İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 02.07.2007, 12:45
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Hazret-i Muaviye

Hazret-i Muaviye (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınbiraderi ve vahiy kâtibi idi. Resulullahın zevcelerinden Habibe validemizin kardeşidir. Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Öleceği zaman, Resulullahın kendisine hediye ettiği bir gömleğe sarılıp, hazinesinde saklamış olduğu, Resulullahın mübarek saç ve tırnak kesintilerinin de gözlerine ve ağzına konularak defnedilmesini vasiyet etmişti. Kabri Şam’dadır.

Mekke fethedildiği gün babası ile beraber, Resulullahın önünde Müslüman oldu.

Hazret-i Muaviye, Peygamber efendimizin kâtiplerinden idi. Yazısı güzel idi. Fasih, halim, vakur idi.
Zeyd ibni Sabit diyor ki:
Muaviye, Cebrailin getirdiği vahyi ve Peygamber efendimizin mektuplarını yazardı.

Fahr-i âlemin emniyetlisi idi. Bu yüksek rütbe, derecesinin ne kadar yukarı olduğunu gösterir. Bu büyük zata dil uzatanlar, Server-i âlemin Kur’an-ı kerimi yazmakta emniyet ettiğine dil uzatmış olurlar.

Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir Müslüman yoktur. Din imamı idi. Her ilimde ileri, her işi ilmine uygun idi. Peygamber efendimizin ilmine tam vâris idi. İşte bu büyük âlim buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye, Resulullahın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere efdaldir.)

İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye’nin yanılması, Resulullahın sohbeti bereketi ile, Veysel Karani’nin ve Ömer bin Abdülaziz’in doğru işlerinden daha hayırlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni As’ın yanlış bir işi, o ikisinin şuurlu işinden daha üstün oldu.) [c.1, m.120]

Din-i İslamın en büyük âlimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:
(Şüphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurdu. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullahın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz.) [Sava’ik-ul-muhrika]

Hazret-i Muaviye, Huneyn Gazasında Resulullahın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük Gazvesine katıldı. Veda Haccında bulundu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki savaşlara katıldı. Hazret-i Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hazret-i Ömer zamanında 4 yıl, Hazret-i Osman zamanında 12 yıl, Hazret-i Ali zamanında 5 yıl, Hazret-i Hasan zamanında altı ay Şam’da 21.5 sene vali oldu. [41.] senede, Kufe’de halife seçildi. 19 sene, dört ay halifelik yaptı.

Aklı, zekası, fesahatı, sabrı, yumuşaklığı, ikramı, cömertliği fevkalade çok idi. Müslümanların başına geçeceği, hadis-i şerifte bildirildi. Kendisinden çok hadis-i şerif alındı, kitaplara yazıldı. Bu da, büyüklüğünü ve kendisine güvenildiğini göstermektedir.

İslamiyet’in yayılmasında kıymetli ve pek çok hizmetlerde bulundu. Miladi 662’de Sicistan’ı, 663’de Sudan’ı, bir sene sonra Afganistan’ı, Kâbil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 665’te Tunus’u (Afrikiyye’yi) aldı. 668’de gemilerle gittiği Kıbrıs’ı ve iki sene sonra da İran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Kostantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’un fethi için gönderdi ve şehir kuşatıldı. Kostantin, her sene büyük miktarda vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı.

673’de Ubeydullah bin Ziyad’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hazret-i Ömer tarafından fethedilen Kudüs hıristiyanlara geçince, Hazret-i Muaviye şehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Mısır, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehire hakim oldu. Müslümanlar tarafından çok sevildi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaviye’ye, (Ey Muaviye! Memleketlere hakim olduğun zaman, iyilik et!) buyurmuştur. Resulullahın sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle, İslamiyet’in tesir sahasını çok genişletti ve İslamiyet’ten hiç ayrılmadı.

Hazret-i Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetliydi. Güzel konuşur, adaletli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimliydi. Arabistan’da meşhur olmuş dört dâhi Sahabiden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmıştı. Hatta Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaviye’ye her bakışta; Bu, ne güzel bir Arap sultanıdır derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyerdi. Resulullahın sohbetinin bereketiyle şeriattan hiç ayrılmazdı. Hazret-i Ali onun hakkında; Muaviye’nin idaresini kötülemeyiniz! Zira onu kaybederseniz başların koptuğunu ve düştüğünü görürsünüz buyurmuştur. (Kısas-ı Enbiya, Mirat-i Kâinat, Medaric-ün-nübüvve)

Hazret-i Ali ile birbirlerine beddua ettikleri asla doğru değildir, bunu ibni Sebecilerin uydurmuş olduğu kıymetli kitaplarda yazılıdır. Yalan olduğunu şu âyet-i kerime de açıkça bildiriyor:
(Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]

Birbirlerine karşı merhametli olan, birbirini seven insanlar birbirlerine beddua eder mi hiç? Hâşâ Allahü teâlâ yalan mı söylüyor?

Peygamber efendimizin kayınbiraderi olan Hazret-i Muaviye, Peygamberimizden hayır dua aldı ve övüldü. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İşlerinizde Muaviye’yi bulundurunuz. Çünkü, o kavi ve emindir.) [Tathir-ül-cenân]
(Ümmetimin en halimi ve cömerdi Muaviye bin Ebu Süfyan’dır.) [İ.Süyuti]
(Muaviye’nin mülk sahibi olmasına fazla zaman geçmez.) [Deylemi]

Hazret-i Hasan diyor ki:
Resulullah, (Bir gün gelir, Muaviye devlet başkanı olur) buyurdu. (Deylemi)

(Ya Rabbi, onu [Muaviye’yi] hâdi ve muhdi eyle) [Tirmizi] (Yani, Onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!)

(Ya Rabbi, ona [Muaviye’ye] kitap öğret, ülkelere sahip et ve azaptan koru.) [İ.Ahmed, Taberani, Ebu Nuaym, Ebu Ya'la, İ.Asakir]

Ebu İdris el-Havlani anlatır:
Hazret-i Ömer, Umeyr İbnu Sad’ı Humus valiliğinden azledince yerine Muaviye’yi tayin etti. Halk, "Umeyri azledip Muaviye’yi mi tayin etti" diye mırıldandı. Umeyr; "Muaviye’yi hayırla yâd edin. Zira ben Resulullahın, (Allah’ım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!) dediğini duydum dedi. (Tirmizi)

İbnu Meryem el-Ezdi anlatır:
Muaviye’nin yanına girmiştim. Bana, seni hangi rüzgar attı diyerek ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti. Ben de, Resulullahtan işitmiş olduğum şu hadisi size hatırlatmayı düşündüm dedim:
(Allah kime Müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarını, isteklerini, darlıklarını giderirse, kıyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarını giderir.) Râvi der ki, bunun üzerine Hazret-i Muaviye insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere görevliler tayin etti. (Tirmizi, Ebu Davud)

Âmir İbnu Sa'd babasından naklen anlatır:
Resulullah Beni Muaviye Mescidine girdi. Orada iki rekat namaz kıldı, biz de onunla beraber kıldık. Sonra uzun uzun dua etti. Sonra yanımıza döndü. Buyurdu ki:
(Rabbimden üç şey talep ettim. İkisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümmetimi suda boğulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da talep etmiştim, bu geri çevrildi.) [Müslim]

Resulullahın torunlarından seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
(İmam-ı Ali şehid olunca, imam-ı Hasan Müslüman kanı dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti bırakmak istedi. Muaviye’ye teslim eyledi. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Muaviye’nin hilafeti hak ve sahih oldu. Böylece, (Bu oğlum seyyiddir. Allahü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük fırka arasını bulur, barıştırır) hadis-i şerifinin manası meydana çıktı. Muaviye de, imam-ı Hasan’ın tâbi olması ile, dine uygun halife oldu. Böylece, Müslümanlar arasındaki bütün anlaşmazlık sona erdi.) [Gunye]

Hazret-i Hasan, hilafeti kendi arzusu ile Hazret-i Muaviye’ye bıraktı. Onu halife olmaya layık görmeseydi, hilafeti bırakmazdı. Onunla harp ederdi. Hazret-i Hasan, layık olmayan birine hilafeti bıraktı, demek, Hazret-i Hasan’ı kötülemek olur. (H.S. Vesikaları)

Hadis imamlarından İbni Asakir bildiriyor ki:
Resulullah, Muaviye’ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et, kötüleri de affet!) buyurdu.

Hazret-i Ali, (Muaviye, hiç mağlup olmaz) hadis-i şerifini hatırlasaydım, Muaviye ile savaşmazdım buyurdu. İmam-ı Beyheki de diyor ki: Hazret-i Ali buyurdu ki, Resulullahtan işittim, (Ümmetimden bazıları, Eshabımı kötüleyecekler. Bunlar, Müslümanlıktan ayrılacaklardır) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

İmam-ı a'zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız) buyurdu. İmam-ı Şafii ve Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlar hakkında (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. (M.Rabbani c.2, m.96)

İmam-ı Gazali hazretleri de (Dinimizi bize ulaştıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan birini kötülemek, dini yıkmak olur) buyurdu. İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbas buyuruyor ki: Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize geldi (Ya Resulallah! Muaviye’yi sana tavsiye ederim. Kur'an-ı kerimi yazdırmakta ona emniyet et, güven) dedi. Yine aynı sayfada yazıyor ki, Resul-i ekrem, bir gün mübarek zevcesi Ümm-i Habibe’nin odasına geldi. O esnada Hazret-i Muaviye başını, kız kardeşi Ümm-i Habibe’nin kucağına koymuş uyuyordu. Resul-i ekrem bu hâli görünce, (Ya Habibe! Kardeşini bu kadar çok mu seviyorsun?) buyurdu. O da evet deyince, Peygamberimiz buyurdu ki, (Onu Allah ve Resulü de seviyor.) [Tathir-ül-cenân s. 27]

İmam-ı Malik’in ictihadına göre, Hazret-i Muaviye dalalette idi diye kötüleyenin katline fetva verdiği birçok kitaplarda yazılıdır. (Mesela Eshab-ı kiram Ö.N. Bilmen s. 84)

Ebussuud Efendi, Muaviye’ye lanet eden kimseye tazir-i beliğ ve hapis lazım olduğu fetvasını vermiştir. (488. Mesele sayfa 112)

Hazret-i Ali, Hazret-i Muaviye ve arkadaşları için, “Onlar bizim kardeşimizdir, fasık ve kâfir değildirler” buyurdu. (Şerh-i Mekasıd)

İbni Teymiye bile, Hazret-i Muaviye’yi kötüleyenler hakkında kitap yazdı.
Hazret-i Muaviye’yi sevmeyen mezhepsiz Mevdudi bile, sahabe-i kiramdan olduğu için Hazret-i Muaviye’nin suçlanamayacağını bildirmektedir. (Hilâfet ve Saltanat tercümesi s. 326)

Ali bin Ahmed hazretleri, Fedâilüs-Sahabe adlı risalesinde, diyor ki:
İbni Abbas şöyle anlatır:
Biz mescitte sohbet ederken içeriye, uzun boylu ve yüzü örtülü bir zat girip selam verdi. Selamını aldık. Bize, ne konuşuyordunuz diye sorunca, biz de, Resulullah zamanındaki kendimizle ilgili faziletlerden konuşuyoruz diye cevap verdik. O zat yüzünü açtı. Bu zatın Muaviye bin Ebu Süfyan olduğunu gördük Ona, sen de kendi hakkında neler gördüysen bize anlat dedik. O da anlatmaya başladı:
"Ben şu hasletlerle bazılarınızdan faziletli oldum:
1- Resulullah efendimiz ile birlikte bir seferde idik. Beni bindiği hayvanın terkisine alıp; (Neren bana temas ediyor) diye sordu. Ben de, "Karnım, ya Resulallah!" dedim. O zaman, (Allahü teâlâ karnını ilim ve yumuşak huy ile doldursun) buyurdu.

2- Resulullaha bir tabak ayva hediye edilmişti. Herkese bir tane verdi. En sonunda bir ayva kalmıştı. Sadece Resul-i ekrem ve ben almamıştık. Kalan bir ayva, Resulullah efendimizin mübarek elinden düştü. Yerden alıp kendisine vermek istediğimde, (Onu sen al ya Muaviye! Yarın kıyamette, o ayva elinde olarak bana kavuşursun) buyurdu.

3- Resul-i ekremle Tebük gazvesinden dönerken, Hudeybiye’ye geldik. Çok susamıştık. Resul-i ekreme; "Ya Resulallah! Musa aleyhisselamın kavmi için istediği gibi, sen de Rabbinden bizlere su talep etmez misin!" dedim. Bana, (Ya Muaviye! Bak şurada bir kaya var) buyurup elime, bir çubuk verdi. (Ya Muaviye! O kayanın yanına git ve ona bu çubukla vur) buyurdu. Gidip taşa vurunca, çok tatlı, buz gibi bir su fışkırdı. Tam içeceğim sırada sevgili Peygamberimizi ve susuzluktan yanan Eshabını hatırlayıp geri çekildim. Arkama bakınca, onların da gelmiş olduğunu gördüm. Resul-i ekrem, (Ya Muaviye, iç! Allahü teâlâ bu suyu senin için yarattı) buyurdu.

4- Resulullah mescidde iken Cebrail aleyhisselam gelir, selamdan sonra, "Rabbin sana ve ümmetine ikram olarak, Âyet-el-kürsi'yi ihsan etti" deyince, Resulullah; (Bu âyeti kim yazacak?) diye sorar. Cebrail aleyhisselam da, "Şu kapıdan içeriye ilk giren kişi" der. O kapıdan giren ilk şahıs ben olmuşum. Resulullah bana, (Ya Muaviye! Cenab-ı Hak bugünkü fazileti sana nasip etti, sana, Âyet-el-kürsi'yi tahsis kıldı. Ya Muaviye! Âyet-el-kürsi' yi yaz!) buyurdu. Ben de, "Eve gidip hokka ve mürekkep getireyim mi?" dedim. (Yâ Muaviye yaz! Zira Allahü teâlâ kalemi de Âyet-el-kürsi'den yaratmıştır) buyurdu. Bunun üzerine yazmaya başladım.

5- Bir gün Peygamber efendimizin arkasında namaz kılıyorduk. Resul-i ekrem, Fatiha suresini okuyup "Veladdâllin" dediklerinde, peşinden; "Âmin" dedim. Namazdan sonra Eshab-ı kirama, (Hanginiz âmin dedi) buyurunca, herkes sustu. Ben de sustum. Resul-i ekrem aynı soruyu iki üç defa tekrarladı. Fakat yine kimseden bir ses çıkmayınca, "Ya Resulallah! Âmin diyene ne yapacaksın?" dediğimde; (Onu ve ona tâbi olanları Cennetle müjdelemek istiyorum) buyurdu.

İbni Abbas hazretleri, “Muaviye bin Ebu Süfyan’ın bu anlattıklarını biz de biliyorduk” buyurarak onu tasdik etmiştir. (Fedâilüs-Sahabe)

Server-i âlem namaz kıldırırken rükuda (semi Allahü limen hamideh) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye de, (Rabbena lekel-hamd) dedi. Böyle söylemesi, takdir ve tahsin buyurularak, bunu söylemek kıyamete kadar sünnet olarak kaldı. (Eshab-ı kiram)

Şii kaynaklarına göre Hazret-i Muaviye
Pakistan’ın büyük Tarih âlimi mevlana Abdüşşekur İlahi Mirzapuri, Şehadet-i Hüseyin isminde kitap yazmıştır. Urdu dilinden, farisiye de tercüme edilmiştir. İslam düşmanlarının, İslamiyet’i içerden yıkmak için, Müslüman ismi altında ortaya çıktıklarını, (Ehl-i beytin dostuyuz) diyerek, Ehl-i beyte düşmanlık ettiklerini yazmaktadır. Kitabın her yerinde, Şii kitaplarından vesikalar vererek, bunu ispat etmektedir. Onbirinci sayfasında diyor ki:
Şii âlimlerinden Muhammed Bakır Horasani, [m. 1679 senesinde vefat etti.] Cila-ül-uyun kitabının 321. sayfasında diyor ki:
(Muaviye vefat edeceği zaman, oğlu Yezide şöyle vasiyet etti: İmam-ı Hüseyin’in Resulullaha yakınlığını, Onun mübarek kanından olduğunu biliyorsun. Irak halkı Onu kendi yanlarına çağırırlar. Sana yardım edeceğiz, derler. Yardım etmezler. Onu yalnız bırakırlar. Ona galip olursan, kendisine hürmet et. Sana yaptıklarına karşılık, Onu hiç incitme! Benim Ona olan iyiliklerimi sen de yap!)

Şii tarihçilerinden Muhammed Taki han, [m. 1879 senesinde vefat etti.] Farisi, Nasih-üt-tevarih kitabında diyor ki:
(Nasihatinde şunları da söyledi: Oğlum, nefsine uyma! Allahü teâlânın huzuruna, Hüseyin bin Ali’nin kanına bulanmış olarak çıkma! Yoksa sonsuz azaba yakalanırsın! (Hüseyin’e hürmette kusuru olana, Allahü teâlâ bereket vermez!) hadis-i şerifini unutma!)
Bu Şii tarihinin 38. sayfasında diyor ki:
(İmam-ı Ali’nin yanında olanlar, yani Şiiler, Şam’a gelirler, Muaviye’yi kötülerlerdi. Muaviye, böyle söyleyenlere bir şey yapmaz, kendilerine (Beyt-ül-mal)dan bol ihsanda bulunurdu.)

Cila-ül-uyun Şii kitabının 323. sayfasında diyor ki:
(İmam-ı Hasan bin Ali dedi ki, Muaviye, etrafımdaki yardımcılarımdan, vallahi daha iyidir. Çünkü bunlar, bir yandan Şii olduklarını söylüyorlar. Bir yandan da, beni öldürmek, mallarımı almak istiyorlar.)

Yezide gelince, babasının nasihatlerini unutmadı. Bunun için, imam-ı Hüseyin’i Kufe’ye çağırmadı. Onu öldürmek için emir vermedi. Ölümüne sevinmedi. Hatta, işitince ağladı. Ehl-i beyte hürmet etti.

Cila-ül-uyun Şii kitabının 322. sayfasında diyor ki:
(Yezid, Ehl-i beyte sevgisi ile meşhur olan Velid bin Akabeyi Medine’ye vali yaptı. Ehl-i beyte düşman olan Mervanı valilikten ayırdı. Velid, gece, imam-ı Hüseyin’i çağırıp Muaviye’nin öldüğünü ve Yezide biat edildiğini bildirdi. İmam-ı Hüseyin (Benim Ona gizli biat etmeme razı olmazsın. Herkesin yanında biat etmemi istersin) dedi.)

Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, imam-ı Hüseyin Yezid için, fasık, facir veya kâfir demiyordu. Öyle bilseydi, gizli biat etmeye razı olmazdı. Açıkça biat etmemesi de, Şiilerin kendisine düşmanlık etmelerine sebep olmamak içindi. Nitekim, Muaviye ile sulh yaptığı için babasından ayrılıp harici olmuşlardı. Babası ile savaş etmişlerdi. Hilafeti Muaviye’ye bıraktığı için de, kardeşi Hazret-i Hasan’a düşmanlık yapmışlardı.

Yine bu acem tarihinde diyor ki:
(Zecr bin Kays, Hazret-i Hüseynin ölüm haberini Yezide getirince, başını eğip, bir zaman durdu. Sonra, (Onu öldüreceğinize, Ona itaat etseydiniz, iyi olurdu. Ben orada olsaydım Onu af ederdim) dedi. Mahdar bin Salebe İmam-ı Hüseyin’i kötülemeye başlayınca, Yezid yüzünü asıp, (Mahdarın anası böyle zalim ve alçak çocuk doğurmasaydı. Allah, Mercanenin oğlunu [İbni Ziyadı] kahr eylesin) dedi. Şemmer, imam-ı Hüseyin’in mübarek başını Yezide getirip, (İnsanların en iyisinin çocuğunu öldürdüm. Bunun için, atımın heybelerini altınla, gümüşle doldurmalısın) deyince, Yezid çok kızdı ve (Allah heybelerini ateşle doldursun! İnsanların en iyisini niçin öldürdün? Def ol. Git karşımdan. Sana hiçbir şey verilmez) dedi.)

Şiilerin Hulasat-ül-mesaib kitabının 393. sayfasında diyor ki:
(Yezid, herkesin yanında ağladığı gibi, yalnız kaldığı zamanlarda da çok ağladı. Kızları ve hemşireleri de beraber ağladılar. İmam-ı Hüseyin’in mübarek başını altın tasa koyup, (Ey Hüseyin! Allah sana rahmet etsin! Ne hoş gülüyorsun) dedi.

Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, bazı kimselerin, (Yezid, İmam-ı Hüseyin’in mübarek dişlerine sopa ile vurdu) demeleri tamamen yalandır.
Cila-ül-uyunda diyor ki:
(Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytini kendi sarayına yerleştirdi. Çok ikram etti. Sabah, akşam yemeklerini imam-ı Zeynelabidin ile beraber yerdi.)

Hulasat-ül-mesaibde diyor ki:
(Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytine, (Şam’da benim misafirim olarak kalmak mı, yoksa Medine’ye gitmek mi istersiniz?) dedi. Ümmi Gülsüm, tenha bir yerde matem yapmak istiyoruz) dedi. Yezid, sarayında geniş bir odayı bunlara verdi. Burada bir hafta matem yaptılar. Yezid, sekizinci gün, Ehl-i beyti çağırıp, arzularını sordu. Medine’ye gitmek istediler. Çok mal ve süslü hayvanlar ve ikiyüz altın verdi. Her ihtiyacınızı her zaman bildirin, hemen gönderirim, dedi. Numan bin Beşiri, beşyüz süvari ile bunların emrine verdi. İzzet ve hürmetle Medine’ye gönderdi.)

Yukarıdaki yazılar ve bunlar gibi, taassuba kapılmadan yazan insaflı Şii âlimlerinin kitapları açıkça gösteriyor ki, Hazret-i Muaviye, imam-ı Hüseyin’e asla düşman değildi. Yezid, imam-ı Hüseyin’in öldürülmesini emretmemiş ve istememiştir. Ehl-i beytin düşmanı ve imam-ı Hüseyin’i şehid edenler, bu düşmanlıklarını gizlemek için, bu iki halifeye iftira etmişlerdir.

Abdurrahman ibni Mülcem Şii idi. Sonra harici oldu. Sonra imam-ı Ali’yi şehid etti.
Kerbela’da imam-ı Hüseyin’i şehid edenler arasında Şam askeri yoktu. Kufe şehrinden gelmişlerdi. Şii âlimlerinden kadi Nurullah Şüşteri, bunu açıkça yazmıştır. İmam-ı Zeynelabidin’in Kufe şehrine getirilince, katillerimiz Şiilerdir, dediği Cila-ül-uyunda da yazılıdır.

İslam düşmanları, İslamiyet’i içerden yıkmak için Ehl-i beyti nebeviyi facia ve felaketlere sürüklemişler. Bu cinayetlerini Ehl-i sünnete mal ederek, bu bahane ile İslamiyet'in bekçisi olan Eshab-ı kirama ve bunların yolunda olan Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmışlardır. Müslümanların, bu tuzaklara düşmemek için, çok uyanık olmaları lazımdır. (H.S. Vesikaları)





alıntı www.mehmetalidemirbas.com
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 02.07.2007, 13:45

 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 872
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
alp kardesim.



Ehl-i beyt, Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Ehl-i beytin fazilet ve kemalatı pek çoktur. Saymakla bitmez. Onları anlatmaya, methetmeye, insan gücü yetişmez.
İmam-ı Ali yi çok sevmek, Ehl-i sünnet alametidir. Onu sevmek için, bir veya birkaç sahabiyi sevmemek, doğru yoldan ayrılmak olur.

Ehl-i beyti sevmek, her mümine farzdır. Son nefeste iman ile gitmeye sebep olur. Aklı az olan, iyi düşünemeyen bazı kimseler, burada yanılıyor. Sevmek için sevgilinin düşmanlarını sevmemek lazımdır diyorlar. İctihadları icabı olarak Hz. Ali ile muharebe etmiş olan

Hz. Âişe yi ve

Hz. Muaviye yi ve

Hz. Talha yı ve

Hz. Zübeyr i,

Ehl-i beyte düşman sanarak, bu büyük insanlara düşmanlık ediyorlar. Böylece doğru yoldan ayrılıyorlar. Halbuki, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, o muharebeler, dünya hırsından, mevki ve şöhret sevgisinden değil idi. İctihad ayrılığından idi. Muharebe etmek için değil, anlaşmak için karşı karşıya gelmişlerdi. Abdullah bin Sebe yahudisinin ve arkadaşlarının hilesi ile harbe yol açılmıştı. Eshab-ı kiramın hepsi, Ehl-i beyti seviyordu. Buna inanmayanlar, yani Eshab-ı kiramı Ehl-i beyte düşman zan edenler, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere inanmamış olur. Âyet-i kerime ve hadis-i şerifler gösteriyor ki, Eshab-ı kiram, Ehl-i beytin sevgisini, imanlarının sermayesi edinmişlerdi. (Eshab-ı Kiram kitabı)


İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

(Babam zahir ve bâtın ilimlerinde yani kalb ilimlerinde çok âlim idi. Her zaman ehl-i beyti sevmeyi tavsiye ve teşvik buyururdu. Bu sevgi insanın son nefeste imanla gitmesine çok yardım eder, derdi. Vefat edeceklerinde baş ucunda idim. Son anlarında şuuru azaldığında kendisine bu nasihatini hatırlattım ve o sevginin nasıl tesir ettiğini sordum. O haldeyken bile, (Ehl-i beytin sevgisinin deryasında yüzüyorum) buyurdu. Hemen Allahü teâlâya hamd ve sena ettim.


Ehl-i beyti sevmemek, Harici olmaktır. Eshab-ı kiramı sevmemek sapık olmaktır. Ehl-i beyti de, Eshab-ı kiramın hepsini de sevmek ve hürmet etmek Ehl-i sünnet olmaktır.
Ehl-i beytin sevgisi, Ehl-i sünnetin sermayesidir. Ahiret kazançlarını, hep bu sermaye getirecektir. Ehl-i sünneti tanımayanlar, bu büyüklerin orta, adil, halis sevgilerini bilmeyerek, ifratı seçerek, sevgide taşkınlık yaparak, orta ve adil sevgiyi sevmemek sanıyor. Ehl-i sünnete harici damgasını basıyorlar. Bu zavallılar bilemiyorlar ki, aşırı ve taşkınca sevmek ile hiç sevmemek arasında, bir de doğru, insaflı, orta derecede sevgi vardır. Hakkın yeri de, her şeyde ortada, merkezdedir. Bu hak ve adalet merkezi, Ehl-i sünnete nasip olmuştur.


Sevmenin aşırı ve tehlikeli olması şöyledir ki, Hz.Ali yi sevmiş olmak için, diğer üç Halifeye düşman olmak lazımdır diyorlar. İnsaf etmeli, iyi düşünmeli, bu nasıl sevgidir ki, bu sevgiyi elde etmek için, Resulullahın Halifelerine, yani vekillerine düşmanlık şart oluyor? Bu nasıl sevgidir ki, insanların en iyisinin, Allah ın habibinin, Allah ın resulünün eshabına sövmeyi, lanet etmeyi icap ettiriyor? Bu nasıl sevgidir ki, Allah resulünün mübarek hanımına, damadına, kayınbirader, kayınvalide ve kayınpederlerine sövmeyi, lanet etmeyi icap ettiriyor? Bunlar, nasıl fena bilinir, nasıl kötülenir, nasıl temiz bilinmez ki, Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu, hepsine Cenneti vaad ettiğini Kur an-ı kerimde bildiriyor. Onun resulü Muhammed aleyhisselam da eshabı hakkında kötü konuşmayı yasak ediyor. Buna rağmen onlara kötü, pis, kâfir denilebilir mi? Bu nasıl iman, bu nasıl müslümanlıktır?




saygi ve dua ile.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 02.07.2007, 14:25

 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 872
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Üstad Necip Fazil'in bu yazida kaleme aldigi isim, "Veliler Velisi Imam-i Rabbani" ha

Üstad Necip Fazil'in bu yazida kaleme aldigi isim, "Veliler Velisi Imam-i Rabbani" hazretleri... "Ikinci Binin Yenileyicisi ," yani " Müceddidi Elfi Sani" diye vasiflandirilan yüce sahsiyet... Naksi yolunun büyüklerinden...
Islama sokulmaya çalisilan bid'atleri reddeden, Islamin özüne dönüsü ve ruhlarda yeniden dirilisi bayraklastiran bir gönül adami... "Maddi ve manevi her türlü saldiriya reaksiyoner bir tavirla gögüs geren ve etkisi yasadigimiz yüzyila kadar ulasan" büyük insan Imam-i Rabbani... Üstad'in ruh mimarlarindan... Belki de en büyügü... Bu yazida hayatindan kesitler, ince çizgilerle ve ruha nüfuz eden bir derinlikle veriliyor.


Veliler Velisi Imam-i Rabbani hz.



Seyyidlerden, Kainatin Efendisine bagli mukaddes sülaleden birisi, Muaviye Hazretlerine düsmanlik edermis… Bir gün bu seyyid, "Mektubat" i okurken orada Muaviye'nin methedildigini görür ve öfkeyle "Mektubat" i yere atar.

Ayni günün gecesi, rüyasinda Imam-i Rabbani Hazretleri…Seyyidi kulagindan tutmus, haykiriyor:
-Cahil! Sözümüze ve ölçümüze güvenmiyorsun, öyle mi? Gel, seni ceddin ve Peygamber Evinin temsilcisi Hazreti Ali'ye götüreyim de isin gerçegini ondan ögren!
-Huzura çikiyorlar. Peygamber Evinin temsilcisi ve güya kendisine sevgi iddia edilerek köpürtülen Muaviye nefretinin vesilesi, Büyük Imam, buyuruyorlar:

- Sakin Allah Resulünün sahabilerine düsmanlik etme! Peygamber dostlarina çatan ve Seyh Ahmed'in bu davadaki hak ölçüsünü dinlemeyen, felakettedir.

Peygamber Evinin temsilcisi büyük sahabi, ayrica Imam-i Rabbani'ye emir veriyorlar:
-Bu cahil, sözden anlamiyor. Gögsüne vurun da akli basina gelsin ve tövbe etsin!..
Emir yüksekten geldigi için yerine getiriliyor. Imam-i Rabbani Hazretleri, Seyyidin gögsüne vuruyor.

Seyyid uyaninca, gögsünde müthis bir sizi… Açip bakiyor: Seyh Ahmed'in yumruk izi… Ve kalbinde derin bir nedamet, yeni bir anlayis ve tövbe istegi…

Imam-i Rabbani'nin mübarek ellerinden öpmege kosan ve bir daha bu eli birakmayan Seyyid…
Ilk gençlik çaglarinda yazdiklari üç risaleden sonra, tam olgunluk devirlerinde, yalniz mektup yazmakla, suallere cevap vermek ve hakikati tanimlendirmekle yetindiler.Sonradan bunlar toplanilip "Mektubat" i teskil etti ve insan oglunun en üstün eseri oldu.
Mektubat üç cilttir ve esasi Farsça'dir. Içinde birkaç Arapça mektup da vardir. Bütün Islam dillerine tercüme edilmistir.

Imam-i Rabbani'nin anlatilmaz büyüklügünü yine eseri anlatir.


saygi ve dua ile
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 02.07.2007, 14:59
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Müslümanların İslâma sarıldığı nisbette kuvvetli, İslâmdan uzaklastığı ölçüde zayıfladığını düşman keşfediyor. Bu keşif ve teşhis mucibince Haçlılar saldırıya geçmiştir. Haçın da Haçlının da mucidi yedi başlı yahudidir. İslâm seriatı içinde İslâm şeriatına düşman grupları peydahlayan da odur. İlk fitneyi çıkaran Abdullah İbni Sebe, Yemenli bir Yahudidir.

İbni Sebe’ her peygamberin bir varisi bulunduğunu, Peygamber Efendimizin peygamberlerin sonuncusu olduğunu Hazreti Ali’nin de varislerin sonuncusu bulunduğunu, bu bakımdan Hazreti Ali varken başkalarının halife olması zulüm olduğunu beyan ederek ŞİA’nın temellerini, atmıştır.

Hazret-i Ali’den önce Hazret-i Ebu Bekir, Hazreti Ömer ve Hazret-i Osmanı halife olarak seçen Eshâb-ı kirâma düşmanlık başlattırılıyor Böylece Eshâb-ı kirâma itmadı sarsmak suretiyle dinin esaslı bir kaynağı yok edilmek isteniyor. Şeriat hükümlerini teşkil eden kitap ve sünnet bu sahabiler tarafından istikbale devredilecek taşınacak ve nakledilecektir. İşte sahabi düşmanlığı ile bu yol tıkanmak istenmektedir. Bu sahabi düşmanlığı ile halkın kafası bulandırılacak, nice hadis-i şerifler, deliller şaibe altına girecek nice râviler, senetler, fetvalar yok olmaya, sıfır kabul edilmeye mahkum edilecektir. Şeyhayna Hazret-i Aişe’ye,

Aşere-i mübeşşereden bazılarına Hazret-i Muaviye gibi zatlara yapılan düşmanlığın altında hep Yahudi parmağı yatmaktadır. Sahabiye bağlılık ve itimat sarsıldığı zaman ondan gelecek mutlak nizama, yani İslâma olan bağlılık ve itimadın halini tüyleriniz diken diken olmadan hayalinizin eline vermeniz mümkün mü? Tek cümleyle bu sahabi düşmanlığı mutlak nizamın yolunu kesmek gayesiyle peydahlanmıştır.

Bir an için Resulüllah’ın tebliğ ettiği sistemin geçiş yolu üzerinden sahabiler basamağını kaldıralım. ikinci asra, tabi ne İslam adına bir tek zerrenin geçebileceğini hayal etmek mümkün mü? Eshâb-ı kirâmın tamamını değil, birkaçını düşmanlık sebebiyle aradan çıkarsak yine İslâm şeriatına itimat kalmaz. (Meselâ İbni Sebe’nin hilesinin tesiri altında kalan bir kimse Hazret-i Muaviye’yi içtihadından dolayı (haşa) fâsık bilerek itimat etmezse Hazret-i Muaviyeden hadis rivayet eden kütüb- sitte ile diğer hadis kitaplarına itimat kalmaz. Öyle ya fâsığın rivayeti kabul edilmediğinden fâsıktan rivayet eden bir muhaddisin hadislerine de itimat edilmez. Bütün muhaddisler istisnasız Hazret-i Muaviye’den hadis rivavet ettiğine göre bütün hadis kitapları şaibe altında bulunduğundan hadis kitaplarına itimat mümkün değildir. Böylece Resûlullahın tebliğ ettiği sünnet yok olmuş olur. Hattâ Hazret-i Muaviye vahiy katibi de olduğu için Kurân-ı kerîm de —haşa— şaibe altına girecektir. İşte İbni Sebe isimli Yahudi İslâm Şeriatını böylece itimat edilmez hale getirmek istemekledir. Bazı gâfiller de İbni Sebe’ye âlet olarak Hazret-i Muaviyeye düşmanlık etmektedirler.)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 02.07.2007, 15:05
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Muhammed Ma'sum «Kuddise Sirrûh»

Rahmet deryası Hazret-i Ali Radıyallahü Anh, hâşâ hiç bir müslümana lanet etmemiştir. Hele Hazret-i Muaviye Radıyallahü Anh gibi hadîs-i şerîflerle öğülen ve hayır dua eden bir sahabîye lanet ettiğini söylemek büyük iftiradır.

Hazret-i Ali Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh ve yanında bulunan diğer Eshâb-ı kiram için «Kardeşlerimiz bizlere uymadı, kâfir ve fâsık değildirler, içtihatlarına uygun hareket ettiler.» buyurmuştur. Hazret-i Ali Kerremallahü Veche'nin bu sözü, Hazret-i Muaviye ile yanlarında bulunanların değil kâfir, fâsık bile olmadıklarını gösteren bir delildir. O halde hiç lanet veya beddua eder mi? İslâmiyette hiç kimseye hattâ kâfirlere bile lanet etmek ibâdet değildir.

Tasavvuftaki fena derecelerinin en yükseğine ve itminanın sonuna ulaşıp bütün şahsî arzularını bırakmış olan Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın nefsini, kendi nefs-i emmâreleri gibi kin ile, inad ile, düşmanlık ile dolu mu sanıyorlar? O çok yüksek zat için böyle konuşmak alçakların yapacağı bir iftiradır.

Hazret-i Ali (Radiyallahü Anh), Fenâ-fillâh ve muhabbet-i Resûlüllah makamlarının en son derecesine ulaşmış, canını, malını Aleyhisselâtü vesselâm Efendimizin yoluna feda etmiştir.

Hazret-i Ali {Radiyallahü Anh)ın kendi nefsinden çok Resûlüllahı sevdiğini kim inkâr .edebilir? O halde Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin düşmanlarına değil de kendi düşmanlarına lanet etti demek, O mübarek zata bir iftira değil midir? Sonra O yüce zat Hazret-i Muaviye taraftarları için «içtihatları ile hareket ettiler» sözüyle de muhaliflerinin düşman olmadıklarını, kardeşleri olduğunu göstermektedir.

Bu muharebeler düşmanlık, kin gütmek gibi Eshâb-ı Kirama yakışmayan sebeplerle vücuda gelmedi. Din bilgisi ile, ictihad ile meydana geldi. Bunun için taraflardan birini ayıplamak, kusurlu bulmak edepsizliktir. Nerde kaldı ki beddua veya lanet edilsin..

Bir kimseye lanet etmek ibâdet olsaydı, İblis'e, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi Peygamber Aleyhisselâmı inciten, O'na eza ve cefa veren Kureyş'in azılı kâfirlerine lanet etmek İslâmın icaplarından olurdu. Düşmanlara lanet emredilmeyince, dostlara, kardeşlere farklı içtihatlar yüzünden lanet edilebilir mi?

Bir hadîs-i şerîfde «Bir kimse Şeytan'a lanet ederse, ben zaten mel'unum, lanet bana zarar vermez, der. Yâ Rabbî beni Şeytanın şerrinden koru derse, eyvah bel kemiğim kırıldı, der.» buyurulmuştur. Başka bir hadîs-i şerîfde ise «Şeytan'a söğmeyiniz, Şerrinden Allahü teâlâya sığınınız» buyurulmuştur.

Bu Hadis-i şerîflerden anlaşılıyor ki, «Hazret-i Ali lanet etti» demek O büyük sahabîye alçakça bir iftiradır. Bunun aksi de öyledir. Yani Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh için «Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin'e -Radiyallahü anhüm ecmaîn- lanet ettiği gibi sözler de Resûl-ü Ekrem Efendimizin Kayınbiraderi Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'a iftiradır.

Ehl-i Sünnet velcemaat mezhebine göre Muaviye Radiyallahü Anh'a dil uzatmak asla caiz değildir.

Bu iftiraları tarih kitapları yazıyorsa nasıl sened olur? Dinîn temel bilgileri tarihçilerin sözleri üzerine kurulamaz.

Böyle Eshâb-ı Kiram hakkında itikadî mevzularda ançak İmâm-ı Âzam, ve diğer mezheb imâmları ile içtihâd derecesine yükselmiş talebelerinin içtihatlarına bakılır.

Bazı Emevî Halifeleri, minberlerde Ehl-i Beyt'e lanet ettirmişse de yine bir Emevî Halifesi olan Ömer bin Abdülaziz (Rahmetullahi aleyh) buna son verdirmiştir. Allahü teâlâ ondan razı olsun.

Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh ile diğer Eshâb-ı kirama dil uzatmak, onlardan bize intikâl eden din bilgilerini bozar ve hiç bir kitaba itimat kalmaz. (Zaten rafîzilerin istediği de budur.)

Ehl-i Sünnet velcemaat mezhebine göre, istisnasız bütün Eshâb-ı kirama iyilikten başka bir şey söylenemez.

İmâm-ı Nevevî, Sahih-i Müslimdeki hadîs-i şerîfleri açıklarken buyuruyor ki, «O muharebelerde Sahâbe-i Kiram üçe ayrılmıştı. Bir kısmının içtihâdı Hazret-i Ali Radiyallahü Anh'ın içtihâdına uygun oldu. Bunların kendi içtihadlarına uymaları vacib oldu. Eshâb-ı kiramın ikinci kısmı ise, hiç bir tarafa karışmamayı içtihat ettiler. Bunların da muharebeye iştirak etmemeleri vacib oldu. Üçüncü kısımdaki Eshâb-ı kiramın içtihâdı ise, Hazret-i Ali Raddiyallahü Anh'a karşı gelenlerin içtihâdı gibi oldu. Bunların da Hazret-i Muaviye tarafına yardım etmeleri vacib oldu.»

Demek ki, her biri kendi içtihâdına uygun iş yapmakla üzerlerine vacib olanı yapmış oldular. Bu farklı içtihatlar dan dolayı hiç bir sahabiyi kötülemek asla caiz değildir.

İlim sahiplerinden hiç kimse, Hazret-i Ali Radiyallahü Anh ve O'nun içtihâdına uyanların yanıldığını söylememiştir. Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'ın ise içtihâdında hatâ ettiğini söylemişlerdir. İsabet edenler on, yanılanlar ise bir sevab almışlardır.

Demek ki, Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'ı sevmeyen, O'na lanet eden bir kimse, bütün Eshâb-ı kiramı iyi bilip sevse de Ehl-i sünnet vel-cemaattan olamaz.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 02.07.2007, 18:25

 
Üyelik tarihi: 28.06.2007
Mesajlar: 872
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı




cok faydali bir bilgi paylasimi olmus.
derinsular isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hz Muaviye kimdir ? Alp Dini Bilgi ve Eğitim 1 13.04.2007 12:06
Hazret-i Mehdi Aleyhisselam Alp Dini Bilgi ve Eğitim 2 29.03.2007 12:05
Hazret İsa (a.s.) Gelecek... _313_ Resim ve Karikatür 1 05.08.2006 00:42
Hazret-i Peygamberin Asaleti cihad2 Dini Bilgi ve Eğitim 0 04.12.2005 03:03


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:28 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50