| Ey iman ettiğini iddia edenler … ! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.02.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 3.888
Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
Selahaddin Eyyübi Aralık 7, 2006 yazan: Yemen’den Diyarbakır’a kadar geniş bir bölgede hüküm süren(1) Eyyubîler Devleti’nin kurucusu olan Selahaddin Eyyubî melez bir aileden gelir. Şöyle ki: Eski ceddi Basra’dan Azerbaycan bölgesine nakledilen Yemen Araplarındandır. Orada Hezbahiyye Kürtleriyle karışmışlar, bu vesile ile de kendilerini bu kabileden kabul etmişler. Daha sonra Eyyubî ailesi Türklerle karışarak Türkleşmiştir.(2) Bütün bu ve buna benzer yorumlar Selahaddin Eyyubî’nin meziyetini, şahsiyetini ve mensubiyetini ortaya koymak içindir. Yoksa o zaman var olan devletlerin başında bulunan insanların şu veya bu ırktan olmaları bir şeyi değiştirmez. Çünkü hepsinin ortak adı “İslam Devleti” üst kimliği ile belirtilmektedir. Çünkü Abbasiler de dahil, sonraki tüm değişik adlarla anılan devletler hiçbir zaman tek bir ırktan müteşekkil olmamıştır. Bu yorumu yapmam, bazı tarihçilerin ve yazarların Selahaddin Eyyubî’yi bir ırka mal etmek için çaba sarf etmelerinden kaynaklanıyor. Selahaddin Eyyubî, müstakil bir devlet kurmak için gayret sarf etmemiş, sadece Nureddin Zengi’nin ölümünden sonra mevcut devletin dağılıp parçalanmasını önlemek için gayret etmiştir. Şu gerçeği ifade etmek gerekir ki, Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyubî’nin tarihi rollerini birbirinden ayırmak mümkün değil. Kendi halinde mütevazı bir insan iken Nureddin Zengi tarafından -kısmen de- zorla Mısır’a gönderilen Selahaddin Eyyubî, orada ortaya koyduğu başarılı icraatlarıyla dikkatleri üstüne çekti. Özellikle Mısır’ın idaresi eline geçtikten sonra, dünya onun gözünde bir hiç oldu. Şükür ve hamd etme aşkı gönlünde dalgalandı. Daha önce yaptığı kötülükleri terk ettiği gibi aynı zamanda tevbe etti. Len Paul: “Artık Selahaddin kendi şahsı ile ilgili olan şeylerde bir düzenlemeye girdi. Hayat prensiplerini sertleştirdi. O her zaman muttakî ve haramdan sakınan biri idi, ama şimdi bunu daha da katılaştırdı. Dünya zevk ü sefasını, eğlenceleri ve rahat bir hayat yaşama arzularını tamamen terk etti. Kendi davranışlarına, hareketlerine daha katı kurallar koydu. Arkadaşlarına karşı iyi bir örnek oldu. Bütün çalışmalarını, güçlü bir devlet kurmaya yoğunlaştırdı. Nitekim bir yerde şöyle dedi: “Allah bana Mısır’ı verince anladım ki, Filistin’i (Kudüs’ün fethini) de vermeyi nasip etmiştir. O zamandan itibaren Selahaddin’in amacı, ölünceye kadar İslam’a hizmet etmek, onu galip kılıp zafere eriştirmek oldu ve kafirlere karşı cihad etmeye söz verdi.”(3) demiştir. Mücadelesi-Cihadı Sultan Selahaddin, cihada aşıktı. Sultanın bu aşk derecesindeki halini ve heyecanını şu sözlerle tasvir edebiliriz: “Cihad aşkı, onun damarlarında çağlıyordu ve kalbini, kafasını kaplamıştı. Konuşmalarının konusu daima buydu. İşte bu cihad uğruna o, çoluk çocuğundan, sülalesinden, yuvasından ve bütün mal ve mülkünden ayrılmaya razı olmuş ve bir rüzgarın söküp atacağı bir çadırda yaşamaya katlanmıştı. Yemin edilebilir ki, cihad harekatı başladıktan sonra cihad ve mücahidlere yardım dışında hiçbir yere bir kuruş harcamadı. Cihad anında bir saftan bir safa atının üstünde koşturur, askerleri cihada özendirir, teşvik ederdi. Ordunun arasında dolaşarak, “Yâ lel İslam - İslam’a yardıma koşun.” diye bağırırdı. Gözlerinden de yaşlar boşanırdı.”(4) Görgü sahiplerinin Sultanı tanıtımları böyle. Bir defasında bir zâttan dinlemiştim. Onun hakkında konuşurken, halkın onun gülmeyen tavrından şikayetçi olur. Cuma imamı bunun üzerine hutbeden: “Eğer bir idareci tebaasına karşı güleryüzlü olmazsa onlardan bekleyeceği ilgi-saygı sureta olur.” der. Bu durumun kendisini ilgilendirdiğini düşünerek cumadan sonra Hoca’ya: “Galiba beni kastettiniz.” der. “Evet” diyen Hoca’ya: “Hocam Allah Rasulünün miraca çıktığı Mescid-i Aksa ecnebilerin elinde tutsak iken, Hz. Ömer’in emaneti Kudüs esirken, benden nasıl gülmemi isteyebilirsiniz?” der ve ağlamaya başlar. Nitekim bu duygu ve anlayış sonucu, Kudüs’ün fethini Allah, Selahaddin Eyyubî’ye nasip etti.Selahaddin Eyyubi, elinde kılıç, durmadan çarpışan insan görünümünde kabul edilmemeli. Onun aynı zamanda şehirlerin imarı ve ilim merkezlerinin oluşturulması konusundaki gayreti de takdire şayandır. “Bir tek namazımı bile cemaatsiz kılmadım.” diyen Sultan, dini inançlarına bağlı, gece namazlarına riayet ederdi. Hac yapmayı çok arzu etmesine rağmen bu vazifesini yapmadığına çok üzülürdü. Kur’an dinlemeyi çok sever, okunurken hep ağlardı. İbadetlerine ve güzel amellerine ek olarak idarecilik yönünden de üstünlükleri, güzel meziyetleri vardı. Adaleti, bağışlaması, yumuşak huyluluğu, cömertliği, mertlik ve asaletinin yanı sıra sabır, dürüstlük ve cesaretiyle de insanların beğenisini kazanan iyi bir insandı. Değerlendirme ve hakkında yazılanlar Bir davet üzerine gittiği Mısır’da hükümdar olan Selahaddin Eyyubî, bu makamını babasına devretmek ister. Babasına:- “Şu anda Mısır’ın sultanlığı, Mısır mülkünün idaresi senindir. Biz senin hizmetinde olacağız.” Babası: - “Ey oğlum! Allahu Teâlâ, seni bu göreve ehil olduğu için seçmiştir, başka sebeple değil.” diyerek bu görevi oğluna bırakır. Öyle ki Sultan, ortaya çıkan bu durum karşısında asla gururlanmaz. Hükümdar Nureddin Zengi’nin ve onun yerine geçen oğlu Nureddin Mahmut’a bağlılığını ifade etmiştir. İstememesine rağmen yer yer iktidar mücadelesi yapmak durumunda kalan Selahaddin’in hükümdarlık dönemini üç grupta toplayabiliriz. Mısır dönemi: Savunma. Şam (Suriye) dönemi: Hazırlık. Filistin dönemi: Taarruz. Bu üç dönemde de Sultan, Haçlıları Filistin ve civar beldelerden çıkarmayı hedefledi. Devletini kuvvetlendiren Sultan, artık gerekeni yapmalıydı ve yapmaya da başladı. Önce Hıttın savaşını kazandı. Bu zafer İslam dünyasının Selahaddin’e güvenini artırdı. Bundan dolayı şairler şiirleriyle, alimler vaazlarıyla Hükümdarı övmeye başladılar. Nitekim İmadeddin İsfehani: “Hıttın’de onların hükümdarının şerefini yerle bir ettin; küfürlerini bütünüyle ortadan kaldırdın.” İbnu”Saatî ise: “Üstün gayretlerinin, büyük bir fethi süsledi; Bu zaferle mü’minlerin gözleri nurlandı.” Kudüs’ün fethi esnasında mübarek beldede kan dökülmesin diye çok çaba sarf etti; kısmen de başardı. Haçlılar, terk ederken de çok ciddi tahribat yaparak gittiler. Bunun üzerine 4. Haçlı seferi Alman İmparatoru I. Friedrich, Fransa Kralı II. Philippe ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard 100.000 kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Bu savaş Remle Sulhunun yapılmasıyla neticelendi. Kendisine tevdi edilen görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışan Sultan, mazlum müslümanların yüzünü güldürdü. Öyle ki bir şair, onun ölümünden sonra şöyle söylüyor: “Bizim kendisine samimi bir şekilde itaat ettiğimiz, Allah’ın itaatkar kulu nerede? O kimse ki, faziletleriyle zamanı şereflendirdi. Üstün hasletleriyle, emsallerini geride bıraktı. Bütün ömrünü müdafaası uğrunda tükettiği İslam Dini mensuplarının hükümdarı oldu. Böyle olduğu halde, muhafızları ona niçin teslim ettiler. Kurtların dine üşüştüğü ve çobanlarının dini kurtlara teslim ettiği bir sırada, İslam’ı kurtaran ey ulu hükümdar! Alemlerin Rabbının rızası ve duası, Selahaddin Yusuf üzerine daim olsun.”(5) Nitekim 27 Safer 589 tarihinde Şam’da vefat etti. Allah’a kulluğu şiar edinen, insana hizmeti ibadet sayan, cihadı hayatın iksiri kabul eden yöneticilik ne güzel. Kaynaklar 1- Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 14, s. 233, Çağ Yayınları, Heyet 2- Selahaddin Eyyubî ve Devlet, Doç. Dr. Ramazan Şeşen, s. 10, Çağ Yayınları 3- İslam Önderleri Tarihi, Ebu’l-Hasan en-Nedvi, Kayhan Yayınları, c. 1, s. 342-343 4- a.g.e., s. 343-344 5- Dini Siyasi Kültürel Sosyal İslam Tarihi, Prof. H. İbrahim Hasan, c.5, s. 139. http://asrisaadet.wordpress.com/2006...haddin-eyyubi/
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| Ey iman ettiğini iddia edenler … ! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.02.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 3.888
Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Kudüs sancaktır Her Müslüman’ın gönlünde bir Kudüs hasreti yatar. Gönlünde Kudüs hasreti yatmayan bir Müslüman’ın yüreği işgale uğramış demektir. Kudüs Müslümanlar için sancaktır. Kudüs düşerse Müslümanların sancağı düşer. Tersi de geçerli: Kudüs’ü kaldıran, Müslümanların onurunu kaldırmıştır. Kim olursa olsun, o büyük ailemizin doğal lideridir. Müslümanların yeryüzünde egemen güç olup olmadığının en belirgin göstergesidir Kudüs. Kudüs’e bakın, eğer esirse, bilin ki Müslümanlar o günün dünyasında esirdirler. Eğer Kudüs özgürse, o zaman Müslümanların da özgür olduğuna karar verebilirsiniz. İslam, en geniş manada Allah’ın kâinatı yönettiği sistemin adıdır. Bir başka ifadeyle, İslam insanlığın değişmez değerlerinin öbür adıdır. Tüm peygamberler İslam’ın peygamberidir. Bu anlamda Kudüs dört dörtlük bir “İslam şehri”dir. Hz. İbrahim’in, Hz. İshak’ın, Hz. Yakub’un ve daha birçok İslam peygamberinin ayak izini taşıyan mübarek Filistin coğrafyasının atan kalbidir Kudüs. İslam’ın peygamberleri olan Hz. Davud ve Hz. Süleyman şehre damgasını vurdu. Tarih boyunca Firavunlar, Nemrutlar ve onların izini sürdüren zalim ve tağutların anıt yapıları, Allah’a karşı küstahça böbürlenmelerini ele verir. Tağutlar anıt yapılarını en yüksek tepelere yaparlar. Tağutların mütehakkim edaları yapılarına yansır. Tevhid ve adalet ehli peygamberlerin yapılarıyla, tağutların yapıları arasındaki fark zihniyet farkıdır. Hz. İbrahim’in Kâbe’sinin vadinin en dibinde, çukur bir yerde olması boşuna değildir. Kâbe mimarisinin verdiği mesaj, insanın Allah’a şükürden bile aciz olduğunun mesajıdır. Kudüs’ün kalbi olan Mabed’in verdiği mesaj da aynıdır. İki “melik peygamber” eliyle yapıldığı halde “Ben insan eseriyim” diye haykırır. İkisi de kulları kula kul etmek için değil, kulları Allah’a kulluğa çağırmak için yapılmışlardır. Kudüs sancağı tarihte iki kez düşer. Birinci düşüş Kadim Haçlı Seferleri sırasında vuku bulur. 1099-1187 arasında bu esaret 88 yıl sürer. Hicretin 17. yılında Kudüs’ün anahtarları, Patrik Sophronios (Soferonius) tarafından Hz. Ömer’e teslim edilirken bir devir-teslim belgesi hazırlanır. Hz. Ömer’in hilafet mührüyle tasdik ettiği bu belgede komutan sahabilerden Halid b. Velid, Amr b. As, Ebu Ubeyde b. El-Cerrah’ın imzaları da şahit olarak yer alır. Bu belgede yazılı şartların başında şehrin oralı olmayan Yahudilerin yerleşimine açılmama şartı da vardır. Kudüs sancağının düştüğü dönem, büyük ailemizin tarihinde tam anlamıyla bir “fetret dönemi”dir. Haçla seferleri fetret döneminin sebebi değil, sonucu idi. Müslümanlar fetrete girdiği için Haçlılar savaş açabildi, Haçlılar savaş açtığı için Müslümanlar fetret dönemine girmedi. Müslümanların fetret dönemine girmelerinin sebeplerinin başında taklit, tefrika ve taassup gelir. Büyük İslam komutanı Selahaddin Eyyubi eliyle Kudüs’ün yeniden fethi, Müslümanların fetretine son vermiştir. Eminim ki, Kudüs’ün yeniden fethi İstanbul’un fethinin habercisi olmuştur. Kudüs fethedilmeden İstanbul fethedilemezdi. Kudüs ile İstanbul arasında dün de kader bağı vardı, bugün de. Onun için Kudüs esir düşerse İstanbul kan ağlar. Bunu görmek için İstanbul’un yüzüne değil yüreğine bakmak şart. 40 yıl önce gerçekleşen Kudüs’ün ikinci düşüşü, Yeni-Haçlılar tarafından İslam coğrafyasının bağrına saplanan İsrail hançeri eliyle gerçekleşir. Yeni Haçlı Seferlerini eskilerinden ayıran tek fark, yenisinde İslam’a karşı savaşta Yahudilere de rol verilmiş olmasıdır. Evet, Kudüs sancağının ikinci düşüşü kesinlikle Yeni Haçlı Seferidir ve Müslümanların da “ikinci fetret dönemi”dir. İngiliz ordusu, gönüllü Yahudi taburlarının da eşlik ettiği birliklerle Kudüs’e girdiğinde (1917), çanlar sadece 1. Cihan harbinde Alman-Osmanlı cephesine karşı ittifak eden ülkelerin başkentlerinde çalmakla kalmamış, Haçlı dayanışmasının göstergesi olarak, Osmanlı müttefiki Viyana’da da çalmıştı. İsterseniz bu resme, İngiliz General Alenby’nin şu küstahlığını da ekleyebilirsiniz: İngiliz işgal ordusu Şam’a girer. Generalin ilk olarak Selahaddin’in mezarına varır. General bir yandan mezarı tekmelerken, bir yandan da şöyle söylemektedir: “İşte döndük ey Selahaddin!” Bunu diyebilmek için, tam 8 asır Kudüs rüyası görmüş olmaları gerekir. Şimdi kalkıp Alenby’nin yerli taşeronları, hepi topu bir insan ömrü kadarcık varlıklarıyla rüyalarımıza ipotek koyacaklar, öyle mi? Ve bize bu uzun süren fetreti, başımıza konmuş “devlet kuşu” diye yutturacaklar? “Aman kıpırdamayın, sonra kuş uçar!” numarası çekecekler? Hadi canım sen de!.. Kudüs sevdası, Kur’an durdukça sürecektir. http://mustafaislamoglu.com/makalele...Makale_id=1555
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| SALAH KEEPS TOGETHER ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 15.04.2006
Mesajlar: 280
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Cok güzel..Allah sizden razi olsun insaAllah..
__________________ "Islam" insanin degismez degerlerinin öbür adidir... | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 764
Teşekkür etti: 2
9 Teşekkür 9 Mesaja aldı
|
VAR EDENİN ADIYLA Konunun girizgaz bölümünde verilen bilgililere '' ALLAH ALLAH '' diyemeden edemedim. Hele yukardan alıntıladığım şu cümleye bayıldım. '' Bu yorumu yapmam, bazı tarihçilerin ve yazarların Selahaddin Eyyubî’yi bir ırka mal etmek için çaba sarf etmelerinden kaynaklanıyor. '' Muhteşem bir analiz (!) Bilgilendirğiniz için teşekkürler.
__________________ Belledikleri kalıpların dışında konuşulduğunda ırzına geçildiğini sananlarda vardır. (Bilge KARASU) |
| | |
| Ey iman ettiğini iddia edenler … ! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.02.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 3.888
Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| asil okudun icin ben tesekkür ederim
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| Ey iman ettiğini iddia edenler … ! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.02.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 3.888
Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul 18/8/2000 Amman, Cidde, Mekke ve Medine'yi kapsayan, ışıklarını uzaktan hüzün ve hasretle temaşa ettiğimiz işgal altındaki Kudüs'e teğet geçen dolu dolu bir ziyaretin buğusu hâlâ yüreğimde tütüyor. Bu yazıyı, söz konusu buğunun gümüş tülleri altında 'gurbet' ve 'sıla', 'hasret' ve 'vuslat' kavramlarının anlamlarını takas ettiği, sözün sınırlarına sığmayan eleğimsağma duygular eşliğinde kaleme alıyorum. Mekke nedir, İstanbul ne? Medine nedir, Kudüs ne? "Ne?" diye sordum, "Neresidir?" demeye dilim varmadı. Kurban kuşakların zihninde, yüreğinin haritası Misak-ı Milli'den ötesine uzanamayan küçük adamların zihninde bu isimler sıradan bir "mekana" indirgenmiş olabilir. Değil, vallahi değil. Mekke'yi, Medine'yi, Kudüs'ü, İstanbul'u yalnızca mekanlardan bir mekana indirgemek, Kâbe'yi mimarinin konusu olan kübik bir taş yapıya, Haceru'l-Esved'i jeolojinin konusu olan bir granit parçasına, Fuzuli'nin Su Kasidesi'ndeki 'su'yu H20'ya, Nesimi'nin Gül Gazeli'ndeki 'gül'ü botaniğin konusu olan bir 'bitki'ye, 'Osman' adını "yılan yavrusu" mânâsına gelen etimolojik anlamına indirgemek kadar abes ve komiktir. Bu kentler sıradan kentler değil; ruhu var bu kentlerin, onu ruhunu karartmamış olanlar fark eder ve onlarla diyalojik bir iletişime girebilir. Kalbi var bu kentlerin; onların nabız atışını duyabilecek bir kulağı olanlar bilir. Söyleyecek çok sözü var bu şehirlerin, tabi ki dilinden anlayana... Eğer, gerçekten duysaydık bu şehirlerin sesini, ahu enininden yanına yaklaşmaya cesaret edebilir miydik dersiniz? Bendeniz, sanmıyorum. Çünkü bu şehirlerin ruhuna yapılan tecavüzler, hatırasina yapılan ihanetler kitaplara sığmaz. Amma ki bir ana kucağı gibi; haşarı çocuklarının ihanetlerine aldırmadan onlara şefkat ve merhamet kucaklarını açmayı sürdürüyorlar. Bağırlarına basıyor, onları rahmet memelerinden kana kana emziriyorlar. Mekke'nin Kur'an'daki adlarından biri de "Ummu'l-kura". "Kentlerin Anası" anlamına gelir . Onun için İstanbul Mekke'nin manevi çocuğudur. Üsküdar, onun için "Harem"dir. Harem adının kendisine Harem-i Şerif'i hatırlatmadığı insanların İstanbul'a bakışı, sıradan bir Gebze-Harem hattı dolmuş şoförünün bakışından ne kadar derin, ne kadar anlamlı olabilir ki? Ya Kudüs? Kudüs adı ne anlam ifade ediyor bu günün "Şarkı görmez garbı bilmez görgüden yok vayesi / Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi" dizelerinde tasvir edilen tuzu kuru kuşakları için? Kudüs ki, bir değil bin 'ah' ile anılsa adı yeridir; yüreğe saplanmış bir hançerin acısı gibi bir acı Kudüs acısı. Osmanlı İslam ordularının yenilgisi üzerine Şam'a giren Fransız ordu komutanının Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi'nin sandukasını tekmeleyerek "İşte döndük ey Selahaddin!" dediğinin üzerinden 80 küsür yıl geçti. Fakat Selahaddin'e ve onun çocuklarına olan kin hâlâ bitmiş değil. Bu kini, İsrail sınırından içeriye adım attığınızda eğer Müslüman'sanız bir terörist muamelesi görmenizden anlıyorsunuz. Bu kin bana bir yerlerden tanıdık geldi; bulmak için zihnimi fazla zorlamadım: Kendi öz vatanımdan... Kendi kendime şunu sordum: Türkiye'yi imanlı insanlar için yarı açık bir cezaevi haline getiren yönetici akılla İsrail'deki yönetici akıl arasındaki benzerlik huydan mı, soydan mı? Sahi, hangisi hangisinden besleniyor? Doğrusu ben bir karar veremedim. Mekke, Medine acısı daha farklı bir acı; İstanbul acısına biraz benziyor. Faslı bir entellektüelle Harem-i Şerif'te sohbet ederken, benim yakındığım hususu o benden önce dile getirdi: Ümmetin kalbi burada atıyor, fakat buraya gelen ümmetin seçkin çocuklarını burada birbirinden haberdar edecek, bir araya gelerek müşterek sorunlarını konuşacak ortak bir mekan dahi yok. Suudi yetkililere buradan çağrı yapıyorum: Vebal altındasınız. Mukaddes mekanların emaneti geçmişte başkalarındaydı, şimdiyse sizde. Eğer emanete sadakat gösterilmezse emanetçi değiştirilir. Bu Allah'ın değişmez yasasıdır. En azından Mekke'de Medine'de, ümmetin müşterek sorunlarının konuşulacağı ortak mekanlar tahsis edilmeli. Oraya gelen alim, mütefekkir ve aydınlar birbirlerini tanımalı, düşüncelerini paylaşmalı, fikir alışverişinde bulunmalı. Bunu gerçekleştirmenin, eğer istenirse çok zor olmadığını düşünüyorum. Haremeyn'e hizmet, Kur'an'ın da ifade buyurduğu gibi müşriklerin de yapıp öğündüğü bir şeydi; asıl olan Allah'ın en muhteşem 'harem' olarak yarattığı yüreğin sahibi olan insana ve insanlığa hizmet ve sorunlarına çözüm üretmektir. Her şeyden önce, bu mazlum ve mağdur ümmet birgün tekrar dirilecekse, bu dirilişte en büyük rolü Heremeyn ve tabii ki hacc ve umre ibadeti üstlenecektir. İstanbul'un, Kahire'nin, Tahran'ın, Kudüs'ün geleceği Mekke ve Medine'nin rolünü gereği gibi oynamasına bağlı. Mekke hüzünlenirse, İstanbul ağlar: Siz duymuyor musunuz hıçkırık seslerini? ( 18 Ağustos 2000 ) http://mustafaislamoglu.com/makalele...&Makale_id=240
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| Ey iman ettiğini iddia edenler … ! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.02.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 3.888
Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Unutmayacağız! Bazı anlar olur, içinizden ağlamak gelir, fakat ağlayamazsınız. Ya öfkeniz tavana vurduğu için, ya da yaşadıklarınız karşısında nutkunuz tutulduğu için... Yumruklarınızı ve dişlerinizi sıkarsınız. Göğsünüz daralır, gözünüz kararır, bir hoş olursunuz. Bu toprakların bunca ihanete sahne olması karşısında söz dağarcığınız tükenir. "Bunu da mı görecektik?" dersiniz. "Bu milletin günahı bu kadar mı büyük Allahım!" dersiniz. "Bu ülkenin kaderi sırtından hançerlenmek midir?" dersiniz. "Bu ülkeyi hasbelkader eline geçiren azınlığın, 65 milyonun yüzünü kızartmaya ne hakları var?" dersiniz. Ta ciğerden bir "âh!" çeker ve hepsini Allah'a havale edersiniz. 50 yıl öncesinin Haganah terör çetesinin azılı bir üyesi, şimdilerde işgalci İsrail'in Başbakanı Ariel Şaron'un Türkiye'ye gelişi, bu ülke için yüz karasıdır. İşgalci Fransa'ya karşı verdiği kurtuluş savaşı sırasında Türkiye'yi yönetenler Cezayir halkına da ihanet etmişti. BM'de, Mazlum Cezayir'i değil, zalim Fransa'yı desteklemişti. Fransa'ya karşı verdiği kurtuluş mücadelesinde, bir milyon şehit vermişti Cezayir. Sadece Setif katliamında 100 bine yakın insan hunharca katledilmişti. Türkiye'yi yönetenler Fransa'nın yanında yer almakla, bu bir milyon şehidin ruhunu sızlattılar. Türkiye'nin Müslüman halkı, yönetenlerin bu ihanetini hiç tasvip etmedi. Hep nefretle andı. Bu reddinin bir nişanesi olarak, o yıllarda doğan çocuklara "Cezayir" adını verdi. Fakat bu ülkeyi yöneten sınıflar, kendi halkına karşı Fransız kalmış bir avuç azınlıktı. Kültürel devşirme idiler. Onun için de halkın duygularını ezip geçtiler. Kendilerini devşirenlerin safında yer aldılar. Cezayir'e karşı entelektüel ataları Fransa'yı desteklediler. Bu ülkenin 'kurtuluş savaşı' sırasında, Cezayirli, Libyalı, Hindistanlı Müslüman kadınların bileziklerini ve alyanslarını gönderdiklerini görmezden geldiler. Cezayir'in büyük âlimi Abdulhamid b. Badis'in, Türk-Yunan savaşı sırasında nasıl çırpındığını zaten hiç bilmediler. Türkiye'yi yönetenlerin tavrı yalnız Cezayir halkını değil, tüm İslam toplumlarını şaşkına çevirdi. Sıradan insanlar bunu anlamakta zorlandılar. Türkiye'nin din değiştirdiğini, toptan irtidat ettiğini düşünmeye başladılar. Oralarda yaşayan orta yaşın üstündeki birçok sıradan insan, hâlâ bu düşüncededir. Bu ihanet yıllarca unutulmadı. En sonunda, Türkiye halkı adına, Turgut Özal Cezayir halkından özür diledi. Kabahat bu halkın değil, devleti halka rağmen yönetenlerindi. Ve devlet, halkının yüzünü kızartan bu suçtan dolayı özür diliyordu Cezayir halkından. Fakat, özür dilemesi gereken birileri daha vardı: Kendi halkı. Çünkü, onun yüzünü kızartmıştı. Onun duygularını incitmiş, inancını ve hatıralarını hiçe saymıştı. Hâlâ bu halkın bir "özür" alacağı var. Ve bu alacak, şimdi ikiye katlandı; Sabra ve Şatila katliamının sorumlusu olan bir savaş suçlusunu bu ülkeye davet edenler sayesinde... Şaron, çoluk çocuk, kadın ihtiyar 2000 Filistinli mültecinin hunharca katlinden sorumluydu. Şaron'un İşgal altındaki Mescid-i Aksa'ya girerek gerçekleştirdiği provokasyon, 500 Filistinli'nin canına malolmuştur. O Şaron ki, işgal altındaki Kudüs için, "Birleşik Kudüs" ve "Ebedi başkent" laflarını edebilmiştir. Dünyanın başka hiçbir yerinde söylemeye cesaret edemeyeceği bu sözleri söylemesine, Ankara izin vermiş, adeta teşvik etmiştir. Bu bir suç ortaklığı, katliama yardım ve yataklıktır. Bu, İsrail'in işgalini reddeden BM kararlarını ve uluslararası kamuoyunu da hiçe saymaktır. Bu cesareti ona verenleri bu millet unutmayacaktır. Bu millet, savaş suçlusunu bağrına basan Ankara'ya er-geç özür diletecektir. Bu milletin bir ferdi olarak ben kendi payıma, "çevresi mübarek kılınan" esir Kudüs'ten ve Mescid-i Aksa'dan özür diliyorum. Bizim halimizi en iyi Kudüs anlar, diyorum. Çöplük haline getirilen Hz. Süleyman'ın inşa ettiği İslam mabedini temizletip inşa ederek tekrar ibadete açan Hz. Ömer'in ruhundan özür diliyorum. Hz. Ömer ne kadar Hz. Musa'nın ve Süleyman'ın varisiyse, Şaron da, bir o kadar Firavun'un ve mabedi yerle bir eden Titus'un varisidir. Kudüs'ü tarihin kara bir vaktinde işgalden kurtararak tüm İslam ümmetinin yüzünü ve bahtını ağartan Selahaddin Eyyubi'nin ruhundan özür diliyorum. Filistin'in büyük mücahidi ve şehit müftüsü Emin el-Huseyni'nin ruhundan özür diliyorum. Sabra ve Şatila mülteci kamplarında bir gece yarısı hunharca katledilen Filistin'in mazlum çocuklarının, analarının, ihtiyarlarının ruhlarından özür diliyorum. Daha 17'sinde, körpe bedenini İsrail tanklarına kurban veren "Güneyin Gelini" Sena Haydali'nin ruhundan özür diliyorum. Henüz birkaç ay evvel, babasının kucağında kurşun yağmuruna tutulup dünyanın gözü önünde canice katledilen 12 yaşındaki Muhammed Cemal'in ruhundan özür diliyorum. http://mustafaislamoglu.com/makalele...&Makale_id=774
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. ~ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |