayin edildi, bu mesleğe talip olmadığını bildirerek kadılığı reddetti.

Başka bir resmi görev aldı mı ?

1 Haziran 1920 tarihinde dersiâm olarak vazifeye başlayan Süleyman Efendi, 27 Nisan 1921'e kadar bu göreve devam etti. 1922'de Dâr'ul-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi'nin birinci kısmında Türkçe müderrisliği vazifesine başladı, 29 Mart 1923'te Dâr'ul-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi İbtidâ-i Hâric Kısmı, Sarf-ı Arabî Müderrisliği'ne tâyin oldu. 25 Eylül 1923 tarihinde tekrar Türkçe Müderrisliği'ne tâyin edildi. 3 Mart 1924 tarihinde çıkan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte vazife yaptığı İbtida-i Haric Medreseleri İmam Hatip Mektebi'ne devredilince, bu okulun eğitim kadrosuna alınmasına rağmen, dersiamlık uhdesinde kalmak şartı ile müderrislikten kendi isteği ile ayrıldı.

O'nun asıl faaliyeti Kur'an-ı Kerim öğretmekti değil mi?

Süleyman Efendi, bir yandan İstanbul'un değişik camilerinde vaaz etmiş, bir yandan da camilerin müezzinliklerinde, apartman bodrumlarında, bulabildiği her yerde talebe okutmaya çalışmıştır. Hususi sohbetleriyle, ilmiye sınıfını maddeten ve manen destekleyecek gönüllüler halkasını teşkil etmeye çalışmıştır. Gedikpaşa'daki Azakzade Apartmanı'nın bodrumunda, Av. Osman Bey, Hacı Refik, Mehmet Efendi'yle oluşan halkaya, daha sonra, biletçi Hüseyin Efendi, tüccar Çırpanlı Mustafa Efendi, Beypazarlı Terzi Ali Bey, Kalaycı Hoca'lar dahil olmuş.
Kur'an kursu formundaki ilk çalışma, 1951'de Konya Lezzet Lokantası sahibi Mustafa Bey'in Çamlıca'daki evinin birinci katında başlamış, yeni gelenlere temel dersler verilmiş, bir yandan da ileri seviyedeki ders grupları oluşturulmuştur. Demirciden, kalaycıdan ve diğer meslek sahiplerinden, ellerinin nasırları kurumadan alim yaptığı talebeleri, müftü, vaiz olmuşlar, daha sonraları da "Demirci Hoca, Kalaycı Hoca" diye anılan bu talebeleri, nice din adamları yetiştirmişlerdir.
'Keşke daha az uyuyabilsek'

Dedenizin bir din alimi olarak en belirgin niteliği sizce neydi?

Rahmetli dedemin en başta gelen niteliği, dini eğitim ve öğretime sürat kazandırmasıydı. Hayattayken basılmış tek eseri "Kur'an Harf ve Harekeleri" isimli küçük bir risaleydi. Bu risale sayesinde Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek, aylardan haftalara, hatta günlere iniyordu. Kendisi "Şimdi sürat zamanıdır, tahsili uzatma zamanı değildir" söylemi ile, okuttuğu evlatlarını, Anadolu'nun muhtelif yerlerine göndermiş, va'zu nasihatler ettirmiş, oradaki Müslümanlar'a Kur'an öğretmelerini tembih ediyordu. Talebeleri bir taraftan ilim tahsil ederken, bir taraftan da tahsil ettikleri ilmi, talepte bulunan halkın çocuklarına öğretiyorlardı. Süleyman Efendi'nin emeli, Kur'an ilimlerini öğretmek ve yaymanın yanında, Kur'an ahkamını da yaşatmak olmuştur. "Benim evlatlarım, İslam'ın şerefini yaşayarak gösterecekler" diyerek, onların İslam'ı özümsemelerini ve yaşayış tarzlarına sindirmelerini arzu etmiştir. Hayatla ilgili hususları öğrenmekle kalmayıp, aynı zamanda harfiyen tatbik edilmesini de istemiştir. Ders için zaman ve mekan seçmemiş, ders yeri ne kadar uzak olursa olsun, dersini aksatmamış, Kısıklı'dan Topçular'a dört ayrı vasıtayla ulaşabilmesine rağmen hiç yüksünmeden gidip gelmiştir. Uyku ve ihtiyaç dışındaki bütün vakitlerini bu uğurda harcamış hatta az uyumalarına rağmen "Allah bizi az uykuyla kandırsa da keşke daha çok ders okusak" diyerek, günün tamamını değerlendirmek istemiştir. Süleyman Efendi Hazretleri'nin, bir ömür boyu devam eden çileli ve yorucu mücâdelesinin nihayetine doğru öteden beri mustarip oldukları şeker hastalığı ağırlaşmış ve bütün gayretlere rağmen 16 Eylül 1959 Çarşamba günü, İstanbul Kısıklı'daki hâne-i sâdetlerinde Rahmet-i Rahmâna kavuşmuştur. Altunizade Câmii'inde, kılınan öğle namazına müteakip, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir. O, vazifesini tamamiyle ve kemâliyle ifa etmenin huzûru içinde Refik-i A'lâya kavuşurken, arkasında hizmet etmek üzere binlerce bağlılarını, yüce İslâm ve imân davasına pazarlıksız, sarsılmaz bir imân ve idealle bağlı yetişkin bir kadro bırakmıştır.
Hastayken bile öğretti

Kur'an Kursları nasıl oluştu?

1952 yılında Mustafa Efendi'nin evi yeni yeni katılanlar yüzünden dar gelmeye, yetersiz olmaya başlayınca, yeni bir yer aranmış ve Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'nin çilehanesinin yanında bir yer bulunmuş, buraya Üsküdar Müftülüğü'ne bağlı olarak ilk resmi Kur'an kursu açılmıştır.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 19.09.2003, 16:56
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hasta halinde dahi Kur'an öğretmekten vazgeçmemiş!..

Okuttuğu talebelerini, Anadolu'nun her tarafına göndermiş, halkın dinini, diyanetini öğretmelerini tembihlemiştir. Bu yoğun çalışma temposu kendisini yormuş ve şeker hastalığının da şiddetlenmesine sebep olmuştur. Dostlarının ve talebelerinin ziyaretine geldiği bir söyleşide, gelenlerden biri: "Efendim, rahatsızsınız, artık dinlenin. Bakın evlatlarınız yetişti. Bundan sonra hizmeti onlar yürütsün" dediğinde, bütün yorgunluğuna rağmen celallenip doğrularak "Tekeri patlayan şoför, tamir bitince kaybettiği vakti kazanmak için daha hızlı gider, bizim de bu iki aylık kaybı daha fazla çalışarak telafi etmemiz lazım" demiştir. Hasta ve rahatsız olduğu zamanlarda dahi dersten tâviz vermemiş, geri kalmamış "Derse gidersem hastalık da gider, kalırsam hastalık da kalır" buyurmak suretiyle âfiyet ve şifâsının ders okutmakta olduğunu ifade etmiştir.

Talebelerine hangi tavsiyelerde bulunurdu?

Süleyman Efendi uzun ve yorucu bir yolculuktan dönen talebesine, "Oğlum! Falan camiye git, Cuma'da va'z et de, dinleniver" demek sûretiyle istirahat ve dinlenmenin, hizmetle mümkün olacağına işaret buyurmuştur. Talebelerinden herhangi biri derse geç gelecek olsa, onu asla kırmaz, mahcup etmez sadece, "Hepimiz seni bekledik" demiştir. Talebelerinden herhangi biri bir özürden dolayı derse iştirak edemediği zaman çok üzülür, "Eyvah! Bugün çok büyük ziyânımız var" buyurmuşlardır. Bir gün Kur'ân öğretmek için gönderdiği bir talebesi, gittiği yerde okutacak kimse bulamamaktan şikayet etmiş "Efendim, sadece iki kişi vardı, onları da bırakıp geldim" deyince çok üzülmüş. Ve biraz da celallenerek "Evladım, nice peygamberler bu âlemden bir tek ümmet elde edemeden gittiler. Sen iki talebe bulmuşsun daha ne istersin" diyerek, tekrar geldiği yere göndermiştir. Talebelerine son derece kıymet vermiş. "En küçük talebenin dahi kesip attığı tırnağını, dünyalara değişmem" vecîzeleri bu hakikati en bâriz şekilde ortaya koymuştur.

'En büyük keramet
Hakk yolunu telkindir'
Süleyman Efendi Hazretleri "kamil" bir mürşid ve eksiksiz bir alim olmanın yanında, muhterem ve muhteşem bir "insan" olarak tanınmıştır. Kerâmete asla itibar etmemiş, kerâmet izhârından kaçındığı gibi talebelerine de aynı yolu tavsiye etmiştir.
Ömrü Kur'an hizmetiyle geçen Süleyman Hilmi Tunahan Hocaefendi'nin torunu Mehmet Beyazıt Denizolgun, dedesinin bilinen ilmi kişiliğinin dışında aile fertleri ve talebeleriyle ilişkilerinde tam bir gönül adamı ve bir pedagog gibi davrandığını anlattı. Süleyman Efendi hakkında ilk kez, Yeni Şafak'a konuşan Denizolgun, merhum dedesinin mutasavvıf yönünü anlatırken, onun kerâmete itibar etmediğini, kerametin gösterilmesinden kaçındığını, talebelerine de aynı yolu tavsiye ettiğini vurguluyor. Torununun dilinden bir devrin en önemli alim ve hizmet adamlarından Süleyman Efendi'nin kişiliği hakkında ibret verici bilgiler aldık.

Merhum dedenizin hep öne çıkarılan yönü ilmi kişiliği ve Kur'an hizmeti oldu. Bunu herkes biliyor. Talebeleriyle ilişkileri nasıldı?

Annemdem ve rahmetli babamdan dinlediklerime göre talebelerini çok sever, takdir edermiş. Her talebenin maddi-manevi rahatsızlıklarıyla ilgilenmiş, incinmemeleri, örselenmemeleri, için elinden gelen gayreti göstermiştir. Biri rahatsızlanacak olsa kendi elleriyle doktora götürmüş, ilaçlarını yaptırmış, tedavileriyle uğraşmıştır. Asla talebe seçmemiş, talebelerin arasında zengin-fakir, zeki-kıt anlayışlı ayırımı yapmamış, hepsiyle teker teker ilgilenmiştir. "Evinin yolunu bulabilsin, yeter. Allah'ın izniyle okuturuz" demiş. Bir gün hâne-i saâdetine filesi boş olarak bir şey almadan dönmüş, anneanneme "Hanım! Talebeye alamadığım için, eve de almadım" buyurup; talebenin yemediğini yemekten, hayâ ettiğini ifade etmiştir. Soğuk kış günü bir vesile ile evini ziyarete gelen bir talebesi, hocasının soğuk odada oturduğunu farketmiş. Anneanmem soğukta oturmasının sebebini talebeye şöyle izah etmiştir "Oğlum! Sizin odununuz yok diye, Efendi Hazretleri de evde soba yakmıyor."

Talebeleriyle şakalaşır mıydı mesela?

Evlatlarının çekingenliklerini, korkularını, onlara olan sevgisini hissettirerek yenmiştir. Kendisini sevenler ve hürmet gösterenler bir yana, kendisine sıkıntı verenlere bile tebessüm ve muhabbetle yaklaşmış, mümkün olduğunca gönüllerini almıştır. Ölçülü ve zekice olmak şartıyla şakayı sevmiş, zaman zaman talebeleri ve aile efradıyla şakalaşmış, hayattaki zorlukları bile tebessümle karşılamasını bilmiştir. En olumsuz şartlarda bile ümitsizliğe düşmemiş, pes etmemiş, kararlılığını devam ettirmiş. Uzun sözün kısası, Süleyman Efendi Hazretleri "kamil" bir mürşid ve eksiksiz bir alim olmanın yanında, muhterem ve muhteşem bir "insan" olarak tanınmıştır. Kerâmete asla itibar etmemiş, kerâmet izhârından kaçındığı gibi talebelerine de aynı yolu tavsiye etmiş, "En büyük kerâmet, insanlara Hakk yolunu telkin etmektir" buyurmuştur.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 19.09.2003, 16:58
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tam bir gönül adamı olduğunu söylüyorsunuz..

Tek tek insanları bulup onlarla ilgilenmek çok zor bir şey. Bu bakımdan tam bir gönül adamı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden talebeler bularak, onların her türlü ihtiyacını karşılamak, farklı kültür ve alışkanlıkları olan bu insanlarla ilişkileri geliştirmek ve eğitmek bakımından pedagog gibi davrandığını biliyoruz. Talebeleriyle kendi çocukları arasında hiçbir ayrım yapmadığını söylemiştim. Her biri farklı işlerle iştigal eden sıradan insanlar arasından değerli hocalar, alimler ve müftüler çıkmıştır. Babam onu en iyi anlayan insanlardan biriydi. Bana anlattığına göre Konya Lezzet Lokantası sahibi Mustafa Bey'in Çamlıca'daki evinde bir sabah talebeler namaza kalkmamışlar, uyuyakalmışlar. Dedem sabah oraya vardığında hiçbirşey söylememiş, sadece ezan okumuş, talebeler uyanarak namazlarını eda etmişler. Böyle ince ruhlu biriyimiş. Bir baba şefkati içinde hareket edermiş. Dedem Allah rızası için yola çıkmıştır. Onun bütün gayesi talebe okutmak. Bu arada başına birşeyler gelmiş olabilir. Önemli değil. Kendisi son derece mütevazı, kanunlara riayetkarmış. Onun tek amacı Kur'an-i Kerim öğretimini muhafaza etmekti

Dönemin İslami neşriyatlarına katkıda bulunduğu biliniyor...

Süleyman Efendi cemiyetten uzakta yaşamak yerine, cemiyet içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercih etmiş ve "Zahirimiz halk ile, Bâtınımız Hak ile" prensibini kabul etmiştir. Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl'a "Büyük Doğu" mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, maddî yardımları da büyük olmuştur. Hatta mevcut bir tek evini satmış ve bu mecmuaların yayınlanmasına katkıda bulunmuştur. Zamanının, ilim ve irfanda ileri derecelere ulaşan ilim adamlarına, talebelerini göndermiş, talebelerini onların imtihan etmelerini sağlamış, din ilimlerinin yeniden ihyâ edilmekte olduğunu görerek sevinmelerini arzu etmiştir. Bu vesile ile ünlü din alimlerimizden Ali Haydar Efendi ve Hasan Basri Çantay gibi pekçok zevâta talebelerini göndermiştir.

Süleyman Efendi'nin kitap yazmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esasen, yazmamış değil, yazmıştır, fakat onun yazdıkları ilmine ve manevi büyüklüğüne kıyasla hacimce küçük eserlerdir. Bu yüzden dedem Süleyman Efendi Hazretleri'nin asıl gayretinin kitap yazma yönünde olmadığını söylemek doğru olur. Kur'ân-ı Kerim'i en kısa zamanda okumayı öğreten "Kur'an Harf ve Harekeleri" isimli Kur'an Elifbâsı, dedemin basılmış olan en mühim eseridir. Bütün gayretini "canlı kitap" olan talebe yetiştirmeye harcamıştır. Rahmetli dedem, mevcut İslâmî kaynakları büyük ölçüde yeterli bulmuş ve bu kaynaklara ulaşabilecek insanları yetiştirmenin lüzumuna inanmıştır.

'Dini siyasete âlet edenler lanetlenecektir'
Merhum dedem gündelik siyasetten uzak bir insandı. Onun bütün meşgalesi Kur'an ilimlerinin unutulmamasıydı. Yakınlarına, "Din asıl, dünya ve siyaset fer'idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Alet edenlere lanet vardır" şeklinde tavsiyelerde bulunduğunu biliyoruz.

Bir din alimi olarak Süleyman Efendi din adamlarını nasıl tarif ediyor?

Dedem, gerçek din adamını, halkın dînî icapları yerine getirmesinde, bazı bakımlardan kendisine muhtaç olduğu kimse olarak tarif etmiştir. İslâm'da Batı'da olduğu gibi bir ruhban sınıfının bulunmadığını, ancak din âlimlerinin bulunduğunu söylermiş. Din aliminin dışındaki din görevlileri ise sadece pratik zaruretlerle ilgili düzenleme unsurlarından ibârettir. Dedemin şu sözleri de gerçek din adamının niteliklerine işaret etmektedir:
"İlim mâluma, âlim ilme, din adamı dine tâbidir. İslâm'da âlimler din üzerinde şahsi takdirleriyle ve keyfi yorumlarıyla hiçbir tasarrufta bulunamazlar. Devamlı gayret içinde bulunacağız. Bir günümüz bir günümüze eşit olmayacak. Bilgiye, tefekküre, ilme, önem vereceğiz. Ya öğreten olacağız, ya öğrenen."

Dedenizin Nakşi meşrebte olduğu biliniyor. Kendisi tasavvufa nasıl bakıyordu?

Merhum Süleyman Efendi'ye göre tasavvufun gayesi imanı pekiştirmektir. İhlasın pekişmesidir. Kendileri gayenin harikulade şeyler görmek olmadığını belirterek, "Âlemin gördüğü bize de yeter. Gaye ihlası derinleştirmektir. Gaye fazladan maarif tahsili değildir. Her ne kadar bu yolda fazladan bilgiler hasıl oluyor gibiyse de sonunda onlar yok olur. İttiba olunması gereken bilgiler sekr değil, sahv makamının bilgileridir. Keşf ve ilhamın doğru olup olmadığı ehli Sünnet alimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmaması ile anlaşılır. Doğru bilgiler, doğru sözler, daima birbirini teyid eder, tamamlar. Hakikati savunan birliği ve beraberliği savunmuş demektir. Sıhhatli düşüncenin yegane yolu nefsaniyetten arınıp akıl ve kalp ile düşünmektir" dediğini biliyoruz. Dedeme göre tasavvuf, İslam'ı zevkle yaşamanın adıdır. Bu durumda mükellefiyetleri yerine getirmenin o insana ağır gelmeyeceğini, zevkle-sevinçle-sururla karşılanacağına dikkatleri çekmiştir. Merhum Süleyman Efendi'nin şu sözlerini aktarmam gerekiyor: "Yapmamız îcab eden mesuliyet ve mükellefiyetler kurtulunması gereken bir yük gibi değil, gönülleri kanatlandıran ve her türlü karartıcı nefsaniyet alakalarından sıyrılıp gerçek hürriyete eriştiren bir mazhariyet hâlini alır. Tasavvufun kendisi gâye değildir. Gayeye varmanın vasıtasıdır. Gaye hakikattir. İslâm'ın hakikatidir. O hakikatin yaşanmasıdır. İman nuru ile aydınlanan akıl, fikrî görevlerini gayet kolaylıkla ifade eder. Manevî yardımlaşma ile de eksikler gedikler tamamlanır. Kardeşlik duygusunun ahengi teessüs eder."
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 19.09.2003, 16:59
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Din ve siyaset ilişkilerine nasıl bakardı?

Merhum dedem gündelik siyasetten uzak bir insandı. O'nun bütün meşgalesi Kur'an ilimlerinin unutulmamasıydı. Yakınlarına, "Din asıl, dünya ve siyaset fer'idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Alet edenlere lanet vardır" şeklinde tavsiyelerde, uyarılarda bulunduğunu biliyoruz.
Dedemin, 'Biz değişmedikçe Cenab'-ı Hakk'ın bizim halimizi değiştirmeyeceği, başımıza gelenlere nefsimizin sebep olduğu ve nasılsak öyle idare edileceğimiz unutulmamalıdır" cümlesini de sık sık kullandığını merhum babam zikrederlerdi.

Aileniz Süleyman Efendi hakkında konuşmamak konusunda çok titiz davrandılar. Siz de öyle. Neden?

Biraz önce de söylemiştim, Süleyman Efendi Hazretleri'ni bu dünyada en iyi anlayanlardan biri damadı, rahmetli babam Kamil Denizolgun'dur. Kendisi hiçbir zaman dedemin ismini kullanmamış, aksine bu konuda son derece titiz davranmıştır. Bizden de bunu beklerdi. Çocukları olarak millete mal olmuş bulunan dedem hakkında konuşmak konusunda aynı tutum içerisindeyiz.

Kemal Kaçar Bey'in konumu neydi?

Süreç içinde diğer damadı Kemal Kaçar Beyefendi, doğal olarak cemaatin, Kur'an Kursları'nın ve yurtların yönetimini deruhte etmiştir. Ama bu manevi yönden değil maddidir. Bir ağabey olarak yürütülen işleri uhdesine almıştır. Dedem, yerime şu geçecek bu geçecek dememiştir. Böyle biliyoruz. Merhum dedem hiçbir zaman şeyh kelimesini de kendisi hakkında asla kullandırmamıştır. Bazı Arabî eserlerde geçen 'Şeyh' kelimeleri üzerinde talebelerine izahat verirken, 'Araplar'da yaşli zevata, Hindistan'da ulemaya, Anadolu'da ehl-i tasavvufa, Türkistan'da ise mezar bekçilerine şeyh denilir' şeklinde latife yaptığı zikredilirdi.

Süleyman Efendi'nin dînî çizgisini nasıl değerlendirmek gerekir?

Dedem hakkında yazılanları şöyle toparlamak mümkün, hayatını Kur'ân öğretimine vakfetmiş, Kur'ân'ı bilen ve yaşayan öğrenciler yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebeleri itikadda ve amelde Sünnî'dirler. Amelde büyük ekseriyetle Hanefî mezhebine, itikadda İmam Mansur Matüridî Hazretleri'ne mensupturlar. Meşreben Nakşîdirler. Nakşîliğin en büyük mümessili olan İmâm-i Rabbânî Hazretleri'ne bağlı ve onun yolunda irşada izinli bir mürşid-i kâmildir. Şu halde "Süleymancılık" diye Tunahan Hoca'nın icad ettiği ne bir mezhep, ne de bir tarikat mevcuttur. Fakat, Süleyman Efendi, hizmetleri ve hizmete gönül veren talebeleri vardır. Bütün talebelerini de Ehl-i Sünnet inancına eksiksiz bağlı olarak yetiştirmiştir. Okuttuğu "Emâlî" ve "Nesefî" adli metin kitaplarla İslam itikâdının temelini öğretirken "Şerh-i Akâid" ile de günümüzdeki ve tarihteki sapık fırka ve mezhepleri talebelerine tanıtmış ve dalâlet fırkalarına düşmekten korumuştur. İnanç sapıklığı içerisinde bir tek talebesi olmamıştır. İslâmiyet'i tercüme kitaplardan öğretmek yerine, Osmanlı medreselerinin takip ettiği temel ders kitaplarından, orijinal ilim dili olan Arapça'dan okutmuş ve öğretmiştir. Süleyman Efendi Hazretleri, kendisinin "Zamanımız sür'at zamanıdır" sözünü ilim öğretme üslubunda aynen tatbik etmiştir. Hz. Allah tarafından kendisine ihsan edilen, maddi ve mânevî tasarrufların neticesidir ki eskiden 20-30 senede tahsil edilen ilimleri, 2 sene gibi çok kısa bir zamana sığdırarak, yüzlerce, binlerce din âlimi yetiştirmiş ve vatan sathına yaymıştır.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 19.09.2003, 17:07
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina

Muhabbetkar kardeşim ahmet Gonlumuzdeki yerini aşağıdaki gibi ifade etmeye calıstık.

Seyh Sadi-yi Siraziden gelmistir. Söyle diyor o:

*Arifin biri ormanda giderken rastladigi calilarin yapraklarinin gül yapragi gibi koktugunu hissedince, sasirip sormus:

*** Sizler cali yapragisiniz... Gül gibi kokmamaniz lazim. Ama sizden gül kokusu geliyor!

Cali yapragi dile gelir ve der ki:

*** Dogru söylersiniz. Bizde gül kokusu olmaz. Fakat, surada bir gül agaci vardir; biz onunla komsuluk ediyoruz. Kokladiginiz gül kokusu, bize komsumuzdan sirayet etmistir. Yoksa, bizde gül kokusu yoktur aslinda...

Yukardaki sevgimizi daha önce beyan etmiştik.Azimli ve güzel calışmanızdan dolayı tekrar edelim istedik.

Bu calının her zaman gül kokusuna ihtiyacı var.


Allahü Teala sizlerden Razi ve memnun olsun.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 19.09.2003, 17:24
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Teveccühünüzden dolayi...Allah sizden de razi olsun!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 01.10.2003, 19:59
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hizbullah kardesimizden bu yazi....buraya aktarildi.


Rahmetle Anıyoruz! SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN
Rahmetle Anıyoruz! SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN



Son devir din âlim ve velilerindendir. Adı Süleyman Hilmi, soyadı Tunahan’dır. Babası zamanın müderrislerinden Hafız Osman Efendi’dir. Soyu Fatih Sultan Mehmed Han’ın „Tuna Hanı“ olarak tayin ettiği ve kendi kız kardeşi ile evlendirdiği İdris Bey’e dayanmaktadır. 1888 (hicrî 1306) senesinde Silistre’nin Ferhatlar köyünde doğdu. 1959 (hicrî 1379) senesinde İstanbul’da vefat etti. Kabri Karacaahmed Kabristanı’ndadır.



Babası Osman Efendi tahsilini İstanbul’da tamamladıktan sonra Silistre’ye giderek meşhûr Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik yaptı.

İlim ehli ve fazilet sahibi bir aileden dünyaya gelen Süleyman Hilmi Tunahan, ilk tahsilini Silistre Rüşdiyesi’nde ve Silistre Satırlı Medresesi’nde yaptı. Bilahare tahsilini tamamlamak için İstanbul’a gelerek Sahn-ı Semân (Fatih) Medresesi’ne kaydoldu. Fatih dersiâmlarından ve o devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi (Büyük Hamdi Efendi)’nin ders halkasına devam etti.

Zamanın usulüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsil ettikten sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendi’den birincilikle icazet, diploma aldı. Daha sonra o zamanki tâbiri ile dersiâm (profesör) olarak yetişmek üzere Süleymaniye Camii medreselerinden Medreset’ül-Mütehassısîn’in tefsir ve hadis kısmına devam etti.

Son derece parlak bir zekâya sahip olan Süleyman Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medreset’ül-Mütehassısîn’den birincilikle mezun oldu. Aynı yıllarda Medreset’ül-Kuzâtı (Hukuk Fakültesi’ni) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftan dersiâm, diğer taraftan da kadılık rütbelerine ulaşarak devrinin zâhirî ilimlerini tamamladı.

Mezuniyetine müteakip İstanbul’da dersiâm olarak vazifeye başlayan Süleyman Hilmi Tunahan bir müddet sonra medreselerin kapatılması üzerine vaizliğe tayin edildi. Uzun müddet İstanbul’un Sultanahmed, Süleymaniye, Yeni Camii, Şehzâdebaşı ve Piyale Paşa gibi büyük camilerinde halka vaaz ederek insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattı.



Tasavvuf yolunda Selahaddin ibni Mevlana Siracüddin Efendi’nin sohbetlerine devam ederek yetişti. Süleyman Hilmi Tunahan’ın tasavvufî yönüyle ilgili olarak, damadı Kemâl KACAR tarafından Necip Fâzıl Kısakürek’e verdiği notlardan bir bölümü şöyledir:



Zahirî ve batınî yönden yüksek derece sahibi olan Süleyman Hilmi Tunahan, itikadda Ehl-i Sünnet, amelde Hanefi mezhebine, tasavvufta Nakşibendiyye yoluna mensub idi. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e son derece bağlıydı. Kendisinden feyz alan talebeleri ile vaaz ve sohbetlerine devam eden kimselere en büyük tavsiyesi „Ehl-i Sünnet vel-Cemaat“ akidesine ihlas ve samimiyetle bağlı olmalarıydı.



72 senelik ömrü boyunca İslamiyet’in emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarına vesile olan Süleyman Hilmi Tunahan, 16 Eylül 1959 senesinde İstanbul’da Kısıklı’daki evinde vefat etti. Karacaahmed Kabristanlığı’na defnedildi.



„Efendiler, hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık, Allah’ın, Resulullah’ın, Kitabullah’ın ve din-i mübini İslam’ın tebliğ memurluğudur!“



*Asri Saadet Gazetesi
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 01.10.2003, 20:01
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Süleyman Hilmi Tunahan
Kur'an hizmetinde geçen bir ömür
Dînî hayatın zayıfladığı dönemde Kur'anî ölçüyü yeniden topluma yayan Süleyman Efendi talebelerine de şöyle diyordu: Olmazsa şeriat şeytan işidir tarikat. Tasavvuf haldir yaşanır, konuşulmaz. En büyük keramet istikamettir, doğruluktur, akl-ı selim üzere olmaktır.
Sanattan ticarete, şehirden devlete, tasavvuf katkısı..
At üstünden inmeyen Türkler'i, yerleşik medeniyete geçiren ictimai ruh, toplumsal şuur ..
Asya steplerinden yola çıkıp Avrupa içlerine kadar uzanan Atilla (şahin)hattı mirasçılarını, şehirlerde meslek öğrenmeye ve türlü ticaret dallarına alıştıran, çinicilikten ebruya uzanan nice sanat dalına yönlendiren ruh terbiyecisi, gelenek, kültür, manevi güç neydi acaba?
Batıdan doğuya koşan cihangirlerin, ahir ömründe oğulları arasında bölüştürdügü bir-iki nesillik devletçikleri, 600 yıllık köklü imparatorluğa (Devlet-i Aliyye-i Osmani'ye) taşıyan halk eğitimcisi tarikatlar, bugün görevlerini tamamlamış mıydı acaba ?
Hazret-i Türkistan Ahmed Yesevi ile başlayıp Buharalı Türk Bahaeddin Nakşibend(1389)'e, Belhli Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye , Türkmen Kocası (büyüğü) Yunus Emre'ye, Karacaahmed'e, Hacı Bektaş'a, Bayram Veli'ye uzanan şehirleşme, meslekleşme, esnaflaşma ve topyekün medenileşme mektebi yollar ve kollar artık kapanmalı mıydı? Hacı Bektaş'a, Hacı Bayram'a, Mevlana'ya devlet desteği, ya diğerleri?
Modern demokrasinin yerleştiği ülkelerde "sivil toplum teşebbüsleri" diye nitelendirilip önemsenen, demokrasinin uzantısı kabul edilen camialar ve cemaatlerin sosyal bünyedeki yeri ve işlevi nasıl inkar edilir ki..
Sosyolojik literatürün, bir vakıa (fenomen) olarak kabullendiği tarihî, sosyal, kültürel gerçek, tarikatlar ve mensupları, 'Ya devlet başa (gelir), ya kuzgun leşe' diyerek, tarih boyunca hep devletten yana çıkmış, geçici zulüm dönemlerine rağmen, devleti daima ayakta tutmuş güce artık ihtiyaç yok mu?
Osmanlı'dan Batıcı modern topluma geçişte tekke ve zaviyelerin sosyal ve işlevini, dolduramadığımız boşlukları, acaba günümüzde kimler, nereler nasıl ve nelerle dolduruyor?
İşte, başta Nakşilik ve Kadirilik olmak üzere, Mevlevilik'ten Bektaşiliğe hatta tarikat tasnifindeki Aleviliğe giden yolda, bozulmayan yollar, meslekler ve meşrepler..
Sahtekarların bol olduğu ülkelerde ve zamanlarda ya hakikisi, hedefe erdiricisi olursa.. Nur üstüne nur...
Süleyman Efendi, bu işin kalpazanlarını ayıran ölçüyü getirdi.
'Olmazsa şeriat (yani hukuk, din ), şeytan işidir tarikat.'
O, 'Tasavvuf haldir, yaşanır, konuşulmaz - yazıya dökülmez' diyerek karmaşaya firsat verenlere karşı, İmamı Rabbani'yi tanıttı. Keramet peşinde koşmayınız, derken cihana ilan etti:
En büyük keramet, istikamettir. Doğruluktur, akl-ı selim üzere olmaktır.
Bundan 42 yıl önce ( 16 Eylül 1959 Çarşamba) kaybettiğimiz, Süleyman Efendi Hazretleri'ni ve onun ekol haline gelmiş müstesne hizmetlerini, Türkiye, İslam dünyası ve Batı ülkelerindeki Müslümanlar, bugün iki yönüyle tanıyor:
1- İslam âlimi kimliği ve Sünnilik
Fatih medresesi 'Dar'ül Hadis' kayıtlarındaki adıyla Silistreli Süleyman Hilmi (1888-1959), Sultan Vahidüddin Han fermanıyla, idarecilik (rüus) görevi verilmiş (Nisan 1920 ) akademisyen, müderris-dersiam (profesör). Ve onun uğrunda hayatını verdiği, temel din ilimlerini kavramış ilmiyle amil, onbinlerce talebesi, onlardan feyzalan, anarşiye teröre bulaşmamiş, asrın sapıklığıyla kirlenmemiş, haram ve helalin şuurundaki milyonlarca mümin..
2- Nakşi ve Kadiri,
Ehli Tasavvuf kişiliği
Süleyman Efendi, 'Şeyh' kelimesini, kendisiyle ilgili olarak hiç kullanmamıştır. Hatta bazı Arabî eserlerde geçen 'Şeyh ' kelimeleri üzerinde talebelerine izahat verirken, 'Araplar'da yaşli zevata, Hindistan'da ulemaya, Anadolu'da ehl-i tasavvufa, Türkistan'da ise mezar bekçilerine şeyh denilir' şeklinde latife yapmışlardır.
Merhumun tarikat silsilesi, Türkiye'de yaygın Nakşibendiliğin Mevlana Halid-i Bağdadi'ye (1777- 1826) dayanan Halidiyye kolundan, 28'inci halka Abdullah Dehlevi'den itibaren ayrılmakta ve 32. halka, bugün Özbekistan hudutları içinde kalan Namangan'ın Tus kasabasından Mevlana Salahuddin bin Siracüddin'e ulaşmaktadir. Süleyman Efendi'nin tasavvufta mürşidi olan Türk asıllı Mevlana Siracüddin'in, l900'lerde Sultan 2. Abdülhamid Han ile İstanbul'da 2 defa başbaşa görüştüğü bilinmektedir.
Hakimlik yerine müderrislik
Çanakkale Savaşı aynı zamanda bir münevver kıyımı olduğundan, Süleyman Efendi'nin arkadaşları kendilerini Bakıyyet'üs-süyuf (kılıç artığı) olarak değerlendirmekteydi. Çanakkale'de çoğu yüksek tahsilli 250 bin gencin şehadeti dolayısıyla Süleyman Efendi, aynı zamanda Osmanlı ilim ve kültürünü Cumhuriyet Türkiyesi'ne taşıyan belirli sayıdaki önemli zevat arasındadır. O, Sünni İslam alimi kimliği yanında Medreset'ül Kuzat denilen Hukuk Fakültesi mezunu bir İslam hukukçusudur.
Merhum, cumhuriyet döneminde diğer hukukçu arkadaşlarının aksine, hakim ve avukatlık yerine, müderrisliği tercih etmiştir. Cumhuriyetten sonra bu görevi sona erdiğinde ise, dersiamlık sıfatının sağladığı hak ve salahiyetle, İstanbul camilerinde halkı irşat görevini üstlenmiştir. Bu tercihinde babası, Silistre Satırlı Medresesi Müderrisi Osman Fevzi Efendi'nin tesiri ve ikazı sözkonusudur. Pederi Osman Efendi, 'Hakimlerin üçte ikisi (adeletsizlikleri sebebiyle ) cehennemdedir' mealindeki Peygamber hadisini hatırlatmış, merhum da babasının bu işaretine saygılı kalmıştır.
Ezanın yasaklandığı günler
Cumhuriyet Halk Partisi'nin laikliği din düşmanlığı olarak uyguladığı 1940'lı yıllar.. Beş vakit ezanın bile minarelerden Allahü Ekber diye okunmasının yasaklandığı günlerde, merhumun camilerdeki irşat ve nasihat vazifesi de engelleniyordu. Cami cemaati kalabalıklar, İsmet Paşa'nın Kasımpaşa'da mahrukatçılık (odun- kömür işi) yapan kardeşi Rıza Temelli'yi (Kambur Rıza) dahi üst makamlara aracı yaptıkları halde, yine de bir dönem merhumun camilerde halka meccanen konuşmasına izin verilmemişti.
Çünkü devir, matbuatta hertürlü dini tefrika ve yazının talimatla yasaklandığı tek parti devriydi, din hürriyetiyle birlikte her türlü temel haklar tahdid altındaydı. Camiler buğday deposu yapılmış, nice vakıf eserler, şahıslara hatta gayri müslimlere cüz'i paralarla satılmış yahut kiraya verilmişti. Dünyada Hitler, Mussolini, Stalin'in borusunun öttüğü faşist, baskıcı, açlık ve kıtlık yılları.
Hafiyelere rağmen göreve talip
Camilerde cemaat arasında birçok hafiye, ispiyoncu görevli olmasına aldırış etmeden Süleyman Efendi, fahri (gönüllü) olarak tekrar görev verilmesini ısrarla istiyordu. 14.4.1948 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği dilekçesinde diyor ki:
- 'Mütehassisin Medresesi'nden mezun dersiamım. Ayrıca Medresetül Kuzat'tan da mezun bulunmaktayım. Kanunen, kayd-ı hayat şartıyla aldığım dersiam maaşı benim tabii vaiz olduğumun en kat'i delilidir. Dersiamlar memleketin tabii vazileri olup hiçbir kayda ve şarta tâbi olmaksızın ve vesikaya lüzum olmadan camilerde vaaz edebilecekleri muhakkaktır. Bir müddetten beri bu tabii vazifemi yapamıyordum. Bugün yapmak istiyorum. İstanbul camilernden hangisinde ve hangi saatte ifayı vazife edebileceğimin tayıni için İstanbul Müftülüğü'ne emir verilmesini diler, saygılarımı sunarım.'
Niçin, dini siyasete alet ettin ?
1948 yılında tekrar başladığı fahri vaizlik görevini, daha sonraki yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın resmi vaizi olarak vefatına kadar sürdürürken, Müslümanlar'ın ufkunu açan sosyal olayları ve dünyadaki gelişmeleri de değerlendiriyordu.
Mesela, 1957'de Fransızlar'ın Cezayir'de Müslümanlar'a karşı giriştiği katliam harekatını dile getiriyor, bu savaşta Fransızlar'ı destekleyen DP iktidarına göndermeler yapıyordu.
Bir defasında Eminönü Yeni Cami'de, Müslüman kanı dökenleri anlattıktan sonra, 'Kardeşim Menderes'e de Allah hidayet versin' diye dua etmişti. Ama bu yüzden, ifadesi alınmış, meşhur kalıbıyla 'Neden dini siyasete alet ettin?' diye hesap sorulmuştu.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 01.10.2003, 20:01
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Gönüllüler hareketi
Din eğitimi almamış insanların akıbeti ulema arasında geniş tartışmalara yolaçmıştı. Müderrisler bir dernek kurmuşlar ama baskıdan seslerini çıkaramamışlar. Ulema korkutulmuştu.
Süleyman Efendi Hazretleri'inin vaazları, kuru bilgilerin ötesinde, cemaate aşk vecd, gayret ve heyecan telkin edicidir. Konuşmaları yazıya aktarıldığında, lüzumsuz kullanılmış bir kelimeye, bozuk bir cümleye rastlamak imkansızdır. Vaazları, güçlü bir cümle yapısı yanında, ikna edici, gönülleri sıcakca kuşatan, müşfik nasihatlerdir. Türkçe'yi çok etkili ve güzel konuşurdu..
Zaten merhumun doğup büyüdüğü, ilk tahsilini yaptığı Silistre ve Deliorman bölgesinde karışıksız Türk köyleri bulunmaktaydı.
Medreseler kapatılınca
Hürriyet Şairi Namık Kemal'in 'Vatan yahut Silistre' diye vatan ile eşitleyip onun hasretini kitaplaştırdığı Rumeli Türkü'nün hanlık merkezi Silistre, o devirde önemli bir Osmanli şehridir. Aradan yüz yıl geçmesine, onca Bulgar zulmüne ve komünizme rağmen, Tuna boylarında bir tek Bulgar veya Rumen hanesinin bile bulunmadığı özbe öz Türk köyleri, halen aynı özelliğini bugün bile korumaktadır. Medreselerin resmen kapatılması ve onların yerini alacak, din ilimleri okutacak hiçbir müessesenin ortada bulunmaması, ülkenin bütün münevverlerini şaşırtmakla kalmamış, ulemayı korkutmuştu.. Din eğitimi almayan genç nesillerin akıbetleri, bu insanlara sahip ülkenin durumu, ulema arasında geniş tartışmalara yolaçıyordu. Bu arada müderrisler bir dernek kurmuşlar ama, seslerini yükseltmek ne mümkündü. Herkes yasaklara takılıp kalıyordu.
İşte bu dönemde Süleyman Efendi Hazretleri, yakın çevresindeki insanlardan başlayarak, kimi bulduysa onları Osmanlı medreselerindeki usul üzere, fakat hızlandırarak okutmuş, bu uğurda kendisinin ve muhterem zevcesinin aileden gelen malını cömertçe harcamıştı.
Ama, din ilimleri okuma ve okutma faaliyetini, gençlerde aşk ve heyecana dönüştürmüştü. O tarihlerde başlayan gönüllüler hareketi, yahut sivil toplum teşebbüsü, bugün onbinlerce akl-ı selim sahibi inançlı gencin, çeşitli dallarda yetişmesine imkan hazırlamış ve gençleri eğitme şekli günümüzde müstesna şekliyle bir ekole dönüşmüştür. Mustafa Cerit'in yandaki şiiri Süleyman Efendi'nin hangi şartlarda hizmet ettiğini anlatıyor.
Destegir'in babası Hafız

Asker çıkarır İngiliz, Çanakkale'ye...
" Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela"
Diyor ya Akif; istilaya gelenlere
Desteğir'in babası da askerdi, paralı
O zaman daha kurulmayan Pakistanlı..
Saldırdıkları Türk'ün İslam'ını bilmeden,
Hep "Alman gavuruyla savaş" sanıyorken,
Ateş, kan barut kokan bir sabah..
Bir ses duyuldu, cephe gerisinden:
-Eşhedü enne Muhammeden Resulullah..
Yıkıldılar.. Anladılar nasıl kandırıldıklarını
Geçtiler, bir gece yarısı savaş hattını
Almalıydılar, yalanların intikamını..
Türkler'le, omuz omuza, kefereye karşı,
Söylediler birlikte Çanakkale Geçilmez marşı
Kazanıldı büyük zafer, başladı terhisler
Destegir'in babası 'Osmanlı olmak' ister.
Devlet kıymet bilir; Girit'e yerleştirir
Rum kızıyla evlenir, doğar oğlu Destegir.
Girit elden çıkınca , o Foça'da müezzindir.
Allahü Ekber yasak 'denildiği gün,
Urdu dili ' Tanrı uludur ' diyemez düzgün.
Adı şeriatçıya çıkar, götürürler müezzini
Hapsederler bilmeden gazi geçmişini
Korkar soramaz eşi, hafızının izini
Son haberdir Gazi hafız müezzinden:
Allahü Ekber, Allahü Ekber yüzünden
Bir sabah tabutu çıkar cezaevinden
Destegir'in ahı, Foça'da yankılanırken,
Vurulduk hepimiz, canevinden, canevinden, can.


Yeni Safak: Zeki Çalışkan
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 12.09.2004, 18:02
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
CE: Ebul Faruk SÜleyman Hİlmİ Tunahan (k.s.)

16.eylül.1959 vefatı....

16.eylül. 2004 vefat yıl dönümü.


Allahü teala rahmet eylesin.Şefaatlerine nail eylesin.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 12.09.2004, 19:47
Essen / NEVSEHiR
 
dost_yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.03.2004
Yaş: 34
Mesajlar: 471
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
CE: Ebul Faruk SÜleyman Hİlmİ Tunahan (k.s.)

cümlenizden allah razi olsun
__________________
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
~
âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun ~
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
dost_yol isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 22.09.2004, 08:50
 
vesselam15 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.09.2004
Mesajlar: 57
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
CE: Ebul Faruk SÜleyman Hİlmİ Tunahan (k.s.)

Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız ledunn
16.eylül.1959 vefatı....

16.eylül. 2004 vefat yıl dönümü.


Allahü teala rahmet eylesin.Şefaatlerine nail eylesin.
amin...
vesselam15 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #16