KAAB BIN ZÜHEYR(ra)
KASIDE-I BÜRDE( Ceviren: Ustad Sezai karakoc)
Yurdundan koparilmis gözleri sürmeli yarali bir ceylan gibi
Su ati alip götürdüler. Gönlüm öyle kirik ki!
Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örnegi ezgin.
Tan vakti Suat göctü buralardan. O ne magrur bakislardi Rabbim ve ne müstagni.
Suat ki boyu altin ölcüde; önden bakilinca zarif nahif, incecik belli,
Tombul görünüslü arkadansa, arka cizgileri bile belli.
Gülerken dislerinde kar yagar gibi bir kis aydinligi.
Öyle beyaz, onlari sarapla yikiyorlar durmadan sanki.
Vadi acik. Kusluktur. Cakillarda kus sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve isikli Su atin agzindaki.
Sürpürürse rüzgar nasil üstündeki bulutlari, nasil yikarsa piril piril geceleri yagmur tepeleri
Agzindaki su o yagmur suyu Su atin, disleri o beyaz kum tepeleri.
Soylulukta en soylu, cömertlikte bir esi yok bir sevgili iken Suat,
Ne kendi sözünde durdu, ne de dinledi beni.
Suat bu, isi gücü bana oyun, naz, vefasizlik, söz verip dönmek.
Benim kaderim böyle, Onun ask felsefesi.
Bulut bir zavallidir Onun yaninda bicimden bicime girmekte,
Renkten renge girmekte yaya kalir bukalemun, gulyabani.
Sen ne aptalsin ki yahu sandin Suat durur sözünde.
Kalburda su durursa, Suat da durur sözünde tabii.
Su attan söz aldim diye böbürlenip durmak ha!
Hayaller kurdun, umutlandin! Ama umutlar ucucu , aldaticidir rüyalar gibi.
Su atin vuslat sözleri gecse yeridir atlatislar tarihine.
Bir söz istedin mi kendisinden, hemen kesilir meshur yalanci Urkubun teki.
Böyle arkandan atip tutuyorum ya Suat , elbet ayrilik acisindan.
Onun icin affet beni, sen yine de sev beni.
Suat simdi mutlaka öyle bir yerdedir ki, vakit de aksam;
Saf kann ve yörük disi develerdir ancak develerin oraya götüreni.
Evet, ta ötelerde konakliyan Suat oymagini tutmak icin
Yürege korku veren, dag gibi rüzgar tempolu hecin develer gerekli.
Öyle deve gerek ki, terlerse irmak aksin kulaginin ardindan,
Ucsuz bucaksiz cöl yollarini seve seve tepmeli...
Bir deve ki, bakisi iki hancer ufuklara saplanan.
Esi gitmis, yabani bir aksigin gibi öyle ucsun ki, o dursun, altindan kaysin ates cölü ve ates tepeleri.
Gerdani saglam, ayaklari yersarsan vücudu kivrim kivrim ve ölcülü bicili.
Soy sopca en arik damizlik develerden haydi haydi ileri.
Bögrü enli, boynu uzun ve kalin, cehresi genis.
Bir erkek deveyi andirmali tipki; Su ati tutar o zaman belki.
Derisi daha parlak olmali kabugundan deniz kaplumbagasinin.
Ve ondan daha saglam. Kizgin günes altinda ac azgin keneler bile onu örseleyememeli.
Ilk bakista dag gibi korku vermeli görünüsü bakana:
Boyu yüksek mi yüksek, cevik mi cevik ayaklari, tertemiz seceresi.
Gürbüz, etine dolgun, bakimdan öyle semizlemis olmali ki,
Oyluklarindan tirmanan salkim salkim keneler derinin cilasindan kayip kayip düsmeli.
Yürürken baldirindan, et firlasin etinden, iki ön bacagi ok gibi
Ciksin dolgun gögsünden, serbest atilisli calim calim üstüne bir yaban merkebi örnegi.
Gözlerle gerdan arasi, basin yular takilan yeri,
Sert ve kati olmali bilegi tasi gibi.
Ve upuzun kuyrugu ipek tüylü, sarksin memelerin üstünden
Öyle dokunmali ki memelerin ucunu ürkütmemeli.
Kapkara iki mizrak bacaklari, rüzgar gibi ucmali:
Süpheye düsmelisin ayaklari yere degdi mi, degmedi mi.
Yumru burnundan, kulagindan, beyzi cehresinden bu türlü develeri.
Tanir derhal deveden anlayan yekta bir bilirkisi.
Ayaklari demirdenmiscesine cakillari firlatir iki yana.
Deri mahfaza bile takmaksizin asar kayaliklari bu essiz develer ki.
Caliskan bir isci gibi terler costukca, terledikce cosar...
Asar kuslar gibi serap derelerini, sahra tepelerini, ates cöllerini...
Kertenkelenin güneste yanan sirti sicaktan külde pismis ekmege
Döndügü günler bile kimse durduramaz kosmaktan su bizim deveyi.
Bir sicaklik ki,<<< yolcular dinlenin! >>; der kervan sahibi.
Ve tas altina gizlenir siyah cekirgeler, o sabir atesleri.
Ama bizim meshur devemiz gün ortasinda kosusunu bitirmez,
Baslamistir yolculuga sanki daha yeni.
Sicak artar, degisir yürüyüsü; sicak arttikca degisir. Ve ön ayaklarinin
Cirpinisli hizlanisi andirir ölmüs cocuguna gögüs döven bir anneyi
Ve ona bakip( anip kendi ölmüs yavrularinida) hickiran yirtinan öbür anneleri.
Evet o yürüyüs, o ayak cirpinislari gögsünü paralayan yasli bir annenin cirpinislari.
Akla elveda diyen bir annenin, alir almaz ilk yavrusunun kara haberini.
Gögsü kan icinde kalan, üstü basi yirtilmis,
Saclari darma dagin cilgin bir annenin haberini.
Söz tasiyip öc alan iki yüzlü siir ve kabile düsmanlarim:
<< Ey Ebi Sülmanin oglu sen mahv oldun >> dediler.
Su atin derdi bana yetmezmis gibi.
<< Ey Ebi Sülmanin oglu sen kendini ölmüs bil >> Bende kostum güvendigim dostlara:
Kime basvurdumsa ama:<< Biz yokuz bu iste, var git kendin bak basinin caresine >>; demezler mi?
Ben de onlara dedim:<< Gidin gidin beni yalniz birakin,
Neye hükmetmisse o olur, hükmeden o
Allah ki.
Yasamak dediginiz nedir bin yil yasasa bile
Eninde sonunda insanoglu o kanbur tahta kutuya girmiyecek, binmeyecek mi?
Haber geldi << Peygamber, seni öyle bir cezaya carpacak ki! >>
Siz bilirsiniz, hey zavallilar! Iste onun kapisindayim, yüregimde sonsuz bagislanma ümidi.
Ondan özür dilemeye geldim, af istemege geldim
Cünkü O sirrini bilendir, kabul edicisidir mazeretlerin. O affedenlerin en affedicisi.
Ici hidayet ögütü en yüce gercekler dolu Kurani
Sana armagan eden
Allah icin ver bana bir savunma mühleti.
Bakma ve zaten bakmazsin sözlerine beni kiskananlarin.
Senin hükmün onlara degil, hakka ayarli ve ben de bir parca sucluyum belki.
Ama senin makamindayim simdi. Fillerin bile titredigi makamda.
Bir makam ki, titrerdi bir fil benim gördüklerimi görse, isitse isittiklerimi.
Burada beni ancak
Allah buyruguna bagli Peygamber affi kurtarir:
Ben de onun öc ve adalet eline uzatiyorum iste sag elimi.
Beni ancak o kurtatabilir burda. Yalniz O. Simdi söz yalniz Onun.
Ama O << Sen suclusun, cezani cekeceksin >>; dese önünde egik bulur boynumu adaletin heybeti.
En heybetli manzara bu olur benim icin. Cünkü Asserde,
Ic ice acilan sonsuz aslan yataklarinin en icindeki
Muhtesem yurdunda hüküm süren aslanlar basbugudur O.
Bir arslan ki, erkenden ava cikar, yavrularinin besini insanoglu, insan eti.
Bir arslan ki, savas alaninda kendi düsmani dengi
Birakmadan carpismayi, haram sayar kendine savasi terketmeyi.
Heybetinden kisilir sesleri yirtici cöl arslanlarinin
Arslanlar arasinda bile o dagitir adaleti.
Parcalandi silahlari ve elbiseleri, kurda kusa yem oldu
Bu vadide kendi gücüne bilegine güvenen nice kisi.
Süphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kilictir kiliclarindan Allahin.
Sonsuz bir kurtulusa, nura ve hidayete alip götüren bizi.
Ve arkadaslari Onun, Mekke vadisinde Islami kabul eden
Kureysin en ileri gelenleri... Cömertlikte ve yigitlikte hic birinin yok dengi.
Ilk günler, göcmek gerekliydi, hemen göctüler, zerre tereddüt etmeden.
Birakarak yurtlarini, tüten ocaklarini, mal ve mülklerini.
Yerlerinde kalanlar carpisamiyacak gücte olanlardi.
Onlar da, müdafaasiz ve silahsiz, cepcevre küfürle cevrili, bugünü hazirlamis beklemislerdi.
Evet, bunlar, baslari dimdik gezen yigit üstü yigit,
Davuda mahsus demir gömlektir zirh diye giydikleri.
Zirhlari piril piril ve upuzun. Celikten büklümleri öyle ki,
Birbirine gecip kaynasmis bir ayrikotunun halkalari gibi.
Mizraklari düsmani devirse yere, gurur nedir bilmezler,
Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!
Ak soy develer gibidir gidisleri. Korunmalari da saldiris.
Vurulunca gögüslerinden vurulurlar. Onlar ürkmez, onlardan ürker dev dalgali ölüm denizi.
Ufak bir aciklayis: Tarihi adiyla Kaside-i Bürde( Hirka kasidesi), edebiyat adiyla Kaside-i Banet Suat, bu, Peygamber huzurunda okunarak sairini bagislatan , hatta Peygamber tarafindan hirkasi armagan verilerek degerlendirilen Kaside, klasik arap kasideleri olan Muallaka kasideleri gibi, ilkin kabilenin göcüsüyle basliyor, sevgili aniliyor, arkasindan her arap sairinin kendi gücünü denedigi <<deve>> motifinde ölümsüz cizgiler cekiliyor, sonra söz sairin kendisine getirliyor ve ordan Hz. Peygamberin, Islamin ve sahabenin övgüsüne geciliyor. Sezai Karakoc, islamin siir anitlarindan.