İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Önemli Şahsiyetler ve Eserleri
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 04.07.2007, 10:54
EDEP YAHU...

 
Mirza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.06.2003
Mesajlar: 204
Teşekkür etti: 1
12 Teşekkür 4 Mesaja aldı
Ebü’l-Hasan-ı Harakânî (k.s)

Gönüller Sultanı

Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri yaşadığı dönemin gavs-ı âzamıydı. İnsanlara uzanan ilâhî rahmetlere o vesile olurdu. Devrin biriciğiydi. Makamı, hali, şanı ve şerefi ile eşine az rastlanır bir veliydi.

O öyle bir denizdi ki, irfan deryası gibi dalgalarıyla nice velî kulların yardıma koşardı. Onun dergâhına uzaktan yakından, her gün, her ay, her yıl kafilelerle insanlar gelirdi. Onun nurânî bakışları ve merhametli elleri, Allah’ın kullarına uzanan bir rahmet pınarıydı âdeta...


Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri üveysî olarak yetişti. Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin ruhaniyeti onu terbiye etmişti. Onun hakkında Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretleri şöyle diyor:

“Kalplerin mânevî doktorları olan velîler, uzaktan senin adını işitmekle varlığının ta derinlerine kadar giderler. Belki de senin doğuşundan yıllarca evvel, seni görürler ve hallerini bile haber verirler.”

Ârifler sultanı Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, bir gün Rey şehrinin yakınlarına Harakân köyünün hemen yanına gelmişti. Yanında müridleri de vardı. Harakân köyünden latif bir mânevî koku geldiğini hissetti. Bir nefes ruhuna teneffüs etti. O latif mânevî kokuyu aldı. Ruhu aşk şarabı içmiş gibi oldu ve kendinden geçti.

Buzlu su ile dolu olan kabın dışına temas eden hava, ter gibi görünür. O kaptaki ter, aslında havanın soğukluğundan kaynaklanır. Çünkü kabın içindeki sıcaklık dışına vurmuştur. İşte kokuyu getiren rüzgâr da ona buz gibi esti. Beden testisindeki suya sıcaklığı vurdu. Bedeni de kap içindeki su gibi halis aşk şarabından mânevî sarhoş oldu.

Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri mâna âleminde mest olunca, müridlerinden biri yanına yaklaştı ve şöyle sordu:

“Yüzün kâh kızarıyor, kâh sararıyor, kâh bembeyaz oluyor, bu hoş haller nedir? Anlamı var mıdır?”

Sen bir şey kokluyorsun, fakat görünürde gül yok. Şüphesiz o koku, gayb âleminden veya hakiki güllerin açtığı gül bahçesinden geliyor, kim bilir?


Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri şöyle dedi:

“Ey kendini tanıyan ve bilen, muradı ve maksadı olan er insan! Aslında her an sana gayb âleminden bir haber ve mektup gelmekte. Her an Yakub gibi senin burnuna da Yusuf’tan şifalar kokusu erişmekte. Mest olduğun o testiden bir damla olsun bize de içir. Kokusunu duyduğun o gülistandan bize de bir nebze olsun koklat. Ey yüce ve güzel er! Bizim dudaklarımız kuru iken senin yalnız olarak içtiğini görmemişiz.


Ey felekleri bir anda geçip gelen, çabuk kalk da yediğin ve içtiğinden bize de ikram et!...
Bu zamanda mânevî meclislerin senden başka reisi yoktur, ey âriflerin sultanı bizleri de gözet!...


Bu mânevî şarabı gizlice içmek nasıl mümkün olabilir? Zira şarap, içeni sarhoş ediyor. Bu şarabı içen, diyelim ki, bazı ilâçlarla ağzının kokusunu gizlemiş olsun, peki gözünün sarhoşluğuna ve mahmurluğunun süzülmesine ne demeli?

Bu öylesine bir mânevî koku ki, dünyada yüz binlerce perde onu gizleyemez. Bu mânevî kokunun keskinliğinden dolayı, bütün ova doldu; ova ne demek? O mânevî koku dokuz feleği de geçti. Bu sır küpünün ağzını çamurla sıvama. Çünkü bu günahkâr, gizlenmek istemez. Ey sırları bilen ve sırları dile getiren! Lutfeyle de bize ruhunun avladığını açıkla!...”

Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, “Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) Yemen tarafından gelen koku gibi, bana da bir acayip mânevî kokular geldi. Bu taraftan bir dost kokusu geliyor. Bu köyden mâna âleminin bir padişahı yetişecek” dedi.

Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin söylediği bu tarihi bir kenara yazdılar. Onun beyanıyla tarih sayfasını süslediler. O tarih gelince, Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri dünyaya gönüller sultanı olarak teşrif etti.

Ama o, Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin vefatından yıllarca sonra doğmuştu. Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri hakkında neler söylediyse hepsi de aynen gerçek oldu. Çünkü Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin delili, levh-i mahfûz idi. Onun verdiği bu haber ne yıldız ilmiyle alâkalı ne fal bilgisi ne de rüya tabiriydi. Ama o Hak Teâlâ’nın kalplere bir ilhamıydı, mânevî ikramıydı.

Bâyezîd-i Bistâmi hazretleri şöyle dedi:

“Ebü’l-Hasan-ı Harakânî benim müridim olacak ve her sabah kabrime gelip ders alacaktır.”

Gün geldi...

Devran döndü...

Ebü’l-Hasan-ı Harakânî şöyle dedi:

“Ben her sabah Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin kabrini ziyaret eder, kuşluk vaktine kadar onun huzurunda dururum.”

Çünkü Ebü’l-Hasan-ı Harakânî, huzurunda durduğu sürece Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerini görüyor ve gerekli olan tüm talimatları kendisinden alıyordu. Arada bir ses veya söz olmaksızın Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretlerinin bütün problemleri o anda çözülüveriyordu.

Nasıl mı?

Bir kış mevsimiydi. Kabirlerin üzeri yağan karlarla örtülmüştü. O yıl çok kar yağmıştı. Kabrin üzeri sanki sancak gibi olmuştu. Kubbeler yükselmişti. Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri çok üzüldü. Kederlendi. Tam o sırada kabirden bir ses işitildi:

“Koşup bana gelmen için seni çağırmaktayım.

Uyanık ol, kendine gel ve benim sesime doğru koş.

Bütün âlem karla örtülmüş olsa bile sen yine de benden yüz çevirme!”


Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretlerinin o gün gönlü bir hoş oldu. Mürşidinden kalbinin içine nurlar aktı. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri sayesinde bütün meseleleri çözüldü. Bundan sonra ise olanlar oldu. O yüksek makamlara ulaştı ve zamanın bir tanesi oldu.

Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî hazretleri şöyle diyor:

“Şüphesiz hadis, fıkıh gibi dinî ilimlerde pek çok hocam oldu. Ama tasavvuftaki üstadım, mürşidim Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretleri bir taneydi. Eğer onu tanımasaydım, gerçeği asla bulamazdım.”





ALTIN SİLSİLE


Semerkand Yayınları
Ürün Hakkında İnsan, Hak yolunda tâbi olduğu rehberleri, âlimleri, mürşidleri ne kadar tanırsa o kadar kalbi kuvvetlenir, muhabbeti artar, sebat ve vefa sahibi olur. İbrahim Tozlu tarafından hazırlanan Bu kitap, hayatları, hizmetleri ve sohbetleriyle Sâdâtı Nakşibendiyye'nin üçüncü kolunu tanıtıyor.

Sayfa 552 sayfa
Kapak Ciltli Kapak
Boyut 17x24 cm
ISBN 975-6333-36-7
__________________
Dolastim Dünyayi Giymedim Basima Taç;
Ne Zengini Tok Gördüm, ne Fakiri Aç;
Mevlam Öyle Bir Fevr-i Kanaat Verki;
Namerde Degil, Merdede Etme Muhtaç...

Aradim tüm meclisleri kildim ilmi talep;
Dediler ilim en sonda önce gerek Edep...

www.mirzaweb.de.vu
Mirza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 04.07.2007, 13:23
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Bir gün Dr. İbni Sina, Şeyh Ebul Hasan Harkani hazretlerini evinde ziyarete geldi. Hanımı, ters birisi idi, adeta onu azarlayarak, ormana gittiğini söyledi. İbni Sina ormana giderken, Şeyhin, odun yüklü bir aslanla geldiğini gördü."Bu ne hâl?" diye sorunca, "Evimdeki kurdun sıkıntı yükünü taşıdığım için, bu kurt da bizim yükümüzü taşıyor" buyurdu.

Sultan Mahmud Gaznevi, bütün Asya'ya hâkim olduğu zamanda, Harkan şehrine yakın gelmişti. Birkaç adamını, Harkan'a Şeyhe göndermiş ve onu yanına çağırmıştı. Şeyh hazretleri, bir özür beyan ederek gitmedi. Durum, Sultana bildirilince, "Haydi kalkın, demek ki o, bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim" dedi. Sonra kendi elbisesini Kadı İyad'a giydirdi ve kendisi de silahtar olarak, Kadı İyad'ın yanında Şeyhin evine girdi. Sultan selam verince, Şeyh hazretleri selamını aldı. Fakat ayağa kalkmadı. Sultan, Şeyhe; "Niçin ayağa kalkmadınız?" diye sorunca, Şeyh, "Madem ki seni öne geçirmişler, yanıma gel bakalım" dedi. Soruya o anda cevap vermedi.

Sultan Mahmud, Şeyhe; "Hocan Bayezid-i Bistami nasıl bir zat idi?" diye sordu. Şeyh: "O, öyle kâmil bir veli idi ki, onu görenler hidayete kavuşurdu" dedi. Sultan bu cevabı beğenmedi, "Ebu Cehil, Ebu Leheb gibiler, Fahr-i kâinat efendimizi çok defa gördüler. Fakat hidayete gelmediler?" dedi. Şeyh; "Ebu Cehl ve Ebu Leheb gibiler, insanların en üstününü Allahü teâlânın sevgili Peygamberi olarak görmediler. Ebu Talib'in yetimi olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer, Ebu Bekri Sıddık gibi bakarak, Resulullah olarak görselerdi, eşkıyalıktan, küfürden kurtulur, onun gibi kemale gelirlerdi" buyurdu. Sultan bu cevabı çok beğendi. Din büyüklerine olan sevgisi arttı.

Sultan Mahmud; "Bana nasihat ediniz" deyince Şeyh; "Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster" dedi. Sultan, Şeyhin önüne bir kese altın koydu. Buna karşılık Şeyh, sultanın önüne arpadan yapılmış bir yufka koydu. Sultan ekmekten bir lokma aldı. Fakat lokmayı yutamadı. Şeyh hazretleri; "Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin, şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alakamızı kestik. Şu altınları önümden alın" dedi. Sultan, paraları almak zorunda kaldı.

Sultan giderken, Şeyh ayağa kalktı. Sultan, "Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştin, fakat şimdi ayağa kalkıyorsun, niye?" diye sordu. Şeyh hazretleri; "Buraya padişahlık gururu ile beni imtihan için geldin. Şimdi ise derviş olarak gidiyorsun. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum" dedi.

Sultan, yaptığı bir gazada mağlup olmak üzere idi. Birden Şeyhin hırkasını eline alıp; "Ya İlahi! Şu hırkanın sahibinin yüzü suyu hürmetine, şu kâfirlere karşı bizi muzaffer kıl" diye dua etti. Düşman tarafında bir toz duman ortaya çıktı. Düşmanlar, bu toz-duman içinde bir şey görmeyerek, kılıçlarını birbirlerine vurdular ve kendi kendilerini öldürdüler. Sağ kalanları dağılıp gitti. O akşam Sultan Mahmud, rüyasında Şeyhi gördü. Şeyh, Sultana; "Allahü teâlânın dergahında, büyüklerimizin yüzü suyu hürmetine zafer kazandın" buyurdu.

Kıymetli sözlerinden birkaçı şöyledir:

"Allahü teâlâ için yaptığın her şey ihlastır. Halk için yaptığın herşey de riyadır."

"Şu iki kişinin çıkardığı fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyaya düşkün âlim ve ilimsiz sofu."

"Eğer bir mümini ziyaret edersen, hasıl olan sevabı, yüz adet kabul edilmiş nafile hac sevabı ile değiştirmemen lazımdır. Çünkü bir mümini ziyaret için verilen sevap, fakirlere verilen yüz bin altın sadakanın sevabından daha fazladır. Bir mümin kardeşinizi ziyaret edince, Allahü teâlânın rahmetine kavuşursunuz."

"Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber efendimizle yaşamış gibi olur. Eğer incitirse, Allahü teâlâ onun o günkü ibadetini kabul etmez."
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hasan sör :) padrocan Resim ve Karikatür 32 21.05.2008 18:13
Ula Hasan Sen Misun? GüLe_HaSReT Fıkra ve Mizah 6 11.01.2007 10:18
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin acohsny Dini Bilgi ve Eğitim 2 19.10.2005 21:08
Ebu-l Hasan Nedevi Ahmet76 Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 0 24.10.2003 13:39
Hasan en-Nedvi Ahmet76 Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 2 25.08.2003 14:44


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:27 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50