İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 14.06.2007, 22:59

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.755
Teşekkür etti: 68
123 Teşekkür 75 Mesaja aldı
Arrow şeyh EŞREF ALİ Tanevi (k.s.)

EŞREF ALİ TANEVİ ( 1863/ 1943)


Alim , Fazıl , Fakih ve müceddid olarak bilinen Mevlana Eşref Ali , Hindistan ın batı beldelerinden Etraberadiş eyaletine bağlı , Delhiye yaklaşık 50 mil uzaklıkta Muzaffernagar şehrinin Tehane köyünde 1280 yılının Rebiulahir ayında ( eylül 1863) dünyaya geldi. Doğum yerine nisbetle Tanevi diye anılır. Memleketinde “ hekim ül ümme” lakabıyla da tanınmaktadır. Babasının ismi Abdulhak el – umri dir.


İlk öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra Diyubend e giderek dini ilimlerin tahsil edildiği el-medresetül-aliye girdi ve orada beş sene okudu, henüz 20 yaşında iken öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.

Bir çok alimden ders alan Tanevi nin hocaları şunlardır.

Yakup b. Memlükülali ‘ den hadis ve tefsir
Mahmud hasan ed-diyubendi’den fıkıh , usul-u fıkıh , mantık ve hikmet
Mevlana mahmud dan fıkıh ve usul kitaplarının çoğu ve bazı hadis eserleri
Seyyid ahmed ed-dihlevi’ den miras ve matematik ( riyazi ilimler ve feraiz)
Feth Muhammed et-tanevi den émuhteserat” adlı kitabı ve Farsça okumuştur.

Öğrenimini bitirdikten sonra 14 yıl Kanipu şehrinde Feyz-i amm medresesinde tedrisle meşgul oldu. Daha sonra hac maksadıyla Mekke ye gitti.

Orada çiştiye tarikatı şeyhlerinden İmdadullah et- tanevi ye intisap etti. Ondan çokça istifa edip büyük hikmetler öğrendi. Yavaş yavaş olgunluğun zirvesine yükseldi. O kadar ki hint yarımadasında İslam ümmeti için sözü geçer manevi önderlerden biri oldu. Binlerce Müslüman kendisinden istifa etti. Müslümanlar arasında yayılan bidat ve kötü adetlerle mücadele edip büyük mesafeler katetti. Doğru ve sahih esaslara dayalı dinin yaşanmasında çok gayret gösterdi. Mensubu bulunduğu tasavvuf mesresesinden 140 seçkin insan çıktı. Seyyid Süleyman en-nedvi , pakistanın kurucularından Beşir ahmed el- Osmani , Lahor da Eşrefiyye medresesinin kurucusu Müfti Muhammed el-amritsari , pakistanda dini medreselerin en büyüğü Hayrul medaris in kurucusu Hayri Muhammed el-calidehri , pakistanın büyük alimlerinden Zafer Ahmed et-tanevi , hindistanda büyük mürşit Vasiyyullah ve Abdülbari en-nedvi bunların meşhurlarıdır.

Eşref Ali Tanevi daha sonra tedrisattan uzaklaşıp memleketinde uzlete çekildi. Hayatı boyunca zahiri ilimlerle meşgul olduğu gibi , kalp temizliği ve manevi ilimlerle de pekiştirerek devam ettirdi. Her zaman etrafına faydalı oldu. 6 Recep 1362 / 9 temmuz 1943 yılında Tehane’de öldü ve oraya defnedildi.

ESERLERİ :

Eşref Ali Tanevi ye nisbet edilen eserlerin risalelerle birlikte 800 civarında olduğu nakledilir. Bir kısmı Arapça , çoğu Urduca olan kitapları ; tefsir , kelam , tasavvuf , ahlak ve fıkha dairdir. Belli başlı eserleri şunlardır.

Kuran-ı kerim le ilgili olanlar :

1- tercüme Kuran-ı kerim
2- tefsiru beyanil kuran
3- cemal ul kuran
4- tecvid ul kuran
5- adabul kuran
6- müteşabihat ul kuran
7- vucuh ul mesani ma a tevcih il kelimat vel meani
8- tebsiruz zucac vd.

Hdis le ilgili olanlar :

1- ihya us süne
2- cami ul asar
3- hafz ı erbain
4- el miskuz zeki
5- muahharat uz zunun an mukaddimati ibni Haldun
6- et teşerrüf bi marifeti ehadisi tasavvuf
7- es seb us seyyare
8- fevaid i muvatai imam malik
9- tabiul asar
10- as sevabul hulli
11- ahyarus sunen
12- etfarul fiten
13- hakikatu t tarika mines sünneti l enika
14- et tekeşşüf an mühimmati t tasavvuf


akaid ile ilgili olanlar :

1- furu ul iman
2- hifz ul iman
3- tazyilu şerhi akaid
4- el mesailul akliye


ibadetle ilgili olanlar :

1- zekatul farz fi nebatil arz
2- talimud din
3- hayatul müslimin
4- hitabetul ahkam
5- cezaul amel


tasavvufla ilgili olanlar :

1- duhul ve huruc ber nuzul ve uruc
2- mesail us suluk min melik ul muluk
3- en – nuket ud dakika


ayrıntılar için bk.

Abdulhay el-haseni , nuzhetul havatır , 8 , 56 – 59
Zafer Osman et-tanevi , i’lae’s sunen , 1 , 9-12
Muhammed aşık el-berni , el-anakidül ğaliye , s. 51-55
Muhammed abdulhay , arifi fihristu telifati hekimul umme , karachi, tsz. S. 302-277
Zaferullah daudi , Pakistan ve hindistanda hadis çalışmaları , s.233-238
Mehmet özşenel , pakistanda hadis çalışmaları,s.86-87
Bazmee ansari , “eşref ali” , dia , 472-473…,


Kaynak : Hadislerle Tasavvuf ŞEYH EŞREF ALİ TANEVİ
Sayfa: 17-20…

Not : ALLAH şefaatlarına nail eylesin…amin…


kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 04.01.2008, 19:16

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.755
Teşekkür etti: 68
123 Teşekkür 75 Mesaja aldı
Şimdi geçen akşam bizim Mehmet Ali Bey'in kütüphanesini karıştırdım. Orada bir Eşraf Ali Tahanevî Hazretleri'nin bir kitabını çektim, çıkarttım. Pakistanlı büyük alimlerden, biliyorum bazı eserlerini... Yâni, eserleri yirmi otuz baskı yapan insan... Belki bir milyona yakın müridi olan, şeriata bağlı bir insan... Mübarekler ne mühim eserler neşretmişler. Meselâ o, Fetevâ-yı Hindiyye'yi şimdi bizim Mustafa Efe Hoca tercüme ediyor. Hint Fetvaları...

esad coşan efendi...

http://www.dervisan.com/kitap/avustralya4/sunnet.html
__________________
Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak
üzere burada bulunuyoruz..MFetullahG
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 11.01.2008, 10:27

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.755
Teşekkür etti: 68
123 Teşekkür 75 Mesaja aldı
Arrow ah ulen ah...

Hint alt-kıtasının yetiştirdiği ender şahsiyetlerden, "Hakîmu'l-Ümme" akabıyla anılan ve irili-ufaklı 1000 (bin) civarında eser bırakarak 1943 yılında vefat eden merhum Eşref Ali et-Tehânevî (Tanvî)'nin bu alanda ortaya koyduğu örnek yaklaşım ve uygulama son derece önemli.

Eskilerin "hukuk-ı ibade riayet" şeklinde ifade ettikleri bu hususa Hakîmu'l-Ümme haklı bir vurgu yapmış.

Aşağıda kendi ifadelerinden tercüme edilen tesbitlerinden kısa bir alıntı okuyacaksınız:


"En fazla dikkat ettiğim husus, kimsenin benden veya arkadaşlarımdan birisinden bir eziyet görmemesidir. İster fiilî olarak vurmak veya kendisiyle çekişmek gibi bedenî, ister hakkını gasbetmek veya malını batıl bir yolla yemek gibi malî, ister kendisine ihanet etmek veya kendisini aldatmak gibi onurla ilgili bir husus yahut kendisini bir sıkıntıya sokacak, kargaşaya düşmesine sebebiyet verecek bir duruma terkedilmesi gibi nefsî bir durum olsun, eğer bir kimseden, başkası hakkında böyle birşey sadır olmuşsa, bu bir hatadır ve hemen af dilemelidir.

"Ben bu hususlara, diğer konulara gösterdiğimden daha büyük bir hassasiyet gösteriyorum. Hatta bir kimsenin şeriate aykırı bir hareket içinde bulunduğunu görsem bir miktar üzülürüm de, bu türlü hukukun edasına aldırış etmeyen birisini görsem şiddetli bir hüzne kapılır, o kimseyi bu helak edici aymazlıktan kurtarması için Yüce Allah'a dua ederim. (...)”

"Güzel ahlakın başı, kişinin, başkalarına eziyet verecek tutumlardan kaçınmasıdır. Bu, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in, "Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" şeklindeki kapsayıcı sözüyle öğrettiği bir haslettir. Başkasının eziyet görmesine sebebiyet veren her tutum "kötü ahlak" kapsamındadır; bu tutumun, insanların "güzel ahlak" olarak isimlendirdiği "hizmet", "edep" ve "ta'zim" görüntüsü altında vuku bulması birşeyi değiştirmez. Çünkü "güzel ahlak"ın gerçeği, "başkasını rahat ettirme"dir ve bu, "hizmet"ten önce gelir. Zira rahat ettirme olmadan hizmet, özsüz kabuk gibidir. Şu bir gerçek ki, "adab-ı muaşeret" her ne kadar akaid ve ibadetlerden -bunların "din'in şeairi" olması bakımından- sonra gelirse de, bir başka açıdan onlardan önce gelir. O da şudur: Akaid ve ibadetlerdeki bir ihlal insanın sadece kendisine zarar verir; adab-ı muaşerette bir ihlal ise başkasına zarar vermek anlamına gelir. Kişinin başkasına zarar vermesi ise, kendisine zarar vermesinden daha büyük bir yanlıştır.

Hint diyarının yetiştirdiği büyük mutasavvıf, hadisçi, müfti ve fakih Eşref Ali et-Tehânevî (Tanvî)'nin, Tasavvufî uygulamalarda yürüttüğü köklü tecdid faaliyetleri meyanında bir kısmını geçen yazıda aktardığım tavır ve teşhislerini yine kendi ifadelerinden okumaya devam edelim:
"Kişinin başkasına zarar vermesi, kendisine zarar vermesinden daha büyük bir yanlış olduğu için Yüce Allah, adab-ı muaşeret ta'limi ihtiva eden "Ve Rahman'ın halis kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahiller onlara hitab ettikleri vakit "selametle" derler" (25/el-Furkân, 63) ayetini, ibadet ve başka hususlarda ta'lim içeren "Ve onlar ki, Rabbleri için secde edenler ve kıyamda bulunanlar olarak gecelerler" (25/el-Furkân, 64) ayetinden öne almıştır. Şu halde hüsn-i muaşeret, bazı yönlerden farzlardan önce gelir. Hüsn-i muaşeretin nafile ibadetlere önceliği ise bütün yönlerdendir."
Eşref Ali et-Tehânevî (Tanvî), tervicine büyük önem verdiği adab-ı muaşeret (beşerî münasebetler) konusunu sadece nazarî olarak işlememiş, bizzat kendi hayatında da bu noktaya riayete büyük önem vermiştir.

Birkaç örnek tavrını zikredelim:


1- Birisiyle görüşmeye veya birisine bir direktif vermeye her ihtiyaç duyulduğunda mutlaka kendisi onun yanına gider, onu kendi yanına çağırtmazdı. Bu kişinin, öğrencilerinden, küçük yaştaki akrabalarından veya arkadaşlarından olması durumu değiştirmezdi.

Bu konuda şöyle derdi: "Vacip olan, muhtaç kimsenin, ihtiyaç duyduğu kişinin ayağına gitmesidir. Bunun tersi doğru değildir."

2- Hizmetinde bulunanlara iki işi aynı anda emretmezdi. Eğer yapılmasını istediği iki iş varsa önce birisini söyler, o iş yapıldıktan sonra ikincisini söyler ve şöyle derdi: "Böyle yapıyorum ki, hizmet edenler, ikinci işi hafızalarında tutma meşakkatine katlanmak zorunda kalmasınlar. Onu akılda tutma meşakkatini bunun için kendime yüklüyorum."

3- Haksız yere asla birisine tavassut etmezdi. Böyle bir aracılığın, nezdinde tavassutta bulunulmak istenen kişiyi zora sokacağını bildiği veya zannettiği durumlarda ise asla aracılık etmez ve şöyle derdi: "İnsanlar genellikle kendisi için aracılık yapılan kişiden yana tavır koyar, aracı olarak gidilen karşı tarafı ise düşünmezler. Oysa bir kimseye yardım etmek sadece müstehap iken, başkasına eziyet etmekten sakınmak ise vaciptir. Bir müstehabı yerine getirmek için bir vacibi terketmek nasıl caiz olur?"

4- Kim olursa olsun, birisine birşey sormak için mektup yazdığı zaman, cevabî olarak gönderilecek mektubun zarf ve pulunu da gönderdiği mektubun zarfına koyardı.

Ne kadar önemsiz (!) ayrıntılar değil mi?!..

(Milli Gazete, 13-15-17 Şubat 2001)


EBUBEKİR SİFİL...
__________________
Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak
üzere burada bulunuyoruz..MFetullahG

Konu kılıçustası tarafından (11.01.2008 Saat 13:22 ) değiştirilmiştir..
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Eşref-i Rumi'den M. Ali Saral Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 1 26.04.2007 17:24
>> Eşref Saatinizi Biliyor Musunuz ?? << grunburg Sağlıklı yaşam ve Spor 0 15.05.2006 23:40
Şeyh Galip jandarma Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 0 03.01.2006 19:27


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:19 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50