| O Bir Kalfat'lı
Üyelik tarihi: 22.05.2005 Teşekkür etti: 54
49 Teşekkür 25 Mesaja aldı
| Garip Hâfiz Anadolu'da yetisen velîlerden. 1903 (H.1321) senesinde Erzurum'un Cedid mahallesinde dogdu. Ismi, Ibrâhim Hakki'dir. Erzurumlu Ibrâhim Hakki hazretlerinin neslindendir. Anne tarafindan dedesi HaciMâhir Efendi, Rifâî tarîkati seyhiydi. Garip Hâfiz, küçük yasta her bahar annesi ile birlikte dayisinin yanina Ercis kasabasina giderdi. Buraya yakin olan Tortum Selâlesi kiyisinda akranlari ile oynardi. Bir gün yine selâlenin kiyisinda oynarken, bir bektasî dedesi gelerek, çocuklara; "Buradan asagi atlayabilir misiniz?" diye sordu. O zamanlar bes yasinda olan Garip Hâfiz; "Ben atlarim." diyerek yukaridan selâlenin döküldügü yere atladi. Allahü teâlânin yardimi ile suya degmesi ile top gibi siçrayarak kenara düsmesi bir oldu. Selâlenin yanindaki keçi yolundan yukari çikti. Hâdise karsisinda dehsete kapilan bektâsi dedesi korkusundan hizla uzaklasip gitti. Garip Hâfiz, Erzurum'da Mustafa Niyâzi Efendiden Kur'ân-i kerîm dersi aldi ve ezberledi. Haci Ahmed Efendiden hat sanatini ögrendi. Kur'ân-i kerîmi çok güzel okurdu. Mustafa Niyâzi Efendi, Garip Hâfiz'i talebelige kabûl etmeden önce istihâreye yatmasini ve rüyâda ne gördügünü söylemesini istedi. Rüyâsinda hocasi Mustafa Niyâzî Efendi elinden tutarak câmiye götürdü. Câminin içerisinde on iki âlim yarim dâire, halka kurup oturmuslardi. Mustafa Niyâzi Efendi câmideki âlimlere; "Efendiler bu çocuk kirâat ilmini ögrenmekte talebe olmak ister. Ne buyurursunuz?" diye sordu. Onlar; "Oku Hâfiz! Oku!" dedi. Ertesi gün Garip Hâfiz rüyâsini Mustafa Niyâzi Efendiye anlatti ve ona talebe olarak kirâat ilmini ögrendi. On iki yasina geldiginde annesini kaybeden Garip Hâfiz, Erzurum'dan Sivas'a gitti. Burada Kazancizâde Emin Edip Efendinin sohbetlerine devâm etti ve ondan feyz aldi. Sivas Dâr-ül-muallimîn okulunda Arapça ve Kur'ân-i kerîm hocaligi yapti. Sivas'tan Merzifon'un Gümüs kasabasina gelerek Halîliye Medresesinde ders vermeye baslayan Garip Hâfiz, senelerce güzel ahlâki müslümanlara ögretti. Garip Hâfiz; çok kibar, nâzik ve yumusak idi. Kimseyi katiyen incitmezdi. Birisinin hatâsini görse onu baska yollardan duyurur; "Sen böyle yapiyorsun." diyerek yüzüne vurmazdi. Ibâdetlerini çok gizli yapardi. Dikkati çeken her seyden sakinirdi. Son derece edepli, hayâ sâhibiydi. Sohbetlerinde kimseyi sikmazdi. Bütün hayâtini diz üstü oturmakla geçirdi. Sohbetine gelenler ne murâd ederlerse, sormadan cevâb alirlardi. Hazret-i Muâviye efendimize bugzeden üç kisi Gümüs'te sohbetine geldi. "Efendi! Muâviye hakkinda ne buyurursunuz?" diye sordular. Garip Hâfiz; "Hazret-i Muâviye sahâbedendir. Sevenler selâmettedir. Aleyhinde bulunanlar azaptadir. O, sahâbenin büyüklerindendir. Resûlullah efendimizin hadîsleri ile övülmüstür. Imâm-i Hüseyin efendimizin sehâdetine sebeb olan Yezid dahi son nefesinde îmânini muhâfaza edebildi ise, onun hakkinda bile kötü söylemek tehlikelidir." buyurdu. Garip Hâfiz'in ziyâretine gelen bir zât; "Hoca Efendi! Ben de sizin gibi olmak istiyorum." deyince; "Pazarda satilsa otuza kirka
Ben de alirim vücûduma öyle bir hirka."
cevâbini verdi. Tasovali Kadir Hâfiz bir gün iki arkadasi ile ziyâretine geldi ve; "Efendim! "Nefsini taniyan, Rabbini tanir." hadîs-i serîfi üzerine sohbet buyurursaniz, memnun oluruz." dedi. Garip Hâfiz; "Evlâdim! Bu makam çok yüksek bir makamdir. Siz serîatin emirleri ile iktifâ edin. Basamak basamak çikin bu makâma." dedikten sonra su beyitleri okudu: Sür çikar agyâri dilden tâ tecellî ede Hak
Pâdisâh saraya konmaz, hâne mamûr olmadan
Kenz açilmaz sol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan
"Mûtû kable en temûtû" sirrina mazhar olan
Hasr-ü nesri bunda gördü nefha-i sûr olmadan
Biz ricâliz, gelmisiz kim gör ezelden tâ-ebed.
Içmisiz askin sarâbin âb-i engûr olmadan
Bir acîb aska düsmüs yanar sems-i müdâm
Hakka makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan. Daha sonra; "Bâzilari, kendisi bu halde, bu makamda olmadiklari halde, buralardan söz ederler. Insana faydali olan iki türlü ilim vardir. Biri ilm-i diyânet, digeri ilm-i tebâbettir." dedikten sonra Kadir Hâfiz'a dönerek; "Sen o gün görürsün, o vakitte daglarin paramparça oldugunu." meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. O zât içinden; "Ben nefsden sual arzettim. Efendi bana daglarin yikilacagindan bahsetti." diye geçirirken, Garip Hâfiz; "Nefs dagi, görmüs oldugun daglardan kavidir, kuvvetlidir. Nefs daglarinin parçalanmasi ile dosta kavusma yollari açilir." buyurdu. Garip Hâfiz, ömrünün sonlarina dogru Merzifon'a yerlesti. Ilim ögretmeye burada da devâm etti. 1976 (H.1396) senesinde Ankara'da vefât eden Garip Hâfiz, Gümüs'de Halîliye Medresesine defnedildi. Vefâtinda mezarinin üzerine türbe yapilmamasini vasiyet etti. Kaynak: Evliyalar Ansiklobedisi
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
|
| |