İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 23.12.2003, 13:09
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Fuat Sezgin

Fuat Sezgin

Frankfurt'ta yaşıyor. Buhari'nin kaynakları üzerine değerli bir çalışma yaptı.
GAS ( Geschichte der arabischen Stiftun) u hazırladı.
Bibliographie der deutschsprachihen Arabistik und Islamkunde, Frankfurt 1990-1993
Başlangıçtan bugüne Arap dili ve Edebiyatı ve Islam Bilim alanlarıyla Almanca yayınlanmış bütün eserleri ( kitap, makale, çeviri, kritik) kapsıyor. Çalışma üç bölümden oluşuyor:
I.Bölüm:Konularına Göre:
1.Ilgili liretarürün konulara göre tasnifi.
2.Ilgili literatürün yazar isimlerine göre tasnifi.
3.Temel kaynaklar Bibliyografyası ve Dizinler.
1.Cilt (1990) Genel Yardımcı/ Başvuru Kaynakları
2.Cilt Islam-Din ve Ilahiyat (Kelam)-Hukuk ve Örf
3.Cilt (1991) Arap-Dili-Filoloji
4.Cilt Manzum ve Mesrur Edebiyat
5.Cilt Bilim Tarihi-Felsefe-Tıp ve Doğa Bilimleri
6.Cilt Kültür Tarihi-El Sanatları-Güzel Sanatlar
7.Cilt Ratih-Iktisat-Idare
8.Cilt Tarik-Iktisat-Idare (MC 13.yy.sonrası)
9.Cilt (1992) Coğrafya-Halkbilim-Toplumbilim
10.Cilt 19.ve 20.yy.da Arap Ülkeleri
11.Cilt Ekler-Fihrist-Kaynakça
II.Bölüm:Yazar Isimlerine Göre
12.Cilt (1992) A-B
13.Cilt C-F
14.Cilt G-H
15.Cilt I-L
16.Cilt (1993) M-Q
17.Cilt R-So
18.Cilt Sp-Z
1.Bölüm önsözünden: ".. Sahip olduğumuz Arapça yazmaların çoğunun henüz edisyon kritiklerinin yapılmadığı, önemli bir bölümünün hala bilinmediği ve tahkik edilen ve bilinen malzemenin de henüz tamamen incelenmiş bulunmadığı sahanın uzmanlarınca malumdur. Yine bilinmektedir ki, belli başlı alanlardaki araştırmaların ulaştığı seviyenin kapsamlı bir sentezini yapmaktan da oldukça uzağız. Şu anda, çığ gibi büyüyen ve gittikçe içinden çıkılmaz hale gelen bir ikinci el literatür yığını ile karşı karşıya bulunmaktayız. Söz konusu araştırmaların muazzam bir hacme ulaştığı günümüzde, hemen hiç bir bilim adamı yoktur ki, bir çalışmasını yayınladıktan sonra kendisine meçhul kalmış- hem de önemli birtakım yayınların varlığından haberdar olmuş olmasın. Elinizdeki bu çalışma, Doğubilim'in ana dillerinden birinde yayınlanan bu ikinci el literatürü, içeriklerine göre ve bibliyografik olarak vermekle, birinci derecede bu durumu hesaba katmış bulunmaktadır. Bu çalışma, araştırmacıya daha çalışmasının başlangıcında, şu aşamada sadece bir dildeki- ilgili yayınları topluca ve çabucak görebilme imkanı sağlayacaktır. Diğer dillerde de benzer bibliyografik çalışmalara sahip oluncaya kadar bu çalışmanın sunduğu panorama belki onun diğer dillerdeki araştırmalara ulaşmasına da yardımcı olacaktır. Öte yandan bu bibliyografya, araştırmacının aynı konuda mükerrer bir çalışma zahmetine girmesinin de önünü almış olacaktır.
Dolaylı bir hedef de, konularına göre düzenlenmiş böyle bir bibliyografyadan okuyucunun belli başlı konuların tarihçesini çıkarmasına ve eser isimlerinden hareketle belli başlı konuların tarihçesini çıkarmasına ve eser isimlerinden hareketle belli başlı bilim adamlarının bu disiplinlere katkılarına dair genel bir fikir edinmesine imkan sağlamaktadır. Bu arada ümid ederiz ki, sayıları gün geçtikçe artan Müslüman kültür çevresinin Arabist ve islambilimcileri de kendi kültür çevreleri doşında kalan oryantalistlerin çalışmalarını daha iyi tanıma imkanı bulmuş olsunlar ve onların, eski Müslüman-Arap bilginlerinin evrensel bilim tarihi çerçevesindeki ürünlerinin açığa çıkarılmasına olan katkıları hakkında daha sağlıklı bir yargıya varabilsinler ( Nitekim bibliyografyanın Arapça'ya çevrilmesi de kararlaştırılmış bulunmaktadır). Enstitümüzün bununla yakından bağlantılı diğer bir projesi olan, Arabist ve oryantalistlerin diğer Avrupa dillerinde yayınlanmış çalışmaların konularına göre toplanıp bir bibliyografya halinde yayınlanması da, kuşkusuz bu amacın gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır.
Çeviriler ve -gerek Almanca gerekse diğer dillerdeki yayınlara ilişkin Almanca olarak yayınlanmış eleştiri yazıları da dahil olmak üzere , başlangıcından günümüze sistematk olarak 1986'ya kadar, Arap Dili ve edebiyatı, Islam-bilim ve bu ikisinin tali alanlarına ait bütün Almanca yayınları toplamak gibi bir hedef belirlemekle, sanırım kendimizi fazlasıyla zora koşmuşuz. Bununla birlikte, gerek malzemenin çokluğu, gerekse konularına göre tasnifin zorluğu açısından ancak sınırlı ölçüde gerçekleştirilebileceğinin daha başlangıçta farkındaydık. Ayrıca bibliyografyaya neyi alıp neyi alamayacağımızı belirlerken de bir takım sıkıntılarla karşılaşacağımızı biliyorduk. Nitekim okuyucunun sıkça farkedebileceği gini öyle oldu. Ne var ki, böyle geniş bir zaman dilimini kapsayan bir bibliyografyanın taşıyacağı eksiklikler böyle bir temele sahip olunduktan sonra zamanla giderilebilir. Aynı şey, malzemenin daha iyi ayıklanması ve tasnifi için de geçerlidir...
Şurası açıktır ki, böyle bir bibliyografyada yer alan kitap ve makale isimlerinin büyük bir bölümü, bibliyografik eserlerden ve kataloglardan derlenecek veya değerlendirme yazılarından hareketle saptabaxaktır. Burada yer verilen malzemenin en fazla üçte biri bizzat müşahedeye dayanmaktadır. Oryantalistik dergilerini mümkün olduğunca taramış bulunuyoruz. Öte yandan, GAS çalışmaları esnasında oluşan ve dolayısıyla konularına göre tasnif edilmiş bulunan kütüphanemiz bu çalışma için belli bir güven kaynağı oldu. Bibliyografya çalışmalarımızın tamamlanmasından kısa bir süre önce ( Nisan 1989) yayınlanan W.H.Behn'in son derece yayarlı çalışması Index Islamicus 1665-1905, önemli bir miktarda yayından bizi haberdar etti.
Bibliyografya, her biri en az bir cilt tutan 8 bölüme ayrılmakdaır ( Ilk 11 cilt). Ayrıca Bibliyografyada geniş bir şahıs, eser ve konu dizini yer alacaktır. Bu dizinde çağdaş yazarların çalışmalarına eleştiri/değerlendirme yazıları hariç ilgili isim altında bir kez daha yer verilecektir. Böylece okuyucu, her bir ilim adamının Almanca yayınlanmış çalışmalarını alfabetik olarak çabucak görme imkanı bulmuş olacak ( Yazarlar bölümü de 7 cilt halinde yayınlanmış bulunmaktadır)..
Yazar ve eleştirmen isimlerinin, temel kaynakların ( Arapça, Yunanca, Latince vb.) verileceği ve genel bir dizinin ( terimler, yer isimleri) yer alacağı son bölümü."

ulumulhikmekoeln.de
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 05.01.2004, 12:01
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Üstad Ile Bir Ögleden Sonra M.Akif Koc....Islamiyat Dergisi/Bülten

Üstad Fuad Sezgin’in dört günlük bir çalisma programi için Süleymaniye Kütüphanesi’ne gelecegini duydugumda su ânda tarif edemeyecegim bir coskunun içimi kapladigini hissetmistim. Bana bu haberi veren Ali Dere Abiye “Üstad’i mutlaka görmeliyim” dedigimi hatirliyorum. Bir buçuk sene kadar önce, Hatiboglu Hocamizin evinde onunla ilk görüstügümden beri etkisi altinda oldugumu itiraf etmeliyim. O günden bu yana, onu ve yaptiklarini sadece düsünmekten aldigim zevki bilebilseydiniz, onunla karsi karsiya gelmenin benim için ne mânâya geldigini anlayabilirdiniz. Gerçekten de, bu duyguyu çok sik yasadigimi söyleyemem.

Yasadigim bu tecrübeyi kaleme almak isteyisimin sebebini tam olarak bilemiyorum. Aslinda Üstad ile görüsme esnasinda aldigim hazzi, hayatim boyunca bir sir gibi saklamayi tasarlamistim. Ancak, yalnizca iki gün dayanabildim; yasadiklarimi insanlarla paylasmadigim sürece rahatlayamayacagimi anladim.

25 Eylül 2002 günü saat 13.00’te Süleymaniye Kütüphanesi’nde onunla bulusacaktik. Seksenine merdiven dayamis bu insanin, o yasta Almanya’dan Süleymaniye Kütüphanesi’ne, çalismak için geldigini düsünmek bile heyecan vericiydi. Ali Abi, Kütüphane Müdürü Nevzat Bey ile konusurken, Üstad ve esi Ursula Hanim içeri girdiler. Karsilikli selamlasmadan sonra, Hocamiz bizleri yemege davet etti. Ancak, Nevzat Bey, ev sahibi sifatini kendisinin tasidigini hatirlatarak, çok nazik bir dille, davet hakkini devredemeyecegini söyledi.

Üstad ile yemege dogru yürürken zihnim mesguldü. Onunla Buhârî’nin Kaynaklari isimli saheserini konusmak istiyordum. Kisa bir süre sonra, ilgilendigim alani sordu; aradigim firsati yakalamistim... Doktora çalismam sirasinda Buhârî’nin Kaynaklari’ni dört defa okuma ihtiyaci hissettigimi söyledim. Bana göre bu eser, Islami ilimler alaninda devrim niteligi tasiyan iki önemli sonuç ortaya koymustur: 1. “Islami-ilmî faaliyetler, hicrî birinci asirdan itibaren yazili faaliyetlerdir.” Üstad, ulastigi bu sonuçla, Islami ilimlerin temelini çürük gören oryantalistlere çok anlamli bir cevap vermis oluyordu. 2. “Buhârî (256/ 870) yanilmaz degildir.” Nitekim kaynaklarini kullanirken; sözgelimi Ferrâ’in (207/822) Ma’ânî’l-kur’ân’indan nakilde bulunurken açikça yanlisliklara düsmüstür. Bu ikinci sonuçla da, Hocamiz, Buhârî’ye ve onun sahsinda diger Islam âlimlerine, sadece ideolojik kaygilarla baglanan ümmetin mensuplarini ihtar ediyordu.

Buhârî’nin Kaynaklari’ni konusmaya basladigimizda, onu kaleme alisinin üzerinden kirk yili askin bir süre geçmesine ragmen, bu kitabin onu ne kadar heyecanlandirdigina sahit oluyorum. Ve Üstad derin bir düsünceye daliyor... Sonra bu kitabi nasil yazdigini anlatmaya basliyor... Istanbul kütüphanelerinde çalisarak kirk binden fazla fis topladigi hâlde, tezinin temel sorusuna cevap bulamadigini ve bu sebeple depresyona girme tehlikesi atlattigini söylüyor. Cevap veremedigi soru su: “Hicrî III. asirda, ansiklopedik eserlerini derleyen âlimler binlerce rivayeti hangi usûllerle bir araya getirmislerdir?” Bu soruya makul ve somut bir cevap bulma arzusuyla, hocasi Ritter’in yanina gittigini; Ritter’in, Müslüman bakisini da yansitan cevabini aktariyor Üstad: “O dönemin Müslüman âlimleri, bugün tahayyül edemeyecegimiz kadar zeki idiler. Rihleleri esnasinda duyduklari rivayetleri ezberleyerek eserlerine kaydettiler.”

Üstad’in, anlatirken bile, bu cevaptan ne kadar rahatsizlik duydugunu hissediyorum. Ona göre, bu yaklasim iki sebepten ötürü makul degildir: Birincisi, bu yaklasim, insani bir faaliyeti, insanüstü bir faaliyet olarak sunuyor ve bu sekilde bizim ‘insan’ tasavvurumuzu altüst ediyor. Ikincisi, ümmetin ilk üç asirdaki entelektüel bilincini hafife aliyor; yani, üç asir boyunca rivayetlerle ugrasan ve fakat bunlari yazmayi bir türlü düsünemeyen alt sinifa mensup binlerce insan varsaymamizi istiyor.

Üstad bunlari anlatirken, Islami ilimlerin temelini çok tartisilir hâle getiren bu yaklasima, günümüz Müslümanlarinin da bilmeden destek verdiklerini aci aci tebessüm ederek dile getiriyor: “Müslümanlar, atalarinin ne kadar zeki oldugunu; üç asir boyunca ellerine kalem almadan sadece zihinlerini kullanarak ne muhtesem faaliyetlere imza attiklarini dünyaya haykirip, egolarini tatmin etmekle mesguller. Islami ilimlerin geçmisine iliskin güvenilirlik sorunu ise onlarin umurunda degil.” Üstad’in konuyla ilgili anlattiklarini bu sekilde özetleyebilirim. Bir de ismi geçen Ritter ile yasadigi baska bir aniyi aktarmak istiyorum:

Sezgin ile Ritter arasinda hoca-talebe iliskisi teessüs ettikten sonra bir gün Ritter, Sezgin’i çagirir ve ona sorar: “Sezgin! Günde kaç saat çalisiyorsun?” Sezgin cevap verir: “Hocam, günde 12-13 saat çalisabiliyorum.” Bunun üzerine Ritter’in agzindan Islami ilimler alaninda çalisan Müslümanlari kiskandiracak; belki de utandiracak su sözler dökülür: “Bu kadar çalismakla bir yerlere varilamaz Sezgin. Benim hocam Brockelmann günde 24 saat çalisiyordu ve gün daha uzun olsaydi, inaniyorum ki daha fazla çalisirdi.”

Üstad, daha sonra, dil bilmenin önemi üzerinde duruyor. Islami ilimler alaninda insanin kendisini rahat hissedebilmesi için çok sayida dil bilmesinin gerektigini söylüyor. Ancak, Müslüman dünyanin bu konuda çok duyarsiz oldugunu, üzüntülü yüz ifadeleriyle anlatmaya çalisiyor. Daha dogrusu, bugünkü Müslümanlardan ümidini kestigini ve kendisinin daha sonraki Müslüman nesiller için çabaladigini; Allah’in rizasini bunda gördügünü belirtiyor.

Üstad ile konusmamiz sirasinda, oryantalizmden hoslanmadigini fark ediyorum. Öyle ki, birkaç isim disinda, Hocamizin, oryantalistlerle âdeta kan uyusmazligi var. O, genel olarak, Batili Islambilimcileri ideolojik bir sartlanmislik içinde görüyor; ancak, çok çalistiklarini, iyi bir donanima sahip olduklarini ve hepsinden önemlisi, bir gelenek olusturduklarini düsünüyor.

Üstad’in son yillardaki gündeminde ise, onu takip edenlerin bildigi gibi, ilimler tarihi var. O, çogu Müslümanin yaptigi gibi, Bati medeniyetinin temelini hamasi duygularla Islam medeniyetine dayandirmiyor. Bu gerçegi, ilmî bir yöntem ve üslûpla ‘ispat’ ediyor. Ondan, Müslümanlarin Batili ilim adamlarindan önce kesfettikleri dört yüze yakin âletin maketini Almanya’daki enstitüsünde sergiledigini ögreniyorum. Ayrica, bu konuyu ele alan, bitmeye yüz tutmus üç ciltlik çalismasindan bahsediyor.

Daha sonra Hocamiz, Allah’in, kendisine hayallerinin de ötesinde lütuflar bahsettigini dile getirerek hamd ediyor: Üstad’in imzasini tasiyan ve bin cildi asan nesriyat... Irkiliyorum... O, bu nesriyatin çok gözde bir kisminin Süleymaniye Kütüphanesi okuma salonunda bulundugunu söyleyerek, burayi birlikte gezmeyi teklif ediyor. Okuma salonuna girdigimizde Hocamiz, söz konusu nesriyati, çok hakli bir gururla ve ümmete karsi üzerine düsen görevi yerine getirmeye çalisan bir Müslüman edasiyla tanitiyor. Birden, hicrî III. asirdan, Taberî’nin (310/922) çagindan ansiklopedik donanima sahip bir âlimin günümüzü tesrif ettigi hissine kapiliyorum. Üstad’in ne kadar mütevazi oldugunu anliyorum. Bunca nesriyata ve basariya ragmen, ülkesinde hâlâ neden taninmiyor? Hâlbuki istedigi televizyon kanaliyla temasa geçebilir ve bir dizi program sayesinde kolaylikla taninabilir. Ancak, taninmak onun umurunda degil! O kirk sene önce yaptigi plan geregince, gelecek Müslüman nesiller için çalisiyor. Sadece, bu yöndeki bilimsel karakterli hizmet onu tatmin ediyor.

Ben, onun ne kadar mütevazi oldugunu düsünürken, o, Ankara’dan Istanbul’a kendisiyle görüsmek gayesiyle geldigimizi hatirlatarak, görüsmemizin bu zahmete degip degmedigini soruyor. Herhâlde tevazuun bu kadarina az rastlanir!

Üstad Fuad Sezgin ile geçirdigim bu zaman dilimini hayatim boyunca unutabilecegimi zannetmiyorum. Hocamizla vedalasirken, çok önceleri duydugum sözünü hatirliyorum: “Ilim ‘zühd’dür.” Evet, o bunu hayatiyla dogrulamistir. Kirk bir senedir Frankfurt’ta yasamasina ragmen, bu kenti hiç tanimamasi; enstitüsündeki çalisma programini aksatmadigi için, birkaç gün önce, Almanya’dan Istanbul’a hareket eden uçagina güçlükle yetisebilmesi, hep bunun göstergeleridir.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 05.01.2004, 12:02
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Fuad Sezgin Ankara Ilahiyat’taydi Senol Korkut
Islamiyat Dergisi/Bülten

Eminim, bir ilim adami için kolay bir durum degildir, bir sabah, Süleymaniye Kütüphanesine giderken “Yaziyor... Yaziyor...” seslerine kulak kabartip alinan bir gazete sayfasinda üniversiteden atilanlar listesinde adini görmek... Ayni sekilde, her seyde olan o hayrin tecellisiyle, hayatin, sizi sürükledigi ve bugün geldiginiz ilmî noktada, bu tür bir kirilmaya mütesekkir olmak!..

Ünlü Islam bilim tarihçisi ve müellif Fuad Sezgin, daha önce asistanlik yaptigi Ankara Ünversitesi Ilahiyat Fakültesi’nde 2 Ocak Persembe günü bir konferans verdi.

Bundan 42 yil önce, bir valiz fisle Bati’ya gittiginde, akademik açidan kendini âdeta kurtlar sofrasinda buldugunu, fakat daha gider gitmez C. Brockelmann’in yazdigi eseri (Geschichte der Arabischen Litteratur) genisleterek, yeniden yazma ve tamamlama isine cesaretle giristiginde, o zamanlar bir Müslüman Türk’ün böyle bir seyi basarabilecegini hiçbir Batilinin hafsalasinin alamadigini ve bu süreçte karsilastigi her türden zorluklari tatli birer hatira olarak animsayarak konferansina basladi. Ama bugün 17 cilt hâlindeki bu eseri tamamladiginda (Geschichte der Arabischen Schriftum) matematik cografya, meteoroloji, denizcilik, finans gibi birçok modern ilim dalinin Müslüman kökenleri üzerine tartisma, mülahaza ve ispat sunma islevinin kendisine nasip oldugunu söyledi. Benzer bir ilmî basari olarak da, hâlihazirda müdürü oldugu Frankfurt Üniversitesi’ne bagli Islam Tabii Bilimler Tarihi Enstitüsü’nde (finansman olarak özerk) Islam Aletleri Müzesi’ni kurduklarini ve bu müzede; Arapça, Farsça, Latince, Türkçe metinler taranarak ve oradaki tariflerden yola çikilarak Islam bilimlerine ait yaklasik 500 aletin modelini yaptiklarini, yapamadiklarinin resimlerini çizdiklerini; ayrica, bu aletlerin Bati’ya geçis sürecindeki tekamüllerini de ayrintili sekilde göz önüne serdiklerini belirtti. Buna paralel olarak, Islam ilimlerinin Bati’ya geçisini daha somut göz önüne serebilmek için, bu aletlerin resimlerinden olusan bir katalog hazirladiklarina ve kendisinin bugünlerde bu kataloga önsöz yazdigina degindi.

Düsünce dünyamizda, öteden beri, bugünkü bilim ve teknolojinin kökeninde Müslümanlarin ilmî birikimlerinin oldugu nusöyler; fakat somut belgeler hakkinda fazla bir sey bilmezdik. Fuad Sezgin Hoca iste o belgeleri gözler önüne serdi. Konferansin ilk bölümünde Müslümanlarin, matematik cografya ilmini kurup nasil gelistirdiklerine ve bugün hâlâ Bati’da böyle bir bilimin, ne dillerinde kavram olarak ne de bilimler tarihinde bir bilim olarak yer aldigina degindi ve Batili bilim adamlarinin Müslüman cografyacilarla ilgili övgü dolu sözlerine yer verdi. August Fischer’e göre, Makdisî, beseriyetin bugüne kadar tanidigi en büyük cografyaciydi. Bu kadar gezen, kendi müsahedelerine bu kadar güvenen, bu kadar sistematik yazan baska bir cografyaci daha bugüne kadar gelmemisti. George Sarton’a göre ise, Bîrûnî, dünyanin gelmis geçmis en büyük kafalarindan biriydi. Hoca’ya göre, Batililar, Makdisî’yi tanidiktan sonra bugünkü mânâda cografyaciliga adim atmislardi. Konferansin bu bölümünde slayt gösterileri esliginde matematikcografyanin en yaygin kullanim alani olan haritaciligin hicrî II. yüzyildan itibaren dogmasi, gelismesi ve Bati’ya geçis yollari, Batililarin çektikleri kopyalar, amiyane olacak ama, suçüstü gözler önüne serildi. Batlamyus haritalarinda Afrika’nin güneyden kara ile çevrili oldugunu; Idrîsî haritalarinda Afrika’nin güneyinde denizin yer aldigini, çünkü birinin karalarla, digerinin denizlerle çevrili bir dünya anlayisina sahip oldugu; Albertüs Magnus’un çizdigi dünya haritasinda Yemen, Çin, Iran’in yer almasina ragmen, kendi yasadigi yer olan Paris’i bir yere yerlestiremedigini, çünkü örnek aldigi Islam haritalarinda bu sehrin yer almadigini; Vasco de Gama’nin 3-5 ay kalmasina ragmen, hemen Madagaskar haritasini edindigini, oysa Madagaskar’in haritasi için en az 3-5 yil orada kalmak gerektigini (çünkü Avustralya haritasina 16. yy.’da baslandigini 2 yüzyil sonra ancak 2/3’ünün çizilebildigini), Bîrûnî’nin, Gazne ile Bagdat (yaklasik 6000 km) arasindaki mesafenin ölçümünde 12 km.’lik bir hata yaptigini ve diger pek çok örnegi ve bugünkü kullandigimiz haritalarin ilk örneklerini teknik ayrintilariyla görmüs olduk.

Ikinci bölümde ise Hoca, denizciligin Müslümanlar tarafindan nasil gelistirildigine, deniz mesafesi ölçüm tekniklerine, kullanilan pusulalarin özgünlüklerine degindi ve modern denizciligin kurucularinin Portekizliler degil Müslümanlar oldugunu iddia etti. 10. yy.’da Akdeniz’in Islam gölü hâlinde oldugunu; Ispanya’nin, Fransa’nin büyük bölümünün, Vatikan ve Sicilya’nin Müslümanlarin hakimiyetinde oldugunu; bunun arkasinda müthis bir deniz bilgisi birikiminin oldugunu vurguladi ve tarihçi Ya’kûbî’nin “Magrib’in Mâzâ sehrinden çikip Afrika’nin güneyinden Çin’e gidip oradan tekrar geri gelen gemiler, Behlül Camii’nin yaninda demirlerlerdi.” seklindeki nakillerinin denizcilik tarihi bakimindan oldukça önemli oldugunu ve bu ticaret gemiciliginin daha hicrî II. yüzyilda gerçeklestirildigini ve o zamanlar Mâzâ sehrinin Avrupa’nin seker merkezi oldugunu kaydetti. Idrîsî’nin Batlamyus’a yazdigi reddiyedeki “Bu adam, sistemini kurtarmak için hakikati inkar ediyor,” seklindeki cümlelerin, Müslümanlarin bilim anlayisini göstermesi açisindan da önemli oldugunu vurguladi.

Hoca’nin bu hossohbeti dönüp dolasip düsünce ve bilim dünyamizi asirlarca mesgul eden o soruya geldi: Peki, Müslümanlar bu bilim ve teknoloji yarisinda neden geride kaldilar? Hoca, bu soruyu belki bin defa kendisine sordugunu, fakat bugüne kadar cevaplayamadigini; ama bugün artik bir cevabinin oldugunu söyledi ve salondakilerin israrlari sonucu cevabina geçti. Fakat, o, hep bildigimiz açiklama tarzlarini da duymadik; mesala, bu cevap sürecinde ‘Gazâlî’ kelimesi hiç geçmedi.

Hoca, bu sorunun cevabini bulmak için 1952 senesinde Frankfurt’ta “Islam Ilimlerinin Durmasinin Sebepleri” adli bir sempozyum düzenlendigini ve dünyadaki kalburüstü oryantalistlerin hepsinin gelip bu konuyla ilgili kendi alanlarindaki gerilemeleri anlattiklarini, herkesin etegindeki taslari döktügünü ve tabiri caizse her kafadan bir ses çiktigini söyledi. Ayrica, bazi Avrupalilarin ve oryantalistlerin dinî taassup yüzünden bu ilerlemenin durdugu seklindeki iddialarini da tutarsiz buldugunu belirtti ve söyle dedi: “Bazi oryantalistler dinî taassubun ilmi engelledigini söylerler. Dinî taassup IV. asirda da vardi, V. asirda da vardi. Anlatabiliyor muyum? Dinî taassup her zaman var. Dinî taassup, dünyada hiçbir zaman ilmin durmasinin bir sebebi olmamistir. Ilim kendi yolunda gidiyordu.” Ayni sekilde, hoca-ögrenci iliskileri dogrultusunda egitim kurumlarinin yapilanmasi da ilmî faaliyetin durmasi için makul sebepler degildir.

Hoca’ya göre, XIII. ve XIV. yüzyildan sonra Mogol saldirilari, Ispanya’nin günbegün kaybedilmesi, Berberî darbeleri gibi sebeplerden dolayi, Islam dünyasinin keyfi kaçmis ve yazilan bilimsel eserler çogaltilarak Islam cografyasinda evrensel hâle gelememis, yöresel kalmisti. Eserlerdeki ilmî bulgularin Islam dünyasinda evrensel hâle gelememesinin en önemli sebebi ise, Müslümanlarin resim (teknik resim) yeteneklerinin bilimsel bilgiyi ve teknolojiyi tekamül ettirecek kadar gelisememesiydi. Örnek olarak, XV. ve XVI. yüzyilda bazi Osmanli müelliflerinin eserlerine bakilabilecegini, metinde “Resimde veya sekilde görülecegi gibi” türünden cümleler geçmesine ragmen, metnin etrafinda veya içeriginde herhangi bir seklin bulunamayacagini kaydetti. Cezerî adinda XIII. yüzyilda yasamis, çok büyük bir mühendisin eserlerinin Islam dünyasinda, sadece Diyarbakir’da kalmasina ragmen (kendi elde ettigi bir kitabin resimli sayfalarinin çalinmis oldugunu söyledi), Italya’ya geçen bu eserlerin çogaltilarak bütün Avrupa’ya yayildigini; çünkü, Haçli Seferleri’nden sonra Italyanlarin bir ayaginin hep Suriye’de oldugunu; ayni sekilde, matbaanin kesfedildigi yillardan iki yüzyil sonra bile, Islam dünyasinin okuma yazma oraninin hâlen Avrupa’dan üstün olmasina ragmen matbaanin kitaplari çogaltmasiyla beraber teknik resimlerin de çogaltildigini ve Batililarin süratle teknoloji yolunda mesafe kaydettigini, ayni durumun Islam dünyasi için söylenemeyecegini belirterek konferansina son verdi.



islamiyatdergisi.com
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 06.04.2008, 23:12
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.555
Teşekkür etti: 11
92 Teşekkür 47 Mesaja aldı
Prof. Dr. Fuat Sezgin'in henüz Türkçeye çevrilmemiş, Almanca çok kapsamlı İslam Kültür Tarihi eseri var. Sanırım 13 cildi yayınlanmış. Toplam 22 cilt olacak.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alİ Fuat BaŞgİl'den GenÇlere Tavsİyeler itimat Nasihatlar 1 20.04.2006 17:21
AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen gariban Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 06.09.2005 21:33


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:07 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git